⚖️SADAKAT  YÜKÜMLÜLÜĞÜ-KUSUR BELİRLENMESİ-DAVA AÇILMASINDAN SONRAKİ OLAYLAR

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2014/8606 Esas – 2014/26096 Karar

  • Karar Tarihi: 19.12.2014

  • Yerel Mahkeme: Seferihisar Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi (24.12.2013 günlü, E:2011/250, K:2013/325)

💡 ÖZET Evlilik birliğinden doğan sadakat yükümlülüğü (TMK m. 185/3), boşanma davasının açılmasıyla sona ermez; boşanma hükmünün kesinleşmesine kadar aynen devam eder. Dava açılmasından sonra meydana gelen ve somut delillerle desteklenen sadakatsizlik iddiaları, kusur belirlemesini, dolayısıyla boşanmanın mali sonuçları olan nafaka ve tazminat taleplerini doğrudan etkileyecek niteliktedir. Mahkemece, dava sürecinde ileri sürülen bu yeni vakıa üzerinde durularak, hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) kapsamında taraflardan açıklama istenmesi ve delillerin birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekir. Eksik incelemeyle kurulan yerel mahkeme hükmü Yargıtayca bozulmuştur.

⚖️ UYUŞMAZLIK VE MADDİ VAKIA Davacı-karşı davalı kadın tarafından evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak açılan boşanma davası ile davalı-karşı davacı koca tarafından açılan evliliğin nispi butlan sebebiyle iptali, olmadığı takdirde boşanma talepli karşı davanın yapılan yargılaması sonucunda yerel mahkemece bir hüküm kurulmuştur. Hüküm, davacı-karşı davalı kadın tarafından her iki boşanma davası ve fer’ileri yönünden temyiz edilmiştir.

Davacı-karşı davalı kadın, temyiz dilekçesinin eki olarak sunduğu beyanında, davalı-karşı davacı kocanın davanın açılmasından sonraki bir tarihte bir başkasıyla düğün yaparak birlikte yaşamaya başladığını ileri sürmüş; bu iddiasını desteklemek üzere düğün davetiyeleri ve fotoğrafları delil olarak dosyaya sunmuştur.

🎯 GEREKÇE Türk Medeni Kanunu’nun 185/3. maddesi uyarınca eşlerin birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğü, boşanma kararı kesinleşinceye kadar hukuken varlığını korur. Eşlerden birinin bu yükümlülüğe aykırı davranışı dava tarihinden sonra gerçekleşmiş olsa bile, bu iddia soyut kalmayacak şekilde delillendirildiği takdirde mahkemenin bu hususu göz ardı etmesi mümkün değildir. Sadakatsizlik vakıasının sabit olup olmaması, tarafların kusur oranlarının belirlenmesinde ve buna bağlı olarak TMK m. 174/1-2 uyarınca takdir edilecek maddi-manevi tazminat ile TMK m. 175’te düzenlenen yoksulluk nafakası taleplerinde belirleyici role sahiptir.

Davacı-karşı davalı kadının sonradan sunduğu fotoğraf ve düğün davetiyeleri, davayı ve hükmü temelden etkileyecek nitelikte yeni bir hadisedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 31. maddesinde düzenlenen “Hâkimin davayı aydınlatma ödevi” uyarınca, mahkemenin bu yeni iddia ve deliller hakkında taraflardan açıklama istemesi, tarafların beyanlarını alarak bu çerçevede bir inceleme yapması zorunludur. Sonradan sunulan bu deliller toplanıp değerlendirilmeden, evlilik birliğinin devamı süresince gerçekleşen kusur dağılımı ve derecesi netleştirilmeden karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Temyiz edilen yerel mahkeme hükmünün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebinin niteliğine göre davacı-karşı davalı kadının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, tebliğden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 19.12.2014

✍️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, aile hukuku uygulamasında sıkça düşülen “dava açıldıktan sonra taraflar özgürdür” yanılgısını kesin bir dille ortadan kaldıran emsal bir içtihattır. Yargıtay, boşanma davası devam ederken eşlerin sadakat yükümlülüğünün aynen devam ettiğinin altını kalın çizgilerle çizmektedir. Dava açıldıktan sonra bir başkasıyla evlilik benzeri ilişki kuran, düğün yapan ya da birlikte yaşayan eş, bu eylemi nedeniyle “tam veya ağır kusurlu” konuma gelebilir. Kararın usuli açıdan en kıymetli yönü ise HMK m. 31’deki hâkimin davayı aydınlatma ödevine yapılan atıftır. Yargıtay mahkemeye, “Önüne gelen yeni ve somut delili görmezden gelemezsin, gerekirse tarafları çağırıp bu düğün davetiyesini ve fotoğrafları sormak, gerçeği ortaya çıkarmak zorundasın” diyerek pasif bir yargılama yerine maddi gerçeği arayan aktif bir yargılama modelini işaret etmiştir. Bu durum, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışların yargılama sırasında kanıtlanması durumunda davadaki tarafların kusur durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini izah etmektedir. *Buradaki yorum bağlayıcı değildir.

🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2014/8606 Esas - 2014/26096 Karar Karar Tarihi: 19.12.2014 Yerel Mahkeme: Seferihisar Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi (24.12.2013 günlü, E:2011/250, K:2013/325) 💡 ÖZET Evlilik birliğinden doğan sadakat yükümlülüğü (TMK m. 185/3), boşanma davasının açılmasıyla sona ermez; boşanma hükmünün kesinleşmesine kadar aynen devam eder. Dava açılmasından sonra meydana gelen ve somut delillerle desteklenen sadakatsizlik iddiaları, kusur belirlemesini, dolayısıyla boşanmanın mali sonuçları olan nafaka ve tazminat taleplerini doğrudan etkileyecek niteliktedir. Mahkemece, dava sürecinde ileri sürülen bu yeni vakıa üzerinde durularak, hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) kapsamında taraflardan açıklama istenmesi ve delillerin birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekir. Eksik incelemeyle kurulan yerel mahkeme hükmü Yargıtayca bozulmuştur. ⚖️ UYUŞMAZLIK VE MADDİ VAKIA Davacı-karşı davalı kadın tarafından evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak açılan boşanma davası ile davalı-karşı davacı koca tarafından açılan evliliğin nispi butlan sebebiyle iptali, olmadığı takdirde boşanma talepli karşı davanın yapılan yargılaması sonucunda yerel mahkemece bir hüküm kurulmuştur. Hüküm, davacı-karşı davalı kadın tarafından her iki boşanma davası ve fer'ileri yönünden temyiz edilmiştir. Davacı-karşı davalı kadın, temyiz dilekçesinin eki olarak sunduğu beyanında, davalı-karşı davacı kocanın davanın açılmasından sonraki bir tarihte bir başkasıyla düğün yaparak birlikte yaşamaya başladığını ileri sürmüş; bu iddiasını desteklemek üzere düğün davetiyeleri ve fotoğrafları delil olarak dosyaya sunmuştur. 🎯 GEREKÇE Türk Medeni Kanunu'nun 185/3. maddesi uyarınca eşlerin birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğü, boşanma kararı kesinleşinceye kadar hukuken varlığını korur. Eşlerden birinin bu yükümlülüğe aykırı davranışı dava tarihinden sonra gerçekleşmiş olsa bile, bu iddia soyut kalmayacak şekilde delillendirildiği takdirde mahkemenin bu hususu göz ardı etmesi mümkün değildir. Sadakatsizlik vakıasının sabit olup olmaması, tarafların kusur oranlarının belirlenmesinde ve buna bağlı olarak TMK m. 174/1-2 uyarınca takdir edilecek maddi-manevi tazminat ile TMK m. 175'te düzenlenen yoksulluk nafakası taleplerinde belirleyici role sahiptir. Davacı-karşı davalı kadının sonradan sunduğu fotoğraf ve düğün davetiyeleri, davayı ve hükmü temelden etkileyecek nitelikte yeni bir hadisedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 31. maddesinde düzenlenen "Hâkimin davayı aydınlatma ödevi" uyarınca, mahkemenin bu yeni iddia ve deliller hakkında taraflardan açıklama istemesi, tarafların beyanlarını alarak bu çerçevede bir inceleme yapması zorunludur. Sonradan sunulan bu deliller toplanıp değerlendirilmeden, evlilik birliğinin devamı süresince gerçekleşen kusur dağılımı ve derecesi netleştirilmeden karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Temyiz edilen yerel mahkeme hükmünün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebinin niteliğine göre davacı-karşı davalı kadının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, tebliğden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 19.12.2014

⚖️BOŞANMA VE MAL REJİMİ ÖNCESİ MAL KAÇIRMA İDDİASI – Kayınvalide Adına Tescil Edilen Taşınmazlar Yönünden Muvazaa (Nam-ı Müstear) İddiasının Kanıtlanamaması 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2023/2304 Esas – 2026/520 Karar

  • Karar Tarihi: 07.04.2026

  • Yerel Mahkeme: Seferihisar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (14.02.2023 günlü, E:2021/219, K:2023/136)

💡 ÖZET Eşler arasında devam eden veya yaklaşan boşanma davası sürecinde, katılma alacağından mal kaçırmak amacıyla taşınmazın kayınvalide (nam-ı müstear) adına muvazaalı olarak tescil edildiği iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil davasında; arsa alım tarihinde taraflar arasında derdest bir boşanma davasının bulunmaması, evlilik birliğinin devam ediyor olması ve davacının eşinin kendi parasıyla bu taşınmazı alıp annesi adına tescil ettirdiğine dair iddiasını somut delillerle kanıtlayamaması durumunda muvazaa iddiası sübut bulmaz. İlk derece mahkemesince davanın reddine yönelik verilen karar usul ve esasa uygun bulunarak davacı vekilinin istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.

⚖️ UYUŞMAZLIK VE MADDİ VAKIA Davacı kadın, davalı erkek ile aralarında boşanma ve mal rejiminin tasfiyesi davalarının bulunduğunu; eşinin kendisinden mal kaçırmak amacıyla Seferihisar’daki dubleks iki villanın arsasını kendi parasıyla satın almasına rağmen kayınvalidesi olan diğer davalı adına tescil ettirdiğini, ardından da ortağı olduğu şirket ile annesi arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlettiğini ileri sürmüştür. Davacı, taşınmazların tapu kaydının iptali ile davalı eşi adına tescilini talep etmiştir.

Davalılar vekili ise, arsanın davalının annesi (diğer davalı) tarafından kendi birikimiyle satın alındığını, iddiaların tamamen soyut ve haksız olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesi, arsanın satın alındığı 24.03.2017 tarihinde eşler arasında derdest bir boşanma davası olmadığını, şirket devrinin de boşanma davası açıldıktan çok sonra yapıldığını, dolayısıyla mal kaçırma kastının kanıtlanamadığını belirterek davayı reddetmiştir. Davacı vekili; kayınvalidenin emekli maaşı dışında geliri olmadığını, arsa rayici ile bankadan ödenen bedel arasında fahiş fark bulunduğunu ve tarafların geçmişten gelen şiddetli geçimsizliğinin mal kaçırma fikrini doğurduğunu ileri sürerek istinaf yoluna başvurmuştur.

🎯 GEREKÇE Dava, Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 19. maddesi kapsamında açılmış muvazaa (danışıklı işlem) nedenine dayalı iptal ve tescil istemine ilişkindir. Danışıklı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilerin zarara uğratılması bir haksız eylem niteliğinde olduğundan, hakkı zedelenen üçüncü kişiler bu işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Bu tür davalarda, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 283. maddesi uyarınca muvazaalı işlemin iptaline gerek olmaksızın doğrudan haciz ve satış istenebilmesi asıl amaçtır.

Somut uyuşmazlık incelendiğinde; davacı, boşanma davası süren eşinin annesini “nam-ı müstear” (gizli isim) olarak kullanıp gerçekte kendi parasıyla aldığı taşınmazı annesi adına tescil ettirdiğini iddia etmiştir. Ancak dosya kapsamına toplanan deliller, banka kayıtları ve dinlenen tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde, taşınmaz bedelinin davalı eş tarafından karşılandığı ve kayınvalidenin nam-ı müstear olarak hareket ettiği hususu davacı tarafça hukuken kabul edilebilir somut delillerle kanıtlanamamıştır. İlk derece mahkemesinin vakıa tespiti ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davacının istinaf iddiaları yerinde görülmemiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, bakiye 552,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, istinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davalılar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, tebliğden itibaren iki hafta içinde Yargıtay yolu açık olmak üzere 07.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

✍️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, aile hukukundan kaynaklanan mal rejiminin tasfiyesi davaları öncesinde veya sırasında, eşlerin birbirlerinden mal kaçırmak amacıyla “nam-ı müstear” (başkasının adına tescil) yoluna başvurduğu iddialarında ispat yükünün önemli ölçüde sertleştirmiştir. İİK 283. maddesi gereğince tanık dahil her türlü delille muvazaanın ispatı mümkündür. Mahkeme, muvazaa iddiası kanıtlansaydı bile tapunun tamamen iptal edilip eşin üzerine tescil edilmeyeceğini, “çoğun içinde az da vardır” kuralı gereğince davacı eşe sadece o taşınmaz üzerinden borç miktarınca haciz ve satış isteme yetkisi verileceğini hatırlatarak usul ekonomisi yönünden önemli bir karar vermiştir. *Karar Yargıtay Aşamasındadır. Buradaki yorum bağlayıcı değildir.

🏛KARAR KÜNYESİ Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2023/2304 Esas - 2026/520 Karar Karar Tarihi: 07.04.2026 Yerel Mahkeme: Seferihisar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (14.02.2023 günlü, E:2021/219, K:2023/136) ÖZET Eşler arasında devam eden veya yaklaşan boşanma davası sürecinde, katılma alacağından mal kaçırmak amacıyla taşınmazın kayınvalide (nam-ı müstear) adına muvazaalı olarak tescil edildiği iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil davasında; arsa alım tarihinde taraflar arasında derdest bir boşanma davasının bulunmaması, evlilik birliğinin devam ediyor olması ve davacının eşinin kendi parasıyla bu taşınmazı alıp annesi adına tescil ettirdiğine dair iddiasını somut delillerle kanıtlayamaması durumunda muvazaa iddiası sübut bulmaz. İlk derece mahkemesince davanın reddine yönelik verilen karar usul ve esasa uygun bulunarak davacı vekilinin istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir. UYUŞMAZLIK VE MADDİ VAKIA Davacı kadın, davalı erkek ile aralarında boşanma ve mal rejiminin tasfiyesi davalarının bulunduğunu; eşinin kendisinden mal kaçırmak amacıyla Seferihisar'daki dubleks iki villanın arsasını kendi parasıyla satın almasına rağmen kayınvalidesi olan diğer davalı adına tescil ettirdiğini, ardından da ortağı olduğu şirket ile annesi arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlettiğini ileri sürmüştür. Davacı, taşınmazların tapu kaydının iptali ile davalı eşi adına tescilini talep etmiştir. Davalılar vekili ise, arsanın davalının annesi (diğer davalı) tarafından kendi birikimiyle satın alındığını, iddiaların tamamen soyut ve haksız olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesi, arsanın satın alındığı 24.03.2017 tarihinde eşler arasında derdest bir boşanma davası olmadığını, şirket devrinin de boşanma davası açıldıktan çok sonra yapıldığını, dolayısıyla mal kaçırma kastının kanıtlanamadığını belirterek davayı reddetmiştir. Davacı vekili; kayınvalidenin emekli maaşı dışında geliri olmadığını, arsa rayici ile bankadan ödenen bedel arasında fahiş fark bulunduğunu ve tarafların geçmişten gelen şiddetli geçimsizliğinin mal kaçırma fikrini doğurduğunu ileri sürerek istinaf yoluna başvurmuştur. GEREKÇE Dava, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19. maddesi kapsamında açılmış muvazaa (danışıklı işlem) nedenine dayalı iptal ve tescil istemine ilişkindir. Danışıklı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilerin zarara uğratılması bir haksız eylem niteliğinde olduğundan, hakkı zedelenen üçüncü kişiler bu işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Bu tür davalarda, İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 283. maddesi uyarınca muvazaalı işlemin iptaline gerek olmaksızın doğrudan haciz ve satış istenebilmesi asıl amaçtır. Somut uyuşmazlık incelendiğinde; davacı, boşanma davası süren eşinin annesini "nam-ı müstear" (gizli isim) olarak kullanıp gerçekte kendi parasıyla aldığı taşınmazı annesi adına tescil ettirdiğini iddia etmiştir. Ancak dosya kapsamına toplanan deliller, banka kayıtları ve dinlenen tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde, taşınmaz bedelinin davalı eş tarafından karşılandığı ve kayınvalidenin nam-ı müstear olarak hareket ettiği hususu davacı tarafça hukuken kabul edilebilir somut delillerle kanıtlanamamıştır. İlk derece mahkemesinin vakıa tespiti ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davacının istinaf iddiaları yerinde görülmemiştir. HÜKÜM / SONUÇ Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, bakiye 552,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, istinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davalılar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, tebliğden itibaren iki hafta içinde Yargıtay yolu açık olmak üzere 07.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ÇEKİŞMELİ BOŞANMA – Eşin Düzenli Geliri Olmasının Tedbir Nafakasına Engel Teşkil Etmeyeceği – Sosyal Medyadaki Güven Sarsıcı Görseller Nedeniyle Tam Kusur Sayılması ve Tazminatların Artırılması

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2023/1913 Esas – 2026/564 Karar

  • Karar Tarihi: 06.04.2026

  • Yerel Mahkeme: İzmir 8. Aile Mahkemesi (27/04/2023 günlü, E:2022/703, K:2023/255)

💡 ÖZET Boşanma davası sürecinde, kadının düzenli emekli maaşının, taşınmazlarının ve kira gelirinin bulunması yoksulluk nafakası almasını engellese de evlilik birliğinin ortak giderlerine güç oranında katılma yükümlülüğü (TMK m. 169) uyarınca tedbir nafakası almasına engel teşkil etmez. Eş ve çocuklara ilgisizlik, uzun süreli küslükler ve sosyal medyadaki güven sarsıcı paylaşımlarla tam kusurlu olduğu ispatlanan koca aleyhine, ilk derece mahkemesince takdir edilen maddi ve manevi tazminat miktarları az bulunarak 140.000’er TL’ye yükseltilmiş; kadının istinaf başvurusu bu yönlerden kısmen kabul edilmiştir.

⚖️ UYUŞMAZLIK VE MADDİ VAKIA Davacı kadın 06.03.2018 tarihinde açtığı dava ile davalı kocasının  ilgisizliği, sorumsuzluğu, psikolojik şiddeti, sadakatsizliği, zorunlu ihtiyaçları karşılamaması ve uzun süreli küslükler çıkarması gibi nedenlerle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ileri sürmüştür. Davacı; boşanma kararıyla birlikte 250.000 TL maddi, 250.000 TL manevi tazminat, aylık 1.500 TL nafaka ve aile konutunun kendisine tahsisini talep etmiştir. Davalı erkek ise iddiaların asılsız olduğunu, eşini sevdiğini ve evliliği sürdürmek istediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk derece mahkemesince verilen ilk kararın dairece bozulmasının ardından yapılan yargılamada yerel mahkeme; tarafların boşanmalarına, kadın lehine 20.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminata hükmetmiş, kadının düzenli geliri olduğu gerekçesiyle nafaka taleplerini tamamen reddetmiştir. Karara karşı davacı kadın tazminatların azlığı ve nafaka yönünden, davalı erkek ise kusur ve davanın esası yönünden istinaf yoluna başvurmuştur.

🎯 GEREKÇE Dosya kapsamı, tanık beyanları ve sosyal medya incelemelerine göre; davalı erkeğin ailesine ilgisiz davandığı, uzun süreli küslükler yaratarak duygusal şiddet uyguladığı ve Facebook üzerinde başka kadınlarla paylaştığı fotoğraflarla güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu sabittir. Her ne kadar davalı bu görsellerin doğa yürüyüşü esnasında çekildiğini savunmuşsa da mahkemenin erkeğe sadakatsizlik değil “güven sarsıcı hareket” kusuru yüklemesi ve erkeğin tam kusurlu kabul edilmesi hukuka uygundur.

Nafakalar yönünden yapılan incelemede; davacı kadının kendi evinde oturması, emekli maaşının ve kira gelirlerinin bulunması karşısında yoksulluk nafakası isteme şartları (TMK m. 175) oluşmamıştır. Ancak tedbir nafakası (TMK m. 169) yoksulluk nafakasından farklıdır. Boşanma davası sürecinde de eşlerin birliğin giderlerine (elektrik, su, aidat vb.) güçleri oranında katılma zorunluluğu devam eder. Kadının gelirinin olması tedbir nafakasına engel olmayıp sadece miktarın tayininde gözetilir. Bu nedenle kadın lehine dava tarihinden itibaren geçerli aylık 750 TL tedbir nafakası takdir edilmiştir. Tazminat miktarları ise tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile paranın alım gücü karşısında az bulunduğundan, 140.000 TL maddi ve 140.000 TL manevi tazminat olarak düzeltilmiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ 1- Davalı erkeğin istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2- Davacı kadının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yerel mahkeme hükmünün düzeltilerek; davacı lehine 140.000 TL maddi ve 140.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, 3- Davacı kadın lehine dava tarihi olan 06.03.2018’den boşanma hükmünün kesinleştiği tarihe kadar geçerli olmak üzere aylık 750 TL tedbir nafakası verilmesine, kadının fazlaya ilişkin nafaka ve aile konutu tahsisi taleplerinin reddine, 4- İstinaf harç ve giderlerinin hükümde belirtilen şekilde mahsubuna ve tahsiline, tebliğden itibaren iki hafta içinde Yargıtay yolu açık olmak üzere 06.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

✍️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, uygulamada sıklıkla karıştırılan tedbir nafakası ile yoksulluk nafakası ayrımını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yerel mahkemelerin “kadının geliri var, o halde nafaka alamaz” şeklindeki toptancı yaklaşımı, BAM tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına atıf yapılarak bozulmuştur. Boşanma aşamasında dahi olsalar, tarafların ayrı yaşasalar bile evlilik birliğinin getirdiği sabit idari ve cari giderlere (elektrik, su, iletişim vb.) ortak katılım sağlama yükümlülüğü (TMK 169) devam eder; eşin çalışıyor olması bu hakkı yok etmez, sadece miktar tayininde rol oynar. Kararın bir diğer önemli boyutu ise “güven sarsıcı davranış” ile “sadakatsizlik” arasındaki ince çizgidir. Sosyal medyadaki paylaşımlar doğrudan fiziksel bir aldatmayı kanıtlamasa dahi, evlilik birliğinin gerektirdiği karşılıklı güven ortamını zedelediği an tam kusur teşkil etmekte ve artırılan güncel tazminat miktarlarına doğrudan etki etmektedir. *Bu karar Yargıtay Aşamasındadır. Buradaki yorum bağlayıcı değildir.

ÇEKİŞMELİ BOŞANMA - Eşin Düzenli Geliri Olmasının Tedbir Nafakasına Engel Teşkil Etmeyeceği - Sosyal Medyadaki Güven Sarsıcı Görseller Nedeniyle Tam Kusur Sayılması ve Tazminatların Artırılması 🏛️ KARAR KÜNYESİ Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2023/1913 Esas - 2026/564 Karar Karar Tarihi: 06.04.2026 Yerel Mahkeme: İzmir 8. Aile Mahkemesi (27/04/2023 günlü, E:2022/703, K:2023/255) 💡 ÖZET Boşanma davası sürecinde, kadının düzenli emekli maaşının, taşınmazlarının ve kira gelirinin bulunması yoksulluk nafakası almasını engellese de evlilik birliğinin ortak giderlerine güç oranında katılma yükümlülüğü (TMK m. 169) uyarınca tedbir nafakası almasına engel teşkil etmez. Eş ve çocuklara ilgisizlik, uzun süreli küslükler ve sosyal medyadaki güven sarsıcı paylaşımlarla tam kusurlu olduğu ispatlanan koca aleyhine, ilk derece mahkemesince takdir edilen maddi ve manevi tazminat miktarları az bulunarak 140.000'er TL'ye yükseltilmiş; kadının istinaf başvurusu bu yönlerden kısmen kabul edilmiştir. ⚖️ UYUŞMAZLIK VE MADDİ VAKIA Davacı kadın 06.03.2018 tarihinde açtığı dava ile davalı kocasının  ilgisizliği, sorumsuzluğu, psikolojik şiddeti, sadakatsizliği, zorunlu ihtiyaçları karşılamaması ve uzun süreli küslükler çıkarması gibi nedenlerle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ileri sürmüştür. Davacı; boşanma kararıyla birlikte 250.000 TL maddi, 250.000 TL manevi tazminat, aylık 1.500 TL nafaka ve aile konutunun kendisine tahsisini talep etmiştir. Davalı erkek ise iddiaların asılsız olduğunu, eşini sevdiğini ve evliliği sürdürmek istediğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince verilen ilk kararın dairece bozulmasının ardından yapılan yargılamada yerel mahkeme; tarafların boşanmalarına, kadın lehine 20.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminata hükmetmiş, kadının düzenli geliri olduğu gerekçesiyle nafaka taleplerini tamamen reddetmiştir. Karara karşı davacı kadın tazminatların azlığı ve nafaka yönünden, davalı erkek ise kusur ve davanın esası yönünden istinaf yoluna başvurmuştur. 🎯 GEREKÇE Dosya kapsamı, tanık beyanları ve sosyal medya incelemelerine göre; davalı erkeğin ailesine ilgisiz davandığı, uzun süreli küslükler yaratarak duygusal şiddet uyguladığı ve Facebook üzerinde başka kadınlarla paylaştığı fotoğraflarla güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu sabittir. Her ne kadar davalı bu görsellerin doğa yürüyüşü esnasında çekildiğini savunmuşsa da mahkemenin erkeğe sadakatsizlik değil "güven sarsıcı hareket" kusuru yüklemesi ve erkeğin tam kusurlu kabul edilmesi hukuka uygundur. Nafakalar yönünden yapılan incelemede; davacı kadının kendi evinde oturması, emekli maaşının ve kira gelirlerinin bulunması karşısında yoksulluk nafakası isteme şartları (TMK m. 175) oluşmamıştır. Ancak tedbir nafakası (TMK m. 169) yoksulluk nafakasından farklıdır. Boşanma davası sürecinde de eşlerin birliğin giderlerine (elektrik, su, aidat vb.) güçleri oranında katılma zorunluluğu devam eder. Kadının gelirinin olması tedbir nafakasına engel olmayıp sadece miktarın tayininde gözetilir. Bu nedenle kadın lehine dava tarihinden itibaren geçerli aylık 750 TL tedbir nafakası takdir edilmiştir. Tazminat miktarları ise tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile paranın alım gücü karşısında az bulunduğundan, 140.000 TL maddi ve 140.000 TL manevi tazminat olarak düzeltilmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ 1- Davalı erkeğin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2- Davacı kadının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yerel mahkeme hükmünün düzeltilerek; davacı lehine 140.000 TL maddi ve 140.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, 3- Davacı kadın lehine dava tarihi olan 06.03.2018'den boşanma hükmünün kesinleştiği tarihe kadar geçerli olmak üzere aylık 750 TL tedbir nafakası verilmesine, kadının fazlaya ilişkin nafaka ve aile konutu tahsisi taleplerinin reddine, 4- İstinaf harç ve giderlerinin hükümde belirtilen şekilde mahsubuna ve tahsiline, tebliğden itibaren iki hafta içinde Yargıtay yolu açık olmak üzere 06.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️NAKAFA ALACAĞI – İTİRAZIN İPTALİ VE İCRA İNKAR TAZMİNATI İSTEMİ – Boşanma Davası Sırasında Hükmedilen Tedbir Nafakası Alacağı – Ara Karardan Önce Yapılan Ödemelerin Hukuki Niteliği – Ahlaki Ödevin Yerine Getirilmesi – İcra İnkar Tazminatı Koşullarının Oluşmaması

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2021/561 Esas – 2023/913 Karar

  • Karar Tarihi: 29/05/2023

  • Yerel Mahkeme: İzmir 14. Aile Mahkemesi (02/02/2021 günlü, 2019/720 Esas – 2021/60 Karar)

💡 DAVA ÖZETİ Davacı vekili; boşanma davası kapsamında hükmedilen aylık 15.000,00 TL tedbir nafakası alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine davalının haksız şekilde itiraz ettiğini ileri sürmüştür. Takip tarihinden sonra haricen yapılan 130.000,00 TL dışındaki ödenmeyen 155.000,00 TL asıl alacak yönünden itirazın iptaline, takibin devamına ve %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

📌 CEVAP ÖZETİ Davalı vekili; boşanma davası ile nafaka ara kararı arasındaki dönemde davacı eşe destek olmak ve nafaka ihtiyacını karşılamak amacıyla ortak çocuk vasıtasıyla aylık ödemeler yapıldığını, nafaka miktarına yakın nitelikteki bu düzenli ödemelerin nafaka borcuna mahsup edilmesi gerektiğini, bakiye borcun da ödendiğini savunarak davanın reddini ve %20 oranında icra inkar tazminatının tahsilini istemiştir.

📌 YARGILAMA SÜRECİ VE İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; taraflar arasında görülmekte olan boşanma davası sırasında henüz tedbir nafakasına hükmolunmadan davacının oğlu tarafından annesine yapılan ve dekontlarda alacağın nedenine ilişkin bir açıklama bulunmayan ödemelerin, mahkemece hükmolunan tedbir nafakasına mahsuben yapılmış nafaka ödemesi olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulü ile 155.000 TL asıl alacak yönünden itirazın iptaline, takibin devamına ve 31.000 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

⚖️ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ GEREKÇESİ İstinaf dairesi, uyuşmazlığı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 355 çerçevesinde incelemiştir:

  1. Nafakaya Mahsup Yönünden: Davalı tarafça yapıldığı belirtilen ödemelerin yapıldığı tarihlerde, henüz mahkemece nafakaya ilişkin verilmiş bir ara kararı ve mahkeme hükmü bulunmamaktadır. Bu aşamada eşe yardım amaçlı yapılan ödemeler Türk Borçlar Kanununun 78/2 maddesi gereğince ahlaki ödevin yerine getirilmesi niteliğindedir. Dekontlarda açıklama bulunmaması ve ödemelerin nafakaya mahsuben yapıldığının kabulüne olanak bulunmaması nedeniyle davalının esasa ilişkin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.

  2. İcra İnkar Tazminatı Yönünden: Davacı tarafın, haricen yapıldığı sabit olan 130.000,00 TL’yi mahsup etmeden ödeme emri düzenlenmesine neden olduğu, borçlunun bu miktar yönünden itirazında haklı olduğu, bakiye 155.000,00 TL yönünden borçlu olup olmadığı ise ancak yargılama sonunda belirlendiğinden borçlu aleyhine İİK’nın 67/2. maddesindeki icra inkar tazminatı koşullarının oluştuğu kabul edilemez. Mahkemece tazminata hükmedilmesi isabetsizdir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davalı tarafın istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile ilk derece mahkemesi kararındaki icra inkar tazminatına yönelik hüküm fıkrasının kaldırılmasına, bu konuda gerekçenin DÜZELTİLMESİNE ve “Davacının yasal koşulları oluşmayan icra inkar tazminatı talebinin reddine,” şeklinde yeniden HÜKÜM KURULMASINA, davalı tarafın diğer istinaf itirazlarının ESASTAN REDDİNE, Yargıtay nezdinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere OY BİRLİĞİ ile karar verildi.

✍️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, aile hukuku ve icra hukuku pratiklerinde sıkça karşılaşılan iki kritik uyuşmazlığa doğrudan açıklık getirmektedir. İlk olarak, boşanma davası devam ederken mahkemece henüz resmi bir tedbir nafakasına hükmedilmeden önce “eşe yardım” veya “destek” amacıyla (özellikle de ortak çocuklar vasıtasıyla ve açıklamasız dekontlarla) yapılan ödemelerin hukuki niteliği netleştirilmiştir. Mahkeme, bu tür ödemeleri Türk Borçlar Kanunu’nun 78/2 maddesi kapsamında “ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi” olarak kabul etmiş ve sonradan bağlanan nafakaya geriye dönük olarak mahsup edilemeyeceğine hükmetmiştir. Nafaka borcunun peşin ödenmesi gereken yapısı ve dekontlardaki açıklama eksikliği davalı aleyhine sonuç doğurmuştur.

İkinci önemli husus ise icra inkar tazminatının likit (belirli) alacak şartıdır. Davacı alacaklının, takip öncesinde haricen tahsil ettiği 130.000,00 TL’yi icra dosyasında mahsup etmeden doğrudan toplam bakiye üzerinden ödeme emri göndermesi, borçlunun kısmi itirazında haklı olduğunu göstermiştir. Kalan 155.000,00 TL’lik kısmın borç olup olmadığı ise ancak yargılama neticesinde (hakim kararıyla) belirlenebildiğinden, alacağın bu aşamada likit ve muayyen olmadığı kabul edilmiş; böylece borçlu aleyhine haksız yere hükmedilen %20 icra inkar tazminatı BAM tarafından iptal edilmiştir. *Buradaki yorum bağlayıcı değildir.

NAKAFA ALACAĞI - İTİRAZIN İPTALİ VE İCRA İNKAR TAZMİNATI İSTEMİ - Boşanma Davası Sırasında Hükmedilen Tedbir Nafakası Alacağı - Ara Karardan Önce Yapılan Ödemelerin Hukuki Niteliği - Ahlaki Ödevin Yerine Getirilmesi - İcra İnkar Tazminatı Koşullarının Oluşmaması 🏛️ KARAR KÜNYESİ Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2021/561 Esas - 2023/913 Karar Karar Tarihi: 29/05/2023 Yerel Mahkeme: İzmir 14. Aile Mahkemesi (02/02/2021 günlü, 2019/720 Esas - 2021/60 Karar) 💡 DAVA ÖZETİ Davacı vekili; boşanma davası kapsamında hükmedilen aylık 15.000,00 TL tedbir nafakası alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine davalının haksız şekilde itiraz ettiğini ileri sürmüştür. Takip tarihinden sonra haricen yapılan 130.000,00 TL dışındaki ödenmeyen 155.000,00 TL asıl alacak yönünden itirazın iptaline, takibin devamına ve %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. 📌 CEVAP ÖZETİ Davalı vekili; boşanma davası ile nafaka ara kararı arasındaki dönemde davacı eşe destek olmak ve nafaka ihtiyacını karşılamak amacıyla ortak çocuk vasıtasıyla aylık ödemeler yapıldığını, nafaka miktarına yakın nitelikteki bu düzenli ödemelerin nafaka borcuna mahsup edilmesi gerektiğini, bakiye borcun da ödendiğini savunarak davanın reddini ve %20 oranında icra inkar tazminatının tahsilini istemiştir. 📌 YARGILAMA SÜRECİ VE İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; taraflar arasında görülmekte olan boşanma davası sırasında henüz tedbir nafakasına hükmolunmadan davacının oğlu tarafından annesine yapılan ve dekontlarda alacağın nedenine ilişkin bir açıklama bulunmayan ödemelerin, mahkemece hükmolunan tedbir nafakasına mahsuben yapılmış nafaka ödemesi olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulü ile 155.000 TL asıl alacak yönünden itirazın iptaline, takibin devamına ve 31.000 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. ⚖️ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ GEREKÇESİ İstinaf dairesi, uyuşmazlığı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 355 çerçevesinde incelemiştir: Nafakaya Mahsup Yönünden: Davalı tarafça yapıldığı belirtilen ödemelerin yapıldığı tarihlerde, henüz mahkemece nafakaya ilişkin verilmiş bir ara kararı ve mahkeme hükmü bulunmamaktadır. Bu aşamada eşe yardım amaçlı yapılan ödemeler Türk Borçlar Kanununun 78/2 maddesi gereğince ahlaki ödevin yerine getirilmesi niteliğindedir. Dekontlarda açıklama bulunmaması ve ödemelerin nafakaya mahsuben yapıldığının kabulüne olanak bulunmaması nedeniyle davalının esasa ilişkin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir. İcra İnkar Tazminatı Yönünden: Davacı tarafın, haricen yapıldığı sabit olan 130.000,00 TL'yi mahsup etmeden ödeme emri düzenlenmesine neden olduğu, borçlunun bu miktar yönünden itirazında haklı olduğu, bakiye 155.000,00 TL yönünden borçlu olup olmadığı ise ancak yargılama sonunda belirlendiğinden borçlu aleyhine İİK'nın 67/2. maddesindeki icra inkar tazminatı koşullarının oluştuğu kabul edilemez. Mahkemece tazminata hükmedilmesi isabetsizdir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davalı tarafın istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile ilk derece mahkemesi kararındaki icra inkar tazminatına yönelik hüküm fıkrasının kaldırılmasına, bu konuda gerekçenin DÜZELTİLMESİNE ve "Davacının yasal koşulları oluşmayan icra inkar tazminatı talebinin reddine," şeklinde yeniden HÜKÜM KURULMASINA, davalı tarafın diğer istinaf itirazlarının ESASTAN REDDİNE, Yargıtay nezdinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere OY BİRLİĞİ ile karar verildi.

⚖️BOŞANMA DAVASINDA MİRASÇILARIN DAVAYA DEVAM ETMESİ – Vekaletnamede Özel Yetki ve Fotoğraf Bulunmaması Eksikliği – Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı Hakların Kullanılması – Özel Vekaletname ve Fotoğraf Zorunluluğu – Eksikliğin Kesin Süre İçinde Giderilmesi İhtarı 

  • 🏛️ KARAR KÜNYESİ

Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2026/660 Esas – 2026/753 Karar Karar Tarihi: 20/04/2026

💡 DAVA ÖZETİ İlk derece mahkemesinde görülmekte olan boşanma davasında, davacının vefat etmesi üzerine vasisi ve mirasçıları tarafından davaya devam edilmiş ve yerel mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan ön incelemede; davacı mirasçılarının vekillerine ait vekaletnamelerde boşanma davasını takibe yönelik özel yetki ile vekalet verenlerin fotoğraflarının yer almadığı tespit edilmiştir.

📌 YARGILAMA SÜRECİ VE MAHKEME KARARI Bölge Adliye Mahkemesi, boşanma davalarının kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanımı niteliğinde olduğunu, bu nedenle HMK uyarınca vekaletnamede özel yetki bulunmasının ve mevzuat gereği fotoğraf yer almasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Eksikliğin giderilmesi amacıyla davacı mirasçıları vekillerine kesin süre verilmesi; sunulmaması durumunda ise gerekçeli kararın ihtarname ile birlikte doğrudan mirasçı asillere usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu usuli eksikliklerin ilk derece mahkemesince tamamlanması adına dosyanın geri çevrilmesine karar verilmiştir.

⚖️ MAHKEME GEREKÇESİ  “…vasi vekili, davacı müteveffa mirasçısı vekillerine ait vekaletnamenin boşanma davasını takip etme yetkisini içerir özel yetki içermediği ve vekaletnamede davacı mirasçılarının fotoğraflarının bulunmadığı görülmüştür. Boşanma davası açmak veya açılan davayı takip etmek kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanımı niteliğindedir. Bu nedenle vekaletnamede bu konuda özel yetki bulunması zorunludur (HMK m.74). Noterlik Kanununun 80. ve Noterlik Kanunu Yönetmeliği’nin 93. maddesi gereğince bu nitelikteki vekaletnamede vekalet verenin fotoğrafının da bulunması zorunludur… Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında; anılan eksik hususların tamamlanması amacı ile dosyanın bu aşamada mahalli mahkemesine geri çevrilmesine…”

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Açıklanan gerekçelerle; usuli eksikliklerin ilk derece mahkemesince tamamlanması ve sonucuna göre istinaf incelemesi için yeniden gönderilmesi üzere dosyanın İLK DERECE MAHKEMESİNE GERİ ÇEVRİLMESİNE, esasın bu şekilde kapatılmasına, HMK 352. maddesi uyarınca kesin olmak üzere OY BİRLİĞİ ile karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların vekil aracılığıyla kullanılmasında usul kurallarına riayet, davanın esasına girilebilmesi için en temel ön şartlardan biridir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi’nin bu geri çevirme kararı, aile hukuku yargılamalarında vekalet ilişkisinin sınırlarını ve şekli şartlarını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

1. Sıkı Sıkıya Bağlı Haklar ve Özel Yetki Zorunluluğu: Boşanma davası açmak, açılan davayı takip etmek veya eşin vefatı halinde Türk Medeni Kanunu’nun 181/2. maddesi uyarınca sağ kalan eşin kusurunun tespiti amacıyla davaya devam etmek, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) madde 74 açıkça düzenlemektedir ki; vekilin boşanma gibi istisnai ve kişisel davaları yürütebilmesi için vekaletnamede özel bir yetkinin bulunması şarttır. Genel vekaletname ile bu nevi davaların takibi ve kanun yollarına başvurulması hukuken mümkün değildir.

BOŞANMA DAVASINDA MİRASÇILARIN DAVAYA DEVAM ETMESİ - Vekaletnamede Özel Yetki ve Fotoğraf Bulunmaması Eksikliği - Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı Hakların Kullanılması - Özel Vekaletname ve Fotoğraf Zorunluluğu - Eksikliğin Kesin Süre İçinde Giderilmesi İhtarı  🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2026/660 Esas - 2026/753 Karar Karar Tarihi: 20/04/2026 💡 DAVA ÖZETİ İlk derece mahkemesinde görülmekte olan boşanma davasında, davacının vefat etmesi üzerine vasisi ve mirasçıları tarafından davaya devam edilmiş ve yerel mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan ön incelemede; davacı mirasçılarının vekillerine ait vekaletnamelerde boşanma davasını takibe yönelik özel yetki ile vekalet verenlerin fotoğraflarının yer almadığı tespit edilmiştir. 📌 YARGILAMA SÜRECİ VE MAHKEME KARARI Bölge Adliye Mahkemesi, boşanma davalarının kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanımı niteliğinde olduğunu, bu nedenle HMK uyarınca vekaletnamede özel yetki bulunmasının ve mevzuat gereği fotoğraf yer almasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Eksikliğin giderilmesi amacıyla davacı mirasçıları vekillerine kesin süre verilmesi; sunulmaması durumunda ise gerekçeli kararın ihtarname ile birlikte doğrudan mirasçı asillere usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu usuli eksikliklerin ilk derece mahkemesince tamamlanması adına dosyanın geri çevrilmesine karar verilmiştir. ⚖️ MAHKEME GEREKÇESİ  "...vasi vekili, davacı müteveffa mirasçısı vekillerine ait vekaletnamenin boşanma davasını takip etme yetkisini içerir özel yetki içermediği ve vekaletnamede davacı mirasçılarının fotoğraflarının bulunmadığı görülmüştür. Boşanma davası açmak veya açılan davayı takip etmek kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanımı niteliğindedir. Bu nedenle vekaletnamede bu konuda özel yetki bulunması zorunludur (HMK m.74). Noterlik Kanununun 80. ve Noterlik Kanunu Yönetmeliği'nin 93. maddesi gereğince bu nitelikteki vekaletnamede vekalet verenin fotoğrafının da bulunması zorunludur... Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında; anılan eksik hususların tamamlanması amacı ile dosyanın bu aşamada mahalli mahkemesine geri çevrilmesine..." 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Açıklanan gerekçelerle; usuli eksikliklerin ilk derece mahkemesince tamamlanması ve sonucuna göre istinaf incelemesi için yeniden gönderilmesi üzere dosyanın İLK DERECE MAHKEMESİNE GERİ ÇEVRİLMESİNE, esasın bu şekilde kapatılmasına, HMK 352. maddesi uyarınca kesin olmak üzere OY BİRLİĞİ ile karar verildi.

⚖️ KARŞILIKLI BOŞANMA İSTEMİ – Eşlerin Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasına Neden Olan Vakıalarda Eşit Kusurlu Bulunmaları – Hukuka Aykırı Elde Edilen Gizli Görüntü Kayıtlarının Kusura Esas Alınamayacağı – Ceza Mahkemesinin Delil Yetersizliğine Dayalı Beraat Kararının Hukuk Hâkimini Bağlamayacağı – Çocukla Yatılı Şekilde Kişisel İlişki Kurulması Gerekliliği – Velayeti Kendisinde Olmayan Babaya Çocuk Hakkında Eğitim ve Sağlık Kurumlarında Doğrudan “Bilgi Edinme ve Ziyaret Hakkı” Tanınması – Nafaka Miktarlarının ve Yoksulluk Nafakasının Reddine İlişkin Gerekçenin Düzeltilmesi 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi

Esas / Karar No: 2018/2261 Esas – 2021/1011 Karar

Karar Tarihi: 15/06/2021

Yerel Mahkeme / Karar Bilgisi: İzmir Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi davası sonucu verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Maddi-Manevi Tazminat, Nafaka ve Velayet/Kişisel İlişki Talepleri

💡 DAVA VE İSTİNAF SÜRECİNİR ÖZETİ İlk derece mahkemesince tarafların açtığı karşılıklı boşanma davalarında taraflar eşit kusurlu kabul edilerek boşanmalarına, müşterek çocukla baba arasında sınırlı bir kişisel ilişki kurulmasına, kadın lehine tedbir nafakasına, çocuk lehine tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmesine, kadının yoksulluk nafakası ile tarafların tazminat taleplerinin ise reddine karar verilmiştir. Yerel mahkeme kararına karşı taraflar kusur oranları, kusur vakıaları, kişisel ilişkinin süresi, nafakalar ve tazminatlar yönünden kısmen karşılıklı olarak istinaf kanun yoluna başvurmuşlardır.

⚖️ DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE Dairece dosya kapsamı ve ceza mahkemesi ilamları incelenerek kusur tespiti yeniden yapılmıştır. Erkeğin “eşi ile ilgisizlik”, “hakaret” ve “müşterek konutun anahtarını değiştirerek kadının faydalanmasını engelleme” vakıalarıyla kusurlu olduğu; kadının ise “müşterek çocuğu göstermeme” ve tanık beyanlarına göre erkeğe yönelik tekmeyle vurma ve boğaz sıkma şeklinde “fiziksel şiddet” vakıalarıyla kusurlu olduğu tespit edilmiştir.

Kadın hakkında ceza mahkemesinde fiziksel şiddet yönünden verilen beraat kararının delil yetersizliğine dayandığı, BK 53 (TBK 74) uyarınca delil yetersizliğine dayalı beraat kararlarının hukuk hâkimini bağlamayacağı ve fiziksel şiddet için adli rapor olmasının zorunlu bulunmadığı vurgulanmıştır. Erkeğin yaptığı gizli görüntü çekimi nedeniyle ceza alıp almadığı hususunun kusura etkili olmadığı, hukuka aykırı elde edilen bu görüntülerin kusur tespitine esas alınamayacağı, kadına yüklenen fiziksel şiddette görüntülerin değil tanık beyanlarının dikkate alındığı belirtilmiştir. Dava açıldıktan sonra gerçekleşen sadakatsizlik iddialarının eldeki davada kusura esas alınamayacağı belirtilerek, sonuç olarak yerel mahkemenin tarafları eşit kusurlu bulma kararı yerinde görülmüş, ancak kusur gerekçeleri düzeltilmiştir. Eşit kusurlu eşler yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceğinden tarafların tazminat istinafları reddedilmiştir.

Müşterek çocuk ile baba arasında yerel mahkemece kurulan kişisel ilişkinin yetersiz olduğu, babalık duygusunun tatmini ve çocuğun gelişimi için ilişkinin yatılı ve uzun süreli olması gerektiği kararlaştırılmıştır. Çocuk için hükmedilen aylık 450 TL tedbir ve 550 TL iştirak nafakasının az olduğu görülerek bu miktarlar yeniden belirlenmiştir. Kadın lehine hükmedilen tedbir nafakasının, kadının dava aşamasında çalışmaya başlaması nedeniyle fazla olduğu değerlendirilerek aylık 300 TL’ye düşürülmüştür. Kadının yoksulluk nafakası talebinin yerel mahkemece “mesleği gereği iş bulabilir” gerekçesiyle reddedilmesi hatalı bulunmuş; kadının boşanmanın kesinleştiği tarihte SGK dökümlerine göre asgari ücretin üzerinde sürekli ve düzenli gelirinin bulunması gerekçesiyle reddi uygun görülerek yerel mahkeme kararı gerekçe yönünden düzeltilmiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

1- Tarafların istinaf başvurularının gerekçe düzeltilmesi ve aşağıda belirtilen hususlar yönünden ESASTAN KISMEN KABULÜNE, sair istinaf taleplerinin esastan reddi ile HMK 353/1-b-2 maddesi uyarınca YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE,

1-1-) a-) Müşterek çocuk ile baba arasında; her ayın 1 ncü ve 3 ncü Cumartesi günleri saat 10:00 ile Pazar günleri saat 17:00 arası, dini bayramların 2 nci günü saat 10:00 ile 3 ncü günü saat 17:00 arası, her yıl Temmuz ayının ilk günü saat 10:00 ile son günü saat 18:00 arası baba yanına verilerek TMK 182 nci maddesi gereğince yatılı ve kişisel ilişki tesisine,

b-) Çocuğun eğitim ve sağlığı konusunda bulunduğu okul ya da sağlık kuruluşu binasında idarenin belirleyeceği uygun yer ve süre içinde bir görevli yanında kişisel ilişki kurma kapsamında babaya BİLGİ EDİNME VE ZİYARET HAKKI VERİLMESİNE,

1-2-) Müşterek çocuk için dava tarihi olan 16.05.2016 tarihinden itibaren geçerli olmak ve aşamada belirlenen tedbir nafakası ile tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydı ile aylık 450 TL tedbir nafakasının erkekten alınarak kadına verilmesine, fazla talebin reddine,

1-3-) Müşterek çocuk için boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren ve aşamada belirlenen nafaka ile tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydı ile aylık 550 TL iştirak nafakasının erkekten alınarak kadına verilmesine, fazla talebin reddine,

1-4-) Kadın lehine dava tarihi olan 16.05.2016 tarihinden itibaren boşanma kararının kesinleştiği tarihe kadar devam etmek ve aşamada belirlenen tedbir nafakası ile tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydı ile aylık 300 TL tedbir nafakasının erkekten alınarak kadına verilmesine, fazla talebin reddine,

1-5-) Boşanmaya sebep olan olaylarda taraflar eşit kusurlu olduğundan, tarafların maddi ve manevi tazminat taleplerinin REDDİNE,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361/1 maddesi gereğince bu gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİYLE karar verildi. 15/06/2021

✍️DAVAPORT YORUMU

İzmir BAM 18. Hukuk Dairesi’nin bu kararı, aile hukuku ve boşanma yargılaması pratiği açısından iki kritik tespitiyle öne çıkmaktadır:

1. Velayeti Almayan Ebeveynin “Doğrudan” Bilgi Edinme ve Ziyaret Hakkı Kararda, velayeti kendisinde olmayan babaya, müşterek çocuğun eğitim ve sağlığı konusunda bulunduğu okul veya sağlık kuruluşu bünyesinde idarenin belirleyeceği usulle doğrudan BİLGİ EDİNME VE ZİYARET HAKKI tanınmıştır. Bu düzenleme; velayeti elinde bulunduran tarafın çocuğu göstermeme veya süreçlerden uzak tutma şeklindeki engellemelerini (ortak velayet olmasa dahi) pratik düzeyde aşmayı hedefleyen, çocuğun üstün yararı ile ebeveynlik hakkını dengeleyen oldukça yenilikçi ve vizyoner bir yaklaşımdır.

2. Hukuka Aykırı Deliller ve Kusur Tespiti Dengesi Yargılamada erkeğin eşinden gizli olarak yaptığı görüntü kayıtları nedeniyle ceza mahkemesinde HAGB kararı verilmiş ve bu kayıtlar “hukuka aykırı delil” sayılarak kusur tespitine esas alınmamıştır. Ancak daire, çok önemli bir ayrım yaparak; kadına yüklenen fiziksel şiddet kusurunda bu hukuka aykırı görüntülerin değil, olay anına bizzat şahit olan tanıkların somut ve yeminli beyanlarının esas alındığını belirtmiştir. Karar bu yönüyle, dosyada hukuka aykırı bir delilin varlığının, o delilden bağımsız olarak hukuka uygun diğer delillerle (tanık vb.) ispatlanan maddi vakıaları ve kusur tespitini sakatlamayacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

⚖️ KARŞILIKLI BOŞANMA İSTEMİ - Eşlerin Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasına Neden Olan Vakıalarda Eşit Kusurlu Bulunmaları - Hukuka Aykırı Elde Edilen Gizli Görüntü Kayıtlarının Kusura Esas Alınamayacağı - Ceza Mahkemesinin Delil Yetersizliğine Dayalı Beraat Kararının Hukuk Hâkimini Bağlamayacağı - Çocukla Yatılı Şekilde Kişisel İlişki Kurulması Gerekliliği - Velayeti Kendisinde Olmayan Babaya Çocuk Hakkında Eğitim ve Sağlık Kurumlarında Doğrudan "Bilgi Edinme ve Ziyaret Hakkı" Tanınması - Nafaka Miktarlarının ve Yoksulluk Nafakasının Reddine İlişkin Gerekçenin Düzeltilmesi  🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2018/2261 Esas - 2021/1011 Karar Karar Tarihi: 15/06/2021 Yerel Mahkeme / Karar Bilgisi: İzmir Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi davası sonucu verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Maddi-Manevi Tazminat, Nafaka ve Velayet/Kişisel İlişki Talepleri 💡 DAVA VE İSTİNAF SÜRECİNİR ÖZETİ İlk derece mahkemesince tarafların açtığı karşılıklı boşanma davalarında taraflar eşit kusurlu kabul edilerek boşanmalarına, müşterek çocukla baba arasında sınırlı bir kişisel ilişki kurulmasına, kadın lehine tedbir nafakasına, çocuk lehine tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmesine, kadının yoksulluk nafakası ile tarafların tazminat taleplerinin ise reddine karar verilmiştir. Yerel mahkeme kararına karşı taraflar kusur oranları, kusur vakıaları, kişisel ilişkinin süresi, nafakalar ve tazminatlar yönünden kısmen karşılıklı olarak istinaf kanun yoluna başvurmuşlardır. ⚖️ DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE Dairece dosya kapsamı ve ceza mahkemesi ilamları incelenerek kusur tespiti yeniden yapılmıştır. Erkeğin "eşi ile ilgisizlik", "hakaret" ve "müşterek konutun anahtarını değiştirerek kadının faydalanmasını engelleme" vakıalarıyla kusurlu olduğu; kadının ise "müşterek çocuğu göstermeme" ve tanık beyanlarına göre erkeğe yönelik tekmeyle vurma ve boğaz sıkma şeklinde "fiziksel şiddet" vakıalarıyla kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Kadın hakkında ceza mahkemesinde fiziksel şiddet yönünden verilen beraat kararının delil yetersizliğine dayandığı, BK 53 (TBK 74) uyarınca delil yetersizliğine dayalı beraat kararlarının hukuk hâkimini bağlamayacağı ve fiziksel şiddet için adli rapor olmasının zorunlu bulunmadığı vurgulanmıştır. Erkeğin yaptığı gizli görüntü çekimi nedeniyle ceza alıp almadığı hususunun kusura etkili olmadığı, hukuka aykırı elde edilen bu görüntülerin kusur tespitine esas alınamayacağı, kadına yüklenen fiziksel şiddette görüntülerin değil tanık beyanlarının dikkate alındığı belirtilmiştir. Dava açıldıktan sonra gerçekleşen sadakatsizlik iddialarının eldeki davada kusura esas alınamayacağı belirtilerek, sonuç olarak yerel mahkemenin tarafları eşit kusurlu bulma kararı yerinde görülmüş, ancak kusur gerekçeleri düzeltilmiştir. Eşit kusurlu eşler yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceğinden tarafların tazminat istinafları reddedilmiştir. Müşterek çocuk ile baba arasında yerel mahkemece kurulan kişisel ilişkinin yetersiz olduğu, babalık duygusunun tatmini ve çocuğun gelişimi için ilişkinin yatılı ve uzun süreli olması gerektiği kararlaştırılmıştır. Çocuk için hükmedilen aylık 450 TL tedbir ve 550 TL iştirak nafakasının az olduğu görülerek bu miktarlar yeniden belirlenmiştir. Kadın lehine hükmedilen tedbir nafakasının, kadının dava aşamasında çalışmaya başlaması nedeniyle fazla olduğu değerlendirilerek aylık 300 TL'ye düşürülmüştür. Kadının yoksulluk nafakası talebinin yerel mahkemece "mesleği gereği iş bulabilir" gerekçesiyle reddedilmesi hatalı bulunmuş; kadının boşanmanın kesinleştiği tarihte SGK dökümlerine göre asgari ücretin üzerinde sürekli ve düzenli gelirinin bulunması gerekçesiyle reddi uygun görülerek yerel mahkeme kararı gerekçe yönünden düzeltilmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ 1- Tarafların istinaf başvurularının gerekçe düzeltilmesi ve aşağıda belirtilen hususlar yönünden ESASTAN KISMEN KABULÜNE, sair istinaf taleplerinin esastan reddi ile HMK 353/1-b-2 maddesi uyarınca YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE, 1-1-) a-) Müşterek çocuk ile baba arasında; her ayın 1 ncü ve 3 ncü Cumartesi günleri saat 10:00 ile Pazar günleri saat 17:00 arası, dini bayramların 2 nci günü saat 10:00 ile 3 ncü günü saat 17:00 arası, her yıl Temmuz ayının ilk günü saat 10:00 ile son günü saat 18:00 arası baba yanına verilerek TMK 182 nci maddesi gereğince yatılı ve kişisel ilişki tesisine, b-) Çocuğun eğitim ve sağlığı konusunda bulunduğu okul ya da sağlık kuruluşu binasında idarenin belirleyeceği uygun yer ve süre içinde bir görevli yanında kişisel ilişki kurma kapsamında babaya BİLGİ EDİNME VE ZİYARET HAKKI VERİLMESİNE, 1-2-) Müşterek çocuk için dava tarihi olan 16.05.2016 tarihinden itibaren geçerli olmak ve aşamada belirlenen tedbir nafakası ile tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydı ile aylık 450 TL tedbir nafakasının erkekten alınarak kadına verilmesine, fazla talebin reddine, 1-3-) Müşterek çocuk için boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren ve aşamada belirlenen nafaka ile tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydı ile aylık 550 TL iştirak nafakasının erkekten alınarak kadına verilmesine, fazla talebin reddine, 1-4-) Kadın lehine dava tarihi olan 16.05.2016 tarihinden itibaren boşanma kararının kesinleştiği tarihe kadar devam etmek ve aşamada belirlenen tedbir nafakası ile tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydı ile aylık 300 TL tedbir nafakasının erkekten alınarak kadına verilmesine, fazla talebin reddine, 1-5-) Boşanmaya sebep olan olaylarda taraflar eşit kusurlu olduğundan, tarafların maddi ve manevi tazminat taleplerinin REDDİNE, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 361/1 maddesi gereğince bu gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİYLE karar verildi. 15/06/2021

⚖️EVLAT EDİNİLMENİN TESPİTİ DAVASI – 743 Sayılı Mülgâ Medeni Kanun Döneminde Alınan Evlat Edinme İzninin Noter Senedine Bağlanmaması – Resmi Senedin Evlatlık İlişkisinde Kurucu Şekil Şartı Olması – Mirasçıların Davaya Dahil Edilmesi Suretiyle Husumet Eksikliğinin Giderilmesi 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2025/412 Esas – 2025/618 Karar

  • İlk Derece Mahkemesi: Denizli 1. Aile Mahkemesi (2024/154 E. – 2024/488 K.)

  • Karar Tarihi: 06/03/2025

  • Karar Türü: Davacı Vekilinin İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi (HMK m. 353/1-b-1 – Temyiz Yolu Açık)

💡 DAVA VE YARGILAMA ÖZETİ Davacı (…) vekilleri, müteveffa (…)’in davacıyı evlat edinmek amacıyla 1984 yılında Sulh Hukuk Mahkesine açtığı davada evlat edinmeye izin kararı verildiğini; ancak söz konusu dönemde noter kanalıyla resmi senet düzenlenmesi gerektiği hususunda evlat edinenin yönlendirilmemesi sebebiyle noter işleminin eksik kaldığını ileri sürmüştür. Davacı, bu izin kararına dayanarak müteveffanın oğlu ve mirasçısı olarak nüfus kayıtlarına tescil edilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen ilk karar, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından “evlat edinildiğinin tespiti davasının müteveffanın mirasçılarını doğrudan ilgilendirdiği, bu nedenle mirasçıların davaya dahil edilerek tarafların teşkil ettirilmesi gerektiği” gerekçesiyle bozulmuştur.

Yerel mahkemece bozma ilamına uyularak müteveffanın tüm yasal mirasçıları davaya dahil edilmiş ve yapılan yargılama neticesinde; 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi uyarınca mahkemeden izin alındıktan sonra noterde resmi senet düzenlenmesinin evlatlık ilişkisinin kurucu unsuru olduğu, somut olayda bu şekil şartının tamamlanmadığı ve evlat edinenin vefat ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

📌 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN TESPİTLERİ VE GEREKÇESİ Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin ret kararını hukuka uygun bularak uyuşmazlığı şu temel hukuki esaslar çerçevesinde çözümlemiştir:

  1. Mülgâ Kanun Dönemindeki Şekil Şartı: 743 sayılı mülgâ Medeni Kanun düzenlemelerine göre, hukuken geçerli bir evlatlık ilişkisinin kurulabilmesi ikili bir şarta bağlanmıştır. Bunlardan birincisi sulh hakiminin evlat edinmeye izin vermesi, ikincisi ise bu izne dayanılarak noterde resmi senet (evlat edinme sözleşmesi) düzenlenmesidir.

  2. Resmi Senedin Kurucu Niteliği: Kanunun açık lafzı karşısında, noter huzurunda yapılacak resmi sözleşme evlatlık bağının kurulmasında geçerlilik değil, bir kurucu unsur (şekil şartı) niteliğindedir. Mahkemeden izin alınmış olsa dahi noter senedi tanzim edilmediği sürece evlatlık ilişkisi hukuken doğmaz.

  3. Eksikliğin Tamamlanamaması: Davacı ile müteveffa arasında noter senedinin düzenlenmemiş olması ve evlat edinenin bu süreç tamamlanmadan vefat etmiş bulunması karşısında, yasanın cevaz vermediği tescil talebinin reddine dair ilk derece mahkemesi hükmünde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır.

⚖️ MAHKEME GEREKÇESİ “Mülga medeni kanun düzenlemede yer alan sulh hakiminin izni ile yapılacak resmi bir senetle olacağını ve evlat edinme ilişkisinin bu şekilde kurulacağını açıkça belirtmiştir. Yani 743 sayılı Medeni Kanun uyarınca, hukuken geçerli bir evlatlık ilişkisi için mahkemece evlat edinmeye dair izin verilmiş olması ve noterce evlat edinme sözleşmesinin yapılmış olması gereklidir… özellikle davacı ile müteveffa arasında noterde düzenlenmiş bir evlat edinme sözleşmesinin bulunmadığının anlaşılmasına göre, usul ve yasaya uygun olan hükme yönelik yerinde bulunmayan istinaf itirazlarının Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE karar vermek gerekmektedir.”

 

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

  1. Denizli 1. Aile Mahkemesi’nin usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunan kararına yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK m. 353/1-b-1 uyarınca ESASTAN REDDİNE,

  2. İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, bakiye istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,

  3. HMK m. 361/1 maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 06/03/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Türk aile hukukunda evlat edinme kurumu, dönem şartlarına göre sıkı maddi ve şekli kurallara bağlanmıştır. 2002 öncesi yürürlükte olan eski Medeni Kanun (743 sayılı TKM) uygulamasında mahkemenin verdiği izin, tek başına evlatlık ilişkisini kurmaya yetmeyip sadece noterde yapılacak sözleşmeye vize niteliğindeydi. Bu kararda da vurgulandığı üzere, noter senedinin eksik olması durumunda taraflar uzun yıllar aile gibi yaşamış olsalar dahi nüfus kaydı tescili mümkün olmamaktadır. Temyiz aşamasında dürüstlük kuralı (TMK m. 2) üzerinden hakkın kötüye kullanılması argümanları ileri sürülse de, kurucu şekil noksanlığı nedeniyle Yargıtay’ın da bu katı lafzi yorumu sürdürdüğü bilinmektedir.

⚖️EVLAT EDİNİLMENİN TESPİTİ DAVASI – 743 Sayılı Mülgâ Medeni Kanun Döneminde Alınan Evlat Edinme İzninin Noter Senedine Bağlanmaması – Resmi Senedin Evlatlık İlişkisinde Kurucu Şekil Şartı Olması – Mirasçıların Davaya Dahil Edilmesi Suretiyle Husumet Eksikliğinin Giderilmesi  🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2025/412 Esas - 2025/618 Karar İlk Derece Mahkemesi: Denizli 1. Aile Mahkemesi (2024/154 E. - 2024/488 K.) Karar Tarihi: 06/03/2025 Karar Türü: Davacı Vekilinin İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi (HMK m. 353/1-b-1 - Temyiz Yolu Açık) 💡 DAVA VE YARGILAMA ÖZETİ Davacı (...) vekilleri, müteveffa (...)’in davacıyı evlat edinmek amacıyla 1984 yılında Sulh Hukuk Mahkesine açtığı davada evlat edinmeye izin kararı verildiğini; ancak söz konusu dönemde noter kanalıyla resmi senet düzenlenmesi gerektiği hususunda evlat edinenin yönlendirilmemesi sebebiyle noter işleminin eksik kaldığını ileri sürmüştür. Davacı, bu izin kararına dayanarak müteveffanın oğlu ve mirasçısı olarak nüfus kayıtlarına tescil edilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen ilk karar, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından "evlat edinildiğinin tespiti davasının müteveffanın mirasçılarını doğrudan ilgilendirdiği, bu nedenle mirasçıların davaya dahil edilerek tarafların teşkil ettirilmesi gerektiği" gerekçesiyle bozulmuştur. Yerel mahkemece bozma ilamına uyularak müteveffanın tüm yasal mirasçıları davaya dahil edilmiş ve yapılan yargılama neticesinde; 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi uyarınca mahkemeden izin alındıktan sonra noterde resmi senet düzenlenmesinin evlatlık ilişkisinin kurucu unsuru olduğu, somut olayda bu şekil şartının tamamlanmadığı ve evlat edinenin vefat ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 📌 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN TESPİTLERİ VE GEREKÇESİ Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin ret kararını hukuka uygun bularak uyuşmazlığı şu temel hukuki esaslar çerçevesinde çözümlemiştir: Mülgâ Kanun Dönemindeki Şekil Şartı: 743 sayılı mülgâ Medeni Kanun düzenlemelerine göre, hukuken geçerli bir evlatlık ilişkisinin kurulabilmesi ikili bir şarta bağlanmıştır. Bunlardan birincisi sulh hakiminin evlat edinmeye izin vermesi, ikincisi ise bu izne dayanılarak noterde resmi senet (evlat edinme sözleşmesi) düzenlenmesidir. Resmi Senedin Kurucu Niteliği: Kanunun açık lafzı karşısında, noter huzurunda yapılacak resmi sözleşme evlatlık bağının kurulmasında geçerlilik değil, bir kurucu unsur (şekil şartı) niteliğindedir. Mahkemeden izin alınmış olsa dahi noter senedi tanzim edilmediği sürece evlatlık ilişkisi hukuken doğmaz. Eksikliğin Tamamlanamaması: Davacı ile müteveffa arasında noter senedinin düzenlenmemiş olması ve evlat edinenin bu süreç tamamlanmadan vefat etmiş bulunması karşısında, yasanın cevaz vermediği tescil talebinin reddine dair ilk derece mahkemesi hükmünde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. ⚖️ MAHKEME GEREKÇESİ "Mülga medeni kanun düzenlemede yer alan sulh hakiminin izni ile yapılacak resmi bir senetle olacağını ve evlat edinme ilişkisinin bu şekilde kurulacağını açıkça belirtmiştir. Yani 743 sayılı Medeni Kanun uyarınca, hukuken geçerli bir evlatlık ilişkisi için mahkemece evlat edinmeye dair izin verilmiş olması ve noterce evlat edinme sözleşmesinin yapılmış olması gereklidir... özellikle davacı ile müteveffa arasında noterde düzenlenmiş bir evlat edinme sözleşmesinin bulunmadığının anlaşılmasına göre, usul ve yasaya uygun olan hükme yönelik yerinde bulunmayan istinaf itirazlarının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE karar vermek gerekmektedir." 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Denizli 1. Aile Mahkemesi'nin usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunan kararına yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK m. 353/1-b-1 uyarınca ESASTAN REDDİNE, İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, bakiye istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, HMK m. 361/1 maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 06/03/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

⚖️KARŞILIKLI VE BİRLEŞEN BOŞANMA DAVALARI – Derdestlik İtirazının Unsurları – Birleşen Davada Ön İnceleme Yapılması Zorunluluğu – Hukuki Dinlenilme Hakkı – Velayette İdrak Çağındaki Çocuğun Dinlenilmesi – Eksik İnceleme Nedeniyle Hükmün Kaldırılması ve Mahalline İadesi

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2017/1241 Esas – 2017/1838 Karar

  • İlk Derece Mahkemesi: İzmir 5. Aile Mahkemesi (2015/645 E. – 2017/149 K.)

  • Birleşen Mahkeme: İzmir 9. Aile Mahkemesi (2016/252 E. – 2016/236 K.)

  • Karar Tarihi: 13/10/2017

  • Karar Türü: Tarafların İstinaf Başvurusunun Kabulü İle Hükmün Kaldırılması (HMK m. 353/1-a-6 – Kesin Karar)

💡 DAVA VE ŞKAYET ÖZETİ Asıl Dava: Davacı-karşı davalı kadın, eşinin her gece geç saatlere kadar sosyal medyada (Facebook, Instagram) vakit geçirdiğini, başka kadınlarla sadakat yükümlülüğünü ihlal edecek boyutta iletişim kurduğunu, ATV motor yarışlarına merak saldığını ve başka bir kadınla (Esra) yurt dışına (Barcelona) gittiğini iddia ederek boşanma, nafaka ile toplam 2.000.000,00 TL maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.

Karşı Dava: Davalı-karşı davacı erkek, iddiaların asılsız olduğunu, kadının evlilikten sıkıldığını ve kendisini mutlu edecek birini aradığını toplum önünde söylediğini ileri sürerek boşanma ve velayet talep etmiştir.

Birleşen Dava: Kadın, asıl davadan sonra eşinin eski sekreteri (Demet) ve başka bir kadınla (Pınar) geçmişte gönül ilişkisi kurduğuna dair yazışmaların eline ulaştığını belirterek, yeni öğrenilen vakıalara dayalı ayrı bir boşanma ve tazminat davası açmıştır.

İlk Derece Mahkemesi Kararı: Yerel mahkemece; kadının asıl davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, erkeğin karşı davasının reddine, kadının birleşen davasının ise “derdestlik” gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Ortak çocuğun velayeti anneye verilmiş, iştirak ve yoksulluk nafakası ile kadın lehine toplam 250.000,00 TL maddi/manevi tazminata hükmedilmiştir. Karara karşı her iki taraf da istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

📌 YARGILAMA SÜRECİ VE BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN TESPİTLERİ İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi, dosya üzerindeki incelemesinde yerel mahkemenin hükmünü şu üç temel hukuki hata nedeniyle bozmuştur:

  1. Derdestlik Şartlarının Oluşmaması (Hatalı Red): Derdestlikten söz edilebilmesi için tarafların, konunun ve en önemlisi dava sebeplerinin (vakıaların) aynı olması gerekir. Kadının asıl davası 2015, birleşen davası ise 2016 tarihlidir. Birleşen davada, asıl davadan sonra öğrenilen tamamen farklı sadakatsizlik vakıalarına dayanıldığı için “dava sebepleri aynı değildir”. Mahkemenin işin esasına girmesi gerekirken derdestlikten reddi usule aykırıdır.

  2. Ön İnceleme Yapılmaması ve Hukuki Dinlenilme Hakkının İhlali (HMK m. 27, 137-140): Birleşen dava dosyası, dilekçelerin teatisi (karşılıklı verilmesi) aşaması ve ön inceleme duruşması tamamlanmadan asıl dosya ile birleştirilmiştir. Birleştirmeden sonra da usulüne uygun ön inceleme yapılmamış, uyuşmazlık noktaları tespit edilmeden ve deliller toplanmadan hüküm kurulmuştur. Bu durum, tarafların açıklama ve ispat hakkını içeren Hukuki Dinlenilme Hakkını sakatlamıştır.

  3. Velayette Çocuğun Üstün Yararı ve İdrak Çağındaki Çocuğun Dinlenilmesi: Velayeti anneye verilen müşterek çocuk Can (2002 doğumlu), karar tarihinde 15 yaşında olup idrak çağındadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Avrupa Sözleşmesi uyarınca; kendisini ilgilendiren bu davada çocuğun bizzat mahkemece dinlenilmesi, tercihinin sorulması ve uzman raporlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekirken, sadece yargılamanın başında (2016’da) tedbiren dinlenilmesiyle yetinilip karar aşamasında görüşü alınmayarak eksik inceleme yapılmıştır.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

  1. Tarafların istinaf taleplerinin, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca KABULÜNE,

  2. İzmir 5. Aile Mahkemesinin 03/03/2017 tarihli kararının KALDIRILMASINA,

  3. Birleşen dava yönünden ön inceleme aşamalarının tamamlanması ve idrak çağındaki müşterek çocuğun velayet konusunda beyanının alınması amacıyla dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

  4. Tarafların diğer istinaf itirazlarının şimdilik İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,

  5. Kararın kesin olmak üzere oy birliğiyle verildiği hüküm altına alınmıştır.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, aile hukuku yargılamalarında usul ekonomisi uğruna emredici usul kurallarının ve uluslararası çocuk hakları normlarının göz ardı edilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır:

  • 1. Boşanma Davalarında “Yeni Vakıa” ve Derdestlik İlişkisi: Karar, boşanma davalarında her yeni öğrenilen veya meydana gelen kusurlu davranış için ayrı bir dava açılabileceğini teyit etmektedir. Tarafların aynı olması, sonraki davanın derdestlikten reddini gerektirmez; eğer dayanılan somut olgular (aldatılma olayı, farklı kişilerle ilişkiler vb.) yeni ise mahkeme derdestlik kararı veremez, davaları birleştirerek esastan incelemek zorundadır.

  • 2. Birleşen Davalarda Usul Muhafazası: Uygulamada sıkça yapılan bir hata, birleşen davanın ana davanın “içinde eridiği” düşüncesidir. BAM, birleşen davanın da bağımsız bir dava kimliği taşıdığını, dilekçeler teatisi ve ön inceleme duruşması gibi HMK’nın emredici basamaklarından geçirilmeden karara bağlanmasının, savunma hakkının ve hukuki dinlenilme hakkının doğrudan ihlali olduğunu sert bir şekilde hatırlatmıştır.

  • 3. Velayette “Çocuğun Sesi” İlkesi: Uluslararası sözleşmeler iç hukukumuzun üzerindedir. 15 yaşındaki bir çocuğun velayetine karar verirken ona son durumun sorulmaması, mahkemenin “çocuğun üstün yararını” eksik incelediğinin en net göstergesidir. Çocuk sadece bir nesne değil, davanın doğrudan etkilenen süjesidir ve idrak çağındaysa tercihi kararın merkezinde yer almalıdır.

⚖️KARŞILIKLI VE BİRLEŞEN BOŞANMA DAVALARI – Derdestlik İtirazının Unsurları – Birleşen Davada Ön İnceleme Yapılması Zorunluluğu – Hukuki Dinlenilme Hakkı – Velayette İdrak Çağındaki Çocuğun Dinlenilmesi – Eksik İnceleme Nedeniyle Hükmün Kaldırılması ve Mahalline İadesi 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2017/1241 Esas - 2017/1838 Karar İlk Derece Mahkemesi: İzmir 5. Aile Mahkemesi (2015/645 E. - 2017/149 K.) Birleşen Mahkeme: İzmir 9. Aile Mahkemesi (2016/252 E. - 2016/236 K.) Karar Tarihi: 13/10/2017 Karar Türü: Tarafların İstinaf Başvurusunun Kabulü İle Hükmün Kaldırılması (HMK m. 353/1-a-6 - Kesin Karar) 💡 DAVA VE ŞKAYET ÖZETİ Asıl Dava: Davacı-karşı davalı kadın, eşinin her gece geç saatlere kadar sosyal medyada (Facebook, Instagram) vakit geçirdiğini, başka kadınlarla sadakat yükümlülüğünü ihlal edecek boyutta iletişim kurduğunu, ATV motor yarışlarına merak saldığını ve başka bir kadınla (Esra) yurt dışına (Barcelona) gittiğini iddia ederek boşanma, nafaka ile toplam 2.000.000,00 TL maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. Karşı Dava: Davalı-karşı davacı erkek, iddiaların asılsız olduğunu, kadının evlilikten sıkıldığını ve kendisini mutlu edecek birini aradığını toplum önünde söylediğini ileri sürerek boşanma ve velayet talep etmiştir. Birleşen Dava: Kadın, asıl davadan sonra eşinin eski sekreteri (Demet) ve başka bir kadınla (Pınar) geçmişte gönül ilişkisi kurduğuna dair yazışmaların eline ulaştığını belirterek, yeni öğrenilen vakıalara dayalı ayrı bir boşanma ve tazminat davası açmıştır. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Yerel mahkemece; kadının asıl davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, erkeğin karşı davasının reddine, kadının birleşen davasının ise "derdestlik" gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Ortak çocuğun velayeti anneye verilmiş, iştirak ve yoksulluk nafakası ile kadın lehine toplam 250.000,00 TL maddi/manevi tazminata hükmedilmiştir. Karara karşı her iki taraf da istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 📌 YARGILAMA SÜRECİ VE BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN TESPİTLERİ İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi, dosya üzerindeki incelemesinde yerel mahkemenin hükmünü şu üç temel hukuki hata nedeniyle bozmuştur: Derdestlik Şartlarının Oluşmaması (Hatalı Red): Derdestlikten söz edilebilmesi için tarafların, konunun ve en önemlisi dava sebeplerinin (vakıaların) aynı olması gerekir. Kadının asıl davası 2015, birleşen davası ise 2016 tarihlidir. Birleşen davada, asıl davadan sonra öğrenilen tamamen farklı sadakatsizlik vakıalarına dayanıldığı için "dava sebepleri aynı değildir". Mahkemenin işin esasına girmesi gerekirken derdestlikten reddi usule aykırıdır. Ön İnceleme Yapılmaması ve Hukuki Dinlenilme Hakkının İhlali (HMK m. 27, 137-140): Birleşen dava dosyası, dilekçelerin teatisi (karşılıklı verilmesi) aşaması ve ön inceleme duruşması tamamlanmadan asıl dosya ile birleştirilmiştir. Birleştirmeden sonra da usulüne uygun ön inceleme yapılmamış, uyuşmazlık noktaları tespit edilmeden ve deliller toplanmadan hüküm kurulmuştur. Bu durum, tarafların açıklama ve ispat hakkını içeren Hukuki Dinlenilme Hakkını sakatlamıştır. Velayette Çocuğun Üstün Yararı ve İdrak Çağındaki Çocuğun Dinlenilmesi: Velayeti anneye verilen müşterek çocuk Can (2002 doğumlu), karar tarihinde 15 yaşında olup idrak çağındadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Avrupa Sözleşmesi uyarınca; kendisini ilgilendiren bu davada çocuğun bizzat mahkemece dinlenilmesi, tercihinin sorulması ve uzman raporlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekirken, sadece yargılamanın başında (2016'da) tedbiren dinlenilmesiyle yetinilip karar aşamasında görüşü alınmayarak eksik inceleme yapılmıştır. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Tarafların istinaf taleplerinin, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca KABULÜNE, İzmir 5. Aile Mahkemesinin 03/03/2017 tarihli kararının KALDIRILMASINA, Birleşen dava yönünden ön inceleme aşamalarının tamamlanması ve idrak çağındaki müşterek çocuğun velayet konusunda beyanının alınması amacıyla dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, Tarafların diğer istinaf itirazlarının şimdilik İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, Kararın kesin olmak üzere oy birliğiyle verildiği hüküm altına alınmıştır.

⚖️REDDİ HAKİM TALEBİ – Hakimin Tarafsızlığını Şüpheye Düşürecek Haller / İhsas-ı Rey İddiası – Sulhe Teşvik ile Görüş Açıklama Ayrımı – Merci Kararına Karşı İstinaf 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2018/1084 Esas – 2018/886 Karar İlk Derece Mahkemesi: İzmir 9. Aile Mahkemesi (Merci Sıfatıyla) Esas Mahkemesi: İzmir 16. Aile Mahkemesi (2017/94 Esas) Karar Tarihi: 15/05/2018

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Reddi hakim talebinde bulunan davacı-karşı davalı vekili; İzmir 16. Aile Mahkemesi’nde görülen boşanma davası sırasında mahkeme hakiminin tarafsızlığını yitirdiğini iddia etmiştir. Dilekçede ret gerekçesi olarak; hakimin davacı tanıklarını dinlemekten kaçındığı, davacı tarafından sunulan aldatma konulu delil fotoğraflarına yönelik duruşma salonunda herkesin önünde “Fotoşop yapmışsın sen, ben bu resimlere inanmadım, benim yeğenim bile böyle fotoşop yapıyor” diyerek delilleri karartmaya çalıştığı ve görüşünü (ihsas-ı rey) açıkladığı ileri sürülmüştür. Ayrıca hakimin davalı vekiline göz kırparak “Üstadım ne diyorsunuz? Siz ne derseniz kabulüm” dediği, duruşma sonrası asilleri odasına çağırıp bir saat boyunca “Boşanıp ne yapacaksın? Kimi bulacaksın bundan sonra, alacağını al bu adamdan, bak sen benim gibi olma” gibi sözlerle müvekkilini psikolojik baskı altına alarak taraflı davrandığı iddia edilmiştir. İlk derece mahkemesi (merci sıfatıyla İzmir 9. Aile Mahkemesi), ileri sürülen sebeplerin HMK’nın 36. maddesinde düzenlenen reddi hakim şartlarını taşımadığı gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir. Davacı vekili, hakimin tarafsızlığının şüpheye düştüğünü yineleyerek merci kararının kaldırılması talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.

📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, uyuşmazlığın; boşanma davasına bakan aile mahkemesi hakiminin duruşma esnasında ve odasında sarf ettiği iddia edilen sözlerin, usul hukuku bağlamında “hakimin reddi” (HMK m. 36) gerektiren tarafsızlığın şüpheye düşmesi veya ihsas-ı rey (görüşünü önceden açığa vurma) niteliğinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

İstinaf dairesi tarafından yapılan değerlendirmede; ilk derece mahkemesinin merci sıfatıyla verdiği kararın dosya kapsamına, usule ve yasalara uygun olduğu saptanmıştır. Aile hukukunun ve medeni usul hukukunun doğası gereği, hakimlerin tarafları sulhe ve barışmaya teşvik etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Hakimin bu yöndeki çabaları, davanın esasına yönelik taraflı bir ön yargı veya delil karartma amacı olarak yorumlanamaz. Reddi hakim dilekçesinde ileri sürülen iddialar ve somut olaydaki ifadeler, kanunda sınırlı sayıda sayılan ve hakimin tarafsızlığını objektif olarak ortadan kaldıracak nitelikteki HMK 36. madde kapsamındaki sebeplerden biri olarak kabul edilmemiştir. Bu doğrultuda, merci mahkemesinin ret kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Reddi hakim talebinde bulunan tarafın istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 43/2. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, peşin alınan harcın yeterli olduğuna, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde kesin olmak üzere oy birliği ile karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, usul hukukumuzda “hakimin reddi” müessesesinin sınırlarını ve özellikle aile mahkemelerindeki “sulhe teşvik” sınırının ihsas-ı rey (görüşü önceden açıklama) iddiasıyla nasıl çarpıştığını göstermesi açısından çarpıcı bir örnektir. HMK m. 36/1-a bendi uyarınca hakimin reddinin istenebilmesi için “tarafsızlığından şüphe edilmeyi haklı gösterecek önemli bir sebebin bulunması” gerekir. Kararda, her ne kadar davacı vekili tarafından hakimin doğrudan delile yönelik “Fotoşop inanmadım” şeklindeki beyanları ihsas-ı rey ve delil karartma olarak sunulmuşsa da, üst mahkeme bu iddiaları yasal ret sebeplerine büründürecek düzeyde somut ve hukuki bulmamıştır.

Uygulamada aile mahkemesi hakimlerinin, kanunun kendilerine yüklediği tarafları sulhe yönlendirme görevini yerine getirirken (TMK m. 166/son, HMK m. 140/2) bazen resmiyet sınırlarını aşan, taraflarla empati kurmaya çalışan veya hayat tecrübelerini aktaran (“Sen benim gibi olma”, “Kimi bulacaksın”) gayriresmi ifadeler kullandıkları bilinmektedir. Yargıtay ve BAM kararlarının istikrarlı çizgisi; hakimin sulh odaklı, tarafları uzlaştırmaya yönelik oda içi konuşmalarının veya duruşmadaki genel ara sözlerinin, davanın nihai esasına dair mutlak bir taraflılık oluşturmadığı, bu nedenle reddi hakim sebebi yapılamayacağı yönündedir. Ancak bu durum, hakimlerin duruşma esnasında ihsas-ı rey niteliği taşıyabilecek ya da tarafların adil yargılanma hakkına dair inancını zedeleyecek üslup ve ifadeler kullanmasını tamamen meşru kılmaz; zira bu tür sözler ret sebebi sayılmasa dahi, ilerleyen aşamada gerekçeli kararın tarafsızlığı ve hukuki denetimi yönünden bozma sebebi veya HSK nezdinde disiplin konusu olabilmektedir. Üst mahkeme burada usul ekonomisini gözeterek davanın uzatılmasını engellemiş ve merci kararını onamıştır.

⚖️REDDİ HAKİM TALEBİ – Hakimin Tarafsızlığını Şüpheye Düşürecek Haller / İhsas-ı Rey İddiası – Sulhe Teşvik ile Görüş Açıklama Ayrımı – Merci Kararına Karşı İstinaf  🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2018/1084 Esas - 2018/886 Karar İlk Derece Mahkemesi: İzmir 9. Aile Mahkemesi (Merci Sıfatıyla) Esas Mahkemesi: İzmir 16. Aile Mahkemesi (2017/94 Esas) Karar Tarihi: 15/05/2018 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Reddi hakim talebinde bulunan davacı-karşı davalı vekili; İzmir 16. Aile Mahkemesi'nde görülen boşanma davası sırasında mahkeme hakiminin tarafsızlığını yitirdiğini iddia etmiştir. Dilekçede ret gerekçesi olarak; hakimin davacı tanıklarını dinlemekten kaçındığı, davacı tarafından sunulan aldatma konulu delil fotoğraflarına yönelik duruşma salonunda herkesin önünde "Fotoşop yapmışsın sen, ben bu resimlere inanmadım, benim yeğenim bile böyle fotoşop yapıyor" diyerek delilleri karartmaya çalıştığı ve görüşünü (ihsas-ı rey) açıkladığı ileri sürülmüştür. Ayrıca hakimin davalı vekiline göz kırparak "Üstadım ne diyorsunuz? Siz ne derseniz kabulüm" dediği, duruşma sonrası asilleri odasına çağırıp bir saat boyunca "Boşanıp ne yapacaksın? Kimi bulacaksın bundan sonra, alacağını al bu adamdan, bak sen benim gibi olma" gibi sözlerle müvekkilini psikolojik baskı altına alarak taraflı davrandığı iddia edilmiştir. İlk derece mahkemesi (merci sıfatıyla İzmir 9. Aile Mahkemesi), ileri sürülen sebeplerin HMK'nın 36. maddesinde düzenlenen reddi hakim şartlarını taşımadığı gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir. Davacı vekili, hakimin tarafsızlığının şüpheye düştüğünü yineleyerek merci kararının kaldırılması talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. 📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, uyuşmazlığın; boşanma davasına bakan aile mahkemesi hakiminin duruşma esnasında ve odasında sarf ettiği iddia edilen sözlerin, usul hukuku bağlamında "hakimin reddi" (HMK m. 36) gerektiren tarafsızlığın şüpheye düşmesi veya ihsas-ı rey (görüşünü önceden açığa vurma) niteliğinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. İstinaf dairesi tarafından yapılan değerlendirmede; ilk derece mahkemesinin merci sıfatıyla verdiği kararın dosya kapsamına, usule ve yasalara uygun olduğu saptanmıştır. Aile hukukunun ve medeni usul hukukunun doğası gereği, hakimlerin tarafları sulhe ve barışmaya teşvik etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Hakimin bu yöndeki çabaları, davanın esasına yönelik taraflı bir ön yargı veya delil karartma amacı olarak yorumlanamaz. Reddi hakim dilekçesinde ileri sürülen iddialar ve somut olaydaki ifadeler, kanunda sınırlı sayıda sayılan ve hakimin tarafsızlığını objektif olarak ortadan kaldıracak nitelikteki HMK 36. madde kapsamındaki sebeplerden biri olarak kabul edilmemiştir. Bu doğrultuda, merci mahkemesinin ret kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Reddi hakim talebinde bulunan tarafın istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 43/2. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, peşin alınan harcın yeterli olduğuna, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde kesin olmak üzere oy birliği ile karar verilmiştir.

⚖️MAL REJİMİNDEN KAYNAKLANAN KATILMA ALACAĞI DAVASI – İhtiyati Tedbir Kararlarında Gerekçe Yazılması Zorunluluğu – Tedbire Konu Mal Varlıklarının Açıkça Belirtilmemesi – İstinaf Edilebilir Nitelikte Usulüne Uygun Bir Ara Kararın Bulunmaması 

🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2017/1845 Esas – 2017/1224 Karar İlk Derece Mahkemesi: Çeşme Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesi Karar Tarihi: 16/06/2017

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Davacı-karşı davalı kadın vekili, edinilmiş malların tasfiyesi ile katılma alacağı davası açarak malların kaçırılması ihtimaline binaen davalı koca ile hakim ortağı olduğu şirketin mal varlıkları üzerine ihtiyati tedbir konulmasını ve davanın üçüncü kişi şirkete ihbarını talep etmiştir. İlk derece mahkemesince tensip zaptı ile 50.000,00 TL teminat mukabilinde tedbir kararı verilmiş; ardından düzenlenen duruşmada ise davacı tarafça %15 teminat yatırıldığı takdirde “belirtilen kalemler üzerine tedbir konulmasına” şeklinde yeni bir ara karar ihdas edilmiştir. Davacı-karşı davalı kadın vekili teminat miktarı ve şartları yönünden; davalı-karşı davacı koca vekili ile ihbar olunan üçüncü kişi şirket vekili ise tedbirlerin tamamen kaldırılması gerektiği savunmasıyla ara karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuşlardır.

📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesi tarafından kurulan ihtiyati tedbire ilişkin ara kararın usul, yasa ve anayasal ilkere uygun olup olmadığı noktasında inceleme yapmıştır. Yapılan incelemede, yerel mahkemenin duruşmada tesis ettiği ara kararda ihtiyati tedbirin tam olarak hangi mal varlığı kalemlerine ve hangi hukuki gerekçelere dayanılarak konulduğunu açıkça belirtmediği, tensip zaptında öngörülen teminat koşullarından hangi gerekçeyle dönüldüğünü izah etmediği saptanmıştır.

İstinaf dairesi tarafından yapılan değerlendirmede, Anayasa’nın 141/3. maddesi uyarınca bütün mahkemelerin her türlü kararının gerekçeli olarak yazılmasının zorunlu olduğu, somut olayda ise denetlenebilir ve istinaf konusu edilebilecek nitelikte hukuki bir gerekçenin mevcut olmadığı tespit edilmiştir. Mahkemece HMK’nın 31. maddesinde düzenlenen hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında taraflara açıklama yaptırılması, tedbire konu edilecek mal varlıklarının somutlaştırılması ve neticesinde gerekçeli bir ara karar kurulması gerekirken deliller henüz değerlendirilmeden ucu açık ifadelere yer verilmesi usule aykırı bulunmuştur. Bu doğrultuda, üçüncü kişi şirket vekilinin vekaletname noksanlığı bulunmasına rağmen usul ekonomisi ilkesi gözetilerek, ortada hukuken geçerli ve gerekçeli bir ara karar bulunmadığı esasıyla ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca esasa girilmeksizin kaldırılması gerektiği kabul edilmiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Tüm tarafların istinaf taleplerinin usulüne uygun gerekçeli bir ara karar bulunmaması sebebiyle KABULÜ ile ilk derece mahkemesinin 21/03/2017 tarihli ara kararının HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ihtiyati tedbir itirazlarının usulüne uygun ve gerekçeli bir karar verilerek yeniden değerlendirilmesi amacıyla dosyanın mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, taraflarca yatırılan istinaf karar harçlarının talepleri halinde iadesine, istinaf yargılama giderlerinin yerel mahkemece verilecek esas hükümde dikkate alınmasına oy birliği ile kesin olarak karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, aile hukuku ve mal rejiminin tasfiyesi davalarında sıklıkla başvurulan ihtiyati tedbir müessesesinin en temel usuli güvencesi olan “gerekçe ve belirlilik” ilkesini sert bir şekilde hatırlatan emsal nitelikte bir hükümdür. Uygulamada ilk derece mahkemeleri, mülkiyet hakkını doğrudan kısıtlayan ve telafisi güç zararlar doğurabilecek olan ihtiyati tedbir kararlarını kurarken “dosya kapsamı uyarınca”, “belirtilen kalemler yönünden” gibi muğlak, soyut ve basmakalıp ifadeler kullanabilmektedir. BAM bu müdahalesiyle, ihtiyati tedbir kararının da anayasal gerekçe zorunluluğuna tabi olduğunu, tedbire konu araç, gayrimenkul, banka hesabı veya şirket hissesi gibi mal varlıklarının kararda tek tek, açıkça ve tereddüde yer vermeyecek şekilde gösterilmesi gerektiğini net olarak ortaya koymuştur. Gerekçesiz ve neyi kapsadığı belirsiz bir ara karar, üst mahkemenin denetim yetkisini fiilen imkansız kılacağından, usul ekonomisi uyarınca esasa girilmeden doğrudan iptal edilerek yerel mahkemeye iade edilmelidir. Karar, tedbir kararlarının gelişigüzel yazılamayacağını teyit etmesi bakımından tarafların hukuki dinlenilme hakkını güvence altına almaktadır.

⚖️MAL REJİMİNDEN KAYNAKLANAN KATILMA ALACAĞI DAVASI – İhtiyati Tedbir Kararlarında Gerekçe Yazılması Zorunluluğu – Tedbire Konu Mal Varlıklarının Açıkça Belirtilmemesi – İstinaf Edilebilir Nitelikte Usulüne Uygun Bir Ara Kararın Bulunmaması  🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2017/1845 Esas - 2017/1224 Karar İlk Derece Mahkemesi: Çeşme Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesi Karar Tarihi: 16/06/2017 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Davacı-karşı davalı kadın vekili, edinilmiş malların tasfiyesi ile katılma alacağı davası açarak malların kaçırılması ihtimaline binaen davalı koca ile hakim ortağı olduğu şirketin mal varlıkları üzerine ihtiyati tedbir konulmasını ve davanın üçüncü kişi şirkete ihbarını talep etmiştir. İlk derece mahkemesince tensip zaptı ile 50.000,00 TL teminat mukabilinde tedbir kararı verilmiş; ardından düzenlenen duruşmada ise davacı tarafça %15 teminat yatırıldığı takdirde "belirtilen kalemler üzerine tedbir konulmasına" şeklinde yeni bir ara karar ihdas edilmiştir. Davacı-karşı davalı kadın vekili teminat miktarı ve şartları yönünden; davalı-karşı davacı koca vekili ile ihbar olunan üçüncü kişi şirket vekili ise tedbirlerin tamamen kaldırılması gerektiği savunmasıyla ara karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuşlardır. 📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesi tarafından kurulan ihtiyati tedbire ilişkin ara kararın usul, yasa ve anayasal ilkere uygun olup olmadığı noktasında inceleme yapmıştır. Yapılan incelemede, yerel mahkemenin duruşmada tesis ettiği ara kararda ihtiyati tedbirin tam olarak hangi mal varlığı kalemlerine ve hangi hukuki gerekçelere dayanılarak konulduğunu açıkça belirtmediği, tensip zaptında öngörülen teminat koşullarından hangi gerekçeyle dönüldüğünü izah etmediği saptanmıştır. İstinaf dairesi tarafından yapılan değerlendirmede, Anayasa'nın 141/3. maddesi uyarınca bütün mahkemelerin her türlü kararının gerekçeli olarak yazılmasının zorunlu olduğu, somut olayda ise denetlenebilir ve istinaf konusu edilebilecek nitelikte hukuki bir gerekçenin mevcut olmadığı tespit edilmiştir. Mahkemece HMK'nın 31. maddesinde düzenlenen hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında taraflara açıklama yaptırılması, tedbire konu edilecek mal varlıklarının somutlaştırılması ve neticesinde gerekçeli bir ara karar kurulması gerekirken deliller henüz değerlendirilmeden ucu açık ifadelere yer verilmesi usule aykırı bulunmuştur. Bu doğrultuda, üçüncü kişi şirket vekilinin vekaletname noksanlığı bulunmasına rağmen usul ekonomisi ilkesi gözetilerek, ortada hukuken geçerli ve gerekçeli bir ara karar bulunmadığı esasıyla ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca esasa girilmeksizin kaldırılması gerektiği kabul edilmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Tüm tarafların istinaf taleplerinin usulüne uygun gerekçeli bir ara karar bulunmaması sebebiyle KABULÜ ile ilk derece mahkemesinin 21/03/2017 tarihli ara kararının HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ihtiyati tedbir itirazlarının usulüne uygun ve gerekçeli bir karar verilerek yeniden değerlendirilmesi amacıyla dosyanın mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, taraflarca yatırılan istinaf karar harçlarının talepleri halinde iadesine, istinaf yargılama giderlerinin yerel mahkemece verilecek esas hükümde dikkate alınmasına oy birliği ile kesin olarak karar verilmiştir.

⚖️DİLEKÇEDEKİ İTHAMLAR NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ – Boşanma Davasındaki İddia ve Savunmalar – İddia ve Savunma Dokunulmazlığı / Sınırının Aşılmaması – Kişilik Haklarına Saldırı Oluşmaması 

🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2017/860 Esas – 2017/1104 Karar İlk Derece Mahkemesi: İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi Karar Tarihi: 27/10/2017

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Davacı koca vekili; davalı eşi ile aralarında İzmir 12. Aile Mahkemesinde karşılıklı boşanma davasının devam ettiğini, davalının vekili aracılığıyla sunduğu cevap ve karşı dava dilekçesinde müvekkiline ağır haksız hakaretlerde bulunarak onu “tecavüzcü ve sapık” bir kişi olarak tasvir ettiğini ileri sürmüştür. Bu ithamların savunma sınırlarını aştığını, müvekkilinin yakın çevresi önünde onurunun kırıldığını belirterek kişilik haklarına saldırı nedeniyle 25.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili kendisine asaleten ve müvekkiline vekaleten sunduğu cevapta; boşanma davasında davacının haksız talepleri karşısında evlilik süresince yaşanan maddi ve manevi travmalar ile iddialara dayanak olayları açıklamak durumunda kaldıklarını, küçük düşürme kastının olmadığını ve hak arama özgürlüğü sınırları içinde hareket edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, davacının sosyal, fiziki ve kişilik değerlerine saldırı niteliğinde haksız bir fiil bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; davacı vekili dilekçedeki ifadelerin savunma sınırlarını ve avukatlık mesleğinin özen yükümlülüğünü açıkça ihlal ettiğini belirterek karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur.

📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, uyuşmazlığın boşanma davası dilekçesindeki ifadeler vasıtasıyla savunma sınırının aşılması ve kişilik haklarına saldırı boyutuna ulaşıp ulaşmadığı noktasında toplandığını saptamıştır. Dosya kapsamındaki belgeleri inceleyen istinaf dairesi, kişilik haklarına saldırı oluşturduğu iddia edilen ifadelerin rastgele etrafa savrulmadığını, eşler arasındaki boşanma davasında asıl kusurlunun karşı taraf olduğunu ispatlamak, maddi-manevi tazminat taleplerini gerekçelendirmek ve müşterek çocuğun velayetini alabilmek amacıyla ileri sürüldüğünü belirlemiştir.

İstinaf dairesi tarafından yapılan somut incelemede, dava konusu edilen cevap dilekçesinin ilgili paragraflarında davacıyı doğrudan “sapık” veya “tecavüzcü” şeklinde nitelendiren net bir ifadenin yer almadığı tespit edilmiştir. Ayrıca yürütülen boşanma yargılaması sonucunda davacı kocanın aile birliği görevlerini yerine getirmediği, güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu kabul edilerek davalı kadının karşı davasının kabul edildiği anlaşılmıştır. “İddia ve savunma hakkının üstünlüğü” ilkesi gereğince, dava takibi sırasında davalı eş ile avukatının mahkemeye sundukları dilekçedeki açıklamaların savunma sınırları içerisinde kaldığı, hukuka aykırı bir haksız fiil teşkil etmediği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki hükmünde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı saptanmıştır.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacı vekilinin ileri sürdüğü tüm istinaf nedenlerinin yerinde görülmemesi sebebiyle istinaf isteminin 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, peşin yatırılan harçların hazineye gelir kaydına, istinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, artan gider avansının iadesine, HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibarıyla kesin olmak üzere oy birliği ile karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, hukuk yargılamasının en temel sacayaklarından biri olan “iddia ve savunma dokunulmazlığı” ile bireylerin “kişilik haklarının korunması” arasındaki hassas dengenin yargı yerlerince nasıl gözetilmesi gerektiğini net biçimde ortaya koymaktadır. Uygulamada, özellikle yüksek çekişmeli geçen boşanma, velayet ve ortaklık ihtilaflarında taraflar, kendi haklılıklarını ispat edebilmek adına karşı tarafın sosyo-psikolojik eylemlerini sert ve sarsıcı ifadelerle mahkeme önüne taşıyabilmektedir. BAM bu kararıyla; mahkemeye sunulan dilekçelerdeki iddiaların rastgele, karalama amacıyla değil de davanın esasına etkili bir kusur durumunu (güven sarsıcı davranışlar, aile birliği ihlalleri vb.) kanıtlama ve velayet hakkını elde etme amacı taşıması halinde, bu açıklamaların hak arama hürriyeti sınırlarında kalacağını teyit etmiştir. İfadelerin doğrudan doğruya hakaret ve sövgü boyutuna varmayan, davanın sınırları ile illiyet bağı kopmamış açıklamalar olması halinde, tarafların veya davayı yürüten avukatların manevi tazminat tehdidiyle savunma yapmaktan çekinir hale getirilmemesi asıldır. Karar, adil yargılanma hakkının ve iddia-savunma dokunulmazlığının korunması açısından hukuki güvenliği pekiştiren son derece yerinde bir yaklaşımdır.

⚖️DİLEKÇEDEKİ İTHAMLAR NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ – Boşanma Davasındaki İddia ve Savunmalar – İddia ve Savunma Dokunulmazlığı / Sınırının Aşılmaması – Kişilik Haklarına Saldırı Oluşmaması  🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2017/860 Esas - 2017/1104 Karar İlk Derece Mahkemesi: İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi Karar Tarihi: 27/10/2017 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Davacı koca vekili; davalı eşi ile aralarında İzmir 12. Aile Mahkemesinde karşılıklı boşanma davasının devam ettiğini, davalının vekili aracılığıyla sunduğu cevap ve karşı dava dilekçesinde müvekkiline ağır haksız hakaretlerde bulunarak onu "tecavüzcü ve sapık" bir kişi olarak tasvir ettiğini ileri sürmüştür. Bu ithamların savunma sınırlarını aştığını, müvekkilinin yakın çevresi önünde onurunun kırıldığını belirterek kişilik haklarına saldırı nedeniyle 25.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili kendisine asaleten ve müvekkiline vekaleten sunduğu cevapta; boşanma davasında davacının haksız talepleri karşısında evlilik süresince yaşanan maddi ve manevi travmalar ile iddialara dayanak olayları açıklamak durumunda kaldıklarını, küçük düşürme kastının olmadığını ve hak arama özgürlüğü sınırları içinde hareket edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, davacının sosyal, fiziki ve kişilik değerlerine saldırı niteliğinde haksız bir fiil bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; davacı vekili dilekçedeki ifadelerin savunma sınırlarını ve avukatlık mesleğinin özen yükümlülüğünü açıkça ihlal ettiğini belirterek karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur. 📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, uyuşmazlığın boşanma davası dilekçesindeki ifadeler vasıtasıyla savunma sınırının aşılması ve kişilik haklarına saldırı boyutuna ulaşıp ulaşmadığı noktasında toplandığını saptamıştır. Dosya kapsamındaki belgeleri inceleyen istinaf dairesi, kişilik haklarına saldırı oluşturduğu iddia edilen ifadelerin rastgele etrafa savrulmadığını, eşler arasındaki boşanma davasında asıl kusurlunun karşı taraf olduğunu ispatlamak, maddi-manevi tazminat taleplerini gerekçelendirmek ve müşterek çocuğun velayetini alabilmek amacıyla ileri sürüldüğünü belirlemiştir. İstinaf dairesi tarafından yapılan somut incelemede, dava konusu edilen cevap dilekçesinin ilgili paragraflarında davacıyı doğrudan "sapık" veya "tecavüzcü" şeklinde nitelendiren net bir ifadenin yer almadığı tespit edilmiştir. Ayrıca yürütülen boşanma yargılaması sonucunda davacı kocanın aile birliği görevlerini yerine getirmediği, güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu kabul edilerek davalı kadının karşı davasının kabul edildiği anlaşılmıştır. "İddia ve savunma hakkının üstünlüğü" ilkesi gereğince, dava takibi sırasında davalı eş ile avukatının mahkemeye sundukları dilekçedeki açıklamaların savunma sınırları içerisinde kaldığı, hukuka aykırı bir haksız fiil teşkil etmediği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki hükmünde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı saptanmıştır. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacı vekilinin ileri sürdüğü tüm istinaf nedenlerinin yerinde görülmemesi sebebiyle istinaf isteminin 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, peşin yatırılan harçların hazineye gelir kaydına, istinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, artan gider avansının iadesine, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibarıyla kesin olmak üzere oy birliği ile karar verilmiştir.

⚖️ÖLÜM NEDENİYLE AİLE KONUTUNUN SAĞ KALAN EŞE ÖZGÜLENMESİ DAVASI – Miras Hakkına Mahsuben Mülkiyet Hakkı Tanınması İstemi – Aile Mahkemesi ile Sulh Hukuk Mahkemesi Arasındaki Görev Uyuşmazlığı – Merci Tayini (Yargı Yeri Belirlenmesi) – Sulh Hukuk Mahkemesinin Görevli Olması

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

Esas / Karar No: 2017/2170 Esas – 2017/1786 Karar

İlk Derece Mahkemesi: İzmir 11. Aile Mahkemesi (2016/45 E. – 2016/789 K.) & İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi (2007/263 E. – 2015/985 K.)

Karar Tarihi: 10/10/2017

Karar Türü: Merci Tayini / Yargı Yeri Belirlenmesi (HMK m. 21-22 ve m. 362/1-c – Kesin)

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Davacı sağ kalan eş vekili, muris eşinin vefatı sonrasında tereke malları arasında yer alan ortak konutun, Türk Medeni Kanunu’nun 652. maddesi uyarınca miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınması suretiyle kendisine özgülenmesini talep etmiştir. Yargılama sürecinde davacı tarafça sunulan ıslah dilekçesiyle, söz konusu taşınmaz üzerinde intifa hakkı yerine bedeli karşılığında mülkiyet hakkı tanınması istenmiştir. Davanın açıldığı İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi, uyuşmazlığın aile konutunun özgülenmesine ilişkin olduğunu ve bu sebeple aile mahkemelerinin görev alanına girdiğini belirterek görevsizlik kararı vermiştir. Kendisine dosya gönderilen İzmir 11. Aile Mahkemesi ise uyuşmazlığın terekeden kaynaklandığını ve aile mahkemesinin görevinde olmadığını savunarak karşılıklı görevsizlik kararı vermiş; iki mahkeme arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi amacıyla dosya merci tayini (yargı yeri belirlenmesi) için Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiştir.

📌 YARGILAMA SÜRECİ İki ilk derece mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlığını inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığın çözümü için ilgili yasal mevzuatı ve Yargıtay içtihatlarını değerlendirmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 652/1. maddesinde, eşlerden birinin ölümü halinde tereke malları arasında ev eşyası veya birlikte yaşanılan konut bulunması durumunda, sağ kalan eşin bunlar üzerinde miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebileceğinin hüküm altına alındığı saptanmıştır. Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK’nın 4/1-b maddesi uyarınca, taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları görme görevinin Sulh Hukuk Mahkemelerine ait olduğu hatırlatılmıştır. Somut olayda davacının, muris eşine ait olan taşınmaz üzerinde intifa hakkı yerine bedeli mukabilinde mülkiyet hakkı tanınmasını talep ettiği, bu talebin doğrudan miras hukuku ve tereke mallarının tasfiyesi/paylaştırılması kuralları ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatları da gözetilerek, bu nitelikteki aile konutunun özgülenmesi ve mülkiyet hakkı tesisi taleplerinin Aile Mahkemesinde değil, Sulh Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, dosyanın merci tayini talebinde bulunan mahkemeye iadesine, dosya üzerinde yapılan ön inceleme neticesinde HMK’nın 362/1-c maddesi uyarınca temyiz kanun yolu kapalı ve KESİN olmak üzere 11/10/2017 tarihinde oy birliği ile karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, sağ kalan eşin konut ve ev eşyası üzerindeki haklarını düzenleyen TMK m. 652 uygulamasında yargı yolları arasında sıklıkla yaşanan yetki ve görev karmaşasına kesin bir nokta koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Doktrinde ve uygulamada “aile konutu” kelimesi geçtiği an davanın otomatik olarak Aile Mahkemesinde açılması gerektiği yönünde yanılgılı bir refleks bulunabilmektedir. Oysa evlilik birliği devam ederken açılan aile konutu şerhi veya özgüleme davaları Aile Mahkemesinin görevinde iken; eşlerden birinin ölümü halinde durum artık bir “miras ve tereke tasfiyesi” meselesine dönüşmektedir. Sağ kalan eşin miras payına mahsuben mülkiyet veya intifa hakkı talep etmesi, terekedeki bir taşınmazın paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesi usulü ile doğrudan bağlantılıdır. Bölge Adliye Mahkemesi, HMK m. 4/1-b çerçevesinde net bir ayrım yaparak, murisin ölümünden sonra tereke malı niteliği kazanan konut üzerindeki hak iddialarında görevli merciin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunu teyit etmiştir. Merci tayini kararları kesin nitelikte olduğundan, bu karar uyuşmazlıkların uzamasını engelleyen ve usul ekonomisine hizmet eden isabetli bir yol göstericidir.

⚖️ÖLÜM NEDENİYLE AİLE KONUTUNUN SAĞ KALAN EŞE ÖZGÜLENMESİ DAVASI – Miras Hakkına Mahsuben Mülkiyet Hakkı Tanınması İstemi – Aile Mahkemesi ile Sulh Hukuk Mahkemesi Arasındaki Görev Uyuşmazlığı – Merci Tayini (Yargı Yeri Belirlenmesi) – Sulh Hukuk Mahkemesinin Görevli Olması 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2017/2170 Esas – 2017/1786 Karar İlk Derece Mahkemesi: İzmir 11. Aile Mahkemesi (2016/45 E. – 2016/789 K.) & İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi (2007/263 E. – 2015/985 K.) Karar Tarihi: 10/10/2017 Karar Türü: Merci Tayini / Yargı Yeri Belirlenmesi (HMK m. 21-22 ve m. 362/1-c – Kesin) 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Davacı sağ kalan eş vekili, muris eşinin vefatı sonrasında tereke malları arasında yer alan ortak konutun, Türk Medeni Kanunu'nun 652. maddesi uyarınca miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınması suretiyle kendisine özgülenmesini talep etmiştir. Yargılama sürecinde davacı tarafça sunulan ıslah dilekçesiyle, söz konusu taşınmaz üzerinde intifa hakkı yerine bedeli karşılığında mülkiyet hakkı tanınması istenmiştir. Davanın açıldığı İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi, uyuşmazlığın aile konutunun özgülenmesine ilişkin olduğunu ve bu sebeple aile mahkemelerinin görev alanına girdiğini belirterek görevsizlik kararı vermiştir. Kendisine dosya gönderilen İzmir 11. Aile Mahkemesi ise uyuşmazlığın terekeden kaynaklandığını ve aile mahkemesinin görevinde olmadığını savunarak karşılıklı görevsizlik kararı vermiş; iki mahkeme arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi amacıyla dosya merci tayini (yargı yeri belirlenmesi) için Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiştir. 📌 YARGILAMA SÜRECİ İki ilk derece mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlığını inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığın çözümü için ilgili yasal mevzuatı ve Yargıtay içtihatlarını değerlendirmiştir. Türk Medeni Kanunu'nun 652/1. maddesinde, eşlerden birinin ölümü halinde tereke malları arasında ev eşyası veya birlikte yaşanılan konut bulunması durumunda, sağ kalan eşin bunlar üzerinde miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebileceğinin hüküm altına alındığı saptanmıştır. Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK'nın 4/1-b maddesi uyarınca, taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları görme görevinin Sulh Hukuk Mahkemelerine ait olduğu hatırlatılmıştır. Somut olayda davacının, muris eşine ait olan taşınmaz üzerinde intifa hakkı yerine bedeli mukabilinde mülkiyet hakkı tanınmasını talep ettiği, bu talebin doğrudan miras hukuku ve tereke mallarının tasfiyesi/paylaştırılması kuralları ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatları da gözetilerek, bu nitelikteki aile konutunun özgülenmesi ve mülkiyet hakkı tesisi taleplerinin Aile Mahkemesinde değil, Sulh Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri gereğince İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, dosyanın merci tayini talebinde bulunan mahkemeye iadesine, dosya üzerinde yapılan ön inceleme neticesinde HMK'nın 362/1-c maddesi uyarınca temyiz kanun yolu kapalı ve KESİN olmak üzere 11/10/2017 tarihinde oy birliği ile karar verilmiştir.

⚖️ BOŞANMADAN SONRA AÇILAN MAL REJİMİ TASFİYESİ (KATKI PAYI ALACAĞI) DAVASI – Alacağın Güvence Altına Alınması Amacıyla İrtibatlı Mal Varlığı Üzerine Konulan İhtiyati Tedbir – Tedbirin Kaldırılması ve Teminat Karşılığı Kaldırılması Taleplerinin Reddi – Menfaatler Dengesi 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

Esas / Karar No: 2017/3079 Esas – 2017/1773 Karar

İlk Derece Mahkemesi: İzmir 12. Aile Mahkemesi (2017/96 Esas)

Karar Tarihi: 09/10/2017

Karar Türü: Davalı-Karşı Davacı Vekilinin İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi (HMK m. 353/1-b-1 – Kesin)

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Davacı-karşı davalı kadın vekili, tarafların boşanmalarından sonra 60.000,00 TL dava değerli mal rejimine dayalı katkı payı alacağının tahsili istemiyle dava açmış; dava ile elde edebileceği alacağı güvence altına alabilmek amacıyla davalı erkek adına kayıtlı mal varlıkları üzerine ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiştir. İlk derece mahkemesince 09/02/2017 tarihli tensip tutanağı ile davalı erkeğe ait bir adet taşınmaz ile bir aracın sicil kaydı üzerine ihtiyati tedbir konulmuştur. Davalı-karşı davacı erkek vekili, mal varlığı üzerindeki tedbirlerin kaldırılmasını veya uygun bir teminat karşılığında nakde çevrilmesini talep etmiştir. Yerel mahkemece duruşmalı olarak yapılan değerlendirme neticesinde, davalının tedbirlerin kaldırılması ve teminat alınması yönündeki taleplerinin ayrı ayrı reddine dair 18/07/2017 tarihli ara karar kurulmuştur. Davalı-karşı davacı vekili, tedbirlerin haksız olduğunu ve kaldırılması gerektiğini ileri sürerek ara karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbirin kaldırılması talebini reddeden ara kararının usul ve yasaya uygunluğunu denetlemiştir. Daire gerekçesinde, 6100 sayılı HMK’nın “Geçici Hukuki Korumalar” başlığı altında düzenlenen 389. maddesi hükmünü hatırlatmıştır. İlgili madde uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı, tamamen imkansız hale geleceği veya gecikmesinde ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde ihtiyati tedbir kararı verilebileceği vurgulanmıştır. Somut olay incelendiğinde; davacı kadının davadan elde edeceği alacağı güvence altına alma amacıyla hareket ettiği, tedbire konu araç ve taşınmaz uyuşmazlığın doğrudan konusu (ayni) olmasa bile davanın özüyle doğrudan irtibatlı bulunduğu saptanmıştır. Dava değeri ile tarafların menfaatler dengesi birlikte değerlendirildiğinde, ilk derece mahkemesince kurulan ihtiyati tedbir kararının yerinde olduğu; bu aşamada tedbirlerin kaldırılmasını veya teminat karşılığı çözülmesini gerektirir haklı bir durumun ve koşulların mevcut olmadığı belirlenmiştir. Bu nedenle yerel mahkemenin 18/07/2017 tarihli ara kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davalı-karşı davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf itirazlarının yerinde görülmemesi sebebiyle istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, davalı tarafından yatırılan istinaf harçlarının hazineye gelir kaydına, istinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, kullanılmayan gider avansının talebi halinde yatırana iadesine, HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar ve kararın niteliği itibarıyla kesin olmak üzere oy birliği ile karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davalarında (katkı payı, değer artış payı ve katılma alacağı) sıkça tartışılan “uyuşmazlık dışı mal varlıklarına tedbir konulup konulamayacağı” hususuna ve usul hukukundaki “menfaatler dengesi” ilkesine ışık tutmaktadır. Bilindiği üzere mal rejimi davaları özü itibarıyla birer nisbi alacak davasıdır; yani davacı doğrudan taşınmazın veya aracın mülkiyetini (aynını) değil, nakdi bir bedeli talep eder. Bu durum, zaman zaman mahkemelerce “uyuşmazlık konusu doğrudan taşınmazın kendisi değildir” gerekçesiyle tedbir taleplerinin reddedilmesine yol açabilmektedir. Ancak BAM bu kararında, HMK m. 389 anlamında hakkın elde edilmesinin zorlaşmasını engellemek adına, davanın konusu olmasa dahi davalı ile “irtibatlı” olan mal varlıklarına ihtiyati tedbir konulabileceğini teyit etmiştir. Burada dikkat edilen en önemli kıstas, dava değeri ile tedbir konulan malların değeri arasındaki “menfaat dengesi”dir. Mahkeme, davacının olası alacağını güvence altına alırken davalıyı da tamamen mağdur etmeyecek bir denge kurmuşsa, bu aşamada tedbirin kaldırılması veya teminata bağlanması taleplerinin reddi hukuka uygundur.

⚖️ BOŞANMADAN SONRA AÇILAN MAL REJİMİ TASFİYESİ (KATKI PAYI ALACAĞI) DAVASI – Alacağın Güvence Altına Alınması Amacıyla İrtibatlı Mal Varlığı Üzerine Konulan İhtiyati Tedbir – Tedbirin Kaldırılması ve Teminat Karşılığı Kaldırılması Taleplerinin Reddi – Menfaatler Dengesi  🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2017/3079 Esas – 2017/1773 Karar İlk Derece Mahkemesi: İzmir 12. Aile Mahkemesi (2017/96 Esas) Karar Tarihi: 09/10/2017 Karar Türü: Davalı-Karşı Davacı Vekilinin İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi (HMK m. 353/1-b-1 – Kesin) 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Davacı-karşı davalı kadın vekili, tarafların boşanmalarından sonra 60.000,00 TL dava değerli mal rejimine dayalı katkı payı alacağının tahsili istemiyle dava açmış; dava ile elde edebileceği alacağı güvence altına alabilmek amacıyla davalı erkek adına kayıtlı mal varlıkları üzerine ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiştir. İlk derece mahkemesince 09/02/2017 tarihli tensip tutanağı ile davalı erkeğe ait bir adet taşınmaz ile bir aracın sicil kaydı üzerine ihtiyati tedbir konulmuştur. Davalı-karşı davacı erkek vekili, mal varlığı üzerindeki tedbirlerin kaldırılmasını veya uygun bir teminat karşılığında nakde çevrilmesini talep etmiştir. Yerel mahkemece duruşmalı olarak yapılan değerlendirme neticesinde, davalının tedbirlerin kaldırılması ve teminat alınması yönündeki taleplerinin ayrı ayrı reddine dair 18/07/2017 tarihli ara karar kurulmuştur. Davalı-karşı davacı vekili, tedbirlerin haksız olduğunu ve kaldırılması gerektiğini ileri sürerek ara karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbirin kaldırılması talebini reddeden ara kararının usul ve yasaya uygunluğunu denetlemiştir. Daire gerekçesinde, 6100 sayılı HMK'nın "Geçici Hukuki Korumalar" başlığı altında düzenlenen 389. maddesi hükmünü hatırlatmıştır. İlgili madde uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı, tamamen imkansız hale geleceği veya gecikmesinde ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde ihtiyati tedbir kararı verilebileceği vurgulanmıştır. Somut olay incelendiğinde; davacı kadının davadan elde edeceği alacağı güvence altına alma amacıyla hareket ettiği, tedbire konu araç ve taşınmaz uyuşmazlığın doğrudan konusu (ayni) olmasa bile davanın özüyle doğrudan irtibatlı bulunduğu saptanmıştır. Dava değeri ile tarafların menfaatler dengesi birlikte değerlendirildiğinde, ilk derece mahkemesince kurulan ihtiyati tedbir kararının yerinde olduğu; bu aşamada tedbirlerin kaldırılmasını veya teminat karşılığı çözülmesini gerektirir haklı bir durumun ve koşulların mevcut olmadığı belirlenmiştir. Bu nedenle yerel mahkemenin 18/07/2017 tarihli ara kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davalı-karşı davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf itirazlarının yerinde görülmemesi sebebiyle istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, davalı tarafından yatırılan istinaf harçlarının hazineye gelir kaydına, istinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, kullanılmayan gider avansının talebi halinde yatırana iadesine, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar ve kararın niteliği itibarıyla kesin olmak üzere oy birliği ile karar verilmiştir.

⚖️KARŞILIKLI BOŞANMA VE VELAYETİN KALDIRILMASI – Özel ve Genel Boşanma Sebeplerinin Yarışması – Ceza Mahkemesi Kararlarının Bağlayıcılığı ve Bekletici Mesele Yapılması Zorunluluğu – Otel Kayıtlarındaki Çelişkilerin Giderilmesi – Mesaj Kayıtlarının Hukuka Uygunluk Denetimi 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2018/1938 Esas – 2018/3838 Karar İlk Derece Mahkemesi: (Kararda açıkça belirtilmemiştir) Karar Tarihi: 08/11/2018

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Davacı-karşı davalı erkek vekili; asıl davada zina (TMK m. 161), hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m. 162), haysiyetsiz yaşam sürme (TMK m. 163) ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166/1) nedenlerine birlikte dayanarak boşanma, velayet, 1.500 TL tedbir ve iştirak nafakası ile 500.000 TL maddi, 1.000.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Davalı-karşı davacı kadın vekili ise karşı davasında çocuk için aylık 5.000 TL tedbir ve iştirak nafakası, kendisi için aylık 5.000 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile müşterek konutun tahsisini; birleşen dava dilekçesinde ise erkeğin ve erkeğin ağabeyinin, kadın ve kadının annesini darp ettiğini ileri sürerek babanın velayet hakkının kaldırılmasını istemiştir. İlk derece mahkemesince, tarafların TMK 161, 162 ve 163. maddelerine dayalı boşanma istemlerinin reddine; tarafların TMK 166/1 maddesi gereğince boşanmalarına, evlilik birliği içinde başka bir erkekle duygusal yakınlığa giren ve “Kocama bayılmıyorum ama lüksü seviyorum, en sonunda onu aldatacağım, salak Eyüp” diyen kadının sadakatsiz davranışları nedeniyle daha ağır kusurlu olduğuna hükmedilerek erkek yararına 30.000 TL manevi tazminata, müşterek çocuğun velayetinin ise anneye verilmesine karar verilmiştir. Karara karşı her iki taraf vekili de istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Kadın vekili; kusur saptamasının hatalı olduğunu, dosyada mevcut kamera kayıtları, ceza dosyaları, telefon mesajları ve otel kayıtları gibi açık delillerin değerlendirilmediğini ve tanık yüzleştirmesi yapılmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. Erkek vekili ise velayetin kendisine verilmesi gerektiğini, kişisel ilişki süresinin çocuğun üstün yararına uygun olmadığını, iştirak nafakasının fahiş olduğunu, zina ve cana kast nedenlerine dayalı davaların reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu savunmuştur.

📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, uyuşmazlığın; tarafların karşılıklı boşanma, tazminat ve velayetin kaldırılması davalarında ileri sürdükleri iddiaların sübut bulup bulmadığı, tarafların kusur oranlarının tespiti, derdest ceza davalarının eldeki boşanma davasına etkisi ile otel ve mesaj kayıtlarının hukuki değerinin saptanması noktalarında toplandığını belirterek dosyayı incelemiştir. Kararın orijinal gerekçesinde yer alan saptamalara göre; İzmir 32. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2017/6 Esas sayılı dosyasında müşteki kadının bilgi ve rızası dışında boş reçetelerin erkek ve muayenehane çalışanı tarafından sahte olarak oluşturulup ilaçların eczanelerden suistimal içerisinde tedarik edildiği iddiasıyla “resmi evrakta sahtecilik” suçundan, İzmir 38. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2016/299 Esas sayılı dosyasında ise taraflar ile yakınlarının karşılıklı “basit yaralama, tehdit, hakaret ve özel hayatın gizliliğini ihlal” suçlarından yargılandıkları derdest kamu davaları bulunduğu tespit edilmiştir. Kararda, Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesi uyarınca ceza mahkemesinin “mahkumiyet kararı” vermesi halinde bu kararın hukuk hakimini bağlayacağı açıkça vurgulanarak, “Açılmış ve görülmekte olan bir ceza davası varken, hukuk mahkemesinin soruşturma evrakını değerlendirerek sonuca ulaşması doğru değildir” gerekçesiyle ceza davalarının bekletici mesele yapılması gerektiğine hükmedilmiştir. Ayrıca, kadının zina iddiasına dayanak yaptığı otel konaklama kayıtları hakkında ilgili otel tarafından mahkemeye birbiriyle çelikili iki ayrı müzekkere cevabı verildiği (ilk cevapta erkeğin bir kadınla birlikte konakladığı, ikinci cevapta ise kadının sadece evrak teslim edip ayrıldığı) görülmüş; Bölge Adliye Mahkemesi Dairesince bu çelişkinin giderilmesi amacıyla bizzat yazılan üçüncü yazıya 15.10.2018 tarihinde verilen otel cevabının, dosyadaki diğer tüm delillerle birlikte ilk derece mahkemesince yeniden değerlendirilmesi gerektiği saptanmıştır. Son olarak, erkeğin delil olarak dayandığı mesaj kayıtları hakkında da orijinal gerekçede emredici bir usul kuralı çizilmiş; “mesaj kayıtlarının hukuka uygun delil vasfında olup olmadığının değerlendirilmemesi de doğru olmamıştır. O halde davacı-karşı davalı erkek tarafından delil olarak dayanılan mesaj kayıtlarının hukuka uygun delil olduğu ve davalı davacı kadın tarafından oluşturulduğu anlaşıldığı takdirde diğer tüm delillerle birlikte değerlendirilmesi suretiyle gerçekleşecek sonucuna göre karar verilmesi gerekir” denilerek dijital verilerin öncelikle hukuka uygunluk filtresinden geçirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece tarafların gösterdikleri deliller toplanmadan ve değerlendirilmeden karar verilmesi, HMK’nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca doğrudan bir kaldırma ve iade sebebi olarak kabul edilmiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Tarafların istinaf taleplerinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının esası incelenmeksizin KALDIRILMASINA; gerekçede gösterildiği şekilde işlem yapılmak üzere dosyanın mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, kaldırma sebebine göre tarafların işin esasına ilişkin diğer istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına oy birliği ile kesin olarak karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, medeni usul hukukumuzun en temel direklerinden olan “eksiksiz inceleme ve araştırma yapılması” ile “delillerin sıhhati” ilkelerini boşanma davaları özelinde kristalize etmektedir. İlk derece mahkemeleri, boşanma davalarında tarafların sunduğu her veriyi ya da uyuşmazlığın ceza boyutunu göz ardı ederek hızlıca bir kusur dengesi kurma eğiliminde olabilmektedir. Ancak BAM 2. Hukuk Dairesi bu kararıyla, adil yargılanma hakkının ve maddi gerçeğe ulaşma idealinin aceleye getirilemeyeceğini hatırlatmıştır.

Özellikle TBK m. 74 bağlamında yapılan “Asliye Ceza dosyalarının bekletici mesele yapılması” vurgusu, tarafların birbirlerine uyguladıkları iddia edilen ekonomik, fiziksel ve psikolojik şiddetin (darp, tehdit, hakaret) resmi olarak sübuta erip ermediğinin tespiti açısından kritiktir. Ceza mahkemesinin kesin kararı dururken, hukuk hakiminin soruşturma evrakı üzerinden kabataslak bir kusur puanlaması yapması hukuki güvenliği zedeler. Kararın dijital delillerle (WhatsApp, SMS kayıtları) ilgili getirdiği “hukuka uygunluk denetimi” şartı ise büyük önem taşımaktadır. Üst mahkeme, boşanma davasında haklı çıkmak adına eşlerin birbirlerinin özel hayat gizliliğini ihlal ederek, hukuka aykırı yollarla elde ettikleri dijital materyallerin doğrudan dosyaya konulup “sadakatsizlik delili” olarak okunmasını yasaklamaktadır. Mahkeme önce bu delilin hukuki meşruiyetini ve aidiyetini tartacak, ardından esasa etkisini inceleyecektir. Son olarak, otel kayıtlarındaki bariz çelişkilerin üzerine gidilmesi emri, boşanmanın en ağır sonuçlarından olan “zina” olgusunun ve buna bağlı fahiş tazminat taleplerinin varsayımlarla değil, mutlak ve şüphesiz somut delillerle ispatlanması gerektiği yönündeki basiretli yargısal duruşu tahkim etmektedir.

⚖️KARŞILIKLI BOŞANMA VE VELAYETİN KALDIRILMASI – Özel ve Genel Boşanma Sebeplerinin Yarışması – Ceza Mahkemesi Kararlarının Bağlayıcılığı ve Bekletici Mesele Yapılması Zorunluluğu – Otel Kayıtlarındaki Çelişkilerin Giderilmesi – Mesaj Kayıtlarının Hukuka Uygunluk Denetimi  🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2018/1938 Esas - 2018/3838 Karar İlk Derece Mahkemesi: (Kararda açıkça belirtilmemiştir) Karar Tarihi: 08/11/2018 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Davacı-karşı davalı erkek vekili; asıl davada zina (TMK m. 161), hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m. 162), haysiyetsiz yaşam sürme (TMK m. 163) ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166/1) nedenlerine birlikte dayanarak boşanma, velayet, 1.500 TL tedbir ve iştirak nafakası ile 500.000 TL maddi, 1.000.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Davalı-karşı davacı kadın vekili ise karşı davasında çocuk için aylık 5.000 TL tedbir ve iştirak nafakası, kendisi için aylık 5.000 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile müşterek konutun tahsisini; birleşen dava dilekçesinde ise erkeğin ve erkeğin ağabeyinin, kadın ve kadının annesini darp ettiğini ileri sürerek babanın velayet hakkının kaldırılmasını istemiştir. İlk derece mahkemesince, tarafların TMK 161, 162 ve 163. maddelerine dayalı boşanma istemlerinin reddine; tarafların TMK 166/1 maddesi gereğince boşanmalarına, evlilik birliği içinde başka bir erkekle duygusal yakınlığa giren ve "Kocama bayılmıyorum ama lüksü seviyorum, en sonunda onu aldatacağım, salak Eyüp" diyen kadının sadakatsiz davranışları nedeniyle daha ağır kusurlu olduğuna hükmedilerek erkek yararına 30.000 TL manevi tazminata, müşterek çocuğun velayetinin ise anneye verilmesine karar verilmiştir. Karara karşı her iki taraf vekili de istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Kadın vekili; kusur saptamasının hatalı olduğunu, dosyada mevcut kamera kayıtları, ceza dosyaları, telefon mesajları ve otel kayıtları gibi açık delillerin değerlendirilmediğini ve tanık yüzleştirmesi yapılmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. Erkek vekili ise velayetin kendisine verilmesi gerektiğini, kişisel ilişki süresinin çocuğun üstün yararına uygun olmadığını, iştirak nafakasının fahiş olduğunu, zina ve cana kast nedenlerine dayalı davaların reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu savunmuştur. 📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, uyuşmazlığın; tarafların karşılıklı boşanma, tazminat ve velayetin kaldırılması davalarında ileri sürdükleri iddiaların sübut bulup bulmadığı, tarafların kusur oranlarının tespiti, derdest ceza davalarının eldeki boşanma davasına etkisi ile otel ve mesaj kayıtlarının hukuki değerinin saptanması noktalarında toplandığını belirterek dosyayı incelemiştir. Kararın orijinal gerekçesinde yer alan saptamalara göre; İzmir 32. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2017/6 Esas sayılı dosyasında müşteki kadının bilgi ve rızası dışında boş reçetelerin erkek ve muayenehane çalışanı tarafından sahte olarak oluşturulup ilaçların eczanelerden suistimal içerisinde tedarik edildiği iddiasıyla "resmi evrakta sahtecilik" suçundan, İzmir 38. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2016/299 Esas sayılı dosyasında ise taraflar ile yakınlarının karşılıklı "basit yaralama, tehdit, hakaret ve özel hayatın gizliliğini ihlal" suçlarından yargılandıkları derdest kamu davaları bulunduğu tespit edilmiştir. Kararda, Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi uyarınca ceza mahkemesinin "mahkumiyet kararı" vermesi halinde bu kararın hukuk hakimini bağlayacağı açıkça vurgulanarak, "Açılmış ve görülmekte olan bir ceza davası varken, hukuk mahkemesinin soruşturma evrakını değerlendirerek sonuca ulaşması doğru değildir" gerekçesiyle ceza davalarının bekletici mesele yapılması gerektiğine hükmedilmiştir. Ayrıca, kadının zina iddiasına dayanak yaptığı otel konaklama kayıtları hakkında ilgili otel tarafından mahkemeye birbiriyle çelikili iki ayrı müzekkere cevabı verildiği (ilk cevapta erkeğin bir kadınla birlikte konakladığı, ikinci cevapta ise kadının sadece evrak teslim edip ayrıldığı) görülmüş; Bölge Adliye Mahkemesi Dairesince bu çelişkinin giderilmesi amacıyla bizzat yazılan üçüncü yazıya 15.10.2018 tarihinde verilen otel cevabının, dosyadaki diğer tüm delillerle birlikte ilk derece mahkemesince yeniden değerlendirilmesi gerektiği saptanmıştır. Son olarak, erkeğin delil olarak dayandığı mesaj kayıtları hakkında da orijinal gerekçede emredici bir usul kuralı çizilmiş; "mesaj kayıtlarının hukuka uygun delil vasfında olup olmadığının değerlendirilmemesi de doğru olmamıştır. O halde davacı-karşı davalı erkek tarafından delil olarak dayanılan mesaj kayıtlarının hukuka uygun delil olduğu ve davalı davacı kadın tarafından oluşturulduğu anlaşıldığı takdirde diğer tüm delillerle birlikte değerlendirilmesi suretiyle gerçekleşecek sonucuna göre karar verilmesi gerekir" denilerek dijital verilerin öncelikle hukuka uygunluk filtresinden geçirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece tarafların gösterdikleri deliller toplanmadan ve değerlendirilmeden karar verilmesi, HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca doğrudan bir kaldırma ve iade sebebi olarak kabul edilmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Tarafların istinaf taleplerinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının esası incelenmeksizin KALDIRILMASINA; gerekçede gösterildiği şekilde işlem yapılmak üzere dosyanın mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, kaldırma sebebine göre tarafların işin esasına ilişkin diğer istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına oy birliği ile kesin olarak karar verilmiştir.

⚖️EVLİLİK BİRLİĞİNİ TEMELİNDEN SARSILMASI NEDENİYLE KARŞILIKLI BOŞANMA – Karşı Davada Karar ve İlam Harcının Eksik Olması – Harç Tamamlanmadan Esastan Hüküm Kurulamayacağı

  • İlk Derece Mahkemesi: İzmir 5. Aile Mahkemesi (2017/777 Esas – 2018/261 Karar)

  • İlk Derece Karar Tarihi: 06/04/2018

  • İstinaf Mahkemesi: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi (2018/1374 Esas – 2021/497 Karar)

  • BAM Karar Tarihi: 25/03/2021

💡 DAVA VE SAFHA ÖZETİ Davacı-karşı davalı kadın vekili, davalı erkeğin teknoloji bağımlılığı, sadakatsizlik, hakaret ve tehdit eylemleri nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ileri sürerek boşanma, nafaka, velayet ve maddi-manevi tazminat talepli asıl dava açmıştır. Davalı-karşı davacı erkek vekili ise iddiaların asılsız olduğunu, kadının ortak hayattan kaçındığını beyan ederek asıl davanın reddini, karşı davanın kabulü ile boşanma ve velayet talep etmiştir. İlk derece mahkemesince kadının asıl davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, velayetin ortak verilmesine, kadın lehine nafaka ve tazminata; erkeğin karşı boşanma davası ile kadının birleşen davasının ise reddine karar verilmiştir. Karara karşı taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

📌 İLK DERECE MAHKEMESİNİN RET GEREKÇESİ İzmir 5. Aile Mahkemesi, davalı-karşı davacı erkeğin açtığı boşanma davası ile davacı-karşı davalı kadının (İzmir 9. Aile Mahkemesi’nden gelen) birleşen davasının reddine karar vermiştir. İlk derece mahkemesi, tarafların iddialarını kusur tespiti çerçevesinde değerlendirerek kadının açtığı asıl davadaki boşanma nedenlerini sabit görmüş, erkeğin karşı davası yönünden ise evlilik birliğinin sarsılmasında erkeği tam kusurlu bularak erkeğin davasının reddi gerektiği kanaatiyle hüküm kurmuştur.

👉 İSTİNAF SÜRECİ VE BAM KARARI İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi, dosya üzerinde yaptığı incelemede tarafların esasa ve kusura yönelik istinaf itirazlarını incelemeden önce kamu düzenini ilgilendiren usuli bir harç hatası saptamıştır. BAM gerekçesinde; karşılık davaların da müstakil davalar gibi harca tabi olduğunu, Harçlar Kanunu’nun 6/1, 27 ve 32. maddeleri uyarınca harçlar peşin ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını anımsatmıştır.

Davalı-karşı davacı erkeğin karşı dava açarken 14.10.2015 tarihli makbuzla karşılık dava başvuru harcını yatırdığı, ancak karşı davasına yönelik maktu karar ve ilam harcının alınmadığı, bu eksikliğin yerel mahkeme hükmüyle de giderilmediği saptanmıştır. Üst mahkeme; erkeğe karşı davasına ilişkin maktu karar ve ilam harcını ödemesi için süre verilmesi, harç tamamlanırsa esasa girilmesi, yatırılmazsa Harçlar Kanunu m.30-32 gereğince işlem yapılması gerekirken yargılamaya devamla hüküm kurulmasını usul ve yasaya aykırı bulmuştur. Bu nedenle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının usuli yönden kabulü ile kararın HMK m.353/1-a-6 uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine ve sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına kesin olarak karar vermiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Bu karar; medeni usul hukukunda kamu düzeninden sayılan “harç tamamlama” zorunluluğunun ve HMK m.353/1-a-6 maddesinde düzenlenen “davanın esası incelenmeksizin kararın kaldırılması” mekanizmasının net bir yansımasıdır.

Uygulamada sıklıkla karşılaşılan hata, karşılık davaların asıl davanın gölgesinde kalması ve harç işlemlerinin gözden kaçırılmasıdır. Mahkeme, davanın niteliği ne olursa olsun (aile hukuku dahil) harcı ödenmemiş bir talebin esası hakkında olumlu veya olumsuz bir hüküm kuramaz. Harçlar Kanunu’nun 32. maddesindeki “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılamaz” hükmü emredicidir. İlk derece mahkemesi, karşı davayı esastan reddetmiş olsa dahi, peşin karar ve ilam harcı tamamlatılmadan bu reddi kurduğu için usuli bir fiyasko doğmuştur.

İstinaf dairesi, haklı olarak kusur durumuna, tazminat ve nafaka miktarlarının yerinde olup olmadığına hiç girmemiştir. Çünkü usulünce harçlandırılmış geçerli bir karşı dava süreci tamamlanmadan esasa yönelik yapılacak her türlü değerlendirme hukuken sakattır. Bu karar, avukatlar ve mahkeme yazı işleri için; dava şartı niteliğindeki harç noksanlıklarının giderilmesinin, davanın esasına girilmesinin mutlak ilk adımı olduğunu ve bu eksikliğin kararın doğrudan usulden bozulma/kaldırılma sebebi teşkil edeceğini hatırlatan emniyet supabı niteliğinde bir karardır.

⚖️EVLİLİK BİRLİĞİNİ TEMELİNDEN SARSILMASI NEDENİYLE KARŞILIKLI BOŞANMA – Karşı Davada Karar ve İlam Harcının Eksik Olması – Harç Tamamlanmadan Esastan Hüküm Kurulamayacağı İlk Derece Mahkemesi: İzmir 5. Aile Mahkemesi (2017/777 Esas - 2018/261 Karar) İlk Derece Karar Tarihi: 06/04/2018 İstinaf Mahkemesi: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi (2018/1374 Esas - 2021/497 Karar) BAM Karar Tarihi: 25/03/2021 💡 DAVA VE SAFHA ÖZETİ Davacı-karşı davalı kadın vekili, davalı erkeğin teknoloji bağımlılığı, sadakatsizlik, hakaret ve tehdit eylemleri nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ileri sürerek boşanma, nafaka, velayet ve maddi-manevi tazminat talepli asıl dava açmıştır. Davalı-karşı davacı erkek vekili ise iddiaların asılsız olduğunu, kadının ortak hayattan kaçındığını beyan ederek asıl davanın reddini, karşı davanın kabulü ile boşanma ve velayet talep etmiştir. İlk derece mahkemesince kadının asıl davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, velayetin ortak verilmesine, kadın lehine nafaka ve tazminata; erkeğin karşı boşanma davası ile kadının birleşen davasının ise reddine karar verilmiştir. Karara karşı taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 📌 İLK DERECE MAHKEMESİNİN RET GEREKÇESİ İzmir 5. Aile Mahkemesi, davalı-karşı davacı erkeğin açtığı boşanma davası ile davacı-karşı davalı kadının (İzmir 9. Aile Mahkemesi'nden gelen) birleşen davasının reddine karar vermiştir. İlk derece mahkemesi, tarafların iddialarını kusur tespiti çerçevesinde değerlendirerek kadının açtığı asıl davadaki boşanma nedenlerini sabit görmüş, erkeğin karşı davası yönünden ise evlilik birliğinin sarsılmasında erkeği tam kusurlu bularak erkeğin davasının reddi gerektiği kanaatiyle hüküm kurmuştur. 👉 İSTİNAF SÜRECİ VE BAM KARARI İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi, dosya üzerinde yaptığı incelemede tarafların esasa ve kusura yönelik istinaf itirazlarını incelemeden önce kamu düzenini ilgilendiren usuli bir harç hatası saptamıştır. BAM gerekçesinde; karşılık davaların da müstakil davalar gibi harca tabi olduğunu, Harçlar Kanunu'nun 6/1, 27 ve 32. maddeleri uyarınca harçlar peşin ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını anımsatmıştır. Davalı-karşı davacı erkeğin karşı dava açarken 14.10.2015 tarihli makbuzla karşılık dava başvuru harcını yatırdığı, ancak karşı davasına yönelik maktu karar ve ilam harcının alınmadığı, bu eksikliğin yerel mahkeme hükmüyle de giderilmediği saptanmıştır. Üst mahkeme; erkeğe karşı davasına ilişkin maktu karar ve ilam harcını ödemesi için süre verilmesi, harç tamamlanırsa esasa girilmesi, yatırılmazsa Harçlar Kanunu m.30-32 gereğince işlem yapılması gerekirken yargılamaya devamla hüküm kurulmasını usul ve yasaya aykırı bulmuştur. Bu nedenle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının usuli yönden kabulü ile kararın HMK m.353/1-a-6 uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine ve sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına kesin olarak karar vermiştir.

⚖️NAFAKA ARTIRIMI DAVASI – Yoksulluk ve İştirak Nafakası – Gerekçeli Karardan Sonra Tarafların Sulh Olması – HMK m. 353/1-a-6 – İlk Derece Mahkemesi Kararının Kaldırılması ve Dosyanın Geri Gönderilmesi

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • İlk Derece Mahkemesi: Aile Mahkemesi

  • Bölge Adliye Mahkemesi: Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (Kesin Karar)

💡 UYUŞMAZLIK VE DAVA SÜRECİ Davacı anne, eski boşanma kararı ile hükmedilen yoksulluk nafakasının ve müşterek çocuk lehine takdir edilen iştirak nafakasının günün ekonomik koşulları ve davalının mali durumundaki artış gözetilerek artırılmasını; ayrıca çocuğun eğitim giderlerinin hesaplanarak nafaka miktarına dahil edilmesini talep etmiştir. Davalı baba ise davacının ticari ortaklıkları ve şirketleri vasıtasıyla yüksek gelir elde ettiğini, kendisinin ise turizm işinde zarar ettiğini ve yeniden evlenerek yeni çocuklarının olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesi: Davacının yoksulluk nafakasını artırım talebini reddetmiş; çocuk için iştirak nafakasını ise kısmen kabul ederek aylık 500 TL artışla 1.500 TL’ye yükseltmiştir.

İstinaf Aşamasındaki Gelişme: Yerel mahkeme hükmünü kurduktan sonra, henüz gerekçeli karar taraflara tebliğ edilmeden önce taraflar kendi aralarında bir “Sulh Protokolü” imzalamışlardır. Davacı vekili, bu protokol doğrultusunda işlem yapılmasını istemiş; dosya incelenmek üzere istinaf kanun yoluna taşınmıştır.

📌 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN ESAS GEREKÇESİ

Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi, dosya üzerinde yaptığı inceleme neticesinde şu hukuki sonuca varmıştır:

  • Sulh Protokolünün Varlığı: Hüküm kurulduktan sonra ancak karar kesinleşmeden önce, tarafların dava konusu uyuşmazlık (yoksulluk ve iştirak nafakasının miktarı ile ödeme şartları) hakkında aralarında bir sulh protokolü düzenledikleri sundukları dilekçeler ve ekli belgelerle sabittir.

  • Kararın Kaldırılması Zorunluluğu: Davanın sulh ile sonuçlanması, maddi hukuku ve usul hukukunu doğrudan etkileyen bir durumdur. Bölge Adliye Mahkemesi, tarafların ortak iradesine dayanan bu yeni durumun ilk derece mahkemesince değerlendirilmesi, gerekli usul işlemlerinin yerine getirilmesi ve protokol uyarınca yeni bir hüküm kurulması gerektiğine kanaat getirmiştir.

  • Usulü Dayanak: HMK’nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca, uyuşmazlığın esasını etkileyecek bu sulh olgusu karşısında, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın protokol doğrultusunda yeniden görülmek üzere yerel mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir.

⚖️ HUKUKİ DEĞERLENDİRME

Aile hukuku ve özellikle nafaka davalarında, mahkeme kararından sonra dahi tarafların sulh olması (anlaşmaya varması) usul ekonomisi ve tarafların irade serbestisi açısından öncelikle gözetilir.

  1. Hükümden Sonra Yapılan Protokollerin Durumu: İlk derece mahkemesi kararını vermiş olsa dahi, karar kesinleşcine kadar taraflar her zaman sulh olabilirler. Bu aşamada sunulan protokol karşısında üst mahkeme (BAM), davanın esasını ve nafaka miktarlarının yerindeliğini incelemez; yerel mahkeme kararını usulden kaldırarak dosyayı iade eder.

  2. Geri Gönderilen Dosyada Yapılacak İşlem: Dosyayı devralan yerel mahkeme, tarafların sulh beyanlarını zapta geçirerek ve sunulan protokol hükümlerini denetleyerek “sulh nedeniyle” yeni bir karar ihdas eder. Böylece uyuşmazlık tarafların kendi iradeleri doğrultusunda sonlandırılmış olur.

⚖️NAFAKA ARTIRIMI DAVASI – Yoksulluk ve İştirak Nafakası – Gerekçeli Karardan Sonra Tarafların Sulh Olması – HMK m. 353/1-a-6 – İlk Derece Mahkemesi Kararının Kaldırılması ve Dosyanın Geri Gönderilmesi 🏛️ KARAR KÜNYESİ İlk Derece Mahkemesi: Aile Mahkemesi Bölge Adliye Mahkemesi: Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (Kesin Karar) 💡 UYUŞMAZLIK VE DAVA SÜRECİ Davacı anne, eski boşanma kararı ile hükmedilen yoksulluk nafakasının ve müşterek çocuk lehine takdir edilen iştirak nafakasının günün ekonomik koşulları ve davalının mali durumundaki artış gözetilerek artırılmasını; ayrıca çocuğun eğitim giderlerinin hesaplanarak nafaka miktarına dahil edilmesini talep etmiştir. Davalı baba ise davacının ticari ortaklıkları ve şirketleri vasıtasıyla yüksek gelir elde ettiğini, kendisinin ise turizm işinde zarar ettiğini ve yeniden evlenerek yeni çocuklarının olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi: Davacının yoksulluk nafakasını artırım talebini reddetmiş; çocuk için iştirak nafakasını ise kısmen kabul ederek aylık 500 TL artışla 1.500 TL'ye yükseltmiştir. İstinaf Aşamasındaki Gelişme: Yerel mahkeme hükmünü kurduktan sonra, henüz gerekçeli karar taraflara tebliğ edilmeden önce taraflar kendi aralarında bir "Sulh Protokolü" imzalamışlardır. Davacı vekili, bu protokol doğrultusunda işlem yapılmasını istemiş; dosya incelenmek üzere istinaf kanun yoluna taşınmıştır. 📌 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN ESAS GEREKÇESİ Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi, dosya üzerinde yaptığı inceleme neticesinde şu hukuki sonuca varmıştır: Sulh Protokolünün Varlığı: Hüküm kurulduktan sonra ancak karar kesinleşmeden önce, tarafların dava konusu uyuşmazlık (yoksulluk ve iştirak nafakasının miktarı ile ödeme şartları) hakkında aralarında bir sulh protokolü düzenledikleri sundukları dilekçeler ve ekli belgelerle sabittir. Kararın Kaldırılması Zorunluluğu: Davanın sulh ile sonuçlanması, maddi hukuku ve usul hukukunu doğrudan etkileyen bir durumdur. Bölge Adliye Mahkemesi, tarafların ortak iradesine dayanan bu yeni durumun ilk derece mahkemesince değerlendirilmesi, gerekli usul işlemlerinin yerine getirilmesi ve protokol uyarınca yeni bir hüküm kurulması gerektiğine kanaat getirmiştir. Usulü Dayanak: HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca, uyuşmazlığın esasını etkileyecek bu sulh olgusu karşısında, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın protokol doğrultusunda yeniden görülmek üzere yerel mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir.

⚖️ KARŞILIKLI BOŞANMA – Kusur Derecelendirmesi – Sadakatsizlik ve Birlik Görevlerinin İhlali – Hakkaniyete Göre Tazminat Miktarının Belirlenmesi – Yargıtay’ın Tazminat Miktarını Az Bularak Bozma Kararı

🏛️ KARAR KÜNYELERİ

  • Bölge Adliye Mahkemesi: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

  • BAM Dosya – Karar No: 2019/884 E. – 2020/276 K. (Karar Tarihi: 24/02/2020)

  • Yargıtay Kararı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Yargıtay Dosya – Karar No: 2020/2948 E. – 2020/5502 K. (Karar Tarihi: 09/11/2020)

💡 UYUŞMAZLIK VE DAVA SÜRECİ Davacı-karşı davalı kadın, eşinin son 6 yıldır haftanın birkaç gününü dışarıda geçirdiğini, kendisinden habersiz gezilere katıldığını, başka bir kadınla otelde kalarak güven sarsıcı ve sadakatsiz davranışlar sergilediğini, kendisini aşağıladığını ve hor gördüğünü belirterek boşanma, nafaka ve maddi-manevi tazminat talep etmiştir.

Davalı-karşı davacı erkek ise kadının geç saatlere kadar televizyon izleyip gün boyu uyuduğunu, evlilik görevlerini ve temizliği ihmal ettiğini, gıdaları çürüttüğünü, öfkeyle evin fayanslarını kırdığını, kapı arkasına anahtar bırakarak eve girmesini engellediğini ve kendisine beddua ettiğini ileri sürerek karşı boşanma davası açmıştır.

İlk Derece Mahkemesi: Her iki davanın da kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadının az, erkeğin ağır kusurlu olduğuna hükmederek kadın yararına aylık 7.000 TL yoksulluk nafakası ile 350.000 TL maddi, 150.000 TL manevi tazminata karar vermiştir. Taraflar karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

📌 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN ORİJİNAL GEREKÇESİ VE ÖZETİ

Bölge Adliye Mahkemesi, tarafların karşılıklı istinaf başvurularını incelemiş ve kusur tespiti ile tazminat miktarları yönünden hükmü şu orijinal gerekçelerle düzeltmiştir:

  • Karşılıklı Kusur Vakıalarının Tespiti:

    “…davacı-karşı davalı kadının çok uzun zamandan beri fizyolojik rahatsızlıklarının bulunup, tedaviden ve üzerine düşen egzersizleri yapmaktan kaçındığı için geceleri uyuyamadığı, bu nedenle geç saatlerde yatıp, öğleden sonra kalkarak, eşine ve evine karşı birlik görevlerini ihmal ettiği, davalı-karşı davacı eşini cezalandırmak için değişik zamanlarda münferit olarak evin fayanslarını kırmak, eve alınan gıda maddelerini kullanmayarak, bozulmasına seyirci kalmak, lüks harcamalar yapmak, oğluna alınan yüzüğü önce kaybettiğini söyleyip, daha sonra eşinin aldığını iddia etmek, evin kapısının arkasında anahtar bırakarak, eşinin eve girmesine engel olmak gibi davranışlar sergilediği, kayınvalidesine karşı mesafeli davrandığı, eşine beddua ettiği, buna karşılık davalı-karşı davacı erkeğin de kadının gece geç yatıp, ertesi gün geç kalkmasını ve birlik görevlerini ihmal etmesini bahane ederek, yatak odalarını ve yataklarını ayırdığı, başkalarının yanında kadına küçük düşürücü davranışlarda bulunduğu, baskı uyguladığı, başka bir kadınla ilişki sürdürerek sadakatsiz davrandığı, ayrıca her iki eşin de müşterek konut içerisinde kendi odalarının kapısını kilitleyerek, birbirlerine karşı güven sarsıcı davranışta bulundukları anlaşılmaktadır.”

  • Kusur Dengesi:

    “Hal böyle olunca, tarafların yukarıda açıklanan kusurları birlikte değerlendirildiğinde, boşanmaya neden olan olaylarda, davalı-karşı davacı erkeğin, davacı-karşı davalı kadına oranla yine de daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gerekir.”

  • Tazminat ve Nafaka Miktarlarının İndirilme Gerekçesi: BAM, ilk derece mahkemesince hükmedilen tazminat ve nafaka miktarlarını fazla bularak hakkaniyet gereği indirim yapmıştır:

    “Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile boşanma yüzünden zedelenen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamı dikkate alındığında davacı-karşı davalı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat çoktur. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanununun 50 ve 52. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi ve manevi tazminat takdiri gerekir.”

    Bu gerekçeyle BAM; yoksulluk nafakasını aylık 6.000 TL’ye, maddi tazminatı 200.000 TL’ye, manevi tazminatı ise 100.000 TL’ye düşürerek hükmü düzeltmiştir.

📌 YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİNİN BOZMA GEREKÇESİ

BAM kararı taraflarca temyiz edilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, erkeğin tüm temyiz itirazlarını reddetmiş, ancak kadın yararına hükmedilen tazminat miktarlarını az bularak kararı kadın lehine bozmuştur:

“Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı-karşı davalı kadın yararına hükmedilen maddi ve manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu’nun 50 ve 51. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.”

 

SONUÇ: Yargıtay, BAM tarafından düzeltilen boşanma, kusur tespiti ve nafaka hükümlerini ONAMIŞ; ancak kadın yararına hükmedilen 200.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat miktarını az bularak kararı bu yönlerden kadın lehine BOZMUŞTUR.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Karar, boşanma davalarında kusur tespiti ile bu kusura bağlı olarak hükmedilecek tazminatların “hakkaniyet” sınırının üst mahkemelerce nasıl denetlendiğini göstermektedir:

  1. Karşılıklı Kusurda Baskın Kusur (Sadakatsizlik): Yargı pratiğinde, eşlerden birinin evlilik birliği görevlerini ihmal etmesi (geç uyanma, ev düzenini sağlamama) veya tepkisel eylemleri (fayans kırma, kilit arkasında anahtar bırakma) kusur olarak kabul edilmekle birlikte; diğer eşin yatakları ayırması, küçük düşürücü davranışlarda bulunması ve en önemlisi başka bir kadınla ilişki yaşayarak sadakat yükümlülüğünü ihlal etmesi, onu her zaman “ağır kusurlu” statüsüne oturtur.

  2. Tazminatta Hakkaniyet ve İhlal Edilen Menfaatin Büyüklüğü: BAM, ülkenin ekonomik şartlarını ve tarafların durumunu gözeterek yerel mahkemenin tazminat miktarlarında indirime gitmişse de, Yargıtay somut olaydaki ağır kusur dengesini (sadakatsizlik ve eşi aşağılama) ve kadının uğradığı mevcut/beklenen menfaat kaybını gözeterek bu indirimi aşırı bulmuştur. TMK m. 174 kapsamında hükmedilecek tazminatların, kusurlu taraf için caydırıcı, mağdur olan az kusurlu taraf için ise zedelenen kişilik haklarını ve geleceğe dair ekonomik güvencesini tam anlamıyla telafi edici büyüklükte olması gerektiği Yargıtay tarafından bir kez daha vurgulanmıştır.

⚖️ KARŞILIKLI BOŞANMA – Kusur Derecelendirmesi – Sadakatsizlik ve Birlik Görevlerinin İhlali – Hakkaniyete Göre Tazminat Miktarının Belirlenmesi – Yargıtay’ın Tazminat Miktarını Az Bularak Bozma Kararı 🏛️ KARAR KÜNYELERİ Bölge Adliye Mahkemesi: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi BAM Dosya - Karar No: 2019/884 E. - 2020/276 K. (Karar Tarihi: 24/02/2020) Yargıtay Kararı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Yargıtay Dosya - Karar No: 2020/2948 E. - 2020/5502 K. (Karar Tarihi: 09/11/2020) 💡 UYUŞMAZLIK VE DAVA SÜRECİ Davacı-karşı davalı kadın, eşinin son 6 yıldır haftanın birkaç gününü dışarıda geçirdiğini, kendisinden habersiz gezilere katıldığını, başka bir kadınla otelde kalarak güven sarsıcı ve sadakatsiz davranışlar sergilediğini, kendisini aşağıladığını ve hor gördüğünü belirterek boşanma, nafaka ve maddi-manevi tazminat talep etmiştir. Davalı-karşı davacı erkek ise kadının geç saatlere kadar televizyon izleyip gün boyu uyuduğunu, evlilik görevlerini ve temizliği ihmal ettiğini, gıdaları çürüttüğünü, öfkeyle evin fayanslarını kırdığını, kapı arkasına anahtar bırakarak eve girmesini engellediğini ve kendisine beddua ettiğini ileri sürerek karşı boşanma davası açmıştır. İlk Derece Mahkemesi: Her iki davanın da kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadının az, erkeğin ağır kusurlu olduğuna hükmederek kadın yararına aylık 7.000 TL yoksulluk nafakası ile 350.000 TL maddi, 150.000 TL manevi tazminata karar vermiştir. Taraflar karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 📌 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN ORİJİNAL GEREKÇESİ VE ÖZETİ Bölge Adliye Mahkemesi, tarafların karşılıklı istinaf başvurularını incelemiş ve kusur tespiti ile tazminat miktarları yönünden hükmü şu orijinal gerekçelerle düzeltmiştir: Karşılıklı Kusur Vakıalarının Tespiti: "...davacı-karşı davalı kadının çok uzun zamandan beri fizyolojik rahatsızlıklarının bulunup, tedaviden ve üzerine düşen egzersizleri yapmaktan kaçındığı için geceleri uyuyamadığı, bu nedenle geç saatlerde yatıp, öğleden sonra kalkarak, eşine ve evine karşı birlik görevlerini ihmal ettiği, davalı-karşı davacı eşini cezalandırmak için değişik zamanlarda münferit olarak evin fayanslarını kırmak, eve alınan gıda maddelerini kullanmayarak, bozulmasına seyirci kalmak, lüks harcamalar yapmak, oğluna alınan yüzüğü önce kaybettiğini söyleyip, daha sonra eşinin aldığını iddia etmek, evin kapısının arkasında anahtar bırakarak, eşinin eve girmesine engel olmak gibi davranışlar sergilediği, kayınvalidesine karşı mesafeli davrandığı, eşine beddua ettiği, buna karşılık davalı-karşı davacı erkeğin de kadının gece geç yatıp, ertesi gün geç kalkmasını ve birlik görevlerini ihmal etmesini bahane ederek, yatak odalarını ve yataklarını ayırdığı, başkalarının yanında kadına küçük düşürücü davranışlarda bulunduğu, baskı uyguladığı, başka bir kadınla ilişki sürdürerek sadakatsiz davrandığı, ayrıca her iki eşin de müşterek konut içerisinde kendi odalarının kapısını kilitleyerek, birbirlerine karşı güven sarsıcı davranışta bulundukları anlaşılmaktadır." Kusur Dengesi: "Hal böyle olunca, tarafların yukarıda açıklanan kusurları birlikte değerlendirildiğinde, boşanmaya neden olan olaylarda, davalı-karşı davacı erkeğin, davacı-karşı davalı kadına oranla yine de daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gerekir." Tazminat ve Nafaka Miktarlarının İndirilme Gerekçesi: BAM, ilk derece mahkemesince hükmedilen tazminat ve nafaka miktarlarını fazla bularak hakkaniyet gereği indirim yapmıştır: "Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile boşanma yüzünden zedelenen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamı dikkate alındığında davacı-karşı davalı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat çoktur. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanununun 50 ve 52. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi ve manevi tazminat takdiri gerekir." Bu gerekçeyle BAM; yoksulluk nafakasını aylık 6.000 TL’ye, maddi tazminatı 200.000 TL’ye, manevi tazminatı ise 100.000 TL’ye düşürerek hükmü düzeltmiştir. 📌 YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİNİN BOZMA GEREKÇESİ BAM kararı taraflarca temyiz edilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, erkeğin tüm temyiz itirazlarını reddetmiş, ancak kadın yararına hükmedilen tazminat miktarlarını az bularak kararı kadın lehine bozmuştur: "Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı-karşı davalı kadın yararına hükmedilen maddi ve manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır." SONUÇ: Yargıtay, BAM tarafından düzeltilen boşanma, kusur tespiti ve nafaka hükümlerini ONAMIŞ; ancak kadın yararına hükmedilen 200.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat miktarını az bularak kararı bu yönlerden kadın lehine BOZMUŞTUR.

⚖️EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI NEDENİYLE BOŞANMA – Mahkeme Kararlarının Gerekçeli Olma Zorunluluğu – Gerekçe İçinde Çelişki Yaratılması – Kusur Vakıalarının Sağlıklı Denetimi Engeller Nitelikte Olması 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2019/1938 Esas – 2022/1538 Karar

  • İlk Derece Mahkemesi: İzmir 8. Aile Mahkemesi (2018/165 E. – 2019/470 K.)

  • Karar Tarihi: 27/09/2022 (Kesin Karar)

💡 TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

  • Davanın Konusu ve Arka Plan: Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; belirtilen sebeplerle tarafların boşanmalarına, 250.000 TL maddi ve 250.000 TL manevi tazminata, aylık 1.500 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı yan cevap dilekçesinde özetle; iddiaların ve davanın yerinde olmadığını belirterek reddini istemiştir.

  • İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: Mahkemece neticeten ve özetle; tarafların TMK 166/1. md. gereğince boşanmalarına, davacı için 20.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının nafaka talebinin reddine karar verilmiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davacı kadın vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; nafaka taleplerinin reddinin yerinde olmadığını, hükmedilen tazminatların miktarının az olduğunu, aile konutu tahsis taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Davalı erkek vekili ise istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kusuru bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, kadın lehine belirlenen tazminatların esasını ve miktarını istinaf sebebi yapmıştır.

📌 DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava boşanma ve ferileri taleplerinden ibarettir. HMK’nun 355. maddesi gereğince; istinaf dilekçesinde sayılan sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.

TC.Anayasası’nın 141.maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup hüküm ile gerekçe birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında tolanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalar ile bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gereklidir.( HMK 297 ) Kararda hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntıları ile gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkrasının bulunması zorunludur.

Somut olayda; İlk Derece mahkemesince verilen kararın gerekçesinde boşanmaya sebebiyet veren olaylar kısmında davalı erkeğe “…eşiyle çocuklarla ilgilenmeme-yıllar süren küslükler çıkarma-güven sarsıcı hareket-evlilik birlikteliğinin yükümlülüklerini yerine getirmeme” kusurları yüklenmesine rağmen aynı gerekçenin manevi tazminat bölümünde davalı erkeğin “…eşini dövmek-tehdit etmek-sadakat birliğine aykırı davranmak” vakıalarından bahsedilerek tazminata hükmetmiş böylece kusur vakıaları yönünden gerekçe içerisinde çelişki yaratılmıştır. Kaldı ki davacı vekili dahi istinaf başvuru dilekçesinde “…yargılamada müvekkilinin fiziksel şiddete uğradığının iddia edilmediğini” bildirmektedir. Böylece tarafların usulünce bildirdiği vakıaların hangi delil ile belirlenip yüklendiğinin denetime açık bir şekilde belirtilmesi gerekirken yukarıda açıklanan çelişkili gerekçe sağlıklı denetimin yapılmasını engeller niteliktedir.

Belirtilen eksiklikler ve çelişki kamu düzeni ve istinaf sebepleri ile ilgili olup HMK.353/1-a-6 maddesi kapsamında giderilmesi gereken sonucu ve istinaf denetimini etkileyebilecek nitelikte önemli eksiklik olduklarından sair istinaf sebepleri incelenmeksizin hüküm tesis edilmiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ 1- Tarafların istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan gerekçelerle esastan kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-a-6.maddesi gereğince ilk derece mahkemesi KARARININ KALDIRILMASINA, kararın kaldırılma nedenine göre, tarafların sair istinaf sebeplerinin incelenmesine yer olmadığına, 2- Gerekçede açıklandığı şekilde işlem yapılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3- Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının mahallinde yatıran tarafa iadesine, 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a-6 maddesi gereğince; kesin olmak üzere; oy birliğiyle karar verildi. 27/09/2022

⚖️ DAVAPORT YORUMU Bu ilam, hukuk yargılamasının en temel direklerinden biri olan “hüküm ile gerekçe arasındaki tutarlılık” ve “mahkeme kararlarının gerekçeli olması” zorunluluğunu (Anayasa m. 141, HMK m. 297) çarpıcı bir biçimde hatırlatmaktadır.

⚖️EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI NEDENİYLE BOŞANMA – Mahkeme Kararlarının Gerekçeli Olma Zorunluluğu – Gerekçe İçinde Çelişki Yaratılması – Kusur Vakıalarının Sağlıklı Denetimi Engeller Nitelikte Olması  🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2019/1938 Esas - 2022/1538 Karar İlk Derece Mahkemesi: İzmir 8. Aile Mahkemesi (2018/165 E. - 2019/470 K.) Karar Tarihi: 27/09/2022 (Kesin Karar) 💡 TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davanın Konusu ve Arka Plan: Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; belirtilen sebeplerle tarafların boşanmalarına, 250.000 TL maddi ve 250.000 TL manevi tazminata, aylık 1.500 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı yan cevap dilekçesinde özetle; iddiaların ve davanın yerinde olmadığını belirterek reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: Mahkemece neticeten ve özetle; tarafların TMK 166/1. md. gereğince boşanmalarına, davacı için 20.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının nafaka talebinin reddine karar verilmiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı kadın vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; nafaka taleplerinin reddinin yerinde olmadığını, hükmedilen tazminatların miktarının az olduğunu, aile konutu tahsis taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Davalı erkek vekili ise istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kusuru bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, kadın lehine belirlenen tazminatların esasını ve miktarını istinaf sebebi yapmıştır. 📌 DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava boşanma ve ferileri taleplerinden ibarettir. HMK'nun 355. maddesi gereğince; istinaf dilekçesinde sayılan sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. TC.Anayasası'nın 141.maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup hüküm ile gerekçe birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında tolanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalar ile bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gereklidir.( HMK 297 ) Kararda hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntıları ile gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkrasının bulunması zorunludur. Somut olayda; İlk Derece mahkemesince verilen kararın gerekçesinde boşanmaya sebebiyet veren olaylar kısmında davalı erkeğe "...eşiyle çocuklarla ilgilenmeme-yıllar süren küslükler çıkarma-güven sarsıcı hareket-evlilik birlikteliğinin yükümlülüklerini yerine getirmeme" kusurları yüklenmesine rağmen aynı gerekçenin manevi tazminat bölümünde davalı erkeğin "...eşini dövmek-tehdit etmek-sadakat birliğine aykırı davranmak" vakıalarından bahsedilerek tazminata hükmetmiş böylece kusur vakıaları yönünden gerekçe içerisinde çelişki yaratılmıştır. Kaldı ki davacı vekili dahi istinaf başvuru dilekçesinde "...yargılamada müvekkilinin fiziksel şiddete uğradığının iddia edilmediğini" bildirmektedir. Böylece tarafların usulünce bildirdiği vakıaların hangi delil ile belirlenip yüklendiğinin denetime açık bir şekilde belirtilmesi gerekirken yukarıda açıklanan çelişkili gerekçe sağlıklı denetimin yapılmasını engeller niteliktedir. Belirtilen eksiklikler ve çelişki kamu düzeni ve istinaf sebepleri ile ilgili olup HMK.353/1-a-6 maddesi kapsamında giderilmesi gereken sonucu ve istinaf denetimini etkileyebilecek nitelikte önemli eksiklik olduklarından sair istinaf sebepleri incelenmeksizin hüküm tesis edilmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ 1- Tarafların istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan gerekçelerle esastan kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6.maddesi gereğince ilk derece mahkemesi KARARININ KALDIRILMASINA, kararın kaldırılma nedenine göre, tarafların sair istinaf sebeplerinin incelenmesine yer olmadığına, 2- Gerekçede açıklandığı şekilde işlem yapılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3- Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının mahallinde yatıran tarafa iadesine, 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince; kesin olmak üzere; oy birliğiyle karar verildi. 27/09/2022

⚖️KİŞİSEL İLİŞKİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ DAVASI – Hatalı Şekilde Basit Yargılama Usulünün Uygulanması – Dilekçeler Teatisinin Tamamlanmaması – Savunma Hakkının Kısıtlanması 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2020/387 Esas – 2020/1655 Karar

  • Karar Tarihi: 15/12/2020 (Oy Birliği ile Kesin Karar)

💡 UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

  • Davanın Özeti: Davacı anne, boşanma kararıyla velayeti kendisine verilen müşterek çocuğun yaşının küçük olması, emzirilme durumu ve babayla geçirilen uzun sömestr/yaz tatili dönemlerinde ruhsal ve fiziksel sağlığının olumsuz etkilenmesi gerekçeleriyle, çocuk 8 yaşını doldurana kadar sömestr ve yaz dönemindeki kişisel ilişkinin kaldırılması/yeniden düzenlenmesi istemiyle dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı anne vekili tarafından istinaf edilmiştir.

📌 GEREKÇE

1. Kişisel İlişkinin Düzenlenmesi Davalarında Yargılama Usulü: 6100 sayılı HMK’nın 316-322. maddelerinde basit yargılama usulüne tabi dava ve işler tahdidi olarak sayılmıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, velayetin değiştirilmesi/kaldırılması veya kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi davaları basit yargılama usulüne tabi işlerden değildir. Bu davalarda yazılı yargılama usulünün uygulanması zorunludur.

2. Dilekçelerin Teatisi Aşamasının Atlanması ve Savunma Hakkı (HMK m. 27): İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın hatalı bir nitelendirmeyle basit yargılama usulüne tabi olduğu kabul edilmiş, davalı tarafça sunulan cevap dilekçesi davacı anneye tebliğ edilmemiştir. Davacı tarafa, davalının savunmalarına karşı cevaba cevap (cevap dilekçesine cevap) dilekçesi sunma hakkı tanınmadan, dilekçeler teatisi aşaması tamamlanmaksızın ön inceleme duruşması yapılması hukuki dinlenilme hakkını (HMK m. 27) açıkça ihlal etmektedir.

3. Usulü Aşamaların Tamamlanması Zorunluluğu (HMK m. 139, 140, 143): Yazılı yargılama usulünün gereği olarak mahkemece; öncelikle dilekçelerin karşılıklı tebliğ edilerek taraflara iddia ve savunmalarını geliştirme imkanı tanınması, ardından HMK 139 uyarınca ön inceleme hazırlık işlemlerinin yürütülmesi, HMK 140 uyarınca uyuşmazlık noktalarının tespiti ve HMK 143 ve devamı maddeleri gereğince tahkikat aşamasına geçilerek tarafların delillerinin toplanması gerekmektedir. Bu usuli adımlar atlanarak eksik inceleme ile esastan davanın reddine karar verilmesi kanuna aykırıdır. Bu aşamada davacının esasa yönelik diğer istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığı, kararın usulden kaldırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacının istinaf talebinin HMK’nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca KABULÜ ile Karşıyaka 2. Aile Mahkemesi’nin red kararının KALDIRILMASINA; gerekçede belirtilen eksikliklerin giderilmesi, dilekçeler teatisinin tamamlanması ve tahkikat aşamasının yürütülmesi amacıyla dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, kaldırma sebebine göre davacının diğer istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, harcın talebi halinde davacıya iadesine, HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • YAYGIN BİR YANILGI OLARAK USUL HATASI: Aile mahkemelerinde velayet ve kişisel ilişki davaları, kamu düzenini ilgilendiren ve adli tatilde dahi görülebilen “ivedi” işlerden sayıldığı için, ilk derece mahkemeleri tarafından sıklıkla basit yargılama usulüne tabi sanılmakta ve hızlıca duruşma günü verilmektedir. BAM, bu kararıyla ivedi iş olmanın yargılama usulünü değiştirmeyeceğini, yazılı yargılama usulündeki 4 dilekçe (dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap) kuralına uyulmamasının doğrudan bozma (kaldırma) sebebi olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur.

  • HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI VE SÜREÇ EKONOMİSİ: Davalının cevap dilekçesini davacıya tebliğ etmeden duruşma açıp uzman raporu aldırmak ve buna dayanarak karar vermek, davacının “iddialara karşı koyma ve delil sunma” hakkını elinden alır. BAM, işin esasına (çocuğun yaş buraları, pedagog raporları vb.) hiç girmeden, savunma hakkının kısıtlanmasını adil yargılanma hakkına aykırı bularak dosyayı doğrudan yerel mahkemeye iade etmiştir.

  • BAM’IN DOSYAYI KENDİSİNİN ÇÖZMEDİĞİ İSTİSNAİ HALLER: Normal şartlarda Bölge Adliye Mahkemeleri esasa ilişkin hataları kendisi düzelterek yeniden karar verir (HMK 353/1-b.2). Ancak dilekçelerin teatisi, ön inceleme ve tahkikat gibi yargılamanın temel yapı taşları hiç kurulmamışsa veya savunma hakkı ağır biçimde kısıtlanmışsa, BAM dosyayı karara bağlamaz; HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca kararı usulden kaldırarak mahkemesine geri gönderir.

⚖️KİŞİSEL İLİŞKİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ DAVASI – Hatalı Şekilde Basit Yargılama Usulünün Uygulanması – Dilekçeler Teatisinin Tamamlanmaması – Savunma Hakkının Kısıtlanması  🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2020/387 Esas - 2020/1655 Karar Karar Tarihi: 15/12/2020 (Oy Birliği ile Kesin Karar) 💡 UYUŞMAZLIĞIN KONUSU Davanın Özeti: Davacı anne, boşanma kararıyla velayeti kendisine verilen müşterek çocuğun yaşının küçük olması, emzirilme durumu ve babayla geçirilen uzun sömestr/yaz tatili dönemlerinde ruhsal ve fiziksel sağlığının olumsuz etkilenmesi gerekçeleriyle, çocuk 8 yaşını doldurana kadar sömestr ve yaz dönemindeki kişisel ilişkinin kaldırılması/yeniden düzenlenmesi istemiyle dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı anne vekili tarafından istinaf edilmiştir. 📌 GEREKÇE 1. Kişisel İlişkinin Düzenlenmesi Davalarında Yargılama Usulü: 6100 sayılı HMK'nın 316-322. maddelerinde basit yargılama usulüne tabi dava ve işler tahdidi olarak sayılmıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, velayetin değiştirilmesi/kaldırılması veya kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi davaları basit yargılama usulüne tabi işlerden değildir. Bu davalarda yazılı yargılama usulünün uygulanması zorunludur. 2. Dilekçelerin Teatisi Aşamasının Atlanması ve Savunma Hakkı (HMK m. 27): İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın hatalı bir nitelendirmeyle basit yargılama usulüne tabi olduğu kabul edilmiş, davalı tarafça sunulan cevap dilekçesi davacı anneye tebliğ edilmemiştir. Davacı tarafa, davalının savunmalarına karşı cevaba cevap (cevap dilekçesine cevap) dilekçesi sunma hakkı tanınmadan, dilekçeler teatisi aşaması tamamlanmaksızın ön inceleme duruşması yapılması hukuki dinlenilme hakkını (HMK m. 27) açıkça ihlal etmektedir. 3. Usulü Aşamaların Tamamlanması Zorunluluğu (HMK m. 139, 140, 143): Yazılı yargılama usulünün gereği olarak mahkemece; öncelikle dilekçelerin karşılıklı tebliğ edilerek taraflara iddia ve savunmalarını geliştirme imkanı tanınması, ardından HMK 139 uyarınca ön inceleme hazırlık işlemlerinin yürütülmesi, HMK 140 uyarınca uyuşmazlık noktalarının tespiti ve HMK 143 ve devamı maddeleri gereğince tahkikat aşamasına geçilerek tarafların delillerinin toplanması gerekmektedir. Bu usuli adımlar atlanarak eksik inceleme ile esastan davanın reddine karar verilmesi kanuna aykırıdır. Bu aşamada davacının esasa yönelik diğer istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığı, kararın usulden kaldırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacının istinaf talebinin HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca KABULÜ ile Karşıyaka 2. Aile Mahkemesi'nin red kararının KALDIRILMASINA; gerekçede belirtilen eksikliklerin giderilmesi, dilekçeler teatisinin tamamlanması ve tahkikat aşamasının yürütülmesi amacıyla dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, kaldırma sebebine göre davacının diğer istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, harcın talebi halinde davacıya iadesine, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ANLAŞMALI BOŞANMA HÜKMÜNÜN KESİNLEŞİNCEYE KADAR İSTİNAF EDİLMESİNİN İRADEDEN RÜCU NİTELİĞİNDE OLMASI – Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeni İle Boşanma – Anlaşmalı Boşanmanın Çekişmeli Boşanma Davasına Dönüşmesi – Dilekçelerin Karşılıklı Verilmesi ve Delillerin Toplanması İçin Dosyanın İlk Derece Mahkemesine Gönderilmesi – İstinaf Başvurusunun Kabulü ile Kararın Kaldırılması

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. HUKUK DAİRESİ

Esas / Karar No: 2021/1919 Esas – 2021/1842 Karar

Karar Tarihi: 27/10/2021 (Oy Birliği ile Kesin Karar)

💡 UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davanın Özeti: İlk derece mahkemesince tarafların Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verilmiş; bu karar davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili, anlaşmalı boşanma yönündeki iradeden rücu ettiklerini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan incelemede, karar kesinleşinceye kadar anlaşmadan dönülmesini engelleyen yasal bir sınırlama bulunmadığı, istinaf kanun yoluna başvurulmasının iradeden rücu niteliği taşıdığı ve davanın artık çekişmeli boşanma protokolüne göre yürütülmesi gerektiği belirtilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.

📌 GEREKÇE Taraflar Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca boşanmışlar, hüküm davacı tarafından istinaf edilmiştir. Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki, diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. TMK’nun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilse dahi davacının anlaşmalı boşanma hükmünü gerçekleşen anlaşmaya rağmen istinaf etmesi anlaşmalı boşanma yönündeki iradesinden rücu niteliğinde olup, bu halde anlaşmalı boşanma davasının “çekişmeli boşanma” (TMK m. 166/1-2) olarak görülmesi gerekir. Açıklanan sebeple mahkemece; davacının istinaf talebindeki hususlar dikkate alınarak tekrar mahkeme huzurunda dinlenmesi, anlaşma mevcut olmadığı takdirde taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini içeren beyan ile iddia ve savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın ispatını sağlayacak delillerini sunmak ve dilekçelerin karşılıklı verilmesini sağlamak üzere süre verilmesi, ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.

 

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacı kadın vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, gerekçede açıklandığı şekilde davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, davacı tarafından yatırılan istinaf peşin harcının iadesine, yapılan istinaf giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai hükümle birlikte değerlendirilmesine, HMK’nun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 27/10/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Aile hukukunda anlaşmalı boşanma müessesesi, tarafların serbest iradeleriyle uyuşmazlığın mali ve hukuki sonuçları üzerinde mutabık kalmalarını şart koşar. Ancak bu mutabakat, mahkeme kararının kesinleştiği ana kadar her iki taraf için de bağlayıcı bir kesin hüküm teşkil etmez. Doktrinde ve kökleşmiş Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere, taraflardan birinin hüküm kesinleşmeden önce gerek gerekçeli kararı temyiz ya da istinaf etmesi, gerekse mahkemeye sunacağı bir dilekçeyle iradesini geri çektiğini bildirmesi hukuken mümkündür ve bu durum anlaşmalı boşanma iradesinden açık bir rücu anlamına gelir. Kanaatimizce Bölge Adliye Mahkemesi, davanın bu aşamadan sonra kendiliğinden çekişmeli boşanma (TMK m. 166/1-2) prosedürüne evrileceğini doğru şekilde saptamış ve usuli kazanılmış hakların korunması adına dosyayı ilk derece mahkemesine göndermiştir. Tarafların dilekçeler aşamasını yeniden yürütmesi, iddia ve savunma vakıalarını somutlaştırarak delillerini ikame etmesi gerektiğini hatırlatan bu kararın, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının eksiksiz uygulanması bakımından yerinde bir denetim mekanizması olduğu düşüncesindeyiz.

⚖️ANLAŞMALI BOŞANMA HÜKMÜNÜN KESİNLEŞİNCEYE KADAR İSTİNAF EDİLMESİNİN İRADEDEN RÜCU NİTELİĞİNDE OLMASI – Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeni İle Boşanma – Anlaşmalı Boşanmanın Çekişmeli Boşanma Davasına Dönüşmesi – Dilekçelerin Karşılıklı Verilmesi ve Delillerin Toplanması İçin Dosyanın İlk Derece Mahkemesine Gönderilmesi 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. HUKUK DAİRESİ Esas / Karar No: 2021/1919 Esas - 2021/1842 Karar Karar Tarihi: 27/10/2021 (Oy Birliği ile Kesin Karar) 💡 UYUŞMAZLIĞIN KONUSU Davanın Özeti: İlk derece mahkemesince tarafların Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verilmiş; bu karar davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili, anlaşmalı boşanma yönündeki iradeden rücu ettiklerini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan incelemede, karar kesinleşinceye kadar anlaşmadan dönülmesini engelleyen yasal bir sınırlama bulunmadığı, istinaf kanun yoluna başvurulmasının iradeden rücu niteliği taşıdığı ve davanın artık çekişmeli boşanma protokolüne göre yürütülmesi gerektiği belirtilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. 📌 GEREKÇE Taraflar Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca boşanmışlar, hüküm davacı tarafından istinaf edilmiştir. Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki, diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. TMK'nun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilse dahi davacının anlaşmalı boşanma hükmünü gerçekleşen anlaşmaya rağmen istinaf etmesi anlaşmalı boşanma yönündeki iradesinden rücu niteliğinde olup, bu halde anlaşmalı boşanma davasının "çekişmeli boşanma" (TMK m. 166/1-2) olarak görülmesi gerekir. Açıklanan sebeple mahkemece; davacının istinaf talebindeki hususlar dikkate alınarak tekrar mahkeme huzurunda dinlenmesi, anlaşma mevcut olmadığı takdirde taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini içeren beyan ile iddia ve savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın ispatını sağlayacak delillerini sunmak ve dilekçelerin karşılıklı verilmesini sağlamak üzere süre verilmesi, ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacı kadın vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, gerekçede açıklandığı şekilde davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, davacı tarafından yatırılan istinaf peşin harcının iadesine, yapılan istinaf giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai hükümle birlikte değerlendirilmesine, HMK'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 27/10/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

⚖️HÜKMÜN VERİLMESİNDEN SONRA YAPILAN DAVADAN FERAGAT BEYANI – Karşılıklı ve Birleşen Boşanma Davalarında Hüküm Kesinleşmeden Önce Taraf Vekillerinin Davadan Feragat Etmesi – Feragat Hakkında Ek Karar Verme Görev ve Yetkisinin Hükmü Veren İlk Derece Mahkemesine Ait Olması 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. HUKUK DAİRESİ

Esas / Karar No: 2021/2018 Esas – 2023/324 Karar

Karar Tarihi: 09/03/2023

💡 UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davanın Özeti: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, taraflar arasındaki asıl boşanma davasının kabulüne ve ferilerine, karşı boşanma davası ile birleşen boşanma davasının ise reddine karar verilmiştir. Bu hükme karşı taraflar karşılıklı olarak istinaf kanun yoluna başvurmuşlardır. Ancak dosya Bölge Adliye Mahkemesinde inceleme aşamasındayken ve henüz kesinleşmemişken, davacı-davalı kadın vekili ile davalı-davacı erkek vekili sundukları dilekçeler ile davalarından feragat ettiklerini bildirmişlerdir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan değerlendirmede, HMK’nın 310/2. maddesi uyarınca hüküm verildikten sonra yapılan feragat beyanları hakkında ek karar verme yetkisinin asıl hükmü kuran ilk derece mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

📌 GEREKÇE Dava, karşı dava ve birleşen dava boşanmaya ve ferilerine karar verilmesi isteğine ilişkindir. İlk derece mahkemesi hükmü, kadın vekili tarafından nafakalara, tazminatlara ve birleşen davanın reddine ilişkin hükümler yönünden, erkek vekili tarafından ise asıl boşanma davasının kabulüne, karşı boşanma davasının reddine ilişkin hükümler yönünden istinaf edilmiştir. Dosya, bölge adliye mahkemesinde karara bağlanmadan ve hüküm kesinleşmeden önce kadının vekili ve erkeğin vekili dilekçeleriyle davalarından feragat ettiklerini bildirmişlerdir. Taraf vekillerinin davadan feragat yetkisi de vardır. 6100 sayılı kanunun 7251 sayılı kanunla değişik 310/2 maddesine göre feragat veya kabul, hükmün verilmesinden sonra yapılmış ise taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verilir. Aynı maddeye eklenen 3. fıkraya göre de feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir. İstinaf başvurusu ile ilgili bir karar verilmeden dairemizce ek karar verilmesi de mümkün olmadığına göre, 2. fıkradaki bölge adliye mahkemesinin ek karar vermesi kuralı, sadece istinaf başvurusu ile ilgili bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının düzeltilmesi şeklinde bir karar verilmiş ise sonrasında henüz hüküm kesinleşmeden yapılacak feragat ve kabul hallerini içermektedir. Bu hali ile kanun koyucu, feragat ya da kabul hakkında ek karar verme görev ve yetkisini feragat ya da kabule konu hükmü veren yargı mercine vermiştir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında taraf vekillerinin davadan feragat niteliğindeki beyanları hakkında ek karar verme yetkisi ilk derece mahkemesine ait olduğundan dosyanın anılan gerekçe ile mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

 

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Taraf vekillerinin davadan feragat beyanları hakkında 6100 sayılı kanunun 7251 sayılı kanunla değişik 310/2 maddesine göre ek karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, esasın bu şekilde kapatılmasına karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Davadan feragat, Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca davayı kesin olarak sonlandıran ve kesin hükmün sonuçlarını doğuran tek taraflı bir usul hukuku işlemidir. 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 310. maddesinde yapılan değişiklik öncesinde, ilk derece mahkemesi kararından sonra fakat kanun yolu incelemesi aşamasında yapılan feragatlerde Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay’ın yerel mahkeme kararını bu gerekçeyle bozması ya da kaldırarak karar vermesi gerekmekteydi. Yeni yasal düzenleme ise usul ekonomisini gözeterek, karardan sonra ortaya çıkan irade beyanlarını karara bağlama görevini asıl hükmü kuran yargı mercine bırakmıştır. Karara konu somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin kökleşmiş içtihatlarına da atıfta bulunarak, istinaf dairesince henüz esasa ilişkin bir düzeltme kararı verilmediği için feragat konusunda ek karar verme yetkisinin ilk derece mahkemesinde olduğunu isabetli bir şekilde tespit etmiştir. Bu yaklaşım, gereksiz üst mahkeme bürokrasisinin önüne geçilmesi ve usul süreçlerinin hızlandırılması açısından hukuki isabet taşımaktadır.

⚖️HÜKMÜN VERİLMESİNDEN SONRA YAPILAN DAVADAN FERAGAT BEYANI – Karşılıklı ve Birleşen Boşanma Davalarında Hüküm Kesinleşmeden Önce Taraf Vekillerinin Davadan Feragat Etmesi – Feragat Hakkında Ek Karar Verme Görev ve Yetkisinin Hükmü Veren İlk Derece Mahkemesine Ait Olması  🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. HUKUK DAİRESİ Esas / Karar No: 2021/2018 Esas - 2023/324 Karar Karar Tarihi: 09/03/2023 💡 UYUŞMAZLIĞIN KONUSU Davanın Özeti: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, taraflar arasındaki asıl boşanma davasının kabulüne ve ferilerine, karşı boşanma davası ile birleşen boşanma davasının ise reddine karar verilmiştir. Bu hükme karşı taraflar karşılıklı olarak istinaf kanun yoluna başvurmuşlardır. Ancak dosya Bölge Adliye Mahkemesinde inceleme aşamasındayken ve henüz kesinleşmemişken, davacı-davalı kadın vekili ile davalı-davacı erkek vekili sundukları dilekçeler ile davalarından feragat ettiklerini bildirmişlerdir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan değerlendirmede, HMK'nın 310/2. maddesi uyarınca hüküm verildikten sonra yapılan feragat beyanları hakkında ek karar verme yetkisinin asıl hükmü kuran ilk derece mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 📌 GEREKÇE Dava, karşı dava ve birleşen dava boşanmaya ve ferilerine karar verilmesi isteğine ilişkindir. İlk derece mahkemesi hükmü, kadın vekili tarafından nafakalara, tazminatlara ve birleşen davanın reddine ilişkin hükümler yönünden, erkek vekili tarafından ise asıl boşanma davasının kabulüne, karşı boşanma davasının reddine ilişkin hükümler yönünden istinaf edilmiştir. Dosya, bölge adliye mahkemesinde karara bağlanmadan ve hüküm kesinleşmeden önce kadının vekili ve erkeğin vekili dilekçeleriyle davalarından feragat ettiklerini bildirmişlerdir. Taraf vekillerinin davadan feragat yetkisi de vardır. 6100 sayılı kanunun 7251 sayılı kanunla değişik 310/2 maddesine göre feragat veya kabul, hükmün verilmesinden sonra yapılmış ise taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verilir. Aynı maddeye eklenen 3. fıkraya göre de feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir. İstinaf başvurusu ile ilgili bir karar verilmeden dairemizce ek karar verilmesi de mümkün olmadığına göre, 2. fıkradaki bölge adliye mahkemesinin ek karar vermesi kuralı, sadece istinaf başvurusu ile ilgili bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının düzeltilmesi şeklinde bir karar verilmiş ise sonrasında henüz hüküm kesinleşmeden yapılacak feragat ve kabul hallerini içermektedir. Bu hali ile kanun koyucu, feragat ya da kabul hakkında ek karar verme görev ve yetkisini feragat ya da kabule konu hükmü veren yargı mercine vermiştir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında taraf vekillerinin davadan feragat niteliğindeki beyanları hakkında ek karar verme yetkisi ilk derece mahkemesine ait olduğundan dosyanın anılan gerekçe ile mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Taraf vekillerinin davadan feragat beyanları hakkında 6100 sayılı kanunun 7251 sayılı kanunla değişik 310/2 maddesine göre ek karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, esasın bu şekilde kapatılmasına karar verildi.

⚖️NAFAKANIN ARTIRILMASI – Müşterek Çocuğun Değişen İhtiyaçları ve Yaşının Büyümesi – Arabuluculuk Anlaşma Belgesi Doğrultusunda Uygulanan Nafaka Miktarı – Yıllık ÜFE Oranında Artırım Koşulu 

 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2022/1279 Esas – 2023/1084 Karar

  • İlk Derece Mahkemesi: İzmir 14. Aile Mahkemesi (2020/439 Esas – 2022/210 Karar)

  • Karar Tarihi: 03/07/2023

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların Bakırköy 5. Aile Mahkemesinin 2013/313 Esas, 2013/373 Karar sayılı ilamı ile anlaşmalı boşandıklarını, müşterek çocuğun velayetinin müvekkiline verilerek aylık 500,00 TL iştirak nafakasına hükmedildiğini, çocuğun büyümesi ve ihtiyaçlarının artması üzerine tarafların 18.07.2017 tarihinde karşılıklı anlaşarak arabuluculuk anlaşma belgesi ile nafakanın aylık 2.000,00 TL’ye güncellenmesini ve her yıl 1 Ağustos’tan itibaren ÜFE oranında artırılacağını kararlaştırdıklarını, davalının bu anlaşma uyarınca Ocak 2020’de 3.101,00 TL’ye ulaşan nafakanın 500,00 TL’sini nafaka, kalan 2.601,00 TL’sini ise diğer harcama bedeli adı altında göndermeye başladığını, 2020 Ağustos ayından itibaren ÜFE oranı uygulandığında nafakanın 3.359,31 TL olarak ödenmesi gerekirken davalının artırım yapmadığını, müşterek çocuğun özel okula gidip kurslara katıldığını, paranın satın alma gücünün azaldığını belirterek nafakanın taraflar arasındaki anlaşmaya uygun olarak aylık 3.359,31 TL’ye yükseltilmesini, kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesini ve her yıl ÜFE oranında artış uygulanmasını talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yetkili mahkemenin İstanbul Aile Mahkemeleri olduğunu, iştirak nafakasının arabuluculuk yoluyla belirlenmesinin usulsüz ve geçersiz olduğunu, müvekkilinin anlaşmayı imzalamak zorunda kaldığını, talep edilen miktarın fahiş olduğunu, davacının gelirinin müvekkilinden fazla olduğunu, Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesinde velayetin değiştirilmesi davası açıldığını ve bu davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi davasının tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verilmiş; iştirak nafakasının artırılması davasının ise kabulü ile aylık 500,00 TL olan nafakanın dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 3.359,31 TL’ye yükseltilmesine ve her yıl ÜFE oranında artırılmasına karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili, tarafların gelir durumuna göre hükmedilen artırım oranının fahiş olduğunu belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.

📌 YARGILAMA SÜRECİ

İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, davanın iştirak nafakasının artırılması talebine ilişkin olduğunu saptamıştır. Dairece yapılan hukuki değerlendirmede, velayet hakkı kendisine verilmeyen eşin, TMK’nın 182/2. maddesi uyarınca müşterek çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlü olduğu anımsatılmıştır. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun yaşı, eğitimi ve ihtiyaçlarının yanı sıra ana ve babanın gelir durumlarının gözetilmesi, nafaka yükümlüsünün gelir durumuna orantılı ve hakkaniyete uygun bir miktara hükmedilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Somut olay bazında; tarafların sosyal ve ekonomik durumları, müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu, güncel ihtiyaçları ve ekonomik göstergelerdeki değişimler analiz edilmiştir. İlk nafakaya hükmedilen tarih ile eldeki davanın açıldığı tarih arasında geçen süre ve özellikle taraflar arasında düzenlenen 18.07.2017 tarihli sözleşme ile davalının bu sözleşmeye uygun olarak 2020 yılı Ocak ayına kadar yaptığı düzenli ödemeler göz önünde bulundurulmuştur. Davalının dosyaya yansıyan mali durumunun bu ödemeleri karşılamaya elverişli olduğu saptandığından, ilk derece mahkemesince nafakanın tarafların üzerinde mutabık kaldığı sözleşme koşullarına paralel olarak 3.359,31 TL’ye yükseltilmesinde ve gelecek yıllar için en az ÜFE oranında artırım kararı verilmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmediği karara bağlanmıştır.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

Gerekçesi açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf talebinin HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, fazla alınan nispi istinaf karar harcının talebi halinde davalıya iadesine, yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibarıyla kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Bu karar, iştirak nafakasının belirlenmesi ve güncellenmesinde tarafların geçmişteki serbest irade beyanlarının ve fiili ödeme davranışlarının mahkemece ne derece bağlayıcı ve yol gösterici kabul edildiğini göstermesi yönünden dikkat çekicidir. Tarafların boşanma sonrasında kendi aralarında yaptıkları protokol veya arabuluculuk anlaşmalarıyla nafaka miktarını güncellemeleri ve bir artış trendi belirlemeleri, daha sonra açılacak nafaka davalarında hakkaniyet sınırının çizilmesinde mahkemeler tarafından güçlü birer karine olarak değerlendirilmektedir. Borçlu tarafın uzun süre boyunca bu anlaşmaya uygun şekilde ve herhangi bir ödeme güçlüğü çekmeksizin yüksek miktarlı ödemeler yapmış olmasının, ödeme gücünün varlığına yönelik fiili bir karine oluşturduğu kanaatindeyiz.

Nafaka borçlusunun, daha sonra tek taraflı bir tasarrufla nafaka bedelini asgari sınıra çekip bakiye kısmı “diğer harcamalar” adı altında yatırmasının, sözleşmesel taahhütleri ve dürüstlük kuralını zedeleyen suni bir ayrım olduğu görüşündeyiz. Velayet hakkını kullanan annenin müşterek çocuk için üstlendiği bakım emeği ve sorumluluğun da maddi bir karşılığının olduğu dikkate alındığında; çocuğun özel okul ve sosyal gelişim giderleri karşısında babanın gücü oranında bu masraflara katlanmasının hukuki bir zorunluluk olduğu düşüncesindeyiz. Bu çerçevede, yerel mahkemenin tarafların kendi aralarındaki artış iradesini koruyarak nafaka miktarını ÜFE endeksine göre uyarlamasının ve istinaf dairesinin bu kararı onamasının hakkaniyete ve çocuk merkezli koruma ilkesine tam olarak hizmet ettiği kanaatindeyiz.

⚖️NAFAKANIN ARTIRILMASI – Müşterek Çocuğun Değişen İhtiyaçları ve Yaşının Büyümesi – Arabuluculuk Anlaşma Belgesi Doğrultusunda Uygulanan Nafaka Miktarı – Yıllık ÜFE Oranında Artırım Koşulu  🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2022/1279 Esas - 2023/1084 Karar İlk Derece Mahkemesi: İzmir 14. Aile Mahkemesi (2020/439 Esas - 2022/210 Karar) Karar Tarihi: 03/07/2023 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların Bakırköy 5. Aile Mahkemesinin 2013/313 Esas, 2013/373 Karar sayılı ilamı ile anlaşmalı boşandıklarını, müşterek çocuğun velayetinin müvekkiline verilerek aylık 500,00 TL iştirak nafakasına hükmedildiğini, çocuğun büyümesi ve ihtiyaçlarının artması üzerine tarafların 18.07.2017 tarihinde karşılıklı anlaşarak arabuluculuk anlaşma belgesi ile nafakanın aylık 2.000,00 TL'ye güncellenmesini ve her yıl 1 Ağustos'tan itibaren ÜFE oranında artırılacağını kararlaştırdıklarını, davalının bu anlaşma uyarınca Ocak 2020'de 3.101,00 TL'ye ulaşan nafakanın 500,00 TL'sini nafaka, kalan 2.601,00 TL'sini ise diğer harcama bedeli adı altında göndermeye başladığını, 2020 Ağustos ayından itibaren ÜFE oranı uygulandığında nafakanın 3.359,31 TL olarak ödenmesi gerekirken davalının artırım yapmadığını, müşterek çocuğun özel okula gidip kurslara katıldığını, paranın satın alma gücünün azaldığını belirterek nafakanın taraflar arasındaki anlaşmaya uygun olarak aylık 3.359,31 TL'ye yükseltilmesini, kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesini ve her yıl ÜFE oranında artış uygulanmasını talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yetkili mahkemenin İstanbul Aile Mahkemeleri olduğunu, iştirak nafakasının arabuluculuk yoluyla belirlenmesinin usulsüz ve geçersiz olduğunu, müvekkilinin anlaşmayı imzalamak zorunda kaldığını, talep edilen miktarın fahiş olduğunu, davacının gelirinin müvekkilinden fazla olduğunu, Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesinde velayetin değiştirilmesi davası açıldığını ve bu davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi davasının tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verilmiş; iştirak nafakasının artırılması davasının ise kabulü ile aylık 500,00 TL olan nafakanın dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 3.359,31 TL'ye yükseltilmesine ve her yıl ÜFE oranında artırılmasına karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili, tarafların gelir durumuna göre hükmedilen artırım oranının fahiş olduğunu belirterek istinaf yoluna başvurmuştur. 📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, davanın iştirak nafakasının artırılması talebine ilişkin olduğunu saptamıştır. Dairece yapılan hukuki değerlendirmede, velayet hakkı kendisine verilmeyen eşin, TMK'nın 182/2. maddesi uyarınca müşterek çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlü olduğu anımsatılmıştır. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun yaşı, eğitimi ve ihtiyaçlarının yanı sıra ana ve babanın gelir durumlarının gözetilmesi, nafaka yükümlüsünün gelir durumuna orantılı ve hakkaniyete uygun bir miktara hükmedilmesi gerektiği belirtilmiştir. Somut olay bazında; tarafların sosyal ve ekonomik durumları, müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu, güncel ihtiyaçları ve ekonomik göstergelerdeki değişimler analiz edilmiştir. İlk nafakaya hükmedilen tarih ile eldeki davanın açıldığı tarih arasında geçen süre ve özellikle taraflar arasında düzenlenen 18.07.2017 tarihli sözleşme ile davalının bu sözleşmeye uygun olarak 2020 yılı Ocak ayına kadar yaptığı düzenli ödemeler göz önünde bulundurulmuştur. Davalının dosyaya yansıyan mali durumunun bu ödemeleri karşılamaya elverişli olduğu saptandığından, ilk derece mahkemesince nafakanın tarafların üzerinde mutabık kaldığı sözleşme koşullarına paralel olarak 3.359,31 TL'ye yükseltilmesinde ve gelecek yıllar için en az ÜFE oranında artırım kararı verilmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmediği karara bağlanmıştır. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Gerekçesi açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, fazla alınan nispi istinaf karar harcının talebi halinde davalıya iadesine, yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibarıyla kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ZİYNET EŞYASI ALACAĞI – Boşanma Sonrası Ziynet Eşyalarının İadesi Talebi – Davalı Eşin Ablasının Üçüncü Kişi Sıfatıyla Müteselsil Sorumluluğu – Üçüncü Kişiye Yöneltilen Ziynet Davasında Aile Mahkemesinin Görevli Olması – İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi

🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

Esas / Karar No: 2019/1123 Esas – 2021/142 Karar

İlk Derece Mahkemesi: İzmir 14. Aile Mahkemesi (2016/907 Esas – 2019/190 Karar)

Karar Tarihi: 26/01/2021

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların boşandıklarını, düğünde takılan ziynet eşyaları ile bir miktar nakit paranın düğün gecesinde davalı eşin ablası olan diğer davalı tarafından alındığını, ziynet eşyalarının davacıya ait olduğunu, davalı eski eşin takıların bir kısmını ticari işyerinin tadilatında harcadığını kendi boşanma davasında ikrar ettiğini belirterek ziynetlerin aynen iadesine, mümkün olmadığı takdirde bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı eşin ablası yönünden aile mahkemesinin görevsiz olduğunu, düğünde takılan ziynetlerin sadece küçük bir kısmının davacının rızası ve bağışlaması ile bozdurularak dekorasyon işlerinde kullanıldığını, ziynetlerin tümünün bozdurulduğu iddiasının asılsız olduğunu ve takıların davacı uhdesinde kaldığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince davanın kabulü ile davalı eski eşin uhdesinde bulunan ziynet bedelinin faiziyle tahsiline, diğer davalı abla uhdesinde bulunan ziynetlerin ise aynen iadesine, mümkün olmaması halinde belirlenen bedelin faiziyle birlikte davacıya verilmesine karar verilmiştir. Karara karşı davalılar vekili, davacının iddiasını ispat edemediğini ileri sürerek istinaf yoluna başvurmuştur.

📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, dosya kapsamı ve mevcut delil durumunu HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak incelemiştir. Yapılan değerlendirmede, davalı eski eşin kısmi ikrarı, tanık beyanları ve bilirkişi raporu doğrultusunda, düğünden sonra davacının ziynet eşyalarının davalılar tarafından alındığı, bir kısmının davalı eş tarafından bozdurulduğu, kalan kısmının ise diğer davalı olan ablanın uhdesinde kaldığı ve davacıya iade edilmediği saptanmıştır. Daire, ilk derece mahkemesince kurulan “aynen iade” hükmünde ziynet eşyalarının nitelik ve niceliklerinin ayrıntılı yazılmamış olmasının infaz aşaması bakımından davacı aleyhine bir eksiklik teşkil ettiğini, ancak davacının bu konuda bir istinaf başvurusunun bulunmaması nedeniyle bu usuli hataya değinilmekle yetinilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Davalıların, talep edilen ziynetlerin nitelik ve niceliklerine yönelik açık bir itirazlarının da bulunmadığı gözetilerek yerel mahkeme kararı delillere uygun bulunmuştur.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, alınması gereken nispi harçtan peşin yatırılan harcın mahsubu ile bakiye harcın davalılardan tahsiline, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK’nın 362/1-a maddesi gereğince miktar itibarıyla kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, ziynet alacağı davalarında sadece eski eşe karşı değil, ziynetleri elinde bulunduran üçüncü kişilere karşı açılan davalarda da usul hukuku yönünden iki kritik meseleyi netliğe kavuşturması bakımından son derece önemlidir. Davalılar tarafının “aile mahkemesinin eş dışındaki üçüncü kişiler (abla) yönünden görevsiz olduğu” savunması, yargısal pratik çerçevesinde haklı olarak kabul görmemiştir. Ziynet eşyalarının aynen iadesi veya bedeli istemiyle açılan davalar, evlilik birliğinin tasfiyesinden ve düğün ilişkisinden kaynaklandığı için davanın aile hukukuna ilişkin asıl uyuşmazlıkla doğrudan bağlantılı olduğu ve dolayısıyla üçüncü kişiye (ablaya) karşı açılan bu davada da aile mahkemelerinin görevli olduğu yönündeki yerleşik yaklaşımın korunması isabetlidir.

Kararın maddi hukuk yönünden en değerli boyutu ise, ziynetleri düğün gecesi teslim alıp iade etmeyen davalı ablanın eski eşle birlikte müteselsil sorumlu tutulmasıdır. Ziynetlerin rıza dışı ya da iade edilmek üzere eşin yakınları tarafından muhafaza altına alınması ve sonrasında iade edilmemesi, haksız zilyetlik ve sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre müşterek ve müteselsil sorumluluk doğurur. Eşin kısmi ikrarıyla bir kısım altının kendi işyerine harcandığını kabul etmesi, kalan altınların ise abla uhdesinde kaldığının tanık anlatımlarıyla ispatlanması, her iki davalının da sorumluluğunu belirlemiştir. Üst mahkemenin, aile mahkemesinin görev sınırını geniş yorumlayarak aile birliğine bağlı uyuşmazlıkları tek bir çatı altında çözmesini ve ziynetleri elinde bulunduran üçüncü kişinin müteselsil sorumluluğunu teyit etmesini hakkaniyete ve usul ekonomisine uygun bulmaktayız.

⚖️ZİYNET EŞYASI ALACAĞI – Boşanma Sonrası Ziynet Eşyalarının İadesi Talebi – Davalı Eşin Ablasının Üçüncü Kişi Sıfatıyla Müteselsil Sorumluluğu – Üçüncü Kişiye Yöneltilen Ziynet Davasında Aile Mahkemesinin Görevli Olması 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2019/1123 Esas - 2021/142 Karar İlk Derece Mahkemesi: İzmir 14. Aile Mahkemesi (2016/907 Esas - 2019/190 Karar) Karar Tarihi: 26/01/2021 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların boşandıklarını, düğünde takılan ziynet eşyaları ile bir miktar nakit paranın düğün gecesinde davalı eşin ablası olan diğer davalı tarafından alındığını, ziynet eşyalarının davacıya ait olduğunu, davalı eski eşin takıların bir kısmını ticari işyerinin tadilatında harcadığını kendi boşanma davasında ikrar ettiğini belirterek ziynetlerin aynen iadesine, mümkün olmadığı takdirde bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı eşin ablası yönünden aile mahkemesinin görevsiz olduğunu, düğünde takılan ziynetlerin sadece küçük bir kısmının davacının rızası ve bağışlaması ile bozdurularak dekorasyon işlerinde kullanıldığını, ziynetlerin tümünün bozdurulduğu iddiasının asılsız olduğunu ve takıların davacı uhdesinde kaldığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince davanın kabulü ile davalı eski eşin uhdesinde bulunan ziynet bedelinin faiziyle tahsiline, diğer davalı abla uhdesinde bulunan ziynetlerin ise aynen iadesine, mümkün olmaması halinde belirlenen bedelin faiziyle birlikte davacıya verilmesine karar verilmiştir. Karara karşı davalılar vekili, davacının iddiasını ispat edemediğini ileri sürerek istinaf yoluna başvurmuştur. 📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, dosya kapsamı ve mevcut delil durumunu HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak incelemiştir. Yapılan değerlendirmede, davalı eski eşin kısmi ikrarı, tanık beyanları ve bilirkişi raporu doğrultusunda, düğünden sonra davacının ziynet eşyalarının davalılar tarafından alındığı, bir kısmının davalı eş tarafından bozdurulduğu, kalan kısmının ise diğer davalı olan ablanın uhdesinde kaldığı ve davacıya iade edilmediği saptanmıştır. Daire, ilk derece mahkemesince kurulan "aynen iade" hükmünde ziynet eşyalarının nitelik ve niceliklerinin ayrıntılı yazılmamış olmasının infaz aşaması bakımından davacı aleyhine bir eksiklik teşkil ettiğini, ancak davacının bu konuda bir istinaf başvurusunun bulunmaması nedeniyle bu usuli hataya değinilmekle yetinilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Davalıların, talep edilen ziynetlerin nitelik ve niceliklerine yönelik açık bir itirazlarının da bulunmadığı gözetilerek yerel mahkeme kararı delillere uygun bulunmuştur. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, alınması gereken nispi harçtan peşin yatırılan harcın mahsubu ile bakiye harcın davalılardan tahsiline, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince miktar itibarıyla kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ BOŞANMA DAVASINDA TARAFIN KISITLAMA SÜRECİ VE HUSUMETE İZİN YETKİSİ – Dava Ehliyeti ve Vekalet İlişkisi – Dava Devam Ederken Tarafın Ölümü ve Mirasçıların TMK 181/2 Kapsamında Davaya Devam Hakkı

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2025/146 Esas – 2025/1616 Karar

  • İlk Derece Mahkemesi: İzmir 21. Aile Mahkemesi (2022/774 Esas – 2024/762 Karar)

  • Karar Tarihi: 30/10/2025

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Davacı vekili, taraflar arasındaki evlilik birliğinin sarsıldığını ileri sürerek boşanma ve 100.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

  • Davalı Savunması: Davalı vekili, davacının alzheimer, demans ve psikoz hastası olduğunu, hakkında açılan vesayet davasının bekletici mesele yapılmasını, ayırt etme gücüne sahip olmaması halinde davanın açılmamış sayılmasını, aksi takdirde reddini savunmuş; boşanmaya karar verilmesi halinde 500.000,00 TL manevi tazminat istemiştir.

  • İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece, kısıtlama davasının iş bu boşanma davası tarihinden önce açıldığı, davacının özgür iradesini kullanamadığı dönemde davanın açıldığı ve dava iradesinin sonradan tamamlanamayacağı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan (taraf ehliyeti yokluğundan) usulden reddine karar verilmiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davacı vasi vekili, müvekkilinin kısıtlanmasına karşın vesayet mahkemesince vasiye husumete izin yetkisi verildiğini, mahkemece davaya devam edilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile davanın reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

📌 YARGILAMA SÜRECİ

  • Taraf Ehliyeti ve Husumete İzin: Dava ve taraf ehliyeti kamu düzenine ilişkin olup, kısıtlanan kişinin vasisi tarafından temsil edilebilmesi için vesayet makamından TMK m. 462/8 uyarınca “husumete izin” kararı alması zorunludur. Somut olayda yasal süreçler tamamlanarak vasiye kısıtlıyı temsil etmek ve avukat tutmak üzere usulüne uygun husumete izin ve yetki verildiği, bu yetkiye dayanarak vekaletname sunulduğu ve davanın takip edildiği anlaşılmakla, davanın taraf ehliyeti yokluğundan reddinde isabet görülmemiştir.

  • Yargılama Aşamasında Ölüm Vakıası: İstinaf incelemesi aşamasında kısıtlı davacının 07.09.2025 tarihinde öldüğü nüfus kayıtlarından anlaşılmıştır. Ölüm tarihi itibarıyla boşanma davası henüz kesinleşmediğinden evlilik birliği ölümle sona ermiştir.

  • Mirasçıların Durumu (TMK m. 181/2): Karardan sonra ancak kesinleşmeden meydana gelen bu ölüm vakıası gözetildiğinde, vasi vekilinin vekalet ilişkisinin sona erdiği, kısıtlı davacının yasal mirasçılarının TMK m. 181/2 uyarınca kusur tespiti isteyip istemeyeceklerinin belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Mirasçılara davaya devam edip etmeyecekleri hususunda ihbar yapılması, devam etmeleri halinde kusur tespiti yönünden yargılamaya devam edilmesi, sadece yargılama giderleri yönünden ise davanın konusuz kaldığı gözetilerek karar oluşturulması için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

  • Davacı vasi vekilinin istinaf talebinin HMK’nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜNE, ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA,

  • Gerekçede belirtilen işlemlerin yapılması (mirasçılara ihbar ve taraf teşkili) için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

  • İstinaf kaldırma kararının mahiyetine göre müdahale talebinde bulunan mirasçıların taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,

  • Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK’nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN OLARAK OY BİRLİĞİYLE karar verilmiştir. 

  • ⚖️ DAVAPORT YORUMU : İstinaf Mahkemesi’nin yorumu kanaatimizce de hukuka uygundur. Kısıtlı adına açılan veya yürütülen davalarda, vesayet makamından usulüne uygun “husumete izin” kararı alınmış ve vasi bu yetkiye dayanarak avukata vekalet vermişse, dava ehliyeti şartı sağlanmış demektir; mahkemece bu husus esastan incelenmelidir. Boşanma Davasında Ölüm ve TMK m. 181/2: Boşanma davası devam ederken eşlerden birinin ölümü halinde evlilik ölümle sona erer; ancak mirasçılardan birinin davaya devam edip diğer eşin kusurunu ispatlaması hâlinde sağ kalan eş mirasçı olamayacağı gibi ölüme bağlı haklarını da kaybeder. Bu nedenle mahkeme, yasal mirasçılara davaya devam edip etmeyeceklerini sormak zorundadır.

⚖️ BOŞANMA DAVASINDA TARAFIN KISITLAMA SÜRECİ VE HUSUMETE İZİN YETKİSİ – Dava Ehliyeti ve Vekalet İlişkisi – Dava Devam Ederken Tarafın Ölümü ve Mirasçıların TMK 181/2 Kapsamında Davaya Devam Hakkı 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2025/146 Esas - 2025/1616 Karar İlk Derece Mahkemesi: İzmir 21. Aile Mahkemesi (2022/774 Esas - 2024/762 Karar) Karar Tarihi: 30/10/2025 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Davacı vekili, taraflar arasındaki evlilik birliğinin sarsıldığını ileri sürerek boşanma ve 100.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı Savunması: Davalı vekili, davacının alzheimer, demans ve psikoz hastası olduğunu, hakkında açılan vesayet davasının bekletici mesele yapılmasını, ayırt etme gücüne sahip olmaması halinde davanın açılmamış sayılmasını, aksi takdirde reddini savunmuş; boşanmaya karar verilmesi halinde 500.000,00 TL manevi tazminat istemiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece, kısıtlama davasının iş bu boşanma davası tarihinden önce açıldığı, davacının özgür iradesini kullanamadığı dönemde davanın açıldığı ve dava iradesinin sonradan tamamlanamayacağı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan (taraf ehliyeti yokluğundan) usulden reddine karar verilmiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı vasi vekili, müvekkilinin kısıtlanmasına karşın vesayet mahkemesince vasiye husumete izin yetkisi verildiğini, mahkemece davaya devam edilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile davanın reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. 📌 YARGILAMA SÜRECİ Taraf Ehliyeti ve Husumete İzin: Dava ve taraf ehliyeti kamu düzenine ilişkin olup, kısıtlanan kişinin vasisi tarafından temsil edilebilmesi için vesayet makamından TMK m. 462/8 uyarınca "husumete izin" kararı alması zorunludur. Somut olayda yasal süreçler tamamlanarak vasiye kısıtlıyı temsil etmek ve avukat tutmak üzere usulüne uygun husumete izin ve yetki verildiği, bu yetkiye dayanarak vekaletname sunulduğu ve davanın takip edildiği anlaşılmakla, davanın taraf ehliyeti yokluğundan reddinde isabet görülmemiştir. Yargılama Aşamasında Ölüm Vakıası: İstinaf incelemesi aşamasında kısıtlı davacının 07.09.2025 tarihinde öldüğü nüfus kayıtlarından anlaşılmıştır. Ölüm tarihi itibarıyla boşanma davası henüz kesinleşmediğinden evlilik birliği ölümle sona ermiştir. Mirasçıların Durumu (TMK m. 181/2): Karardan sonra ancak kesinleşmeden meydana gelen bu ölüm vakıası gözetildiğinde, vasi vekilinin vekalet ilişkisinin sona erdiği, kısıtlı davacının yasal mirasçılarının TMK m. 181/2 uyarınca kusur tespiti isteyip istemeyeceklerinin belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Mirasçılara davaya devam edip etmeyecekleri hususunda ihbar yapılması, devam etmeleri halinde kusur tespiti yönünden yargılamaya devam edilmesi, sadece yargılama giderleri yönünden ise davanın konusuz kaldığı gözetilerek karar oluşturulması için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacı vasi vekilinin istinaf talebinin HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜNE, ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, Gerekçede belirtilen işlemlerin yapılması (mirasçılara ihbar ve taraf teşkili) için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, İstinaf kaldırma kararının mahiyetine göre müdahale talebinde bulunan mirasçıların taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN OLARAK OY BİRLİĞİYLE karar verilmiştir. 

⚖️ ZİNA NEDENİYLE BOŞANMA – Zinanın Varlığının Muhakkak Gözüyle Bakılmasını Gerektiren Bir Durumun Varlığı – Otel Konaklama Kayıtları ve Kimlik Bildirme Kanunu – Hukuka Aykırı Delil Niteliğindeki Dijital Veriler – Derdest Boşanma Davasında Ayrı Velayet Davası ve Geçici Önlemler

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2022/3100 Esas – 2023/349 Karar

  • Karar Tarihi: 2023

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Tarafların Talepleri: Davacı-karşı davalı kadın vekili; evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını, erkeğin birlik görevlerini yerine getirmediğini ve şiddet uyguladığını belirterek boşanma, tazminat ve fer’ilerini talep etmiş, ayrıca ortak konutun özgülenmesini istemiştir. Davalı-karşı davacı erkek vekili ise; kadının zina yaptığını (TMK m. 161), hayatına kastettiğini (TMK m. 162) ileri sürerek davanın reddi ile karşı davalarının kabulünü istemiştir.

  • Birleşen Dava: Kadın, boşanma davası derdestken İzmir 15. Aile Mahkemesi’nin 2016/89 Esas sayılı dosyası ile ayrı bir velayet davası açmış, bu dosya asıl dava ile birleştirilmiştir.

  • İlk Derece Mahkemesi Kararı: Kadının zina davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, erkeğin zina ve hayata kast iddialarının reddine, ortak konutun geçici önlem olarak özgülenmesine ve kadının açtığı birleşen velayet davası hakkında “karar verilmesine yer olmadığına” hükmedilmiştir. Taraflar istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

📌 YARGILAMA SÜRECİ

  • İstinaf İncelemesinin Kapsamı: Bölge Adliye Mahkemesi, HMK’nın 355. maddesi uyarınca incelemeyi istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapmıştır.

  • Kadının Zinası Yönünden (Orijinal Gerekçe): Daire kararında zinanın ispatına ve yasal tanımına ilişkin şu hukuki değerlendirmeye yer verilmiştir: Zinanın varlığı için eşlerden birinin başka bir kimse ile cinsel ilişkide bulunması veya bu ilişkiye muhakkak gözüyle bakılmasını gerektiren bir durum içinde bulunması, bunun da ispatlanmış olması gerekir. Yargıtay kararlarına göre boşanma davalarında zinanın ispatı için kişilerin cinsel ilişki sırasında yakalanması veya görüntülenmesi şart olmayıp, cinsel ilişkinin gerçekleştiğini gösteren eylemlerin kanıtlanması yeterlidir. Somut olayda taraflar arasındaki sosyal medya yazışmaları, rızayla kaydedilen ve ceza mahkemesince hukuka uygunluğu saptanan video kaydı içeriğindeki kadının ikrarları ve tanık anlatımları nazara alınarak kadının zina eyleminin (TMK m. 161) sabit olduğu kabul edilmiştir.

  • Erkeğin Zinası Yönünden (Orijinal Gerekçe): 16/01/2016 akşamı erkeğin yanında çalışan kadınla otelde konakladığı idaresine ilişkin otel kayıtları incelenmiştir. Daire, 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu’nun 2. ve ilgili yönetmeliğin 23. maddesi gereğince otellerin yatacak yer gösterdikleri kişilerin kaydını tutmakla yükümlü olduğunu, otelde yatacak yer gösterilmeyen kişiler yönünden böyle bir zorunluluk bulunmadığı hâlde erkeğin yanında bulunan kişi ile birlikte aynı oda numarasında konaklama kaydının tutulmuş olmasını zina olgusuna delalet eden güçlü bir karine ve gerekçe olarak kabul etmiştir. Bu kapsamda erkek yönünden de TMK m. 161 koşullarının oluştuğu belirlenmiştir.

  • Erkeğin Hayata Kast İddiası Yönünden: Erkeğin kadının telefon ve bilgisayarlarından rıza dışı elde ettiği verilerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu; başlatılan ceza soruşturmasında kadına atılı suç yönünden kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve maddeten de söz konusu ilacın antiseptik niteliği dikkate alınarak erkeğin hayata kast (TMK m. 162) talebinin reddi isabetli bulunmuştur.

  • Geçici Önlem ve Birleşen Velayet Davası Yönünden: TMK m. 169 gereğince ortak konutun kadına ve çocuğa özgülenmesinde usulsüzlük bulunmadığı; boşanma davası derdestken açılan ayrı velayet davasında ise karar verme yetkisinin asıl boşanma davası hâkimine ait olması nedeniyle birleşen dava hakkında “karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmesinde ve yargılama giderlerinin kadına yükletilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşıldığından, taraflar vekillerinin istinaf başvurularının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibarıyla kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU : Zinanın İspat Kriterleri ve Otel Kayıtlarının Hukuki Değeri

  • Zinada “Muhakkak Gözüyle Bakılma” Kriteri: Bölge Adliye Mahkemesi’nin vurguladığı üzere, zinanın ispatı için cinsel ilişkinin bizzat işlenirken (suç üstü) tespiti şart değildir. Eşlerin davranışlarının, ikrarlarının, duygusal yakınlıklarının ve dosyadaki dijital/tanık delillerinin cinsel ilişkiye “muhakkak gözüyle bakılmasını gerektirecek” boyutta olması zina hükümlerinin (TMK m. 161) uygulanması için yeterlidir.

  • Kimlik Bildirme Kanunu Çerçevesinde Otel Kayıtları: Kararın en çarpıcı pratik yönü, 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu kapsamında otellerin sadece yatacak yer gösterdikleri kişileri bildirmekle yükümlü olmasına rağmen, zorunluluk bulunmadığı hâlde konaklama kaydı tutulmasının hayatın olağan akışına ve otel pratiklerine göre birlikte konaklama olgusunu net bir şekilde ortaya koyduğunun kabul edilmesidir. Bu durum, fiili ayrılık döneminde gerçekleşen otel konaklamalarının zina delili olarak değerlendirilmesinde emsal nitelik taşır.

  • Hukuka Aykırı Dijital Delillerin Dışlanması: Eşin kişisel cihazlarının (telefon, bilgisayar) rıza hilafına ele geçirilerek elde edilen verilerin hukuka aykırı delil teşkil edeceği ve hayata kast (TMK m. 162) gibi ağır cezai ve hukuki sonuçları olan iddiaların ispatında kesinlikle hükme esas alınamayacağı kuralı bir kez daha teyit edilmiştir.

  • Derdestlik ve Usul Ekonomisi: Boşanma davası sürerken müstakil açılan velayet davalarının bağımsız birer dava olarak yürütülemeyeceği, TMK m. 169 uyarınca asıl boşanma davasının fer’isi niteliğinde olduğu ve bu nedenle müstakil dosyalarda “karar verilmesine yer olmadığı” kararı verilmesi gerektiği usul hukuku açısından doğrudur.

⚖️ ZİNA NEDENİYLE BOŞANMA - Zinanın Varlığının Muhakkak Gözüyle Bakılmasını Gerektiren Bir Durumun Varlığı – Otel Konaklama Kayıtları ve Kimlik Bildirme Kanunu – Hukuka Aykırı Delil Niteliğindeki Dijital Veriler – Derdest Boşanma Davasında Ayrı Velayet Davası ve Geçici Önlemler 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2022/3100 Esas - 2023/349 Karar Karar Tarihi: 2023 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Tarafların Talepleri: Davacı-karşı davalı kadın vekili; evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını, erkeğin birlik görevlerini yerine getirmediğini ve şiddet uyguladığını belirterek boşanma, tazminat ve fer'ilerini talep etmiş, ayrıca ortak konutun özgülenmesini istemiştir. Davalı-karşı davacı erkek vekili ise; kadının zina yaptığını (TMK m. 161), hayatına kastettiğini (TMK m. 162) ileri sürerek davanın reddi ile karşı davalarının kabulünü istemiştir. Birleşen Dava: Kadın, boşanma davası derdestken İzmir 15. Aile Mahkemesi'nin 2016/89 Esas sayılı dosyası ile ayrı bir velayet davası açmış, bu dosya asıl dava ile birleştirilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Kadının zina davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, erkeğin zina ve hayata kast iddialarının reddine, ortak konutun geçici önlem olarak özgülenmesine ve kadının açtığı birleşen velayet davası hakkında "karar verilmesine yer olmadığına" hükmedilmiştir. Taraflar istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf İncelemesinin Kapsamı: Bölge Adliye Mahkemesi, HMK’nın 355. maddesi uyarınca incelemeyi istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapmıştır. Kadının Zinası Yönünden (Orijinal Gerekçe): Daire kararında zinanın ispatına ve yasal tanımına ilişkin şu hukuki değerlendirmeye yer verilmiştir: Zinanın varlığı için eşlerden birinin başka bir kimse ile cinsel ilişkide bulunması veya bu ilişkiye muhakkak gözüyle bakılmasını gerektiren bir durum içinde bulunması, bunun da ispatlanmış olması gerekir. Yargıtay kararlarına göre boşanma davalarında zinanın ispatı için kişilerin cinsel ilişki sırasında yakalanması veya görüntülenmesi şart olmayıp, cinsel ilişkinin gerçekleştiğini gösteren eylemlerin kanıtlanması yeterlidir. Somut olayda taraflar arasındaki sosyal medya yazışmaları, rızayla kaydedilen ve ceza mahkemesince hukuka uygunluğu saptanan video kaydı içeriğindeki kadının ikrarları ve tanık anlatımları nazara alınarak kadının zina eyleminin (TMK m. 161) sabit olduğu kabul edilmiştir. Erkeğin Zinası Yönünden (Orijinal Gerekçe): 16/01/2016 akşamı erkeğin yanında çalışan kadınla otelde konakladığı idaresine ilişkin otel kayıtları incelenmiştir. Daire, 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu'nun 2. ve ilgili yönetmeliğin 23. maddesi gereğince otellerin yatacak yer gösterdikleri kişilerin kaydını tutmakla yükümlü olduğunu, otelde yatacak yer gösterilmeyen kişiler yönünden böyle bir zorunluluk bulunmadığı hâlde erkeğin yanında bulunan kişi ile birlikte aynı oda numarasında konaklama kaydının tutulmuş olmasını zina olgusuna delalet eden güçlü bir karine ve gerekçe olarak kabul etmiştir. Bu kapsamda erkek yönünden de TMK m. 161 koşullarının oluştuğu belirlenmiştir. Erkeğin Hayata Kast İddiası Yönünden: Erkeğin kadının telefon ve bilgisayarlarından rıza dışı elde ettiği verilerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu; başlatılan ceza soruşturmasında kadına atılı suç yönünden kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve maddeten de söz konusu ilacın antiseptik niteliği dikkate alınarak erkeğin hayata kast (TMK m. 162) talebinin reddi isabetli bulunmuştur. Geçici Önlem ve Birleşen Velayet Davası Yönünden: TMK m. 169 gereğince ortak konutun kadına ve çocuğa özgülenmesinde usulsüzlük bulunmadığı; boşanma davası derdestken açılan ayrı velayet davasında ise karar verme yetkisinin asıl boşanma davası hâkimine ait olması nedeniyle birleşen dava hakkında "karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmesinde ve yargılama giderlerinin kadına yükletilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşıldığından, taraflar vekillerinin istinaf başvurularının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibarıyla kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️MAL REJİMİNİN TASFİYESİ – İHTİYATİ TEDBİRİN KALDIRILMASI – Orantılılık İlkesi ve Mülkiyet Hakkı

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2023/1342 Esas – 2023/854 Karar

  • Karar Tarihi: 17/05/2023

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Davacı-karşı davalı vekili, eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi ile harca esas değere göre şimdilik toplam 100.000,00-TL alacağın davalıdan tahsilini talep etmiş, davalı adına kayıtlı taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulmasını istemiştir.

  • İlk Derece Mahkemesi Süreci: Mahkemece tensiple bir kısım taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulmuş, ancak daha sonra davalı vekilinin itirazı üzerine ilgili taşınmaz üzerine konulan ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davacı-karşı davalı vekili, ihtiyati tedbirin kaldırılmasına ilişkin ara kararın kaldırılması istemiyle istinaf yoluna başvurmuştur.

📌 YARGILAMA SÜRECİ

  • İhtiyati Tedbirin Şartları: 6100 sayılı HMK’nun 389/1. maddesinde; “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir” hükmü düzenlenmiştir.

     
  • İhtiyati Tedbirin Niteliği: İhtiyati tedbir, davanın davacı lehine sonuçlanması durumunda dava konusu şeyin güvence altına alınmasını temine yarayan geçici bir hukuki korumadır. HMK’nın 396. maddesinde ise “durum ve koşulların değiştiği sabit olursa, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat aranmaksızın karar verilebilir” hükmü düzenlenmiştir.

  • Orantılılık ve Mülkiyet Hakkı: Belirsiz alacak davası açılması hâlinde, alacaklı, tüm miktarı belirtmese dahi, davanın başında hukukî ilişkiyi somut olarak belirtmek ve tespit edebildiği ölçüde de asgarî miktarı göstermek durumunda olduğundan, bu talep değerlendirilirken harcı yatırılarak talep edilen miktarın da dikkate alınması gerekir. Davanın kısmi ya da belirsiz alacak davası olarak açılması bu sonucu değiştirmez. Orantılılık esastır. Geçici hukuki koruma, bir tarafın bütün malvarlığı üzerindeki haklarını ve anayasal mülkiyet hakkını tümden kısıtlar şekilde uygulanamaz.

     
  • Somut Olay Değerlendirmesi: Davacının davasında haklı olup olmadığı yargılama sonucunda ortaya çıkacağından dava değeri, orantılılık ilkesi, taraflar arasındaki menfaat dengesi ve anayasal mülkiyet hakkı dikkate alınarak ilk derece mahkemesince yazılı gerekçeyle İzmir … ada, … parsel, … nolu bağımsız bölüm üzerine konulan ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesinde usul ve esas yönünden hukuka aykırı bir husus bulunmamıştır.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b-1. maddesi gereğince; ilk derece mahkemesinin 07.04.2023 tarihli ara kararına karşı yapılan İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE, HMK’nın 391/son maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU : Mal Rejimi Davalarında Geçici Hukuki Koruma

  • Orantılılık ve Menfaat Dengesi: Karar, mal rejiminin tasfiyesi davalarında ihtiyati tedbirin bir “cezalandırma aracı” değil, hakkın güvence altına alınması aracı olduğunu hatırlatmaktadır. Tedbir kararı, davalının mülkiyet hakkını aşırı derecede kısıtlayarak (tüm malvarlığını bloke ederek) ölçülülük ilkesini ihlal etmemelidir.

  • Belirsiz Alacak Davalarında Tedbir: Belirsiz alacak davası açılması, ihtiyati tedbir talebinde sınırsız bir hak doğurmaz. Talep edilen miktar ile tedbir istenen malın değeri arasındaki orantı, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

  • Anayasal Mülkiyet Hakkı: Yargılama sonuna kadar henüz kanıtlanmamış bir alacak için mülkiyet hakkının kısıtlanması, ancak HMK m. 389’daki şartların (gecikme sebebiyle ciddi bir zararın doğacağı ihtimali) varlığıyla mümkündür. Mahkemenin bu kriterleri gözeterek tedbir kararını kaldırması, mülkiyet hakkının korunması bakımından isabetlidir.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️ MAL REJİMİNİN TASFİYESİ – İHTİYATİ TEDBİRİN KALDIRILMASI – Orantılılık İlkesi ve Mülkiyet Hakkı 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2023/1342 Esas – 2023/854 Karar Karar Tarihi: 17/05/2023 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Davacı-karşı davalı vekili, eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi ile harca esas değere göre şimdilik toplam 100.000,00-TL alacağın davalıdan tahsilini talep etmiş, davalı adına kayıtlı taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulmasını istemiştir. İlk Derece Mahkemesi Süreci: Mahkemece tensiple bir kısım taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulmuş, ancak daha sonra davalı vekilinin itirazı üzerine ilgili taşınmaz üzerine konulan ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı-karşı davalı vekili, ihtiyati tedbirin kaldırılmasına ilişkin ara kararın kaldırılması istemiyle istinaf yoluna başvurmuştur. 📌 YARGILAMA SÜRECİ İhtiyati Tedbirin Şartları: 6100 sayılı HMK'nun 389/1. maddesinde; "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir" hükmü düzenlenmiştir. İhtiyati Tedbirin Niteliği: İhtiyati tedbir, davanın davacı lehine sonuçlanması durumunda dava konusu şeyin güvence altına alınmasını temine yarayan geçici bir hukuki korumadır. HMK'nın 396. maddesinde ise "durum ve koşulların değiştiği sabit olursa, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat aranmaksızın karar verilebilir" hükmü düzenlenmiştir. Orantılılık ve Mülkiyet Hakkı: Belirsiz alacak davası açılması hâlinde, alacaklı, tüm miktarı belirtmese dahi, davanın başında hukukî ilişkiyi somut olarak belirtmek ve tespit edebildiği ölçüde de asgarî miktarı göstermek durumunda olduğundan, bu talep değerlendirilirken harcı yatırılarak talep edilen miktarın da dikkate alınması gerekir. Davanın kısmi ya da belirsiz alacak davası olarak açılması bu sonucu değiştirmez. Orantılılık esastır. Geçici hukuki koruma, bir tarafın bütün malvarlığı üzerindeki haklarını ve anayasal mülkiyet hakkını tümden kısıtlar şekilde uygulanamaz. Somut Olay Değerlendirmesi: Davacının davasında haklı olup olmadığı yargılama sonucunda ortaya çıkacağından dava değeri, orantılılık ilkesi, taraflar arasındaki menfaat dengesi ve anayasal mülkiyet hakkı dikkate alınarak ilk derece mahkemesince yazılı gerekçeyle İzmir ... ada, ... parsel, ... nolu bağımsız bölüm üzerine konulan ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesinde usul ve esas yönünden hukuka aykırı bir husus bulunmamıştır. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b-1. maddesi gereğince; ilk derece mahkemesinin 07.04.2023 tarihli ara kararına karşı yapılan İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE, HMK'nın 391/son maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

⚖️KARŞILIKLI BOŞANMA – Kanser Hastası Eşe ve Çocuğa Şiddet ile İlgisizlikte Erkeğin Ağır Kusuru, Maddi-Manevi Tazminat, Yoksulluk Nafakası ve Çocuğun Üstün Yararı Gözetilerek Yatılı Olmayan Kişisel İlişki       

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2023/2053 Esas – 2023/2060 Karar

  • İstinaf Karar Tarihi: 04/12/2023

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava ve Karşı Dava Konusu: Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasında; ilk derece mahkemesince davanın ve karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velayetinin anneye verilmesine, baba ile yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulmasına, çocuk için aylık 4.000,00 TL tedbir/iştirak nafakasına, kadın için aylık 1.500,00 TL tedbir/yoksulluk nafakası ile 70.000,00 TL manevi, 50.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmiş; erkeğin velayet, nafaka ve tazminat talepleri ise reddedilmiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davalı-davacı erkek vekili; kusur belirlemesini, kadının boşanma davasının kabulünü, yoksulluk nafakasının şartları ile miktarını, velayeti, kişisel ilişkiyi ve kadın lehine hükmedilen maddi/manevi tazminatları istinaf ederek kararın bu yönlerden kaldırılmasını istemmiştir.

📌 YARGILAMA SÜRECİ

  • İstinaf İncelemesinin Kapsamı ve Kesinleşen Yönler: 6100 sayılı HMK’nın 355. maddesi gereğince inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmıştır. Kadının istinaf talebinin bulunmaması nedeniyle erkeğin karşı davasında verilen boşanma hükmü, erkeğin istinafa konu etmediği anlaşılan kadın ve çocuk yararına hükmedilen tedbir nafakası ve erkeğin reddedilen maddi/manevi tazminat talepleri istinaf edilmeksizin kesinleşmiştir.

  • Kusur Tespiti ve Delillerin Değerlendirilmesi: Dosya kapsamındaki tanık beyanları, Çeşme 3. Asliye Ceza Mahkemesinin kesinleşmiş ilamı, İzmir İl Emniyet Müdürlüğü yazı cevapları, kadına ait hastane kayıtları ve uzman görüşleri birlikte değerlendirilmiştir. Erkeğin; kanser hastası olan eşiyle maddi ve manevi anlamda ilgilenmeyip yalnız bıraktığı, sıklıkla aşırı alkol aldığı, müşterek çocuğun yanında müstehcen (porno) videolar izlediği, eşine ve çocuğa çocuğun gözü önünde şiddet uyguladığı, çocuğun yanında anne aleyhine konuşarak onu olumsuz etkilediği, alkollü araç kullandığı ve güven sarsıcı eylemlerde bulunduğu sabit görülmüştür. Kadına atfı mümkün ve kanıtlanan başkaca bir kusur bulunmadığından, ilk derece mahkemesinin erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğuna ilişkin kusur belirlemesinde isabetsizlik görülmemiştir.

  • Maddi ve Manevi Tazminat Değerlendirmesi: Boşanmaya sebep olan olaylarda ağır ya da eşit kusurlu olmayan, kişilik hakları saldırıya uğrayan ve boşanma yüzünden maddi desteğini yitiren kadın yararına; tarafların sosyal-ekonomik durumları, fiilin ağırlığı ve hakkaniyet kuralları (TMK m. 4, TBK m. 50, 51) gözetilerek hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarları makul ve yerinde bulunmuştur.

  • Yoksulluk Nafakası Şartları: Kadının emekli maaşı bulunduğu, erkeğin ise emekli maaşının yanı sıra turizm alanında ticari faaliyette bulunduğu, taşınmaza ve araca sahip olduğu tespit edilmiştir. Yargıtay yerleşik içtihatları uyarınca asgari ücret seviyesindeki gelirin kişiyi yoksulluktan kurtarmayacağı ilkesi gözetilerek, kadının boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği kabul edilmiş ve yoksulluk nafakası takdirinde bir usulsüzlük görülmemiştir.

  • Çocuğun Üstün Yararı, Velayet ve Kişisel İlişki: Müşterek çocuğun idrak çağında olduğu, uzman raporlarında ve mahkemedeki beyanlarında velayet tercihini anneden yana kullandığı, velayetin anneye verilmesinin çocuğun üstün yararına uygun olduğu saptanmıştır. Ayrıca çocuğun babaya karşı öfkeli ve kırgın olduğu, babanın alkol sorunu ve şiddet içeren davranışları nedeniyle yatılı kalmak istemediği, okul çıkışı polisten yardım istediği gibi somut olgular göz önüne alınarak; çocuğun psikolojik gelişiminin olumsuz etkilenmemesi adına kişisel ilişkinin yatılı olmayacak şekilde (her ayın 1. ve 3. pazar günleri ile dini bayramların 2. günleri saat 10.00 ile 17.00 arası) düzenlenmesinde isabetsizlik bulunmadığı vurgulanmıştır.

  • İştirak Nafakası: Çocuğun yaşı, eğitim giderleri, günün ekonomik koşulları ve tarafların mali güçleri dikkate alınarak iştirak nafakası miktarında hukuka aykırılık görülmemiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

Davalı-davacı erkeğin tüm istinaf taleplerinin 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK’nın 361/1. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU : Kusur Durumu, Velayet ve Kişisel İlişki Düzenlemeleri

  • Ağır Kusur ve Tazminat: Eşine ve ortak çocuğa şiddet uygulayan, kanser tedavisi sürecinde eşini yalnız bırakan ve güven sarsıcı eylemlerde bulunan erkeğin ağır kusurlu olduğu kabul edilir; bu durum kusursuz veya az kusurlu eş lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini haklı kılar.

  • Çocuğun Üstün Yararı ve Kişisel İlişki: İdrak çağındaki müşterek çocuğun psikolojik durumu, babanın kusurlu davranışları ve çocuğun beyanları doğrultusunda, çocuğun ruhsal gelişimini olumsuz etkilememek adına kişisel ilişkinin yatılı olmayacak şekilde sınırlandırılması çocuğun üstün yararının gereğidir.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

               

⚖️ KARŞILIKLI BOŞANMA – Kanser Hastası Eşe ve Çocuğa Şiddet ile İlgisizlikte Erkeğin Ağır Kusuru, Maddi-Manevi Tazminat, Yoksulluk Nafakası ve Çocuğun Üstün Yararı Gözetilerek Yatılı Olmayan Kişisel İlişki 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2023/2053 Esas – 2023/2060 Karar İstinaf Karar Tarihi: 04/12/2023 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava ve Karşı Dava Konusu: Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasında; ilk derece mahkemesince davanın ve karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velayetinin anneye verilmesine, baba ile yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulmasına, çocuk için aylık 4.000,00 TL tedbir/iştirak nafakasına, kadın için aylık 1.500,00 TL tedbir/yoksulluk nafakası ile 70.000,00 TL manevi, 50.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmiş; erkeğin velayet, nafaka ve tazminat talepleri ise reddedilmiştir. İstinaf Sebepleri: Davalı-davacı erkek vekili; kusur belirlemesini, kadının boşanma davasının kabulünü, yoksulluk nafakasının şartları ile miktarını, velayeti, kişisel ilişkiyi ve kadın lehine hükmedilen maddi/manevi tazminatları istinaf ederek kararın bu yönlerden kaldırılmasını istemmiştir. 📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf İncelemesinin Kapsamı ve Kesinleşen Yönler: 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmıştır. Kadının istinaf talebinin bulunmaması nedeniyle erkeğin karşı davasında verilen boşanma hükmü, erkeğin istinafa konu etmediği anlaşılan kadın ve çocuk yararına hükmedilen tedbir nafakası ve erkeğin reddedilen maddi/manevi tazminat talepleri istinaf edilmeksizin kesinleşmiştir. Kusur Tespiti ve Delillerin Değerlendirilmesi: Dosya kapsamındaki tanık beyanları, Çeşme 3. Asliye Ceza Mahkemesinin kesinleşmiş ilamı, İzmir İl Emniyet Müdürlüğü yazı cevapları, kadına ait hastane kayıtları ve uzman görüşleri birlikte değerlendirilmiştir. Erkeğin; kanser hastası olan eşiyle maddi ve manevi anlamda ilgilenmeyip yalnız bıraktığı, sıklıkla aşırı alkol aldığı, müşterek çocuğun yanında müstehcen (porno) videolar izlediği, eşine ve çocuğa çocuğun gözü önünde şiddet uyguladığı, çocuğun yanında anne aleyhine konuşarak onu olumsuz etkilediği, alkollü araç kullandığı ve güven sarsıcı eylemlerde bulunduğu sabit görülmüştür. Kadına atfı mümkün ve kanıtlanan başkaca bir kusur bulunmadığından, ilk derece mahkemesinin erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğuna ilişkin kusur belirlemesinde isabetsizlik görülmemiştir. Maddi ve Manevi Tazminat Değerlendirmesi: Boşanmaya sebep olan olaylarda ağır ya da eşit kusurlu olmayan, kişilik hakları saldırıya uğrayan ve boşanma yüzünden maddi desteğini yitiren kadın yararına; tarafların sosyal-ekonomik durumları, fiilin ağırlığı ve hakkaniyet kuralları (TMK m. 4, TBK m. 50, 51) gözetilerek hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarları makul ve yerinde bulunmuştur. Yoksulluk Nafakası Şartları: Kadının emekli maaşı bulunduğu, erkeğin ise emekli maaşının yanı sıra turizm alanında ticari faaliyette bulunduğu, taşınmaza ve araca sahip olduğu tespit edilmiştir. Yargıtay yerleşik içtihatları uyarınca asgari ücret seviyesindeki gelirin kişiyi yoksulluktan kurtarmayacağı ilkesi gözetilerek, kadının boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği kabul edilmiş ve yoksulluk nafakası takdirinde bir usulsüzlük görülmemiştir. Çocuğun Üstün Yararı, Velayet ve Kişisel İlişki: Müşterek çocuğun idrak çağında olduğu, uzman raporlarında ve mahkemedeki beyanlarında velayet tercihini anneden yana kullandığı, velayetin anneye verilmesinin çocuğun üstün yararına uygun olduğu saptanmıştır. Ayrıca çocuğun babaya karşı öfkeli ve kırgın olduğu, babanın alkol sorunu ve şiddet içeren davranışları nedeniyle yatılı kalmak istemediği, okul çıkışı polisten yardım istediği gibi somut olgular göz önüne alınarak; çocuğun psikolojik gelişiminin olumsuz etkilenmemesi adına kişisel ilişkinin yatılı olmayacak şekilde (her ayın 1. ve 3. pazar günleri ile dini bayramların 2. günleri saat 10.00 ile 17.00 arası) düzenlenmesinde isabetsizlik bulunmadığı vurgulanmıştır. İştirak Nafakası: Çocuğun yaşı, eğitim giderleri, günün ekonomik koşulları ve tarafların mali güçleri dikkate alınarak iştirak nafakası miktarında hukuka aykırılık görülmemiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davalı-davacı erkeğin tüm istinaf taleplerinin 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️MAL REJİMİNİN TASFİYESİ – MAHKEMELERİN YETKİ UYUŞMAZLIĞI -Yurt Dışında İkamet Eden Eşler Arasındaki Katılma Alacağı Davasında Yetkili Mahkemenin Tespiti

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2025/1861 Esas – 2025/1856 Karar

  • Karar Tarihi: 30/06/2025

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Uyuşmazlığın Konusu: Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı istemine ilişkin davada, Karşıyaka 3. Aile Mahkemesi ile İzmir 20. Aile Mahkemesi arasında olumsuz yetki uyuşmazlığı doğması üzerine HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince yargı yeri belirlenmesi talebidir.

  • Mahkemelerin Gerekçeleri:

    • Karşıyaka 3. Aile Mahkemesi; tarafların yurt içi mernis adreslerinin bulunmadığı, davalının Türkiye’deki son ikametgah adresinin Bornova/İzmir olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek dosyayı İzmir Mahkemelerine göndermiştir.

    • İzmir 20. Aile Mahkemesi ise; tarafların Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmadığını, HMK’nın 9. maddesine göre mutad mesken mahkemesinin esas alınması gerektiğini ve davalının yetki itirazını somut delillerle kanıtlayamadığını belirterek karşı yetkisizlik kararı vermiştir.

📌 YARGILAMA SÜRECİ VE GEREKÇE

  • Yasal Düzenlemeler: 6100 sayılı HMK’nın 9. maddesi gereğince Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayanlar hakkında genel yetkili mahkeme, davalının Türkiye’deki mutad meskeninin bulunduğu yer mahkemesidir. 4721 sayılı TMK’nın 214/3. maddesi uyarınca ise mal rejiminin boşanma dışındaki diğer durumlarda tasfiyesinde davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

  • Somut Olayın Değerlendirilmesi: Tarafların Türk vatandaşı olup yurt dışında ikamet ettikleri, davalının Türkiye’deki son ikametgah adresinin Bornova/İzmir olduğu anlaşılmaktadır. Kesin yetki kuralının bulunmadığı uyuşmazlıkta, davalının süresi içinde usulüne uygun yetki itirazında bulunarak son ikametgah adresini bildirdiği gözetildiğinde, davanın görülmesinde İzmir Mahkemelerinin yetkili olduğu saptanmıştır.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

  • Karar: 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri uyarınca İzmir 20. Aile Mahkemesi’nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, dosyanın ilgili mahkemesine iadesine karar verilmiştir.

  • Kesinlik Durumu: HMK’nın 362/1-c maddesi uyarınca temyiz yolu kapalı olmak üzere oy birliğiyle kesin olarak karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Yurt Dışında Yaşayan Eşler Arasındaki Mal Rejimi Tasfiyesinde Yetki: Tarafların yurt dışında ikamet etmesi ve Türkiye’de yerleşim yerlerinin bulunmaması durumunda, HMK m. 9 ve TMK m. 214/3 hükümleri çerçevesinde mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı davalarında, davalının Türkiye’deki son ikametgah adresi yetkili mahkemenin belirlenmesinde esas alınır. Kesin yetki kuralı bulunmayan bu tür uyuşmazlıklarda, davalının süresinde ve usulüne uygun yetki itirazı ileri sürerek Türkiye’deki son adresini bildirmesi halinde, yetki itirazının kabul edilerek o yer mahkemesinin yetkili kılınması hukuka uygundur.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️ ⚖MAL REJİMİNİN TASFİYESİ - MAHKEMELERİN YETKİ UYUŞMAZLIĞI -Yurt Dışında İkamet Eden Eşler Arasındaki Katılma Alacağı Davasında Yetkili Mahkemenin Tespiti 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2025/1861 Esas – 2025/1856 Karar Karar Tarihi: 30/06/2025 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Uyuşmazlığın Konusu: Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı istemine ilişkin davada, Karşıyaka 3. Aile Mahkemesi ile İzmir 20. Aile Mahkemesi arasında olumsuz yetki uyuşmazlığı doğması üzerine HMK'nın 21 ve 22. maddeleri gereğince yargı yeri belirlenmesi talebidir. Mahkemelerin Gerekçeleri: Karşıyaka 3. Aile Mahkemesi; tarafların yurt içi mernis adreslerinin bulunmadığı, davalının Türkiye'deki son ikametgah adresinin Bornova/İzmir olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek dosyayı İzmir Mahkemelerine göndermiştir. İzmir 20. Aile Mahkemesi ise; tarafların Türkiye'de yerleşim yerinin bulunmadığını, HMK'nın 9. maddesine göre mutad mesken mahkemesinin esas alınması gerektiğini ve davalının yetki itirazını somut delillerle kanıtlayamadığını belirterek karşı yetkisizlik kararı vermiştir. 📌 YARGILAMA SÜRECİ VE GEREKÇE Yasal Düzenlemeler: 6100 sayılı HMK'nın 9. maddesi gereğince Türkiye'de yerleşim yeri bulunmayanlar hakkında genel yetkili mahkeme, davalının Türkiye'deki mutad meskeninin bulunduğu yer mahkemesidir. 4721 sayılı TMK'nın 214/3. maddesi uyarınca ise mal rejiminin boşanma dışındaki diğer durumlarda tasfiyesinde davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Somut Olayın Değerlendirilmesi: Tarafların Türk vatandaşı olup yurt dışında ikamet ettikleri, davalının Türkiye'deki son ikametgah adresinin Bornova/İzmir olduğu anlaşılmaktadır. Kesin yetki kuralının bulunmadığı uyuşmazlıkta, davalının süresi içinde usulüne uygun yetki itirazında bulunarak son ikametgah adresini bildirdiği gözetildiğinde, davanın görülmesinde İzmir Mahkemelerinin yetkili olduğu saptanmıştır. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Karar: 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri uyarınca İzmir 20. Aile Mahkemesi'nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, dosyanın ilgili mahkemesine iadesine karar verilmiştir. Kesinlik Durumu: HMK'nın 362/1-c maddesi uyarınca temyiz yolu kapalı olmak üzere oy birliğiyle kesin olarak karar verilmiştir.

⚖️SAĞ KALAN EŞE AİLE KONUTUNUN ÖZGÜLEMESİ DAVASI

(TMK’nın 652. Maddesi Uyarınca Aile Konutunun Sağ Kalan Eşe Özgülenmesi İstemi – Sulh Hukuk Mahkemesinin Görevli Olduğuna İlişkin Merci Tayini)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2017/2170 Esas – 2017/1786 Karar

  • Karar Tarihi: 10/10/2017 (Gerekçeli Karar: 11/10/2017)

💡 DAVA VE UYUŞMAZLIK ÖZETİ

  • Dava Konusu: Dava, Türk Medeni Kanununun 652. maddesi uyarınca aile konutu üzerinde sağ kalan eşe miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınması ve evin sağ kalan eşe özgülenmesi istemine ilişkindir.

  • Görev Uyuşmazlığı: İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi görevsizlik kararı vermiş; İzmir 11. Aile Mahkemesi de karşı görevsizlik kararı vererek dosya merci tayini için Dairemize gönderilmiştir.

📌 GEREKÇE

  • “TMK’nın 652/1. maddesi ‘Eşlerden birinin ölümü halinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadığı konut varsa; sağ kalan eş bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.’ hükmüne yer vermiştir.

     
  • 6100 sayılı HMK’nun 4/1-b maddesinde sulh hukuk mahkemelerinin görevi ‘taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davalar’ olarak tanımlanmıştır.

  • Somut olayda; Davacının ıslah dilekçesi ile murisi eşine ait taşınmazın TMK’nun 652.maddesine göre miras hakkına mahsuben intifa hakkı yerine bedeli karşılığında kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını talep ettiği anlaşılmakla, uyuşmazlığın Sulh Hukuk mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir.(Yargıtay 20.HD 2016/8523-10063 Esas ve Karar)”

🏁 HÜKÜM

  • Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 21 ve 22. maddeleri gereğince İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE,

  • Dosyanın merci tayini talep eden mahkemesine iadesine,

  • Dair dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 362/1-c maddesi uyarınca temyiz kanun yolu kapalı olmak üzere 11.10.2017 günü oybirliği ile karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Sağ kalan eşin TMK m. 652 kapsamında aile konutu üzerinde mülkiyet hakkı tanınması (özgüleme) talebiyle açtığı davalar, terekenin paylaştırılması ile doğrudan bağlantılı olduğundan 6100 sayılı HMK m. 4/1-b uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinin görev alanına girmektedir. Aile Mahkemelerinin görev sınırları içine girmeyen bu tür miras tasfiyesi niteliğindeki uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️SAĞ KALAN EŞE AİLE KONUTUNUN ÖZGÜLEMESİ DAVASI (TMK'nın 652. Maddesi Uyarınca Aile Konutunun Sağ Kalan Eşe Özgülenmesi İstemi - Sulh Hukuk Mahkemesinin Görevli Olduğuna İlişkin Merci Tayini) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2017/2170 Esas – 2017/1786 Karar Karar Tarihi: 10/10/2017 (Gerekçeli Karar: 11/10/2017) 💡 DAVA VE UYUŞMAZLIK ÖZETİ Dava Konusu: Dava, Türk Medeni Kanununun 652. maddesi uyarınca aile konutu üzerinde sağ kalan eşe miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınması ve evin sağ kalan eşe özgülenmesi istemine ilişkindir. Görev Uyuşmazlığı: İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi görevsizlik kararı vermiş; İzmir 11. Aile Mahkemesi de karşı görevsizlik kararı vererek dosya merci tayini için Dairemize gönderilmiştir. 📌 GEREKÇE "TMK'nın 652/1. maddesi 'Eşlerden birinin ölümü halinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadığı konut varsa; sağ kalan eş bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.' hükmüne yer vermiştir. 6100 sayılı HMK'nun 4/1-b maddesinde sulh hukuk mahkemelerinin görevi 'taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davalar' olarak tanımlanmıştır. Somut olayda; Davacının ıslah dilekçesi ile murisi eşine ait taşınmazın TMK'nun 652.maddesine göre miras hakkına mahsuben intifa hakkı yerine bedeli karşılığında kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını talep ettiği anlaşılmakla, uyuşmazlığın Sulh Hukuk mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir.(Yargıtay 20.HD 2016/8523-10063 Esas ve Karar)" 🏁 HÜKÜM Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 21 ve 22. maddeleri gereğince İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, Dosyanın merci tayini talep eden mahkemesine iadesine, Dair dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 362/1-c maddesi uyarınca temyiz kanun yolu kapalı olmak üzere 11.10.2017 günü oybirliği ile karar verildi.

⚖️EVLİLİK BİRLİĞİ İÇERİSİNDE MALVARLIĞI YÖNETİMİ VE ALACAK DAVASI

(Taşınmaz Satış Bedelinin Eşin Hesabına Havale Edilmesi Nedeniyle İade Talebi – İspat Yükü – İstinaf Başvurusunun Reddi)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2018/1645 Esas – 2019/658 Karar

  • Karar Tarihi: 03/04/2019

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Davacı, kendisine ait taşınmazı sattığını, satış bedelinin bir kısmının dava dışı üçüncü bir şahıs tarafından davalı eşinin hesabına havale edildiğini, bu işlemde davalının vekil sıfatıyla hareket ettiğini belirterek, havale edilen bedelin iadesini talep etmiştir.

  • Savunmalar: Davalı, havale dekontlarında bu paranın taşınmaz satış bedeli olduğuna dair bir kayıt olmadığını, taşınmazın tapuda gösterilen değerden daha yüksek bir bedelle satıldığı iddiasının muvazaa niteliğinde olduğunu, resmi satış senedi dışındaki bedelin ancak yazılı belge ile ispat edilebileceğini ve taraflar arasında herhangi bir vekillik veya yönetim yetkisi devri anlaşması bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davacı vekili; satış ile havaleler arasında illiyet bağı kurulmadan davanın reddedildiğini, davalıya gönderilen yüksek tutarlı havalelerin nedenlerinin araştırılmadığını, tanıklarının dinlenmediğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

📌 GEREKÇE

  • Taraflar arasındaki uyuşmazlık, mülkiyeti davacıya ait olan taşınmazın üçüncü kişiye satışına ilişkin satış bedelinin bir kısmının, dava dışı üçüncü kişi tarafından davacıya verilmek üzere davalının hesabına havale edildiği iddiasından kaynaklanmaktadır.

  • Davacı taraf, söz konusu paranın yönetimini TMK’nın 215. maddesi gereğince davalı eşe bıraktığını ve aralarında vekalet ilişkisi olduğunu iddia etmiştir. Davalı taraf ise havalelerin taşınmaz satışıyla bağlantılı olmadığını, tapudaki resmi satış bedelinin aksinin tanıkla ispatlanamayacağını savunmuştur.

  • Davacı taraf, süresi içerisinde tanık listesi sunmamış, duruşmada ise karşı tarafa yemin teklif etmeyeceklerini beyan etmiştir.

  • Davacı, davalıya gönderilen havalelerin kendi taşınmazının satışından elde edilen gelir olduğunu, taşınmazın tapuda gösterilen değerden fazlaya satıldığını ve bu bedellerin yönetimi için davalıya yetki verildiğini ispatlayamamıştır.

  • İlk derece mahkemesinin, ispat edilemeyen davanın reddine ilişkin kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

  1. İzmir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 12/12/2017 günlü kararı usul ve yasal düzenlemelere uygun olduğundan, davacının istinaf başvurusunun REDDİNE,

  2. İstinaf karar harcının davacıdan tahsiline,

  3. İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,

  4. İki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • İspat Yükü ve Resmi Senet: Tapuda gösterilen resmi satış bedelinin aksini iddia eden taraf, bu iddiasını yazılı delil (senet) ile ispat etmek zorundadır. Taşınmaz satış bedelinin resmi kayıttan yüksek olduğu iddiası “bedelde muvazaa” niteliğinde olup, tanıkla ispat edilemez.

  • Evlilik Birliğinde Para Yönetimi: Eşlerden birinin hesabına gönderilen havalelerin “malvarlığı yönetimi” veya “vekalet ilişkisi” kapsamında olduğu iddiası, taraflar arasında açık bir yazılı yetki devri sözleşmesi veya güvenilir bir yazılı delil olmaksızın sadece havale dekontlarıyla ispat edilemez. İspat yükü, iddiasını ileri süren davacı taraftadır. Tanıksız ve yeminsiz kalan davacı, iddiasını yasal sınırlar içerisinde (yazılı delil veya kesin delillerle) kanıtlayamadığı durumlarda davasını kaybeder.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️EVLİLİK BİRLİĞİ İÇERİSİNDE MALVARLIĞI YÖNETİMİ VE ALACAK DAVASI (Taşınmaz Satış Bedelinin Eşin Hesabına Havale Edilmesi Nedeniyle İade Talebi - İspat Yükü - İstinaf Başvurusunun Reddi) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2018/1645 Esas – 2019/658 Karar Karar Tarihi: 03/04/2019 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Davacı, kendisine ait taşınmazı sattığını, satış bedelinin bir kısmının dava dışı üçüncü bir şahıs tarafından davalı eşinin hesabına havale edildiğini, bu işlemde davalının vekil sıfatıyla hareket ettiğini belirterek, havale edilen bedelin iadesini talep etmiştir. Savunmalar: Davalı, havale dekontlarında bu paranın taşınmaz satış bedeli olduğuna dair bir kayıt olmadığını, taşınmazın tapuda gösterilen değerden daha yüksek bir bedelle satıldığı iddiasının muvazaa niteliğinde olduğunu, resmi satış senedi dışındaki bedelin ancak yazılı belge ile ispat edilebileceğini ve taraflar arasında herhangi bir vekillik veya yönetim yetkisi devri anlaşması bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı vekili; satış ile havaleler arasında illiyet bağı kurulmadan davanın reddedildiğini, davalıya gönderilen yüksek tutarlı havalelerin nedenlerinin araştırılmadığını, tanıklarının dinlenmediğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. 📌 GEREKÇE Taraflar arasındaki uyuşmazlık, mülkiyeti davacıya ait olan taşınmazın üçüncü kişiye satışına ilişkin satış bedelinin bir kısmının, dava dışı üçüncü kişi tarafından davacıya verilmek üzere davalının hesabına havale edildiği iddiasından kaynaklanmaktadır. Davacı taraf, söz konusu paranın yönetimini TMK'nın 215. maddesi gereğince davalı eşe bıraktığını ve aralarında vekalet ilişkisi olduğunu iddia etmiştir. Davalı taraf ise havalelerin taşınmaz satışıyla bağlantılı olmadığını, tapudaki resmi satış bedelinin aksinin tanıkla ispatlanamayacağını savunmuştur. Davacı taraf, süresi içerisinde tanık listesi sunmamış, duruşmada ise karşı tarafa yemin teklif etmeyeceklerini beyan etmiştir. Davacı, davalıya gönderilen havalelerin kendi taşınmazının satışından elde edilen gelir olduğunu, taşınmazın tapuda gösterilen değerden fazlaya satıldığını ve bu bedellerin yönetimi için davalıya yetki verildiğini ispatlayamamıştır. İlk derece mahkemesinin, ispat edilemeyen davanın reddine ilişkin kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ İzmir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 12/12/2017 günlü kararı usul ve yasal düzenlemelere uygun olduğundan, davacının istinaf başvurusunun REDDİNE, İstinaf karar harcının davacıdan tahsiline, İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, İki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI NEDENİYLE BOŞANMA VE BOŞANMA DAVASININ AÇILMASIYLA SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN SONA ERMEDİĞİ

(Yargıtay Bozma İlamına Uyulması – Tazminat Talebinin Fazlasından Feragat Edilmesi Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminata Yeniden Hükmedilmesi – Boşanma Davasının Açılmasıyla Sadakat Yükümlülüğünün Sona Ermeyeceği)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2020/1013 Esas – 2020/1117 Karar

  • Karar Tarihi: 24/09/2020

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Davacı kadın, erkeğin sadakatsizlik, hakaret ve şiddet gibi kusurlu davranışları nedeniyle boşanma, maddi ve manevi tazminat ile nafaka taleplerinde bulunmuştur. Erkek ise kusurun kadında olduğunu iddia ederek karşı boşanma davası ve tazminat talebi ileri sürmüştür.

  • İstinaf ve Yargıtay Aşaması: İlk derece mahkemesi boşanmaya ve tazminata karar vermiş, istinaf incelemesinde tazminat miktarları belirlenmiş; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kadın lehine hükmedilen tazminat miktarlarını “az olduğu” gerekçesiyle bozmuştur.

📌 GEREKÇE

  • Yargıtay bozma ilamına uyularak yapılan yeniden yargılamada, davacı-davalı kadın vekili tazminat taleplerinin fazlasına ilişkin kısımdan feragat ettiğini bildirmiştir.

  • Erkeğin istinaf savunmasında yer alan “boşanma davası açıldığında sadakat yükümlülüğünün ortadan kalkacağı” iddiası hukuken kabul görmemektedir. Boşanma davasının açılması, evlilik birliğini sona erdirmeyip sadece evlilik birliğinin temelden sarsıldığının ve boşanma sürecinin başladığının kanıtıdır. Evlilik birliği boşanma hükmü kesinleşinceye kadar devam ettiğinden, eşlerin birbirine olan sadakat yükümlülüğü de boşanma kararı kesinleşene kadar sürmektedir.

  • Dairemizce bozma ilamına uyulmuş, davacı kadının tazminat taleplerinin fazlasından feragat beyanı dikkate alınmış ve tazminat miktarları (bozma öncesi kararlaştırılan ancak Yargıtay’ın az bulduğu fakat feragat nedeniyle aynı miktarda sabit tutulan) yeniden hüküm altına alınmıştır.

🏁 HÜKÜM

  1. TMK’nun 174/1-2 maddesi gereğince davacı-davalı kadın yararına 75.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminatın davalı-davacı erkekten alınarak davacı-davalı kadına verilmesine, fazlaya ilişkin istemin feragat nedeniyle REDDİNE,

  2. Dairemizce daha önce verilen diğer hükümler onanarak kesinleştiğinden bu hususlarda yeniden karar verilmesine yer olmadığına,

  3. Temyiz giderlerinin davalı-davacı erkekten alınarak davacı-davalı kadına verilmesine, Dair; kararın tebliği tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Boşanma Sürecinde Sadakat Yükümlülüğü: Uygulamada sıkça dile getirilen “boşanma davası açıldı, artık sadakat yükümlülüğüm yok” düşüncesi hukuki dayanaktan yoksundur. Boşanma davasının açılması, evlilik birliğini sona erdirmez; sadece taraflar arasında şiddetli geçimsizliğin varlığını ortaya koyar. Evlilik, mahkeme ilamının kesinleşmesiyle biter. Bu nedenle, boşanma davası devam ederken gerçekleşen sadakatsiz davranışlar, evlilik birliği süresince işlenmiş kusur sayılır ve boşanmanın fer’i sonuçları ile tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınır.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️ EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI NEDENİYLE BOŞANMA VE BOŞANMA DAVASININ AÇILMASIYLA SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN SONA ERMEDİĞİ (Yargıtay Bozma İlamına Uyulması - Tazminat Talebinin Fazlasından Feragat Edilmesi Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminata Yeniden Hükmedilmesi - Boşanma Davasının Açılmasıyla Sadakat Yükümlülüğünün Sona Ermeyeceği) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2020/1013 Esas – 2020/1117 Karar Karar Tarihi: 24/09/2020 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Davacı kadın, erkeğin sadakatsizlik, hakaret ve şiddet gibi kusurlu davranışları nedeniyle boşanma, maddi ve manevi tazminat ile nafaka taleplerinde bulunmuştur. Erkek ise kusurun kadında olduğunu iddia ederek karşı boşanma davası ve tazminat talebi ileri sürmüştür. İstinaf ve Yargıtay Aşaması: İlk derece mahkemesi boşanmaya ve tazminata karar vermiş, istinaf incelemesinde tazminat miktarları belirlenmiş; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kadın lehine hükmedilen tazminat miktarlarını "az olduğu" gerekçesiyle bozmuştur. 📌 GEREKÇE Yargıtay bozma ilamına uyularak yapılan yeniden yargılamada, davacı-davalı kadın vekili tazminat taleplerinin fazlasına ilişkin kısımdan feragat ettiğini bildirmiştir. Erkeğin istinaf savunmasında yer alan "boşanma davası açıldığında sadakat yükümlülüğünün ortadan kalkacağı" iddiası hukuken kabul görmemektedir. Boşanma davasının açılması, evlilik birliğini sona erdirmeyip sadece evlilik birliğinin temelden sarsıldığının ve boşanma sürecinin başladığının kanıtıdır. Evlilik birliği boşanma hükmü kesinleşinceye kadar devam ettiğinden, eşlerin birbirine olan sadakat yükümlülüğü de boşanma kararı kesinleşene kadar sürmektedir. Dairemizce bozma ilamına uyulmuş, davacı kadının tazminat taleplerinin fazlasından feragat beyanı dikkate alınmış ve tazminat miktarları (bozma öncesi kararlaştırılan ancak Yargıtay'ın az bulduğu fakat feragat nedeniyle aynı miktarda sabit tutulan) yeniden hüküm altına alınmıştır. 🏁 HÜKÜM TMK'nun 174/1-2 maddesi gereğince davacı-davalı kadın yararına 75.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminatın davalı-davacı erkekten alınarak davacı-davalı kadına verilmesine, fazlaya ilişkin istemin feragat nedeniyle REDDİNE, Dairemizce daha önce verilen diğer hükümler onanarak kesinleştiğinden bu hususlarda yeniden karar verilmesine yer olmadığına, Temyiz giderlerinin davalı-davacı erkekten alınarak davacı-davalı kadına verilmesine, Dair; kararın tebliği tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİYLE karar verildi. ⚖️ DAVAPORT YORUMU Boşanma Sürecinde Sadakat Yükümlülüğü: Uygulamada sıkça dile getirilen "boşanma davası açıldı, artık sadakat yükümlülüğüm yok" düşüncesi hukuki dayanaktan yoksundur. Boşanma davasının açılması, evlilik birliğini sona erdirmez; sadece taraflar arasında şiddetli geçimsizliğin varlığını ortaya koyar. Evlilik, mahkeme ilamının kesinleşmesiyle biter. Bu nedenle, boşanma davası devam ederken gerçekleşen sadakatsiz davranışlar, evlilik birliği süresince işlenmiş kusur sayılır ve boşanmanın fer'i sonuçları ile tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınır.

⚖️ALDATILAN EŞİN ÜÇÜNCÜ KİŞİDEN MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ

(Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı Uyarınca Salt Aldatma Eylemi Nedeniyle Üçüncü Kişiden Manevi Tazminat Talep Edilemeyeceği – İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2018/2065 Esas – 2019/1058 Karar

  • Karar Tarihi: 02/07/2019

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Davacı, davalının eşiyle evlilik dışı ilişki yaşadığını, bu durumun kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu iddia ederek haksız fiil hükümlerine göre manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

  • İlk Derece Mahkemesi Kararı: İzmir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi; eşin sadakatsizliğinden dolayı eşle birliktelik yaşayan üçüncü kişiden manevi tazminat talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davacı vekili; davalının eyleminin kişilik haklarına saldırı olduğunu, dava tarihinden sonra yürürlüğe giren içtihatların ve yasa değişikliklerinin aleyhe uygulanmaması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

📌 GEREKÇE

  • 06/07/2018 tarihli ve 2017/5 Esas, 2018/7 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; aile hukukunda sadakat yükümlülüğü eşler arasında nisbi bir hak olup, bu yükümlülüğün ihlal edilmemesini eşler sadece birbirlerinden talep edebilirler.

  • Evlilik birliğinin tarafı olmayan üçüncü kişinin, eşler arasındaki evlilik sözleşmesinden kaynaklanan sadakat yükümlülüğüne uyma zorunluluğu bulunmamaktadır.

  • Üçüncü kişinin, aldatılan eşin konut dokunulmazlığını ihlal etmesi, özel yaşamına müdahale etmesi, sır alanına girmesi, özel bilgileri ifşa etmesi gibi “bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlali” bulunmadıkça, salt evli bir kişiyle birlikte olmak şeklindeki eyleminden dolayı aldatılan eşin üçüncü kişiden manevi tazminat isteyebilmesi mümkün değildir.

  • Somut olayda, davalının aldatma fiili dışında davacının kişilik haklarına yönelik ayrıca bir saldırısı (konut dokunulmazlığını ihlal, sır ifşası vb.) kanıtlanamadığından, davanın reddi kararı usul ve yasaya uygundur.

  • Ayrıca, davanın açılma tarihinden sonraki tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı’nın davanın reddine gerekçe yapılması, davacı lehine usuli bir hak kazandırmaz.

🏁 HÜKÜM

  1. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1. fıkra (b-1) bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

  2. İstinaf harcının Hazineye irat kaydına,

  3. İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,

  4. HMK’nun 362. maddesi gereğince KESİN olmak üzere 02/07/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Üçüncü Kişiye Karşı Manevi Tazminat Davaları: Yargıtay’ın 2018 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı, aldatılan eşin üçüncü kişiye karşı açtığı tazminat davalarında dönüm noktası olmuştur. Bu karara göre, üçüncü kişi ile evli eş arasındaki ilişki “salt sadakatsizlik” sınırları içerisinde kaldığı sürece, üçüncü kişi aldatılan eşe karşı manevi tazminattan sorumlu tutulamaz. Tazminat yükümlülüğünün doğması için üçüncü kişinin aldatma eyleminin ötesinde, aldatılan eşin kişilik haklarına (konut dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, onur ve saygınlık) yönelik doğrudan ve hukuka aykırı bağımsız bir saldırı gerçekleştirmesi gerekir. Aksi takdirde, davanın reddi kaçınılmazdır.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️ALDATILAN EŞİN ÜÇÜNCÜ KİŞİDEN MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı Uyarınca Salt Aldatma Eylemi Nedeniyle Üçüncü Kişiden Manevi Tazminat Talep Edilemeyeceği - İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2018/2065 Esas – 2019/1058 Karar Karar Tarihi: 02/07/2019 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Davacı, davalının eşiyle evlilik dışı ilişki yaşadığını, bu durumun kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu iddia ederek haksız fiil hükümlerine göre manevi tazminat talebinde bulunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: İzmir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi; eşin sadakatsizliğinden dolayı eşle birliktelik yaşayan üçüncü kişiden manevi tazminat talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı vekili; davalının eyleminin kişilik haklarına saldırı olduğunu, dava tarihinden sonra yürürlüğe giren içtihatların ve yasa değişikliklerinin aleyhe uygulanmaması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. 📌 GEREKÇE 06/07/2018 tarihli ve 2017/5 Esas, 2018/7 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; aile hukukunda sadakat yükümlülüğü eşler arasında nisbi bir hak olup, bu yükümlülüğün ihlal edilmemesini eşler sadece birbirlerinden talep edebilirler. Evlilik birliğinin tarafı olmayan üçüncü kişinin, eşler arasındaki evlilik sözleşmesinden kaynaklanan sadakat yükümlülüğüne uyma zorunluluğu bulunmamaktadır. Üçüncü kişinin, aldatılan eşin konut dokunulmazlığını ihlal etmesi, özel yaşamına müdahale etmesi, sır alanına girmesi, özel bilgileri ifşa etmesi gibi "bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlali" bulunmadıkça, salt evli bir kişiyle birlikte olmak şeklindeki eyleminden dolayı aldatılan eşin üçüncü kişiden manevi tazminat isteyebilmesi mümkün değildir. Somut olayda, davalının aldatma fiili dışında davacının kişilik haklarına yönelik ayrıca bir saldırısı (konut dokunulmazlığını ihlal, sır ifşası vb.) kanıtlanamadığından, davanın reddi kararı usul ve yasaya uygundur. Ayrıca, davanın açılma tarihinden sonraki tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı'nın davanın reddine gerekçe yapılması, davacı lehine usuli bir hak kazandırmaz. 🏁 HÜKÜM Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1. fıkra (b-1) bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE, İstinaf harcının Hazineye irat kaydına, İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, HMK'nun 362. maddesi gereğince KESİN olmak üzere 02/07/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ÜÇÜNCÜ KİŞİDEN MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ VE SOSYAL MEDYA MESAJLARININ DELİL NİTELİĞİ

(Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı Uyarınca Salt Aldatma Eylemi Nedeniyle Üçüncü Kişiden Manevi Tazminat İstenemeyeceği – Karı-Koca Arasındaki Mesajların Aleni Hale Getirilmemesi Nedeniyle Sorumluluk Doğurmayacağı – İstinaf Başvurusunun Kabulü ile Asıl ve Karşı Davanın Reddi)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2019/337 Esas – 2021/725 Karar

  • Karar Tarihi: 29/03/2021

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Asıl davada davacı, kendisine iftira atıldığını ve namus/şerefine yönelik hakaretlerde bulunulduğunu belirterek manevi tazminat istemiştir. Karşı davada ise davalı-karşı davacı, karşı tarafın eşiyle evli olduğunu bilerek birlikte olduğu iddiasıyla haksız fiil hükümlerine dayanarak manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

  • İlk Derece Mahkemesi Kararı: İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesince asıl ve karşı davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Taraflar vekilleri karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

📌 GEREKÇE

  • Asıl Dava Yönünden: Davacı, karşı tarafın eşine mesaj atarak namus ve şerefine iftira attığını ileri sürmüş ve sosyal medya mesaj metinlerini sunmuştur. Ancak bu mesaj metinlerinin doğrudan davacıya gönderilmediği, karı-koca olan iki kişi arasındaki özel yazışmadan ibaret olduğu, mesajların aleni hale getirilip getirilmediği ve aleniyet kazandırılmış ise de bunu yapanın davalı taraf olduğu iddia ve ispat edilemediğinden, bu mesaj metinlerinden dolayı davalının manevi tazminattan sorumlu tutulmasına hukuki olanak bulunmamaktadır. Ayrıca ceza mahkemesinde beraat kararı verilmiş olması nedeniyle belirlenen maddi olgular bağlayıcıdır.

  • Karşı Dava (Üçüncü Kişiden Manevi Tazminat) Yönünden: 06/07/2018 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararı uyarınca; evlilik birliğinin tarafı olmayan ve sadakat yükümlülüğü bulunmayan üçüncü kişinin, evli bir kimseyle birliktelik yaşaması tek başına haksız fiil oluşturmaz. Üçüncü kişinin konut dokunulmazlığını ihlal etmek, sır alanına girmek veya özel bilgileri ifşa etmek gibi bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlali bulunmadıkça, salt evli bir kişiyle birliktelik kurmak eyleminden dolayı aldatılan eşin üçüncü kişiden manevi tazminat isteyebilmesi mümkün değildir. Somut olayda bu nitelikte bağımsız bir ihlal iddia ve ispat edilmemiştir.

🏁 HÜKÜM

  1. Davacı-karşı davalı vekili ile davalı-karşı davacı vekilinin istinaf başvurularının HMK’nın 353/1-b.2 bendi gereğince ayrı ayrı KABULÜNE,

  2. İlk Derece Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA,

  3. Düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle; Asıl ve karşı davaların ayrı ayrı TÜMDEN REDDİNE,

  4. Yargılama giderleri ve vekalet ücretlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 Sayılı HMK’nun 362/1-a maddesi gereğince KESİN olarak oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Özel Yazışmaların Delil Değeri ve Üçüncü Kişinin Sorumluluğu: Karar, iki önemli hukuki prensibi tescillemektedir: Birincisi, karı-koca arasındaki özel yazışmaların (sosyal medya mesajlarının) üçüncü kişiler tarafından aleniyete kavuşturulmadığı sürece kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyeceği ve tazminat doğurmayacağıdır. İkincisi ise, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’na uygun olarak; aldatılan eşin üçüncü kişiye karşı açtığı tazminat davalarında, konut dokunulmazlığının ihlali veya sır ifşası gibi harici ve nitelikli bir haksız fiil bulunmadığı takdirde, salt aldatma olgusuna dayanarak manevi tazminat hükmedilemeyeceğidir.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️ÜÇÜNCÜ KİŞİDEN MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ VE SOSYAL MEDYA MESAJLARININ DELİL NİTELİĞİ (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı Uyarınca Salt Aldatma Eylemi Nedeniyle Üçüncü Kişiden Manevi Tazminat İstenemeyeceği - Karı-Koca Arasındaki Mesajların Aleniyete Karyedilememesi Nedeniyle Sorumluluk Doğurmayacağı - İstinaf Başvurusunun Kabulü ile Asıl ve Karşı Davanın Reddi) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2019/337 Esas – 2021/725 Karar Karar Tarihi: 29/03/2021 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Asıl davada davacı, kendisine iftira atıldığını ve namus/şerefine yönelik hakaretlerde bulunulduğunu belirterek manevi tazminat istemiştir. Karşı davada ise davalı-karşı davacı, karşı tarafın eşiyle evli olduğunu bilerek birlikte olduğu iddiasıyla haksız fiil hükümlerine dayanarak manevi tazminat talebinde bulunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesince asıl ve karşı davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir. İstinaf Sebepleri: Taraflar vekilleri karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 📌 GEREKÇE Asıl Dava Yönünden: Davacı, karşı tarafın eşine mesaj atarak namus ve şerefine iftira attığını ileri sürmüş ve sosyal medya mesaj metinlerini sunmuştur. Ancak bu mesaj metinlerinin doğrudan davacıya gönderilmediği, karı-koca olan iki kişi arasındaki özel yazışmadan ibaret olduğu, mesajların aleni hale getirilip getirilmediği ve aleniyet kazandırılmış ise de bunu yapanın davalı taraf olduğu iddia ve ispat edilemediğinden, bu mesaj metinlerinden dolayı davalının manevi tazminattan sorumlu tutulmasına hukuki olanak bulunmamaktadır. Ayrıca ceza mahkemesinde beraat kararı verilmiş olması nedeniyle belirlenen maddi olgular bağlayıcıdır. Karşı Dava (Üçüncü Kişiden Manevi Tazminat) Yönünden: 06/07/2018 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararı uyarınca; evlilik birliğinin tarafı olmayan ve sadakat yükümlülüğü bulunmayan üçüncü kişinin, evli bir kimseyle birliktelik yaşaması tek başına haksız fiil oluşturmaz. Üçüncü kişinin konut dokunulmazlığını ihlal etmek, sır alanına girmek veya özel bilgileri ifşa etmek gibi bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlali bulunmadıkça, salt evli bir kişiyle birliktelik kurmak eyleminden dolayı aldatılan eşin üçüncü kişiden manevi tazminat isteyebilmesi mümkün değildir. Somut olayda bu nitelikte bağımsız bir ihlal iddia ve ispat edilmemiştir. 🏁 HÜKÜM Davacı-karşı davalı vekili ile davalı-karşı davacı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.2 bendi gereğince ayrı ayrı KABULÜNE, İlk Derece Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, Düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle; Asıl ve karşı davaların ayrı ayrı TÜMDEN REDDİNE, Yargılama giderleri ve vekalet ücretlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-a maddesi gereğince KESİN olarak oy birliğiyle karar verildi.

⚖️AİLE KONUTUNUN SAĞ KALAN EŞE ÖZGÜLENMESİ VE YARGILAMA GİDERLERİNİN DAĞILIMI

(Türk Medeni Kanunu Madde 652 – Aile Konutunun Mülkiyet Hakkı Tanınmak Suretiyle Özgülenmesi – Haklı Sebepler ve Değerleme – Davanın Kabulü Halinde Yargılama Giderleri ve Vekalet Ücreti Sorumluluğu)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2019/192 Esas – 2021/218 Karar

  • Karar Tarihi: 11/02/2021 (Karar Yazım Tarihi: 22/02/2021)

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Davacı eş, vefat eden eşine ait olan ve aile konutu niteliği taşıyan taşınmazın, TMK’nın 652. maddesi uyarınca miras hakkına mahsuben kendi adına tescil edilmesini (mülkiyet hakkı tanınarak özgülenmesini) talep etmiştir. Islah dilekçesiyle talep mülkiyet hakkı tanınması olarak netleştirilmiş, bilirkişi raporuyla belirlenen pay bedeli mahkeme veznesine depo edilmiştir.

  • İlk Derece Mahkemesi Kararı: İlk derece mahkemesince; bir davalının payının dava tarihinden sonra tescil edildiği gerekçesiyle bu davalı yönünden husumetten (taraf sıfatı yokluğundan) davanın usulden reddine, diğer davalı yönünden ise davanın kabulü ile taşınmazdaki payın davacı adına tesciline karar verilmiştir. Ancak kabul edilen davada yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına hükmedilmiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davacı vekili; davasında tamamen haklı çıktığını, davanın kabul edilmesine rağmen aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücreti yükletilmesinin hak arama özgürlüğünü kısıtladığını belirterek, kararın yalnızca yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden kaldırılması ve bu masrafların davalı tarafa yükletilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

📌 GEREKÇE

  • Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 652. maddesinde düzenlenen, sağ kalan eşin aile konutu üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınması (özgülenmesi) istemine ilişkindir.

  • TMK’nın 652. maddesi hükmüne göre, eşlerden birinin ölümü halinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir. Haklı sebeplerin varlığı halinde, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da karar verilebilir.

     
  • Hâkim haklı sebeplerin varlığını değerlendirirken; aile konutunun değerini, bu değere mülkiyet veya intifa hakkının etkisini, ölen eş ile sağ kalan eşin mirasçılarının aynı olup olmadığını, sağ kalan eşin yaşını, mirasçılarla kişisel ilişkilerini, mali gücünün konutun değerini karşılayıp karşılamayacağını, adına kayıtlı başka taşınmazlar olup olmadığını ve altsoyunun bulunup bulunmadığı gibi ölçütleri göz önünde bulundurur. Bu hakka dayanmak bedelsiz olmayıp, miras payını aşan değerlerin denkleştirilmesi (ilgili paydaşa ödenmesi) gerekmektedir.

  • Somut olayda, yerel mahkemece dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu tespit edilmiş, davacının talep hakkı doğrultusunda bilirkişi raporuyla belirlenen pay bedeli (147.822,97 TL) mahkeme veznesine depo ettirilmiş ve TMK m. 652 uyarınca mülkiyetin davacıya tesciline (davanın kabulüne) karar verilmiştir.

  • Yargılama Giderleri ve Vekalet Ücreti Yönünden Değerlendirme: HMK’nın 326. maddesi gereğince, yargılama giderleri aleyhine hüküm verilen (haksız çıkan) taraftan alınır. Davasında tamamen haklı çıkan ve yasal hakkını kullanan davacı lehine davanın kabulüne karar verildiği halde; yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılması, hak arama hürriyetini kısıtlayıcı nitelikte olup usul ve yasaya açıkça aykırıdır. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatları da bu yöndedir.

  • Bu itibarla, ilk derece mahkemesi kararının yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden hatalı olduğu anlaşılmakla, HMK’nın 353/(1)-b-2. maddesi uyarınca yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmaksızın kararın bu hususta düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekmiştir.

🏁 HÜKÜM

  1. Davacı avukatının istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararının 6100 sayılı HMK’nın 353/(1)-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,

  2. Davacı tarafından bir davalı aleyhine açılan davanın, bu davalının payının dava tarihinden sonra tescil edilmesi nedeniyle taraf sıfatı kalmadığından HMK 114/1-d ve 115/2 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE,

  3. Diğer davalı aleyhine açılan davanın KABULÜ ile dava konusu taşınmazda davalı adına kayıtlı olan 3/16 payın TMK’nın 652. maddesi uyarınca davacının miras hakkına mahsuben davacı adına TESCİLİNE,

  4. Depo edilen bedelin karar kesinleştiğinde hak sahibi davalıya ÖDENMESİNE, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin haklılık durumuna göre belirlenerek hüküm altına alınmasına, İlişkin, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK’nın 362/(1)-a maddesi gereğince miktar itibariyle KESİN olarak oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • TMK m. 652 Kapsamında Özgüleme Davaları ve Yargılama Giderleri: Sağ kalan eşin aile konutunun mülkiyetinin kendisine özgülenmesi için açtığı yenilik doğurucu nitelikteki bu davalar, yasal bir hakkın kullanımı niteliğindedir. Davalı mirasçıların bu tescil işlemine rıza göstermemesi veya direnmesi halinde açılan davanın kabulüyle birlikte, haksız çıkan (itiraz eden) davalı tarafın yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile mahkum edilmesi hukukun temel ilkelerindendir. Kabul edilen bir davada davacının masraf ve vekalet ücreti ödemeye mahkum edilmesi hak arama hürriyetine aykırıdır; istinaf aşamasında bu tür hatalı uygulamaların düzeltilmesi mümkündür.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️AİLE KONUTUNUN SAĞ KALAN EŞE ÖZGÜLENMESİ VE YARGILAMA GİDERLERİNİN DAĞILIMI (Türk Medeni Kanunu Madde 652 - Aile Konutunun Mülkiyet Hakkı Tanınmak Suretiyle Özgülenmesi - Haklı Sebepler ve Değerleme - Davanın Kabulü Halinde Yargılama Giderleri ve Vekalet Ücreti Sorumluluğu) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2019/192 Esas – 2021/218 Karar Karar Tarihi: 11/02/2021 (Karar Yazım Tarihi: 22/02/2021) 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Davacı eş, vefat eden eşine ait olan ve aile konutu niteliği taşıyan taşınmazın, TMK'nın 652. maddesi uyarınca miras hakkına mahsuben kendi adına tescil edilmesini (mülkiyet hakkı tanınarak özgülenmesini) talep etmiştir. Islah dilekçesiyle talep mülkiyet hakkı tanınması olarak netleştirilmiş, bilirkişi raporuyla belirlenen pay bedeli mahkeme veznesine depo edilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: İlk derece mahkemesince; bir davalının payının dava tarihinden sonra tescil edildiği gerekçesiyle bu davalı yönünden husumetten (taraf sıfatı yokluğundan) davanın usulden reddine, diğer davalı yönünden ise davanın kabulü ile taşınmazdaki payın davacı adına tesciline karar verilmiştir. Ancak kabul edilen davada yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına hükmedilmiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı vekili; davasında tamamen haklı çıktığını, davanın kabul edilmesine rağmen aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücreti yükletilmesinin hak arama özgürlüğünü kısıtladığını belirterek, kararın yalnızca yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden kaldırılması ve bu masrafların davalı tarafa yükletilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 📌 GEREKÇE Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 652. maddesinde düzenlenen, sağ kalan eşin aile konutu üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınması (özgülenmesi) istemine ilişkindir. TMK'nın 652. maddesi hükmüne göre, eşlerden birinin ölümü halinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir. Haklı sebeplerin varlığı halinde, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da karar verilebilir. Hâkim haklı sebeplerin varlığını değerlendirirken; aile konutunun değerini, bu değere mülkiyet veya intifa hakkının etkisini, ölen eş ile sağ kalan eşin mirasçılarının aynı olup olmadığını, sağ kalan eşin yaşını, mirasçılarla kişisel ilişkilerini, mali gücünün konutun değerini karşılayıp karşılamayacağını, adına kayıtlı başka taşınmazlar olup olmadığını ve altsoyunun bulunup bulunmadığı gibi ölçütleri göz önünde bulundurur. Bu hakka dayanmak bedelsiz olmayıp, miras payını aşan değerlerin denkleştirilmesi (ilgili paydaşa ödenmesi) gerekmektedir. Somut olayda, yerel mahkemece dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu tespit edilmiş, davacının talep hakkı doğrultusunda bilirkişi raporuyla belirlenen pay bedeli (147.822,97 TL) mahkeme veznesine depo ettirilmiş ve TMK m. 652 uyarınca mülkiyetin davacıya tesciline (davanın kabulüne) karar verilmiştir. Yargılama Giderleri ve Vekalet Ücreti Yönünden Değerlendirme: HMK'nın 326. maddesi gereğince, yargılama giderleri aleyhine hüküm verilen (haksız çıkan) taraftan alınır. Davasında tamamen haklı çıkan ve yasal hakkını kullanan davacı lehine davanın kabulüne karar verildiği halde; yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılması, hak arama hürriyetini kısıtlayıcı nitelikte olup usul ve yasaya açıkça aykırıdır. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları da bu yöndedir. Bu itibarla, ilk derece mahkemesi kararının yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden hatalı olduğu anlaşılmakla, HMK'nın 353/(1)-b-2. maddesi uyarınca yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmaksızın kararın bu hususta düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekmiştir. 🏁 HÜKÜM Davacı avukatının istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, Davacı tarafından bir davalı aleyhine açılan davanın, bu davalının payının dava tarihinden sonra tescil edilmesi nedeniyle taraf sıfatı kalmadığından HMK 114/1-d ve 115/2 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE, Diğer davalı aleyhine açılan davanın KABULÜ ile dava konusu taşınmazda davalı adına kayıtlı olan 3/16 payın TMK'nın 652. maddesi uyarınca davacının miras hakkına mahsuben davacı adına TESCİLİNE, Depo edilen bedelin karar kesinleştiğinde hak sahibi davalıya ÖDENMESİNE, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin haklılık durumuna göre belirlenerek hüküm altına alınmasına, İlişkin, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK'nın 362/(1)-a maddesi gereğince miktar itibariyle KESİN olarak oy birliğiyle karar verildi.

⚖️EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI NEDENİYLE BOŞANMA / DAVADAN FERAGAT

(Yabancı Mahkeme Kararı ve Baskı İddiasına Rağmen Hür İradeyle Yapılan Davadan Feragetin Kesin Hüküm Sonucu Doğurması – İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2020/719 Esas – 2020/1320 Karar

  • Karar Tarihi: 26/10/2020

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Davacı erkek, evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayanarak boşanma davası açmıştır.

  • İlk Derece Mahkemesi Kararı: İlk derece mahkemesince, davacı asilin duruşmada bizzat hazır bulunarak davadan feragat ettiğini beyan etmesi üzerine davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davacı erkek istinaf dilekçesinde; ABD mahkemesinin hukuka aykırı ara kararı ile Türkiye’deki davadan feragat edilmemesi halinde hapis cezası uygulanacağını açıkladığını, hapis tehdidi altında feragat etmek zorunda kaldığını, feragatin geçersiz olduğunu ve davanın görülmeye devam etmesi gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.

📌 GEREKÇE

  • Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 311. maddesi gereğince, davadan feragat kesin hüküm gibi sonuç doğurur.

  • Dosya kapsamı ve duruşma tutanakları incelendiğinde; davacı tarafın istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü ABD mahkemesindeki hapis tehdidi içeren ara kararının belirli bir tarihe (08.03.2019) kadar feragat edilmemesine yönelik olduğu, davacının ise bu tarihten yaklaşık 6 ay sonra (10.09.2019 tarihindeki duruşmada) mahkeme huzurunda hür iradesiyle feragat beyanında bulunduğu anlaşılmıştır.

  • Davacının, hapis tehdidi altında bulunduğu ileri sürülen sürenin çok geçmesinden sonra, herhangi bir baskı altında olmaksızın bizzat mahkemede “ABD’de boşandıklarını, kararın kesinleştiğini ve davadan feragat ettiğini” beyan ederek imzaladığı anlaşılmakla, kayıtsız ve şartsız yapılan bu feragatten dönülmesi hukuken mümkün değildir. İlk derece mahkemesinin feragat nedeniyle davanın reddine dair kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından istinaf başvurusunun esastan reddi gerekmiştir.

🏁 HÜKÜM

  1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b-1. maddesi gereğince davacının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,

  2. İstinaf harç ve giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,

  3. Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Davadan Feragetin Sonuçları ve Hür İrade: HMK m. 311 uyarınca davadan feragat, davayı sona erdiren ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuran tek taraflı bir usul işlemidir. Her ne kadar yabancı bir mahkemenin baskısı veya tehdidi iddia edilmiş olsacephal, feragat beyanının üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra mahkeme huzurunda bizzat ve hür iradeyle yinelenen feragat beyanları bağlayıcıdır. Feragatten sonradan dönülmesi kural olarak mümkün olmadığından, bu aşamada açılan boşanma davasının feragat nedeniyle reddi yerindedir.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI NEDENİYLE BOŞANMA / DAVADAN FERAGAT (Yabancı Mahkeme Kararı ve Baskı İddiasına Rağmen Hür İradeyle Yapılan Davadan Feragetin Kesin Hüküm Sonucu Doğurması - İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2020/719 Esas – 2020/1320 Karar Karar Tarihi: 26/10/2020 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Davacı erkek, evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayanarak boşanma davası açmıştır. İlk Derece Mahkemesi Kararı: İlk derece mahkemesince, davacı asilin duruşmada bizzat hazır bulunarak davadan feragat ettiğini beyan etmesi üzerine davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı erkek istinaf dilekçesinde; ABD mahkemesinin hukuka aykırı ara kararı ile Türkiye'deki davadan feragat edilmemesi halinde hapis cezası uygulanacağını açıkladığını, hapis tehdidi altında feragat etmek zorunda kaldığını, feragatin geçersiz olduğunu ve davanın görülmeye devam etmesi gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. 📌 GEREKÇE Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 311. maddesi gereğince, davadan feragat kesin hüküm gibi sonuç doğurur. Dosya kapsamı ve duruşma tutanakları incelendiğinde; davacı tarafın istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü ABD mahkemesindeki hapis tehdidi içeren ara kararının belirli bir tarihe (08.03.2019) kadar feragat edilmemesine yönelik olduğu, davacının ise bu tarihten yaklaşık 6 ay sonra (10.09.2019 tarihindeki duruşmada) mahkeme huzurunda hür iradesiyle feragat beyanında bulunduğu anlaşılmıştır. Davacının, hapis tehdidi altında bulunduğu ileri sürülen sürenin çok geçmesinden sonra, herhangi bir baskı altında olmaksızın bizzat mahkemede "ABD'de boşandıklarını, kararın kesinleştiğini ve davadan feragat ettiğini" beyan ederek imzaladığı anlaşılmakla, kayıtsız ve şartsız yapılan bu feragatten dönülmesi hukuken mümkün değildir. İlk derece mahkemesinin feragat nedeniyle davanın reddine dair kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından istinaf başvurusunun esastan reddi gerekmiştir. 🏁 HÜKÜM 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b-1. maddesi gereğince davacının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE, İstinaf harç ve giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ÖZEL DEDEKTİF TUTARAK ELDE EDİLEN DELİLLERİN HUKUKA AYKIRILIĞI VE KUSUR TESPİTİ

(Özel Dedektif Marifetiyle Gizli Takip ve Fotoğraflamayla Elde Edilen Verilerin Hukuka Aykırı Delil Niteliğinde Olması – Borçlanma Vakıalarının Değerlendirilmesi – Kusursuz Eş Yararına Maddi ve Manevi Tazminat Koşulları – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2024/2643 Esas – 2024/9546 Karar

  • Karar Tarihi: 05/12/2024

  • İncelenen Karar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi (2021/757 E., 2023/1917 K.)

💡 DAVA VE TEMYİZ SÜRECİNİN ÖZETİ

  • İlk Derece Mahkemesi: Tarafların karşılıklı boşanma davalarında; erkek tam kusurlu bulunarak kadının davasının kabulü ile boşanmaya ve kadın lehine maddi-manevi tazminata hükmedilmiş, erkeğin davası ise reddedilmiştir.

  • Bölge Adliye Mahkemesi: İstinaf incelemesi sonucunda; erkeğe yüklenen borçlanma vakıalarının kadının dilekçesinde dayanılmadığı gerekçesiyle kusur olmaktan çıkarıldığı, ayrıca erkeğin özel dedektif aracılığıyla elde ettiği fotoğrafların hukuka uygun delil niteliğinde olduğu ve kadının güven sarsıcı davranışının bulunduğu kabul edilerek taraflar eşit kusurlu sayılmış; her iki davanın da kabulü ile kadının tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.

  • Temyiz Sebepleri: Hüküm, davalı-karşı davacı kadın vekili tarafından erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi ve tazminat taleplerinin reddi yönünden temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAY GEREKÇESİ VE İLKELER

  1. Dilekçeler Safahatı ve Vakıalar: Bölge Adliye Mahkemesince erkeğe yüklenen sürekli borçlanma ve eve haciz gelmesine sebep olma vakıalarının kadın tarafından dayanılmadığı gerekçesiyle kusur olmaktan çıkarılması hatalıdır; zira kadın vekili karşı dava dilekçesinde bu vakıalara açıkça dayanmıştır.

  2. Özel Dedektif ve Hukuka Aykırı Delil: Eşin bilgisi dışında özel dedektif tutularak elde edilen ve samimi görüntüleri içeren fotoğraflar hukuka aykırı delil niteliğindedir. Bu tür hukuka aykırı delillerle kadına güven sarsıcı davranış kusur olarak yüklenemez.

  3. Kusur Dağılımı ve Boşanma Hükmü: Yapılan incelemede kadının kusursuz, erkeğin ise tam kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Kusursuz kadına karşı erkeğin boşanma davasının kabulü doğru olmamakla birlikte, kadının boşanma davasındaki boşanma hükmü temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olduğundan, erkeğin boşanma davası hakkında “konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmesi gerekmektedir.

  4. Maddi ve Manevi Tazminat (TMK m. 174): Boşanmaya sebep olan olaylarda ağır ya da eşit kusurlu olmayan, kişilik hakları saldırıya uğrayan ve maddi desteğini yitiren kadın yararına (TMK m. 4, TBK m. 50-51 gereği hakkaniyet kuralları gözetilerek) uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesiyle taleplerin reddi bozmayı gerektirmiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi ve kadının tazminat talepleri yönünden BOZULMASINA, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 05/12/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Özel Dedektif Tutularak Elde Edilen Delillerin Hukuki Değeri: Aile hukukunda eşlerin birbirini gizlice takibe alması, özel dedektif tutarak fotoğraf veya görüntü alması, Anayasa’nın ve Medeni Kanun’un koruduğu özel hayatın gizliliği ve hukuka uygun delil ilkesi (HMK m. 189) çerçevesinde hukuka aykırı kabul edilmektedir. Yargıtay bu kararıyla, özel dedektif marifetiyle hukuka aykırı yollarla elde edilen verilerin ve fotoğrafların boşanma davalarında kusur tespiti için kesinlikle esas alınamayacağını bir kez daha netleştirmiştir. Bu tür gizli takip ürünleri delil olarak kabul edilemez ve karşı tarafın kusurunu kanıtlama vasfı taşımaz.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️ ÖZEL DEDEKTİF TUTARAK ELDE EDİLEN DELİLLERİN HUKUKA AYKIRILIĞI VE KUSUR TESPİTİ (Özel Dedektif Marifetiyle Gizli Takip ve Fotoğraflamayla Elde Edilen Verilerin Hukuka Aykırı Delil Niteliğinde Olması - Borçlanma Vakıalarının Değerlendirilmesi - Kusursuz Eş Yararına Maddi ve Manevi Tazminat Koşulları - Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2024/2643 Esas – 2024/9546 Karar Karar Tarihi: 05/12/2024 İncelenen Karar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi (2021/757 E., 2023/1917 K.) 💡 DAVA VE TEMYİZ SÜRECİNİN ÖZETİ İlk Derece Mahkemesi: Tarafların karşılıklı boşanma davalarında; erkek tam kusurlu bulunarak kadının davasının kabulü ile boşanmaya ve kadın lehine maddi-manevi tazminata hükmedilmiş, erkeğin davası ise reddedilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi: İstinaf incelemesi sonucunda; erkeğe yüklenen borçlanma vakıalarının kadının dilekçesinde dayanılmadığı gerekçesiyle kusur olmaktan çıkarıldığı, ayrıca erkeğin özel dedektif aracılığıyla elde ettiği fotoğrafların hukuka uygun delil niteliğinde olduğu ve kadının güven sarsıcı davranışının bulunduğu kabul edilerek taraflar eşit kusurlu sayılmış; her iki davanın da kabulü ile kadının tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Temyiz Sebepleri: Hüküm, davalı-karşı davacı kadın vekili tarafından erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi ve tazminat taleplerinin reddi yönünden temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAY GEREKÇESİ VE İLKELER Dilekçeler Safahatı ve Vakıalar: Bölge Adliye Mahkemesince erkeğe yüklenen sürekli borçlanma ve eve haciz gelmesine sebep olma vakıalarının kadın tarafından dayanılmadığı gerekçesiyle kusur olmaktan çıkarılması hatalıdır; zira kadın vekili karşı dava dilekçesinde bu vakıalara açıkça dayanmıştır. Özel Dedektif ve Hukuka Aykırı Delil: Eşin bilgisi dışında özel dedektif tutularak elde edilen ve samimi görüntüleri içeren fotoğraflar hukuka aykırı delil niteliğindedir. Bu tür hukuka aykırı delillerle kadına güven sarsıcı davranış kusur olarak yüklenemez. Kusur Dağılımı ve Boşanma Hükmü: Yapılan incelemede kadının kusursuz, erkeğin ise tam kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Kusursuz kadına karşı erkeğin boşanma davasının kabulü doğru olmamakla birlikte, kadının boşanma davasındaki boşanma hükmü temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olduğundan, erkeğin boşanma davası hakkında "konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi gerekmektedir. Maddi ve Manevi Tazminat (TMK m. 174): Boşanmaya sebep olan olaylarda ağır ya da eşit kusurlu olmayan, kişilik hakları saldırıya uğrayan ve maddi desteğini yitiren kadın yararına (TMK m. 4, TBK m. 50-51 gereği hakkaniyet kuralları gözetilerek) uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesiyle taleplerin reddi bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi ve kadının tazminat talepleri yönünden BOZULMASINA, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 05/12/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ORTAK KONUTA GİZLİ KEMERA VE DİNLEME CİHAZI YERLEŞTİRMEK AĞIR KUSURDUR!

(Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Gerekçesindeki Çelişkiler Nedeniyle Usulden Bozma – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2023/7928 Esas – 2024/6359 Karar

  • Karar Tarihi: 25/09/2024

  • İncelenen Karar: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi (2022/558 E., 2023/1014 K.)

💡 DAVA VE İSTİNAF SÜRECİNİN ÖZETİ

  • İlk Derece Mahkemesi (Eskişehir 4. Aile Mahkemesi): Tarafların karşılıklı boşanma davalarının kabulüyle tarafların eşit kusurlu olduğuna karar vermiş; tazminat taleplerini reddetmiştir.

  • Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf): Kadının istinafını kısmen kabul eden BAM; erkeğin özel hayatın gizliliğini ihlal eden gizli cihaz kurulumu ve iftira niteliğindeki eylemlerini kusur olarak kabul ederek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne ve kadın lehine tazminatlara hükmetmiştir.

📌 ERKEĞİN AĞIR KUSURLU SAYILDIĞI ÇARPICI VE KRİTİK KONULAR Bölge Adliye Mahkemesi’nin kabulüne ve dosya kapsamına göre, evlilik birliğini temelinden sarsan ve erkeğe yüklenen en ağır ve çarpıcı hukuki ihlaller şunlardır:

  1. Ortak Konuta Gizli Dinleme Cihazı ve Kamera Yerleştirme: Erkeğin, eşinden habersiz bir şekilde ortak konuta gizli ses kaydı ve kamera tertibatı kurması, özel hayatın gizliliğini ihlal eden ve güven temelini kökten sarsan ağır bir kusurlu davranış olarak kabul edilmiştir (Not: Erkek tarafından bu yolla elde edilen kayıtlar hukuka aykırı delil niteliğinde olduğundan mahkemece hükme esas alınmamıştır).

  2. Eşin Onur ve Haysiyetini Zedeleyici İddiaları Yayma: Erkeğin, kadının çok sayıda erkekle ilişkisi olduğu yönündeki iddialarını ve iftiralarını sürekli olarak üçüncü kişilere anlatması, kadının kişilik haklarına yönelik ağır bir saldırı ve kusur sayılmıştır.

  3. Aşırı Kıskançlık ve Evi Terk Etme: Erkeğin aşırı kıskanç tutumlar sergilemesi, haksız yere ortak konutu terk ederek birlikte yaşamaktan kaçınması da erkeğin kusur hanesine yazılmıştır.

⚖️ YARGITAYIN BOZMA GEREKÇESİ (BAM KARARINDAKİ ÇELİŞKİLER) Yargıtay 2. Hukuk Dairesi; erkeğin kusurlu eylemlerine yönelik tespitlerin yerinde olduğunu ancak Bölge Adliye Mahkemesi’nin kendi karar gerekçesinde kusur belirlemesi bakımından birbiriyle çelişen ifadeler kullandığını saptamıştır:

  • Kararın bir bölümünde erkeğin “tamamen kusurlu” olduğu vurgulanırken, başka bir bölümünde “az kusurlu”, diğer bir yerinde ise “kadına oranla daha ağır kusurlu” olduğu belirtilerek gerekçe içerisinde açık bir çelişki yaratılmıştır.

  • Anayasa’nın adil yargılanma ve gerekçeli karar hakkı ile 6100 sayılı HMK’nın 297. maddesine aykırı olan bu usuli hata nedeniyle karar usulden bozulmuştur.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesindeki çelişkiler nedeniyle USULDEN BOZULMASINA, dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilgili BAM’a gönderilmesine 25/09/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • BAM Kararındaki Gerekçe Çelişkisi ve Hukuki Güvenlik: Aile hukuku yargılamalarında Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının gerekçesi ile hüküm fıkrasının birbiriyle tam bir uyum içinde olması, tarafların haklılık durumlarını şüpheye yer bırakmayacak şekilde kavraması açısından hayati önem taşır. Bölge Adliye Mahkemesi kararının kendi içindeki gerekçesinde eşin kusur derecesini bir yerde “tamamen kusurlu”, başka bir yerde ise “az kusurlu” veya “daha ağır kusurlu” şeklinde çelişkili nitelendirmesi adil yargılanma hakkını zedelemektedir. Kararların kendi içerisinde mantıksal bir bütünlük arz etmesi ve usuli hatalardan arındırılmış olması, hukuki güvenlik ilkesinin tesisi adına zorunludur.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️ORTAK KONUTA GİZLİ KEMERA VE DİNLEME CİHAZI YERLEŞTİRMEK AĞIR KUSURDUR! (Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Gerekçesindeki Çelişkiler Nedeniyle Usulden Bozma - Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2023/7928 Esas – 2024/6359 Karar Karar Tarihi: 25/09/2024 İncelenen Karar: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi (2022/558 E., 2023/1014 K.) 💡 DAVA VE İSTİNAF SÜRECİNİN ÖZETİ İlk Derece Mahkemesi (Eskişehir 4. Aile Mahkemesi): Tarafların karşılıklı boşanma davalarının kabulüyle tarafların eşit kusurlu olduğuna karar vermiş; tazminat taleplerini reddetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf): Kadının istinafını kısmen kabul eden BAM; erkeğin özel hayatın gizliliğini ihlal eden gizli cihaz kurulumu ve iftira niteliğindeki eylemlerini kusur olarak kabul ederek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne ve kadın lehine tazminatlara hükmetmiştir. 📌 ERKEĞİN AĞIR KUSURLU SAYILDIĞI ÇARPICI VE KRİTİK KONULAR Bölge Adliye Mahkemesi'nin kabulüne ve dosya kapsamına göre, evlilik birliğini temelinden sarsan ve erkeğe yüklenen en ağır ve çarpıcı hukuki ihlaller şunlardır: Ortak Konuta Gizli Dinleme Cihazı ve Kamera Yerleştirme: Erkeğin, eşinden habersiz bir şekilde ortak konuta gizli ses kaydı ve kamera tertibatı kurması, özel hayatın gizliliğini ihlal eden ve güven temelini kökten sarsan ağır bir kusurlu davranış olarak kabul edilmiştir (Not: Erkek tarafından bu yolla elde edilen kayıtlar hukuka aykırı delil niteliğinde olduğundan mahkemece hükme esas alınmamıştır). Eşin Onur ve Haysiyetini Zedeleyici İddiaları Yayma: Erkeğin, kadının çok sayıda erkekle ilişkisi olduğu yönündeki iddialarını ve iftiralarını sürekli olarak üçüncü kişilere anlatması, kadının kişilik haklarına yönelik ağır bir saldırı ve kusur sayılmıştır. Aşırı Kıskançlık ve Evi Terk Etme: Erkeğin aşırı kıskanç tutumlar sergilemesi, haksız yere ortak konutu terk ederek birlikte yaşamaktan kaçınması da erkeğin kusur hanesine yazılmıştır. ⚖️ YARGITAYIN BOZMA GEREKÇESİ (BAM KARARINDAKİ ÇELİŞKİLER) Yargıtay 2. Hukuk Dairesi; erkeğin kusurlu eylemlerine yönelik tespitlerin yerinde olduğunu ancak Bölge Adliye Mahkemesi'nin kendi karar gerekçesinde kusur belirlemesi bakımından birbiriyle çelişen ifadeler kullandığını saptamıştır: Kararın bir bölümünde erkeğin "tamamen kusurlu" olduğu vurgulanırken, başka bir bölümünde "az kusurlu", diğer bir yerinde ise "kadına oranla daha ağır kusurlu" olduğu belirtilerek gerekçe içerisinde açık bir çelişki yaratılmıştır. Anayasa'nın adil yargılanma ve gerekçeli karar hakkı ile 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı olan bu usuli hata nedeniyle karar usulden bozulmuştur. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesindeki çelişkiler nedeniyle USULDEN BOZULMASINA, dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilgili BAM'a gönderilmesine 25/09/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️MESAJ İÇERİKLERİ VE ADLİ SORUŞTURMA İLE ZİNANIN İSPATI

(Zina İddiasının Mesaj İçerikleri, Adli Soruşturma Evrakı ve Tanık Beyanlarıyla İspatlanması – Erkeğin Zina Sebepli Davasının Kabulü Gereği – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2022/7092

  • Karar No: 2022/9285

  • Karar Tarihi: 15/11/2022

  • İncelenen Karar: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (02/06/2022 T., 2021/492 E. – 2022/1256 K.)

💡 DAVA VE TEMYİZ SÜRECİNİN ÖZETİ

  • İlk Derece Mahkemesi: Tarafların karşılıklı boşanma davalarında; erkeğin zina (TMK m. 161) sebebiyle açtığı davanın reddine, tarafların ortak hayatın temelinden sarsılması (TMK m. 166/1) sebebine dayalı karşılıklı davalarının ise kabulü ile boşanmalarına ve fer’ilerine karar verilmiştir. İstinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmesi üzerine hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

  • Temyiz Sebepleri: Kadın; erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, reddedilen/aleyhe hükmedilen tazminatlar, yoksulluk nafakası, nafakaların miktarı ve çocuğun velayeti yönünden; erkek ise kadının davasının kabulü, zina sebepli davasının reddi, kusur belirlemesi ve tazminatların miktarı yönünden temyiz yoluna başvurmuştur.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE ZİNA İSPATI

  1. Mesaj İçerikleri ve Delil Durumu: Kadının dava dışı üçüncü bir erkek şahısla mesajlaşmalarının bulunduğu, adli soruşturma dosyasındaki ifadesinde de mesajlaştığını doğruladığı sabittir.

  2. Mesajların Niteliği: Dosyadaki mesaj içeriklerinde yer alan “En yakın zamanda tekrar tadına bakmak dileğiyle canım” ve “Sen sıkıntı yaşama diye sana yakın apart bulduk yine yaranamıyorum” şeklindeki yazışmaların rızaen gerçekleştirildiği görülmüştür.

  3. Zinanın Subutu (İspatı): Sunulan mesaj içerikleri, adli soruşturma evrakı, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, zinanın varlığı hukuken kanıtlanmıştır.

  4. Hukuki Sonuç: Erkeğin zina hukukî nedenine dayalı boşanma davasının kabulü gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek davanın reddedilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

  • Bozma sebebine göre her üç dava ve ferileri yönünden yeniden hüküm kurulması gerekeceğinden tarafların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine 15/11/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Mesaj İçerikleri ve Diğer Delillerle Zinanın İspatlanması: Aile hukukunda mutlak boşanma sebepleri arasında yer alan zinanın (aldatmanın) ispatı hususunda Yargıtay uygulaması, hayatın olağan akışına uygun somut delillerin bütün olarak değerlendirilmesini esas alır. “En yakın zamanda tekrar tadına bakmak dileğiyle canım” ve “Sen sıkıntı yaşama diye sana yakın apart bulduk” şeklindeki mesaj içeriklerinin rızaen yapılmış olması, adli soruşturma evrakındaki kabul beyanları ve tanık anlatımları bir araya geldiğinde zinanın varlığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlanmış sayılmaktadır. Bu karar, dijital yazışmaların ve soruşturma dosyalarının zina davalarındaki ispat gücünü ortaya koyması bakımından emsal niteliktedir.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️MESAJ İÇERİKLERİ VE ADLİ SORUŞTURMA İLE ZİNANIN İSPATI (Zina İddiasının Mesaj İçerikleri, Adli Soruşturma Evrakı ve Tanık Beyanlarıyla İspatlanması - Erkeğin Zina Sebepli Davasının Kabulü Gereği - Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2022/7092 Karar No: 2022/9285 Karar Tarihi: 15/11/2022 İncelenen Karar: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (02/06/2022 T., 2021/492 E. - 2022/1256 K.) 💡 DAVA VE TEMYİZ SÜRECİNİN ÖZETİ İlk Derece Mahkemesi: Tarafların karşılıklı boşanma davalarında; erkeğin zina (TMK m. 161) sebebiyle açtığı davanın reddine, tarafların ortak hayatın temelinden sarsılması (TMK m. 166/1) sebebine dayalı karşılıklı davalarının ise kabulü ile boşanmalarına ve fer'ilerine karar verilmiştir. İstinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmesi üzerine hüküm taraflarca temyiz edilmiştir. Temyiz Sebepleri: Kadın; erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, reddedilen/aleyhe hükmedilen tazminatlar, yoksulluk nafakası, nafakaların miktarı ve çocuğun velayeti yönünden; erkek ise kadının davasının kabulü, zina sebepli davasının reddi, kusur belirlemesi ve tazminatların miktarı yönünden temyiz yoluna başvurmuştur. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE ZİNA İSPATI Mesaj İçerikleri ve Delil Durumu: Kadının dava dışı üçüncü bir erkek şahısla mesajlaşmalarının bulunduğu, adli soruşturma dosyasındaki ifadesinde de mesajlaştığını doğruladığı sabittir. Mesajların Niteliği: Dosyadaki mesaj içeriklerinde yer alan "En yakın zamanda tekrar tadına bakmak dileğiyle canım" ve "Sen sıkıntı yaşama diye sana yakın apart bulduk yine yaranamıyorum" şeklindeki yazışmaların rızaen gerçekleştirildiği görülmüştür. Zinanın Subutu (İspatı): Sunulan mesaj içerikleri, adli soruşturma evrakı, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, zinanın varlığı hukuken kanıtlanmıştır. Hukuki Sonuç: Erkeğin zina hukukî nedenine dayalı boşanma davasının kabulü gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek davanın reddedilmiş olması bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre her üç dava ve ferileri yönünden yeniden hüküm kurulması gerekeceğinden tarafların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine 15/11/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ZİNA NEDENİYLE BOŞANMADA MAL REJİMİNİN TASFİYESİ VE KATILMA ALACAĞI

(Zina Sebebiyle Boşanmada TMK m. 236/2 Hükmünün Sınırları – Mal Ayrılığı Dönemindeki Katkı Payı ile Edinilmiş Mallara Katılma Rejimindeki Değer Artış Payı Alacaklarına TMK m. 236/2 Maddesinin Uygulanamayacağı – Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2014/12512

  • Karar No: 2015/21469

  • Karar Tarihi: 30/11/2015

  • İncelenen Karar: Ankara 7. Aile Mahkemesi (11/03/2014 T., 2014/12512 E. – 2015/21469 K.)

💡 DAVA VE İSTİNAF SÜRECİNİN ÖZETİ

  • İlk Derece Mahkemesi (Ankara 7. Aile Mahkemesi): Davacının evlilik birliği içinde edinilen taşınmaz, araç ve sigorta alacağına yönelik katkı talebini; tarafların zina sebebiyle (TMK m. 161) boşanmış olması ve davacının kusurunun ağırlığı nedeniyle TMK m. 236/2 gereğince tasfiyeden kaynaklı alacak talep edemeyeceği gerekçesiyle, delillerin tamamını toplamadan davanın reddine karar vermiştir.

  • Temyiz Süreci: Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Yasal Düzenleme (TMK m. 236/2): Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. Ancak bu düzenleme yalnızca edinilmiş mallara katılma rejimine özgü olup sadece “artık değere katılma alacağı” için söz konusudur.

  • Kapsam Dışı Alacaklar: Mal ayrılığı rejimindeki “katkı payı alacağı” ile edinilmiş mallara katılma rejimindeki “değer artış payı alacağı” (TMK m. 227) için TMK m. 236/2 maddesi uygulama alanı bulmaz.

  • Somut Olayın Değerlendirilmesi: Mahkemece öncelikle davacının alacak kalemlerinin “katkı payı”, “değer artış payı” ve “artık değere katılma” alacağı olarak hangilerini kapsadığının araştırılması, “artık değere katılma alacağı” bulunması durumunda TMK m. 236/2 maddesinin tartışıılması gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle davanın reddi isabetsizdir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Ankara 7. Aile Mahkemesi kararının açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30/11/2015 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Zina Sebebiyle Boşanmada Tasfiye ve TMK m. 236/2’nin Sınırları: Uygulamada eşlerin zina (TMK m. 161) sebebiyle boşanması halinde, kusurlu eşin tasfiye alacaklarının tamamen ortadan kalkacağı yönünde yanılgılı bir yaklaşım görülebilmektedir. Yargıtay bu kararında; TMK m. 236/2 hükmünün istisnai bir düzenleme olduğunu ve yalnızca “artık değere katılma alacağı” bakımından hakime takdir yetkisi tanıdığını net bir şekilde ortaya koymuştur. Mal ayrılığı dönemine ilişkin “katkı payı alacağı” ile edinilmiş mallara katılma rejimindeki “değer artış payı alacağı” yönünden zina ve kusur değerlendirmesi yapılarak alacağın reddedilemeyeceği, mahkemece alacak kalemlerinin hukuki nitelendirmesinin ayrı ayrı yapılarak sonuca gidilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

⚖️ZİNA NEDENİYLE BOŞANMADA MAL REJİMİNİN TASFİYESİ VE KATILMA ALACAĞI (ZİNA SEBEBİYLE BOŞANMADA TMK M. 236/2 HÜKMÜNÜN SINIRLARI - MAL AYRILIĞI DÖNEMİNDEKİ KATKI PAYI İLE EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİNDEKİ DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAKLARINA TMK M. 236/2 MADDESİNİN UYGULANAMAYACAĞI - YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARI) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Esas No: 2014/12512 Karar No: 2015/21469 Karar Tarihi: 30/11/2015 İncelenen Karar: Ankara 7. Aile Mahkemesi (11/03/2014 T., 2014/12512 E. - 2015/21469 K.) 💡 DAVA VE İSTİNAF SÜRECİNİN ÖZETİ İlk Derece Mahkemesi (Ankara 7. Aile Mahkemesi): Davacının evlilik birliği içinde edinilen taşınmaz, araç ve sigorta alacağına yönelik katkı talebini; tarafların zina sebebiyle (TMK m. 161) boşanmış olması ve davacının kusurunun ağırlığı nedeniyle TMK m. 236/2 gereğince tasfiyeden kaynaklı alacak talep edemeyeceği gerekçesiyle, delillerin tamamını toplamadan davanın reddine karar vermiştir. Temyiz Süreci: Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Yasal Düzenleme (TMK m. 236/2): Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. Ancak bu düzenleme yalnızca edinilmiş mallara katılma rejimine özgü olup sadece "artık değere katılma alacağı" için söz konusudur. Kapsam Dışı Alacaklar: Mal ayrılığı rejimindeki "katkı payı alacağı" ile edinilmiş mallara katılma rejimindeki "değer artış payı alacağı" (TMK m. 227) için TMK m. 236/2 maddesi uygulama alanı bulmaz. Somut Olayın Değerlendirilmesi: Mahkemece öncelikle davacının alacak kalemlerinin "katkı payı", "değer artış payı" ve "artık değere katılma" alacağı olarak hangilerini kapsadığının araştırılması, "artık değere katılma alacağı" bulunması durumunda TMK m. 236/2 maddesinin tartışıılması gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle davanın reddi isabetsizdir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Ankara 7. Aile Mahkemesi kararının açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30/11/2015 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️GENEL SEBEPLERLE VEYA HAYSİYETSİZ HAYAT SÜRME NEDENİYLE BOŞANMADA KUSUR İNDİRİMİ YAPILAMAZ.

  TMK m. 236/2 HÜKMÜ SADECE ZİNA VE HAYATA KAST HALLERİNDE UYGULANABİLİR. (Boşanma Sonucu Mal Tasfiyesi – Haysiyetsiz Hayat Sürme veya Evlilik Birliğinin Sarsılması Sebebiyle Boşanmalarda Artık Değere Katılma Alacağından Hakkaniyet İndirimi Yapılamayacağına Dair Yargıtay Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2014/12620

  • Karar No: 2015/21007

  • Karar Tarihi: 23/11/2015

  • İncelenen Karar: Didim (Yenihisar) 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi (11.02.2014 T., 2014/12620 E. – 2015/21007 K.)

💡 DAVA VE İSTİNAF SÜRECİNİN ÖZETİ

  • İlk Derece Mahkemesi (Didim 1. Asliye Hukuk / Aile Mahkemesi): Davacının evlilik birliği içinde edinilen taşınmazlar, araç ve banka birikimleri nedeniyle katılma alacağı talebini; boşanma davasının davacının ağır kusuru nedeniyle sonuçlandığı gerekçesiyle TMK m. 236/2 uyarınca davanın reddine karar vermiştir.

  • Temyiz Süreci: Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Yasal Düzenleme ve Sınırları (TMK m. 236/2): TMK m. 236/2 hükmünde yer alan kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının azaltılmasına veya kaldırılmasına ilişkin hakkaniyet indirimi, yalnızca edinilmiş mallara katılma rejimine özgü artık değere katılma alacağına ilişkindir.

  • Mutlak Koşul (Zina veya Hayata Kast): Bu maddenin uygulanabilmesi için evliliği sona erdiren boşanma kararının mutlaka “zina (TMK m. 161)” veya “hayata kast (TMK m. 162)” sebebine dayalı olarak verilmiş olması şarttır.

  • Somut Olayın Değerlendirilmesi: Taraflar arasındaki boşanma kararının zina veya hayata kast sebebine dayalı olmadığı, TMK m. 166/1-2 (evlilik birliğinin temelinden sarsılması) ve TMK m. 163 (haysiyetsiz hayat sürme) maddelerine göre verildiği anlaşılmaktadır. Bu gerekçeyle mahkemenin davanın reddine karar vermesi hukuka aykırıdır.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Didim (Yenihisar) 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi kararının açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 23/11/2015 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Haysiyetsiz Hayat Sürme veya Genel Sebeplerle Boşanmada Mal Rejimi Alacakları Kesilemez: Uygulamada eşlerin kusurlu bulunması (örneğin haysiyetsiz hayat sürme veya genel sebeplerle boşanma) hâlinde, mahkemelerce tasfiye alacaklarının tamamen silineceği yönünde yanlış bir uygulama görülebilmektedir. Yargıtay bu kararında; TMK m. 236/2 maddesindeki indirim yetkisinin son derece istisnai olduğunu, boşanma kararının mutlak surette zina veya hayata kast sebebine dayanması gerektiğini bir kez daha tescillemiştir. Haysiyetsiz hayat sürme veya evlilik birliğinin sarsılması gibi diğer boşanma sebeplerine dayanılarak artık değere katılma alacağından hakkaniyet indirimi yapılamayacağı net bir şekilde vurgulanmıştır.

⚖️ GENEL SEBEPLERLE VEYA HAYSİYETSİZ HAYAT SÜRME NEDENİYLE BOŞANMADA KUSUR İNDİRİMİ YAPILAMAZ.   TMK M. 236/2 HÜKMÜ SADECE ZİNA VE HAYATA KAST HALLERİNDE UYGULANABİLİR. (BOŞANMA SONUCU MAL TASFİYESİ - HAYSİYETSİZ HAYAT SÜRME VEYA EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI SEBEBİYLE BOŞANMALARDA ARTIK DEĞERE KATILMA ALACAĞINDAN HAKKANİYET İNDİRİMİ YAPILAMAYACAĞINA DAİR YARGITAY KARARI) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Esas No: 2014/12620 Karar No: 2015/21007 Karar Tarihi: 23/11/2015 İncelenen Karar: Didim (Yenihisar) 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi (11.02.2014 T., 2014/12620 E. - 2015/21007 K.) 💡 DAVA VE İSTİNAF SÜRECİNİN ÖZETİ İlk Derece Mahkemesi (Didim 1. Asliye Hukuk / Aile Mahkemesi): Davacının evlilik birliği içinde edinilen taşınmazlar, araç ve banka birikimleri nedeniyle katılma alacağı talebini; boşanma davasının davacının ağır kusuru nedeniyle sonuçlandığı gerekçesiyle TMK m. 236/2 uyarınca davanın reddine karar vermiştir. Temyiz Süreci: Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Yasal Düzenleme ve Sınırları (TMK m. 236/2): TMK m. 236/2 hükmünde yer alan kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının azaltılmasına veya kaldırılmasına ilişkin hakkaniyet indirimi, yalnızca edinilmiş mallara katılma rejimine özgü artık değere katılma alacağına ilişkindir. Mutlak Koşul (Zina veya Hayata Kast): Bu maddenin uygulanabilmesi için evliliği sona erdiren boşanma kararının mutlaka "zina (TMK m. 161)" veya "hayata kast (TMK m. 162)" sebebine dayalı olarak verilmiş olması şarttır. Somut Olayın Değerlendirilmesi: Taraflar arasındaki boşanma kararının zina veya hayata kast sebebine dayalı olmadığı, TMK m. 166/1-2 (evlilik birliğinin temelinden sarsılması) ve TMK m. 163 (haysiyetsiz hayat sürme) maddelerine göre verildiği anlaşılmaktadır. Bu gerekçeyle mahkemenin davanın reddine karar vermesi hukuka aykırıdır. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Didim (Yenihisar) 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi kararının açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 23/11/2015 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİNDE TMK m. 236/2 VE m. 252 HÜKÜMLERİNİN UYGULAMA ŞARTLARI (Evlilik Birliğinin Sarsılması Sebebiyle Boşanmada Kusur Nedeniyle Pay Azaltılması veya Kaldırılması – Zina/Hayata Kast Şartı ve Mal Ayrılığı Dönemine İlişkin Katkı Payı Alacaklarında Hakkaniyet İndirimi Yapılamayacağı – Yargıtay Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay (İlgili Hukuk Dairesi)

  • Esas No: (Dosya Kapsamından)

  • Karar No: (Dosya Kapsamından)

  • Karar Tarihi: 13/02/2019

  • İncelenen Karar: Aile Mahkemesi

💡 DAVA VE İSTİNAF SÜRECİNİN ÖZETİ

  • İlk Derece Mahkemesi: Davacıkinin katkı payı ve artık değere katılma alacağı talebiyle açtığı davada, TMK m. 252 gereğince katkının tamamen kaldırıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

  • Temyiz Süreci: Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Boşanma Sebebinin Tespiti ve TMK m. 236/2 / m. 252 Şartları: Boşanma davasının “evlilik birliğinin sarsılması” (TMK m. 166/1-2) nedenine dayalı olarak açıldığı ve bu gerekçeyle kesinleştiği anlaşılmaktadır. TMK m. 236/2 ve m. 252 hükümlerinin uygulanabilmesi için boşanmanın mutlaka zina veya hayata kast sebebine dayanmış olması gerekir. Genel sebeplere dayanan boşanmalarda bu maddeler uygulanamaz.

  • Mal Ayrılığı Dönemi ve Katkı Payı Alacağı: 01.01.2002 öncesi mal ayrılığı rejimine tabi döneme ilişkin katkı payı alacaklarında, 743 sayılı TKM döneminde TMK m. 236/2’nin (veya m. 252’nin) yasal karşılığı bulunmadığından, kusur sebebiyle katkı payı alacağında indirim veya kaldırma yapılamaz.

  • Somut Olayın Değerlendirilmesi: Mahkemece hatalı değerlendirmeyle, zina sebebine dayanmayan boşanma ilamı ve yanlış yasal gerekçeyle davanın reddedilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Mahkeme kararının açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13/02/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Boşanma Sebebi ile Mal Rejimi Tasfiyesinde Kusur İndiriminin Sınırları: Yargıtay bu kararında, hakimin kusura dayanarak artık değer oranını azaltması veya kaldırmasının (TMK m. 236/2 ve m. 252) katı yasal koşullara bağlandığını vurgulamıştır. Buna göre;

  1. Boşanma davasının mutlaka zina (TMK m. 161) veya hayata kast (TMK m. 162) sebebine dayalı olarak açılmış ve bu nedenle kesinleşmiş olması şarttır. Evlilik birliğinin sarsılması (genel sebep – TMK m. 166) hallerinde bu hükümler uygulanamaz.

  2. 01.01.2002 öncesi mal ayrılığı rejimine ilişkin katkı payı alacakları bakımından kusur indirimi yapılamaz. Mahkemelerin genel kusur değerlendirmesiyle tasfiye alacaklarını tamamen ortadan kaldırması veya hakkaniyet indirimi yapması hukuka aykırıdır.

⚖️EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİNDE TMK m. 236/2 VE m. 252 HÜKÜMLERİNİN UYGULAMA ŞARTLARI (Evlilik Birliğinin Sarsılması Sebebiyle Boşanmada Kusur Nedeniyle Pay Azaltılması veya Kaldırılması - Zina/Hayata Kast Şartı ve Mal Ayrılığı Dönemine İlişkin Katkı Payı Alacaklarında Hakkaniyet İndirimi Yapılamayacağı - Yargıtay Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay (İlgili Hukuk Dairesi) Esas No: (Dosya Kapsamından) Karar No: (Dosya Kapsamından) Karar Tarihi: 13/02/2019 İncelenen Karar: Aile Mahkemesi 💡 DAVA VE İSTİNAF SÜRECİNİN ÖZETİ İlk Derece Mahkemesi: Davacıkinin katkı payı ve artık değere katılma alacağı talebiyle açtığı davada, TMK m. 252 gereğince katkının tamamen kaldırıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Temyiz Süreci: Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Boşanma Sebebinin Tespiti ve TMK m. 236/2 / m. 252 Şartları: Boşanma davasının "evlilik birliğinin sarsılması" (TMK m. 166/1-2) nedenine dayalı olarak açıldığı ve bu gerekçeyle kesinleştiği anlaşılmaktadır. TMK m. 236/2 ve m. 252 hükümlerinin uygulanabilmesi için boşanmanın mutlaka zina veya hayata kast sebebine dayanmış olması gerekir. Genel sebeplere dayanan boşanmalarda bu maddeler uygulanamaz. Mal Ayrılığı Dönemi ve Katkı Payı Alacağı: 01.01.2002 öncesi mal ayrılığı rejimine tabi döneme ilişkin katkı payı alacaklarında, 743 sayılı TKM döneminde TMK m. 236/2'nin (veya m. 252'nin) yasal karşılığı bulunmadığından, kusur sebebiyle katkı payı alacağında indirim veya kaldırma yapılamaz. Somut Olayın Değerlendirilmesi: Mahkemece hatalı değerlendirmeyle, zina sebebine dayanmayan boşanma ilamı ve yanlış yasal gerekçeyle davanın reddedilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Mahkeme kararının açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13/02/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ZİNA NEDENİYLE BOŞANMADA TEMADİ EDEN (DEVAM EDEN) EYLEMLER VE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE (Zina Eyleminin Devamlılık Göstermesi Halinde Hak Düşürücü Sürenin Son Eylemin Bittiği Tarihten İtibaren Başlar)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/938

  • Karar No: 2024/5930

  • Karar Tarihi: 17/09/2024

  • İncelenen Karar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi (2020/2504 E., 2022/1574 K.)

💡 DAVA VE İSTİNAF SÜRECİNİN ÖZETİ

  • İlk Derece Mahkemesi (İstanbul Anadolu 4. Aile Mahkemesi): Kadının delillerini süresinde sunamadığı için davasının reddine, erkeğin zina (TMK m. 161) sebebine dayalı birleşen davasının ise kabulüne karar vermiştir.

  • Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf): Erkeğin zinayı öğrendiği tarih ile dava tarihi arasındaki 6 aylık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, erkeğin zina sebepli boşanma davasını reddetmiş; bunun yerine erkeğin davasını evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) genel sebebine dayanarak kabul etmiştir.

  • Temyiz Süreci: Karar, her iki taraf vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Temadi Eden (Süren) Eylemlerde Hak Düşürücü Sürenin Başlangıcı: Dosya kapsamındaki delil ve tanık beyanlarından, kadının sadakatsizlik eyleminin anlık olmayıp devamlılık arz ettiği (temadi ettiği) anlaşılmaktadır. Temadi eden eylemlerde hak düşürücü süre, öğrenme tarihinden itibaren değil, son eylemin bittiği tarihten itibaren başlar.

  • Zina Davasının Kabul Koşulları: Somut olayda erkeğin yasal süresi içerisinde zina hukuki sebebine dayalı davanın açıldığı anlaşıldığından, davanın TMK m. 161 gereğince kabulü gerekirken hak düşürücü süre gerekçesiyle reddedilmesi isabetsizdir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Yargıtay 2. Hukuk Dairesi; Bölge Adliye Mahkemesi kararının erkeğin reddedilen zina sebebine dayalı boşanma davası yönünden erkek yararına BOZULMASINA, bozma sebebine göre fer’îlerin yeniden değerlendirilmesi gerekeceğinden erkeğin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, kadının temyiz itirazlarının reddiyle kendi davası yönünden ONANMASINA 17/09/2024 tarihinde oy birliğiyle karar vermiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Zina Davalarında Hak Düşürücü Sürenin Hesaplanması ve Temadi Eden Eylemler: Uygulamada eşler arasındaki sadakatsizlik iddialarının tek bir olayla sınırlı kalmayıp devam etmesi durumunda, 6 aylık hak düşürücü sürenin nasıl hesaplanacağı sıklıkla tereddüt yaratmaktadır. Yargıtay bu kararında; zina eyleminin süreklilik (temadi) arz etmesi halinde, hak düşürücü sürenin ilk öğrenilen tarihten değil, ilişkinin veya eylemin bittiği (son bulduğu) tarihten itibaren işlemeye başlayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu yaklaşım, uzun süreli ve gizli devam eden sadakatsizlik hallerinde hak düşürücü süre itirazıyla davanın reddedilmesini önleyen kritik bir içtihattır.

⚖️ZİNA NEDENİYLE BOŞANMADA TEMADİ EDEN (DEVAM EDEN) EYLEMLER VE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE (Zina Eyleminin Devamlılık Göstermesi Halinde Hak Düşürücü Sürenin Son Eylemin Bittiği Tarihten İtibaren Başlar) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/938 Karar No: 2024/5930 Karar Tarihi: 17/09/2024 İncelenen Karar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi (2020/2504 E., 2022/1574 K.) 💡 DAVA VE İSTİNAF SÜRECİNİN ÖZETİ İlk Derece Mahkemesi (İstanbul Anadolu 4. Aile Mahkemesi): Kadının delillerini süresinde sunamadığı için davasının reddine, erkeğin zina (TMK m. 161) sebebine dayalı birleşen davasının ise kabulüne karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf): Erkeğin zinayı öğrendiği tarih ile dava tarihi arasındaki 6 aylık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, erkeğin zina sebepli boşanma davasını reddetmiş; bunun yerine erkeğin davasını evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) genel sebebine dayanarak kabul etmiştir. Temyiz Süreci: Karar, her iki taraf vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Temadi Eden (Süren) Eylemlerde Hak Düşürücü Sürenin Başlangıcı: Dosya kapsamındaki delil ve tanık beyanlarından, kadının sadakatsizlik eyleminin anlık olmayıp devamlılık arz ettiği (temadi ettiği) anlaşılmaktadır. Temadi eden eylemlerde hak düşürücü süre, öğrenme tarihinden itibaren değil, son eylemin bittiği tarihten itibaren başlar. Zina Davasının Kabul Koşulları: Somut olayda erkeğin yasal süresi içerisinde zina hukuki sebebine dayalı davanın açıldığı anlaşıldığından, davanın TMK m. 161 gereğince kabulü gerekirken hak düşürücü süre gerekçesiyle reddedilmesi isabetsizdir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Yargıtay 2. Hukuk Dairesi; Bölge Adliye Mahkemesi kararının erkeğin reddedilen zina sebebine dayalı boşanma davası yönünden erkek yararına BOZULMASINA, bozma sebebine göre fer'îlerin yeniden değerlendirilmesi gerekeceğinden erkeğin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, kadının temyiz itirazlarının reddiyle kendi davası yönünden ONANMASINA 17/09/2024 tarihinde oy birliğiyle karar vermiştir.

⚖️ZİNA NEDENİYLE BOŞANMA DAVASINDA ISLAH VE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE (Zina Sebebiyle Boşanma Davasının Islah Yoluyla Açılması Halinde 6 Aylık Hak Düşürücü Sürenin Dava Tarihine Göre Değerlendirilmesi Gerektiği – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2022/3225

  • Karar No: 2022/6752

  • Karar Tarihi: 05/07/2022

  • İncelenen Karar: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • İlk Derece / Süreç Özeti: Davacı kadın, evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166/1) hukuki nedenine dayalı olarak boşanma talebiyle dava açmış, daha sonra 15/10/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile davasını zina (TMK m. 161) ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenlerine dayalı boşanma davası olarak ıslah etmiştir.

  • Bölge Adliye Mahkemesi Kararı: Bölge adliye mahkemesi, kadının zinasını en geç 25/12/2019 tarihli cevaba cevap dilekçesi ekinde sunduğu adli soruşturma evrakı ile öğrendiğini, bu tarih ile ıslah tarihi arasında 6 aylık hak düşürücü sürenin geçtiğini gerekçe göstererek kadının zina sebebine dayalı talebini reddetmiş; TMK m. 166/1’e dayalı davayı ise kabul etmiştir. Hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  1. İstinaf Sınırı ve Usul (HMK m. 355): Taraflarca kanun yolu başvurusunda bulunulmamasına karşın, bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılması ve aleyhe hüküm kurulması HMK m. 355 hükmüne aykırı bulunmuştur.

  2. Islah ve Hak Düşürücü Süre: Davacı kadın 05/10/2019 tarihinde dava açmış, 15/10/2020 tarihli usulüne uygun ıslah dilekçesi ile davasını zina sebebine de teşmil etmiştir. Talebin dava dilekçesinin ıslahı niteliğinde olduğu durumlarda, TMK m. 161’de belirtilen 6 aylık hak düşürücü sürenin davanın açıldığı tarihe göre değerlendirilmesi gerekmektedir.

  3. Sürelerin Hesaplanması: Kadın dava dilekçesinde sadakatsizlik vakıasına dayanmış ve süresinde sunduğu adli soruşturma evrakındaki suç tarihinin 21/06/2016 olduğu, davanın açıldığı tarih (05/10/2019) itibariyle 6 aylık hak düşürücü sürenin dolmadığı anlaşılmıştır. Islah talebi de HMK m. 177/1 uyarınca tahkikatın sona ermesine kadar her zaman yapılabileceğinden, bölge adliye mahkemesince işin esası incelenmek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Bölge adliye mahkemesi hükmünün belirtilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine 05/07/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Islah Yoluyla Zina Sebebinin Eklenmesi ve Süre Hesabı: Boşanma davasında daha sonra ıslah yoluyla zina (TMK m. 161) sebebinin eklenmesi durumunda hak düşürücü sürenin (6 ay) başlangıcı, ıslah tarihine göre değil, asıl davanın açıldığı tarihe göre ele alınmalıdır. Dava açıldığı tarihte hak düşürücü süre geçmemişse, tahkikat sona erene kadar yapılacak ıslah ile zina sebebine dayanılmasına yasal bir engel bulunmadığı Yargıtay tarafından tescil edilmiştir.

⚖️ZİNA NEDENİYLE BOŞANMA DAVASINDA ISLAH VE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE (Zina Sebebiyle Boşanma Davasının Islah Yoluyla Açılması Halinde 6 Aylık Hak Düşürücü Sürenin Dava Tarihine Göre Değerlendirilmesi Gerektiği - Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2022/3225 Karar No: 2022/6752 Karar Tarihi: 05/07/2022 İncelenen Karar: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ İlk Derece / Süreç Özeti: Davacı kadın, evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166/1) hukuki nedenine dayalı olarak boşanma talebiyle dava açmış, daha sonra 15/10/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile davasını zina (TMK m. 161) ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenlerine dayalı boşanma davası olarak ıslah etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı: Bölge adliye mahkemesi, kadının zinasını en geç 25/12/2019 tarihli cevaba cevap dilekçesi ekinde sunduğu adli soruşturma evrakı ile öğrendiğini, bu tarih ile ıslah tarihi arasında 6 aylık hak düşürücü sürenin geçtiğini gerekçe göstererek kadının zina sebebine dayalı talebini reddetmiş; TMK m. 166/1'e dayalı davayı ise kabul etmiştir. Hüküm taraflarca temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE İstinaf Sınırı ve Usul (HMK m. 355): Taraflarca kanun yolu başvurusunda bulunulmamasına karşın, bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılması ve aleyhe hüküm kurulması HMK m. 355 hükmüne aykırı bulunmuştur. Islah ve Hak Düşürücü Süre: Davacı kadın 05/10/2019 tarihinde dava açmış, 15/10/2020 tarihli usulüne uygun ıslah dilekçesi ile davasını zina sebebine de teşmil etmiştir. Talebin dava dilekçesinin ıslahı niteliğinde olduğu durumlarda, TMK m. 161'de belirtilen 6 aylık hak düşürücü sürenin davanın açıldığı tarihe göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Sürelerin Hesaplanması: Kadın dava dilekçesinde sadakatsizlik vakıasına dayanmış ve süresinde sunduğu adli soruşturma evrakındaki suç tarihinin 21/06/2016 olduğu, davanın açıldığı tarih (05/10/2019) itibariyle 6 aylık hak düşürücü sürenin dolmadığı anlaşılmıştır. Islah talebi de HMK m. 177/1 uyarınca tahkikatın sona ermesine kadar her zaman yapılabileceğinden, bölge adliye mahkemesince işin esası incelenmek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Bölge adliye mahkemesi hükmünün belirtilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine 05/07/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️SÜREKLİLİK ARZEDEN ZİNA EYLEMLERİNDE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE (Zina Sebepli Boşanma Davalarında 6 Aylık Hak Düşürücü Sürenin Temadi Eden Eylemlerde Son Eylemin Bittiği Tarihten İtibaren Başlayacağı – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2024/3505

  • Karar No: 2025/5

  • Karar Tarihi: 13/01/2025

  • İncelenen Karar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi (2021/318 E., 2023/1725 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi: Kadının açtığı asıl boşanma davası ile erkeğin ıslah yoluyla zinaya (ve terditli olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına) dayandırdığı karşı davası ilk derece mahkemesince kabul edilmiş; istinaf başvuruları ise Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

  • Yasal Düzenleme (TMK m. 161): 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine göre eşlerden biri zina ederse diğer eş boşanma davası açabilir; dava hakkı, boşanma sebebinin öğrenilmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Zina nedenine dayalı boşanma davalarında altı aylık hak düşürücü süre, temadi eden (sürüp giden) eylemlerde son eylemin bittiği tarihten itibaren başlar.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  1. Delillerin ve Sürenin Değerlendirilmesi: Somut olayda erkeğin dayandığı tanık beyanlarının 2014 yılındaki olayları anlattığı, erkeğin davasını zina hukuki sebebine dayalı olarak ıslah ettiği tarih dikkate alındığında, kadının devamlılık arzedecek şekilde başkası ile cinsel ilişkiye girdiğinin dosya kapsamından kanıtlanamadığı anlaşılmıştır.

  2. Hak Düşürücü Sürenin Geçmesi: Dava sebebinin ıslah edildiği tarih itibarıyla zina davası açabilmek için Kanun’un öngördüğü hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu saptanmıştır.

  3. Hukuki Sonuç: Erkeğin zina hukuki nedenine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken kabulünün usul ve kanuna aykırı olduğu belirtilmiştir. Bu doğrultuda, erkeğin terditli talebi olan evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı boşanma davası yönünden tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonuca göre bir hüküm kurulması gerektiği vurgulanmıştır.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

  • Bozma nedenine göre kadının davası hakkında da yeniden hüküm kurulması gerekli hâle geldiğinden taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin temyiz harcının yatıranlara iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine 13/01/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

     

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Temadi Eden Zina Eylemlerinde Süre Başlangıcı: Zina sebebine dayalı boşanma davalarında öngörülen 6 aylık hak düşürücü sürenin hesaplanmasında, eylemin süreklilik (temadi) arz edip etmediği büyük önem taşır. Yargıtay bu kararında, delillerin işaret ettiği olay tarihi ile ıslah tarihi arasındaki süre dikkate alındığında kesintisiz bir devamlılığın ispatlanamadığı durumlarda hak düşürücü sürenin geçeceğini ve zina davasının reddi gerekeceğini tescil etmiştir.

⚖️SÜREKLİLİK ARZEDEN ZİNA EYLEMLERİNDE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE (Zina Sebepli Boşanma Davalarında 6 Aylık Hak Düşürücü Sürenin Temadi Eden Eylemlerde Son Eylemin Bittiği Tarihten İtibaren Başlayacağı - Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2024/3505 Karar No: 2025/5 Karar Tarihi: 13/01/2025 İncelenen Karar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi (2021/318 E., 2023/1725 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi: Kadının açtığı asıl boşanma davası ile erkeğin ıslah yoluyla zinaya (ve terditli olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına) dayandırdığı karşı davası ilk derece mahkemesince kabul edilmiş; istinaf başvuruları ise Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Yasal Düzenleme (TMK m. 161): 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesine göre eşlerden biri zina ederse diğer eş boşanma davası açabilir; dava hakkı, boşanma sebebinin öğrenilmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Zina nedenine dayalı boşanma davalarında altı aylık hak düşürücü süre, temadi eden (sürüp giden) eylemlerde son eylemin bittiği tarihten itibaren başlar. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Delillerin ve Sürenin Değerlendirilmesi: Somut olayda erkeğin dayandığı tanık beyanlarının 2014 yılındaki olayları anlattığı, erkeğin davasını zina hukuki sebebine dayalı olarak ıslah ettiği tarih dikkate alındığında, kadının devamlılık arzedecek şekilde başkası ile cinsel ilişkiye girdiğinin dosya kapsamından kanıtlanamadığı anlaşılmıştır. Hak Düşürücü Sürenin Geçmesi: Dava sebebinin ıslah edildiği tarih itibarıyla zina davası açabilmek için Kanun'un öngördüğü hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu saptanmıştır. Hukuki Sonuç: Erkeğin zina hukuki nedenine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken kabulünün usul ve kanuna aykırı olduğu belirtilmiştir. Bu doğrultuda, erkeğin terditli talebi olan evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı boşanma davası yönünden tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonuca göre bir hüküm kurulması gerektiği vurgulanmıştır. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma nedenine göre kadının davası hakkında da yeniden hüküm kurulması gerekli hâle geldiğinden taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin temyiz harcının yatıranlara iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine 13/01/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️YARGILAMANIN İADESİ VE DİJİTAL BELGELERİN HUKUKA UYGUN OLARAK ELE GEÇİRİLMESİ GEREKTİĞİ – (Boşanma Davasında Yargılamanın İadesi Talebi – Cep Telefonu Şifresi ve Dijital Verilerin Hukuka Uygun Elde Edilmesi Gerektiği – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/5277

  • Karar No: 2023/6403

  • Karar Tarihi: 21/12/2023

  • İncelenen Karar: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/918 E., 2023/868 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • İlk Dava ve Yargılamanın İadesi Talebi: Tarafların boşanmalarına ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra davacı erkek; boşanma yargılaması sırasında kadına ait cep telefonunda şifre bulunması sebebiyle inceleme yapılamadığını, şifrenin karar kesinleştikten sonra elde edildiğini belirterek yargılamanın iadesi talebiyle dava açmıştır.

  • İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi Süreci: İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş; dosya istinaf ve gönderme aşamalarından geçtikten sonra İlk Derece Mahkemesi yeniden davanın reddine hükmetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise erkeğin sunduğu telefon ve şifrenin hukuki yollarla elde edilmediğini, bu kapsamda sunulan şifre ve telefonun hukuka uygun bir delil olmadığını belirterek istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLendirmESİ VE GEREKÇE

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme: Uyuşmazlık, davacı tarafından açılan yargılamanın iadesi davasında davacı iddialarının 6100 sayılı Kanun’un 375 inci maddesinde sayılı olan yargılamanın iadesi sebeplerinden olup olmadığı, davalı kadına ait cep telefonu şifresinin hukuka uygun bir şekilde elde edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır.

  2. Denetim ve Değerlendirme: Temyizen incelenen dosya kapsamı, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun bulunmuştur.

  3. Sonuç: Davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

     
  • Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 21/12/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

     

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Yargılamanın İadesinde Delil ve Hukuka Uygunluk Şartı: Davacının yargılama sırasında elinde olmayan sebeplerle elde edemediği, yargılamanın sonlanmasından sonra elde ettiği belgenin öncelikle hukuka uygun yollarla elde edilmiş olması gerektiği; hukuka uygun olmayan şifre ve delillere dayanılarak yargılamanın iadesi istenemeyeceği Yargıtay tarafından onanmıştır.

⚖️YARGILAMANIN İADESİ VE DİJİTAL BELGELERİN HUKUKA UYGUN OLARAK ELE GEÇİRİLMESİ GEREKTİĞİ - (Boşanma Davasında Yargılamanın İadesi Talebi - Cep Telefonu Şifresi ve Dijital Verilerin Hukuka Uygun Elde Edilmesi Gerektiği - Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/5277 Karar No: 2023/6403 Karar Tarihi: 21/12/2023 İncelenen Karar: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/918 E., 2023/868 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ İlk Dava ve Yargılamanın İadesi Talebi: Tarafların boşanmalarına ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra davacı erkek; boşanma yargılaması sırasında kadına ait cep telefonunda şifre bulunması sebebiyle inceleme yapılamadığını, şifrenin karar kesinleştikten sonra elde edildiğini belirterek yargılamanın iadesi talebiyle dava açmıştır. İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi Süreci: İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş; dosya istinaf ve gönderme aşamalarından geçtikten sonra İlk Derece Mahkemesi yeniden davanın reddine hükmetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise erkeğin sunduğu telefon ve şifrenin hukuki yollarla elde edilmediğini, bu kapsamda sunulan şifre ve telefonun hukuka uygun bir delil olmadığını belirterek istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLendirmESİ VE GEREKÇE Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme: Uyuşmazlık, davacı tarafından açılan yargılamanın iadesi davasında davacı iddialarının 6100 sayılı Kanun'un 375 inci maddesinde sayılı olan yargılamanın iadesi sebeplerinden olup olmadığı, davalı kadına ait cep telefonu şifresinin hukuka uygun bir şekilde elde edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır. Denetim ve Değerlendirme: Temyizen incelenen dosya kapsamı, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun bulunmuştur. Sonuç: Davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 21/12/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️HUKUKA AYKIRI DELİL VE GÜVEN SARSICI DAVRANIŞ

(Eşin Telefonuna Program Kurularak Elde Edilen Kayıtların Hukuka Aykırı Delil Niteliğinde Olduğu ve Kusur Tespiti Esas Alınamayacağı – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2021/7539

  • Karar No: 2021/9869

  • Karar Tarihi: 21/12/2021

  • İncelenen Karar: Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi Süreci: Taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davasında ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Davacı erkeğin istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince, kadının cep telefonu ile başka erkeklerle görüşmek suretiyle güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu ve tamamen kusurlu olduğu gerekçesiyle erkeğin boşanma davasının kabulüne karar verilmiştir. Hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  1. Hukuka Aykırı Delil Tespiti: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davacı erkeğin duruşmadaki “kadının telefonuna ‘disk digger’ isimli programı kurduğu, telefondaki silinen kayıtları geri getirdiği” yönündeki beyanı dikkate alındığında, erkeğin eşinin telefonuna yüklediği program ile elde edilen görüşme kayıtlarının hukuka aykırı olarak elde edilen delil niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

  2. Kusur Belirlemesine Etkisi: Gerçekleşen bu durum karşısında, hukuka aykırı bu delil kusur belirlemesinde dikkate alınamaz ve bu delil ile kanıtlanmak istenen vakıa kadına kusur olarak yüklenemez.

  3. Diğer Delillerin Durumu: Davacı erkek tarafından dosyaya sunulan ve davalı kadına ait olduğu iddia edilen yazışmaların davalı kadın tarafından kabul edilmediği, davalı tarafından yazıldığı iddiasının soyut kaldığı anlaşılmakla bu yazışmalar da kusur belirlemesinde dikkate alınamaz. Dinlenen tanıkların davacıdan edindikleri duyuma dayalı anlatımları da dikkate alındığında, davalı kadına yüklenen güven sarsıcı davranış vakıasının ispatlanamadığı sonucuna varılmıştır.

     
  4. Hukuki Sonuç: Davacı erkeğin davasının reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuştur.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Temyiz edilen bölge adliye mahkemesi kararının yukarıda gösterilen sebepten dolayı BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Özel Program Yoluyla Elde Edilen Dijital Veriler: Eşin telefonuna gizlice veya harici bir program (“disk digger” vb.) yüklenerek silinen verilerin kurtarılması suretiyle elde edilen kayıtlar hukuka aykırı delil niteliğindedir. Bu tür deliller boşanma davalarında kusur belirlemesine esas alınamaz ve karşı tarafa kusur olarak yüklenemez.

⚖️HUKUKA AYKIRI DELİL VE GÜVEN SARSICI DAVRANIŞ (Eşin Telefonuna Program Kurularak Elde Edilen Kayıtların Hukuka Aykırı Delil Niteliğinde Olduğu ve Kusur Tespiti Esas Alınamayacağı - Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2021/7539 Karar No: 2021/9869 Karar Tarihi: 21/12/2021 İncelenen Karar: Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi Süreci: Taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davasında ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Davacı erkeğin istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince, kadının cep telefonu ile başka erkeklerle görüşmek suretiyle güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu ve tamamen kusurlu olduğu gerekçesiyle erkeğin boşanma davasının kabulüne karar verilmiştir. Hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Hukuka Aykırı Delil Tespiti: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davacı erkeğin duruşmadaki "kadının telefonuna 'disk digger' isimli programı kurduğu, telefondaki silinen kayıtları geri getirdiği" yönündeki beyanı dikkate alındığında, erkeğin eşinin telefonuna yüklediği program ile elde edilen görüşme kayıtlarının hukuka aykırı olarak elde edilen delil niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Kusur Belirlemesine Etkisi: Gerçekleşen bu durum karşısında, hukuka aykırı bu delil kusur belirlemesinde dikkate alınamaz ve bu delil ile kanıtlanmak istenen vakıa kadına kusur olarak yüklenemez. Diğer Delillerin Durumu: Davacı erkek tarafından dosyaya sunulan ve davalı kadına ait olduğu iddia edilen yazışmaların davalı kadın tarafından kabul edilmediği, davalı tarafından yazıldığı iddiasının soyut kaldığı anlaşılmakla bu yazışmalar da kusur belirlemesinde dikkate alınamaz. Dinlenen tanıkların davacıdan edindikleri duyuma dayalı anlatımları da dikkate alındığında, davalı kadına yüklenen güven sarsıcı davranış vakıasının ispatlanamadığı sonucuna varılmıştır. Hukuki Sonuç: Davacı erkeğin davasının reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuştur. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Temyiz edilen bölge adliye mahkemesi kararının yukarıda gösterilen sebepten dolayı BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️HUKUKA UYGUN ELDE EDİLEN DİJİTAL DELİL VE ZİNA

(Eşin Telefonundaki Görüntü ve Ses Kayıtlarının Hukuka Uygun Delil Kabul Edilerek Zina Sebebiyle Boşanmaya Esas Alınması – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/8534

  • Karar No: 2024/8972

  • Karar Tarihi: 19/11/2024

  • İncelenen Karar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi (2021/659 E., 2023/1025 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi Süreci: Davacı kadın, eşinin telefonunda zina ve ilişki iddialarını kanıtlayan ses kayıtları ve görüntülere ulaştığını belirterek zina ve evlilik birliğinin sarsılması sebepleriyle boşanma, nafaka ve tazminat talebinde bulunmuştur. İlk Derece Mahkemesince delilin hukuka uygun elde edilmediği gerekçesiyle zina davası reddedilmişken, istinaf incelemesinde Bölge Adliye Mahkemesince; davalı erkeğin cep telefonuna mesaj geldiğini gören davacı kadının tahmini olarak şifre yazarak telefonu açtığı, cep telefonunda kayıtlı görüntü ve ses kaydının kadının telefonuna aktarıldıktan sonra mahkemeye delil olarak sunulduğu, kadının bu delillerin oluşumunda ve elde edilmesinde herhangi bir kurgusunun bulunmadığı anlaşılmakla dayanılan bu delillerin hukuka aykırı elde edildiğinden bahsedilemeyeceği gerekçesiyle tarafların zina hukuki sebebiyle boşanmalarına karar verilmiştir. Hüküm davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  1. Temyiz İncelemesi: Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere dayanmaktadır.

  2. Usul ve Kanuna Uygunluk: Bölge Adliye Mahkemesince delillerin hukuka uygun kabul edilerek zina sebebiyle boşanmaya karar verilmesinde usul ve kanuna aykırı bir yön görülmemiştir.

  3. Sonuç: Davalı erkek vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

     
  • Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 19/11/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

     

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Tahmini Şifre ve Hukuka Uygunluk: Eşin telefonuna gelen mesajı fark eden kadının tahmini olarak şifre yazıp telefonu açması ve içerisindeki kayıtları elde etmesi durumunda, kadının delillerin oluşumunda önceden tasarlanmış bir kurgusunun bulunmadığı kabul edilir. Bu şekilde elde edilen ses ve görüntü kayıtları hukuka aykırı delil olarak değerlendirilemez; zina davasında hükme esas alınarak boşanmaya gerekçe yapılabilir.

⚖️HUKUKA UYGUN ELDE EDİLEN DİJİTAL DELİL VE ZİNA (EŞİN TELEFONUNDAKİ GÖRÜNTÜ VE SES KAYITLARININ HUKUKA UYGUN DELİL KABUL EDİLEREK ZİNA SEBEBİYLE BOŞANMAYA ESAS ALINMASI - YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/8534 Karar No: 2024/8972 Karar Tarihi: 19/11/2024 İncelenen Karar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi (2021/659 E., 2023/1025 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi Süreci: Davacı kadın, eşinin telefonunda zina ve ilişki iddialarını kanıtlayan ses kayıtları ve görüntülere ulaştığını belirterek zina ve evlilik birliğinin sarsılması sebepleriyle boşanma, nafaka ve tazminat talebinde bulunmuştur. İlk Derece Mahkemesince delilin hukuka uygun elde edilmediği gerekçesiyle zina davası reddedilmişken, istinaf incelemesinde Bölge Adliye Mahkemesince; davalı erkeğin cep telefonuna mesaj geldiğini gören davacı kadının tahmini olarak şifre yazarak telefonu açtığı, cep telefonunda kayıtlı görüntü ve ses kaydının kadının telefonuna aktarıldıktan sonra mahkemeye delil olarak sunulduğu, kadının bu delillerin oluşumunda ve elde edilmesinde herhangi bir kurgusunun bulunmadığı anlaşılmakla dayanılan bu delillerin hukuka aykırı elde edildiğinden bahsedilemeyeceği gerekçesiyle tarafların zina hukuki sebebiyle boşanmalarına karar verilmiştir. Hüküm davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Temyiz İncelemesi: Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere dayanmaktadır. Usul ve Kanuna Uygunluk: Bölge Adliye Mahkemesince delillerin hukuka uygun kabul edilerek zina sebebiyle boşanmaya karar verilmesinde usul ve kanuna aykırı bir yön görülmemiştir. Sonuç: Davalı erkek vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 19/11/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️DİNLEME PROGRAMIYLA ELDE EDİLEN KAYITLAR VE HUKUKA AYKIRI DELİL

(Eşin Telefonuna Dinleme Programı Yüklenerek Elde Edilen Ses Kayıtlarının Hukuka Aykırı Delil Niteliğinde Olduğu ve Zina Sebebiyle Boşanmaya Esas Alınamayacağı – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/4207

  • Karar No: 2024/2433

  • Karar Tarihi: 04/04/2024

  • İncelenen Karar: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/111 E., 2023/202 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi Süreci: Davacı-karşı davalı erkek, kadının telefonuna dinleme programı kurarak elde ettiği görüşme kayıtlarına dayanarak zina (TMK m. 161) sebebiyle boşanma davası açmıştır. İlk Derece Mahkemesince kadının başka erkeklerle cinsel içerikli görüşmeler yaptığı gerekçesiyle zinanın ispatlandığı kabul edilerek erkeğin davasının kabulüne karar verilmiştir. İstinaf incelemesinde Bölge Adliye Mahkemesince; erkeğin eşinin telefonuna dinleme programı yükleyerek ele geçirdiği ses kayıtlarının hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, başkaca bir delil de sunulmadığı, hukuka aykırı şekilde ele geçirilen delillere dayanılarak kadına “zina” eyleminin kusur olarak yüklenemeyeceği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi hükmü bu yönüyle kaldırılmış; erkeğin istinaf yoluna başvurmaması nedeniyle kusur belirlemesinin kesinleştiği gözetilerek boşanmaya neden olan olaylarda erkeğin tamamen kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  1. Temyiz İncelemesi: Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere dayanmaktadır.

  2. Usul ve Kanuna Uygunluk: Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar usul ve kanuna uygun bulunmuş, taraf vekillerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

     
  • Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 04/04/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

     

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Dinleme Programı Yoluyla Elde Edilen Deliller: Eşin telefonuna gizlice dinleme programı yüklenerek elde edilen ses kayıtları ve görüşme içerikleri açıkça hukuka aykırı delil niteliğindedir. Bu tür hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen veriler zina davasında veya kusur belirlemesinde hiçbir şekilde hükme esas alınamaz.

⚖️DİNLEME PROGRAMIYLA ELDE EDİLEN KAYITLAR VE HUKUKA AYKIRI DELİL (EŞİN TELEFONUNA DİNLEME PROGRAMI YÜKLENEREK ELDE EDİLEN SES KAYITLARININ HUKUKA AYKIRI DELİL NİTELİĞİNDE OLDUĞU VE ZİNA SEBEBİYLE BOŞANMAYA ESAS ALINAMAYACAĞI - YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/4207 Karar No: 2024/2433 Karar Tarihi: 04/04/2024 İncelenen Karar: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/111 E., 2023/202 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi Süreci: Davacı-karşı davalı erkek, kadının telefonuna dinleme programı kurarak elde ettiği görüşme kayıtlarına dayanarak zina (TMK m. 161) sebebiyle boşanma davası açmıştır. İlk Derece Mahkemesince kadının başka erkeklerle cinsel içerikli görüşmeler yaptığı gerekçesiyle zinanın ispatlandığı kabul edilerek erkeğin davasının kabulüne karar verilmiştir. İstinaf incelemesinde Bölge Adliye Mahkemesince; erkeğin eşinin telefonuna dinleme programı yükleyerek ele geçirdiği ses kayıtlarının hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, başkaca bir delil de sunulmadığı, hukuka aykırı şekilde ele geçirilen delillere dayanılarak kadına "zina" eyleminin kusur olarak yüklenemeyeceği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi hükmü bu yönüyle kaldırılmış; erkeğin istinaf yoluna başvurmaması nedeniyle kusur belirlemesinin kesinleştiği gözetilerek boşanmaya neden olan olaylarda erkeğin tamamen kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Temyiz İncelemesi: Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere dayanmaktadır. Usul ve Kanuna Uygunluk: Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar usul ve kanuna uygun bulunmuş, taraf vekillerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 04/04/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️BOŞANMA SONRASI ORTAK KONUTUN KULLANIMI, ECRİMİSİL VE YENİDEN HÜKÜM KURMA Zorunluluğu

(Boşanma Kesinleşip Rıza İhtarnameyle Geri Alınana Kadar Geçen Süre İçin Ecrimisile Hükmedilemeyeceği, Bozma Sonrasında ise El Atmanın Önlenmesi Talebi Yönünden Kesinleştiği Gerekçesiyle Hüküm Kurulmamasının Hatalı Olduğu – Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2026/2480

  • Karar No: 2026/2448

  • Karar Tarihi: 04/05/2026

  • İncelenen Karar: Asliye Hukuk Mahkemesi (2025/327 E., 2025/528 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı borçlu/eş, boşandıklarını ve kararın kesinleştiğini, davalının kendisine ait bağımsız bölümde haksız olarak ikamet etmeye devam ettiğini belirterek el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talebiyle dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, temyiz incelemesinde Dairemizce, boşanma sonrasında malikin bir müddet oturmaya rıza göstermiş sayılacağı, rızanın ihtarname ile geri alındığı tarihe kadar haksızlık unsurunun bulunmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur. Bozma sonrasında yerel mahkemece, ecrimisil talebi yönünden ihtarnameye verilen süre dikkate alınarak reddine; el atmanın önlenmesi yönünden ise bu hususun daha önce kesinleştiği gerekçesiyle “ayrıca karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmiştir. Hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  1. Ecrimisil Yönünden: Boşanma kararının kesinleşmesinden sonra malik bir süre sessiz kalarak diğer eşin konutta oturmasına rıza gösterdiyse, bu rıza ihtarname ile geri alınıncaya kadar kullanım haksız sayılmaz. Bu nedenle ihtarnamede verilen süre de gözetilerek yapılan ecrimisil hesaplaması ve ret kararı usul ve kanuna uygundur.

  2. El Atmanın Önlenmesi ve Yeni Hüküm Kurma Zorunluluğu: Yargıtay bozma kararı ile ilk hüküm ortadan kalkar ve ifa kabiliyetini yitirir. Bozmadan sonra mahkemece verilecek karar yeni bir hüküm olup, talep edilen tüm hususlar hakkında (el atmanın önlenmesi dahil) tereddüt uyandırmayacak şekilde yeniden açık bir hüküm kurulması gerekir. “Karar verilmesine yer olmadığı” şeklinde hüküm kurulması HMK m. 297 hükmüne aykırıdır.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Davacı vekilinin ecrimisil talebine yönelik temyiz itirazlarının REDDİNE,

  • Tarafların el atmanın önlenmesi yönündeki temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

  • Kararın kesin olmak üzere 04/05/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Bozma Sonrasında Hüküm Oluşturma Kuralı: Yargıtay tarafından verilen kısmi bozmalar veya genel bozmalar sonrasında yerel mahkemelerin, bozma kapsamı dışında kalan veya kesinleşen talepler de dâhil olmak üzere, infazda tereddüt yaratmayacak şekilde tüm talepler hakkında yeni ve eksiksiz bir hüküm fıkrası oluşturması zorunludur. Eski hükme atıf yapılarak veya “karar verilmesine yer olmadığı” denilerek hüküm kurulamaz.

⚖️BOŞANMA SONRASI ORTAK KONUTUN KULLANIMI, ECRİMİSİL VE YENİDEN HÜKÜM KURMA Zorunluluğu (Boşanma Kesinleşip Rıza İhtarnameyle Geri Alınana Kadar Geçen Süre İçin Ecrimisile Hükmedilemeyeceği, Bozma Sonrasında ise El Atmanın Önlenmesi Talebi Yönünden Kesinleştiği Gerekçesiyle Hüküm Kurulmamasının Hatalı Olduğu - Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Esas No: 2026/2480 Karar No: 2026/2448 Karar Tarihi: 04/05/2026 İncelenen Karar: Asliye Hukuk Mahkemesi (2025/327 E., 2025/528 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı borçlu/eş, boşandıklarını ve kararın kesinleştiğini, davalının kendisine ait bağımsız bölümde haksız olarak ikamet etmeye devam ettiğini belirterek el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talebiyle dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, temyiz incelemesinde Dairemizce, boşanma sonrasında malikin bir müddet oturmaya rıza göstermiş sayılacağı, rızanın ihtarname ile geri alındığı tarihe kadar haksızlık unsurunun bulunmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur. Bozma sonrasında yerel mahkemece, ecrimisil talebi yönünden ihtarnameye verilen süre dikkate alınarak reddine; el atmanın önlenmesi yönünden ise bu hususun daha önce kesinleştiği gerekçesiyle "ayrıca karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmiştir. Hüküm taraflarca temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Ecrimisil Yönünden: Boşanma kararının kesinleşmesinden sonra malik bir süre sessiz kalarak diğer eşin konutta oturmasına rıza gösterdiyse, bu rıza ihtarname ile geri alınıncaya kadar kullanım haksız sayılmaz. Bu nedenle ihtarnamede verilen süre de gözetilerek yapılan ecrimisil hesaplaması ve ret kararı usul ve kanuna uygundur. El Atmanın Önlenmesi ve Yeni Hüküm Kurma Zorunluluğu: Yargıtay bozma kararı ile ilk hüküm ortadan kalkar ve ifa kabiliyetini yitirir. Bozmadan sonra mahkemece verilecek karar yeni bir hüküm olup, talep edilen tüm hususlar hakkında (el atmanın önlenmesi dahil) tereddüt uyandırmayacak şekilde yeniden açık bir hüküm kurulması gerekir. "Karar verilmesine yer olmadığı" şeklinde hüküm kurulması HMK m. 297 hükmüne aykırıdır. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Davacı vekilinin ecrimisil talebine yönelik temyiz itirazlarının REDDİNE, Tarafların el atmanın önlenmesi yönündeki temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Kararın kesin olmak üzere 04/05/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️KRİPTO PARA YATIRIMI VE BOŞANMA DAVASINDA KUSUR TESPİTİ – Eşten Habersiz Kripto Para Yatırımı Yapmak Boşanmada Kusur Sayılmaz;

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E: 2024/2844, K: 2024/9880)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2024/2844

  • Karar No: 2024/9880

  • Karar Tarihi: 12/12/2024

  • İncelenen Karar: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2024/349 E., 2024/313 K.) / İlk Derece: Kayseri 7. Aile Mahkemesi (2022/207 E., 2023/1133 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • 🔸 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm; davalı-davacı erkek vekili tarafından kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, kendi davasının reddi, ret ve kabul edilen tazminat talepleri ile yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • 🔸 Mahkemece erkeğe kusur olarak yüklenen “hayata kast ile kadını terke zorladığı” vakıasının ispatlanmadığı; “parasını kripto paraya bağlama” vakıasının ise kripto para, yatırım amacıyla yapılmasının günün ekonomik koşulları bağlamında uygulanagelen bir yatırım aracı olduğu, yalnızca “kripto para almak” eyleminin kusur teşkil etmeyeceği, ispatlanmayan ve kusur olarak değerlendirilemeyecek vakıaların tarafa kusur olarak yüklenilmesinin mümkün olmadığı, bu kusurların çıkarılmasının gerektiği belirtilmiştir.

  • 🔸 Belirlenen ve gerçekleşen diğer kusurlara göre boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin yine de tam kusurlu olduğuna karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile karar verilmesi doğru görülmemiş; ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden sonucu itibariyle doğru bulunan İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin düzeltilerek onanması kararlaştırılmıştır.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • 🔸 Davalı erkeğin diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

  • 🔸 Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının kusurun gerekçesi yukarıdaki şekilde değiştirilerek ve düzeltilerek oy birliğiyle ONANMASINA 12.12.2024 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • 💡 Günümüz ekonomik koşullarında kripto para gibi dijital varlıklara yatırım yapmak, tek başına evlilik birliğinde kusur olarak değerlendirilemez. Yargıtay bu kararıyla, yatırım amaçlı kripto para alımının olağan ekonomik faaliyetler kapsamında kalabileceğini ve somut ispat bulunmayan iddiaların kusur olarak yüklenemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymuştur.

⚖️KRİPTO PARA YATIRIMI VE BOŞANMA DAVASINDA KUSUR TESPİTİ - Eşten Habersiz Kripto Para Yatırımı Yapmak Boşanmada Kusur Sayılmaz; (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E: 2024/2844, K: 2024/9880) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2024/2844 Karar No: 2024/9880 Karar Tarihi: 12/12/2024 İncelenen Karar: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2024/349 E., 2024/313 K.) / İlk Derece: Kayseri 7. Aile Mahkemesi (2022/207 E., 2023/1133 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ 🔸 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm; davalı-davacı erkek vekili tarafından kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, kendi davasının reddi, ret ve kabul edilen tazminat talepleri ile yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE 🔸 Mahkemece erkeğe kusur olarak yüklenen “hayata kast ile kadını terke zorladığı” vakıasının ispatlanmadığı; “parasını kripto paraya bağlama” vakıasının ise kripto para, yatırım amacıyla yapılmasının günün ekonomik koşulları bağlamında uygulanagelen bir yatırım aracı olduğu, yalnızca “kripto para almak” eyleminin kusur teşkil etmeyeceği, ispatlanmayan ve kusur olarak değerlendirilemeyecek vakıaların tarafa kusur olarak yüklenilmesinin mümkün olmadığı, bu kusurların çıkarılmasının gerektiği belirtilmiştir. 🔸 Belirlenen ve gerçekleşen diğer kusurlara göre boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin yine de tam kusurlu olduğuna karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile karar verilmesi doğru görülmemiş; ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden sonucu itibariyle doğru bulunan İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin düzeltilerek onanması kararlaştırılmıştır. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM 🔸 Davalı erkeğin diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 🔸 Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının kusurun gerekçesi yukarıdaki şekilde değiştirilerek ve düzeltilerek oy birliğiyle ONANMASINA 12.12.2024 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️KRİPTO PARA İŞİ YAPMAK VE YASAL ŞİKAYET HAKKININ KUSUR OLARAK DEĞERLENDİRİLMEMESİ

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E: 2025/15, K: 2025/7108)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2025/15

  • Karar No: 2025/7108

  • Karar Tarihi: 10.09.2025

  • İncelenen Karar: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2023/1461 E., 2024/1477 K.) / İlk Derece: Ankara 13. Aile Mahkemesi (2021/1158 E., 2023/417 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • 🔸 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm; davacı karşı davalı kadın tarafından kusur belirlemesi, karşı davanın kabulü, tazminat ve nafakanın reddi yönünden; davalı karşı davacı erkek tarafından ise kusur belirlemesi ve asıl davanın kabulü yönünden temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE ORİJİNAL GEREKÇE

  • 🔸 Temyizen incelenen kararda; erkeğe yüklenilen “eşinden habersiz kripto para işi yaptığı” kusurunun, kripto paranın günün ekonomik koşulları bağlamında uygulanagelen bir yatırım aracı olduğu değerlendirildiğinde yalnızca kripto para işi yapmak eyleminin kusur teşkil etmeyeceği, bu kusurun erkeğe yüklenmesinin isabetsiz olduğu belirtilmiştir.

  • 🔸 Kadına yüklenilen “kocasını beni tehdit etti diye şikayet ettiği” kusurunun ise yasal şikayet hakkının kullanılması sebebiyle kadına kusur olarak yüklenmesinin isabetsiz olduğu vurgulanmıştır.

  • 🔸 Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışlara göre tarafların yine de eşit kusurlu olduğunun anlaşılmış bulunmasına göre temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektircek nitelikte görülmemiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • 🔸 Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca oy birliğiyle ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine 10.09.2025 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • 💡 Yargıtay bu kararında, eşlerin bilgisi dışında dahi olsa güncel ekonomik koşullarda birer yatırım aracı niteliği taşıyan kripto işlemlerinin tek başına boşanma kusuru sayılamayacağını ve bireylerin yasal şikayet haklarını kullanmalarının kusur olarak kabul edilemeyeceğini bir kez daha tescil etmiştir.

⚖️KRİPTO PARA İŞİ YAPMAK VE YASAL ŞİKAYET HAKKININ KUSUR OLARAK DEĞERLENDİRİLMEMESİ (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E: 2025/15, K: 2025/7108) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2025/15 Karar No: 2025/7108 Karar Tarihi: 10.09.2025 İncelenen Karar: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2023/1461 E., 2024/1477 K.) / İlk Derece: Ankara 13. Aile Mahkemesi (2021/1158 E., 2023/417 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ 🔸 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm; davacı karşı davalı kadın tarafından kusur belirlemesi, karşı davanın kabulü, tazminat ve nafakanın reddi yönünden; davalı karşı davacı erkek tarafından ise kusur belirlemesi ve asıl davanın kabulü yönünden temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE ORİJİNAL GEREKÇE 🔸 Temyizen incelenen kararda; erkeğe yüklenilen "eşinden habersiz kripto para işi yaptığı" kusurunun, kripto paranın günün ekonomik koşulları bağlamında uygulanagelen bir yatırım aracı olduğu değerlendirildiğinde yalnızca kripto para işi yapmak eyleminin kusur teşkil etmeyeceği, bu kusurun erkeğe yüklenmesinin isabetsiz olduğu belirtilmiştir. 🔸 Kadına yüklenilen "kocasını beni tehdit etti diye şikayet ettiği" kusurunun ise yasal şikayet hakkının kullanılması sebebiyle kadına kusur olarak yüklenmesinin isabetsiz olduğu vurgulanmıştır. 🔸 Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışlara göre tarafların yine de eşit kusurlu olduğunun anlaşılmış bulunmasına göre temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektircek nitelikte görülmemiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM 🔸 Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca oy birliğiyle ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine 10.09.2025 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️TİKTOK’TA ÇEKİLEN VİDEOLAR VE GÜVEN SARSICI DAVRANIŞLAR: EŞİT KUSUR VE TAZMİNAT KRİTERİ 

(Eşlerden Birinin TikTok’ta Aşırı Makyajla ve Tanımadığı Erkeklerle Videolar Çekip Yayınlaması ve Karşılıklı Diğer Kusurların Varlığı Halinde Tarafların Eşit Kusurlu Sayılacağı ve Eşit Kusurluluk Durumunda Maddi ve Manevi Tazminata Hükmedilemeyeceği – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/9834 Karar No: 2024/7134 Karar)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/9834 Karar No: 2024/7134 Karar Tarihi: 09/10/2024 İncelenen Karar: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2022/1248 E., 2023/1538 K.) / Eskişehir 5. Aile Mahkemesi (2020/1257 E., 2022/781 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı-karşı davalı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; davalının evi terk ettiğini, düzenli çalışmadığını, asgari ücret aldığını, alkol kullanma alışkanlığının olduğunu, evin ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çıkarıp alkole para harcadığını, aşağılayıcı konuşmaları ve tehditleri olduğunu belirterek boşanma, iştirak nafakası, maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. Davalı-karşı davacı erkek cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; kadının hakaret ve küfür ettiğini, sosyal medya (TikTok) hesabında aşırı makyaj ile tanımadığı erkeklerle videolar çekip yayınladığını, videoların altına onur kırıcı yorumlar yapıldığını, ev işleri ve çocuklarla ilgilenmediğini belirterek asıl davanın reddini, karşı davanın kabulü ile boşanma ve tazminat talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulüyle erkeğin ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanmaya, velayete, nafakalara, kadın lehine maddi/manevi tazminata ve ziynet alacağına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin istinafının esastan reddine, kadının istinafının kabulü ile maddi ve manevi tazminat miktarlarının artırılmasına karar verilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

Kusur Tespiti ve Tazminat Şartları: İlk Derece Mahkemesince belirlenen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre tarafların eşit kusurlu olduğu anlaşılmıştır. Bu itibarla, erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğuna hükmedilmesi doğru bulunmayıp kararın bozulmasını gerektirmiştir. Boşanma sonucu maddî ve manevî tazminata hükmedilebilmesi için tazminat yükümlüsünün kusurlu, tazminat talep eden eşin ise kusursuz veya diğerine göre daha az kusurlu olması gerekir (4721 sayılı Kanun madde 174). Mahkemece erkeğin kadına nazaran ağır kusurlu olduğunun kabulü ve bu hatalı kusur belirlemesine göre kadın yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, maddî ve manevî tazminatlar yönlerinden BOZULMASINA, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay bu kararında, boşanmada maddi ve manevi tazminat verilebilmesi için aranan yasal şartlardan biri olan kusur dengesini net bir şekilde vurgulamıştır. Tarafların boşanmaya sebebiyet veren olaylarda eşit kusurlu olduğunun saptanması durumunda, Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesindeki tazminat koşulları (kusursuz veya diğerine göre daha az kusurlu olma) gerçekleşmeyeceğinden lehine tazminat hükmedilen eş yararına kurulan hükmün bozulması gerekecektir.

⚖️TİKTOK'TA ÇEKİLEN VİDEOLAR VE GÜVEN SARSICI DAVRANIŞLAR: EŞİT KUSUR VE TAZMİNAT KRİTERİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (EŞLERDEN BİRİNİN TİKTOK’TA AŞIRI MAKYAJLA VE TANIMADIĞI ERKEKLERLE VİDEOLAR ÇEKİP YAYINLAMASI VE KARŞILIKLI DİĞER KUSURLARIN VARLIĞI HALİNDE TARAFLARIN EŞİT KUSURLU SAYILACAĞI VE EŞİT KUSURLULUK DURUMUNDA MADDİ VE MANEVİ TAZMİNATA HÜKMEDİLEMEYECEĞİ - YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/9834 Karar No: 2024/7134 Karar Tarihi: 09/10/2024 İncelenen Karar: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2022/1248 E., 2023/1538 K.) / Eskişehir 5. Aile Mahkemesi (2020/1257 E., 2022/781 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı-karşı davalı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; davalının evi terk ettiğini, düzenli çalışmadığını, asgari ücret aldığını, alkol kullanma alışkanlığının olduğunu, evin ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çıkarıp alkole para harcadığını, aşağılayıcı konuşmaları ve tehditleri olduğunu belirterek boşanma, iştirak nafakası, maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. Davalı-karşı davacı erkek cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; kadının hakaret ve küfür ettiğini, sosyal medya (TikTok) hesabında aşırı makyaj ile tanımadığı erkeklerle videolar çekip yayınladığını, videoların altına onur kırıcı yorumlar yapıldığını, ev işleri ve çocuklarla ilgilenmediğini belirterek asıl davanın reddini, karşı davanın kabulü ile boşanma ve tazminat talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulüyle erkeğin ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanmaya, velayete, nafakalara, kadın lehine maddi/manevi tazminata ve ziynet alacağına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin istinafının esastan reddine, kadının istinafının kabulü ile maddi ve manevi tazminat miktarlarının artırılmasına karar verilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve Tazminat Şartları: İlk Derece Mahkemesince belirlenen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre tarafların eşit kusurlu olduğu anlaşılmıştır. Bu itibarla, erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğuna hükmedilmesi doğru bulunmayıp kararın bozulmasını gerektirmiştir. Boşanma sonucu maddî ve manevî tazminata hükmedilebilmesi için tazminat yükümlüsünün kusurlu, tazminat talep eden eşin ise kusursuz veya diğerine göre daha az kusurlu olması gerekir (4721 sayılı Kanun madde 174). Mahkemece erkeğin kadına nazaran ağır kusurlu olduğunun kabulü ve bu hatalı kusur belirlemesine göre kadın yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, maddî ve manevî tazminatlar yönlerinden BOZULMASINA, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ZİNA HUKUKİ SEBEBİNE DAYALI BOŞANMA DAVASINDA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE 

(Zina Nedenine Dayalı Boşanma Davalarında Altı Aylık Hak Düşürücü Sürenin Başlangıcı, Temadi Eden Eylemlerde Sürenin Hesaplanması ve Islah Tarihinin Etkisi – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2025/527 Karar No: 2025/6502 Karar)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2025/527 Karar No: 2025/6502 Karar Tarihi: 25/06/2025 İncelenen Karar: Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/2091 E., 2024/2295 K.) / Kilis 1. Aile Mahkemesi (2021/596 E., 2023/809 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Asıl dava, erkek tarafından açılan evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma davasıdır. Karşı dava ise kadın tarafından açılan evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davası iken 05.05.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile karşı dava zina hukuki sebebine, olmadığı takdirde evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davasına dönüşmüştür. İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulü ile tarafların asıl davada evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı olarak, karşı davada ise zina hukuki sebebine dayalı olarak boşanmalarına ve ferilerine karar verilmiş, hükmün taraf vekillerince istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yeniden hüküm tesis edilerek ortak çocuklar lehine hükmedilen iştirak nafakasının ve kadın lehine hükmedilen tazminat miktarların artırılmasına karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

 

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

Hak Düşürücü Sürenin Niteliği ve Hesaplanması: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161 inci maddesi uyarınca eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Zina nedenine dayalı boşanma davalarında altı aylık hak düşürücü süre, temadi eden (sürüp giden) eylemlerde son eylemin bittiği tarihten itibaren başlar. Somut Olayın Değerlendirilmesi ve Bozma Gerekçesi: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davacı-davalı erkeğin eyleminden 2021 yılının Temmuz ayında kadının haberdar olduğu, dosya arasına alınan otel kayıtlarından erkeğin en son başka bir kadınla aynı otel odasında 02.01.2021 tarihinde konakladığı, kadının davasını zina hukuki sebebine dayalı boşanma davası olarak ıslah ettiği tarih dikkate alındığında erkeğin devamlılık arzedecek şekilde başkası ile cinsel ilişkiye girdiğinin dosya kapsamından kanıtlanamadığı, bu durumda öğrenme tarihi dikkate alındığında dava sebebinin ıslah edildiği 05.05.2022 tarihi itibariyle zina davası açabilmek için Kanun’un öngördüğü hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmıştır. Mahkemece kadının zina hukuki nedenine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup kadının terditli talebi olan evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı boşanma davası yönünden tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucu uyarınca bir hüküm kurulmak üzere hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

 

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma nedenine göre her iki dava ve fer’îleri yönünden yeniden hüküm kurulması gerekli hale geldiğinden taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay bu kararında, zina sebebine dayalı boşanma davalarında 6 aylık hak düşürücü sürenin başlangıç anını ve temadi eden eylemlerin ispat koşullarını net bir şekilde ele almıştır. Eşin eylemi öğrendiği tarih ile delillerle kanıtlanan son eylem tarihi arasındaki süre dikkate alınmaksızın ıslah yoluyla açılan zina davalarında hak düşürücü sürenin dolmuş olmasının davanın reddini gerektireceğini ve bu durumda mahkemenin terditli (kademeli) genel boşanma sebebi üzerinden inceleme yapması gerektiğini vurgulamıştır.

⚖️TİKTOK'TA ÇEKİLEN VİDEOLAR VE GÜVEN SARSICI DAVRANIŞLAR: EŞİT KUSUR VE TAZMİNAT KRİTERİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (EŞLERDEN BİRİNİN TİKTOK’TA AŞIRI MAKYAJLA VE TANIMADIĞI ERKEKLERLE VİDEOLAR ÇEKİP YAYINLAMASI VE KARŞILIKLI DİĞER KUSURLARIN VARLIĞI HALİNDE TARAFLARIN EŞİT KUSURLU SAYILACAĞI VE EŞİT KUSURLULUK DURUMUNDA MADDİ VE MANEVİ TAZMİNATA HÜKMEDİLEMEYECEĞİ - YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/9834 Karar No: 2024/7134 Karar Tarihi: 09/10/2024 İncelenen Karar: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2022/1248 E., 2023/1538 K.) / Eskişehir 5. Aile Mahkemesi (2020/1257 E., 2022/781 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı-karşı davalı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; davalının evi terk ettiğini, düzenli çalışmadığını, asgari ücret aldığını, alkol kullanma alışkanlığının olduğunu, evin ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çıkarıp alkole para harcadığını, aşağılayıcı konuşmaları ve tehditleri olduğunu belirterek boşanma, iştirak nafakası, maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. Davalı-karşı davacı erkek cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; kadının hakaret ve küfür ettiğini, sosyal medya (TikTok) hesabında aşırı makyaj ile tanımadığı erkeklerle videolar çekip yayınladığını, videoların altına onur kırıcı yorumlar yapıldığını, ev işleri ve çocuklarla ilgilenmediğini belirterek asıl davanın reddini, karşı davanın kabulü ile boşanma ve tazminat talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulüyle erkeğin ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanmaya, velayete, nafakalara, kadın lehine maddi/manevi tazminata ve ziynet alacağına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin istinafının esastan reddine, kadının istinafının kabulü ile maddi ve manevi tazminat miktarlarının artırılmasına karar verilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve Tazminat Şartları: İlk Derece Mahkemesince belirlenen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre tarafların eşit kusurlu olduğu anlaşılmıştır. Bu itibarla, erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğuna hükmedilmesi doğru bulunmayıp kararın bozulmasını gerektirmiştir. Boşanma sonucu maddî ve manevî tazminata hükmedilebilmesi için tazminat yükümlüsünün kusurlu, tazminat talep eden eşin ise kusursuz veya diğerine göre daha az kusurlu olması gerekir (4721 sayılı Kanun madde 174). Mahkemece erkeğin kadına nazaran ağır kusurlu olduğunun kabulü ve bu hatalı kusur belirlemesine göre kadın yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, maddî ve manevî tazminatlar yönlerinden BOZULMASINA, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ZİNA SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASINDA HUKUKA AYKIRI DELİL VE İSPAT KURALLARI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Özel Hayatın Gizliliği İhlal Edilerek Elde Edilen Video ve Fotoğrafların Hukuka Aykırı Delil Niteliğinde Olduğu, Bu Delillere Dayanılarak Zina Vakıasının İspat Edilemeyeceği – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/2519 Karar No: 2023/5205 Karar Tarihi: 07/11/2023 İncelenen Karar: … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2021/1296 E., 2022/1911 K.) / … 7. Aile Mahkemesi (2019/1353 E., 2021/892 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın vekili; erkeğin başka bir kadınla fotoğraflarını, WhatsApp yazışmalarını ve banka dekontlarını gördüğünü, arabanın bagajında bulduğu telefon kayıtlarının aldatmaya ilişkin deliller içerdiğini iddia ederek zina ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenleriyle boşanma, nafaka ve tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı erkek vekili ise iddiaları kabul etmeyerek davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince erkeğin başka bir kadınla cinsel birliktelik yaşadığı kabul edilerek zina hukuksal nedeniyle tarafların boşanmalarına, nafaka ve tazminatlara karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş; hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

Hukuka Aykırı Delillerin Değerlendirilememesi: 6100 sayılı Kanun’un 189 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince hukuka aykırı olarak elde edilen delil bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. Zina sebebine dayalı olarak boşanmaya karar verilebilmesi için; davalı eşin başka bir kişiyle cinsel ilişkiye girmesinin veya cinsel ilişkinin gerçekleştirildiğine pek muhtemel bakılan bir durum içine girdiğinin usul ve yasaya uygun elde edilmiş delillerle kanıtlanması gereklidir. Somut Olayın Değerlendirilmesi ve Bozma Gerekçesi: Mahkemece zina eyleminin kabulüne dayanak yapılan video kayıtları ve fotoğrafların davacı kadın tarafından davalı erkeğin “özel hayatının gizliliği” ihlal edilmek suretiyle hukuka aykırı yolla elde edildiği açık olup, hükme esas alınamaz. Kadının üçüncü kişiy נעyapmış olduğu mesajlaşma kayıtları ise zinanın ispatı için yeterli ve inandırıcı olmadığı gibi başkaca delille de desteklenmemiştir. Bu durumda zina hukuksal nedenine dayalı davanın reddine karar verilerek, evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı boşanma davası yönünden tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.

 

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı kadın vekilinin tüm, davalı erkek vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay bu kararında, boşanma davalarında özellikle zina iddiasının ispatı noktasında sıklıkla karşılaşılan dijital delillerin hukuka uygunluğu konusunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Eşin özel hayatının gizliliği ihlal edilerek (örneğin habersiz şekilde telefon karıştırılarak veya gizli kayıtlar alınarak) elde edilen video ve fotoğrafların hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve 6100 sayılı HMK m. 189/2 gereğince hükme esas alınamayacağı vurgulanmıştır. Zina iddiasının somut, inandırıcı ve hukuka uygun delillerle kanıtlanamaması halinde davanın reddi ile genel boşanma sebebi üzerinden inceleme yapılması gerekecektir.

⚖️ZİNA SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASINDA HUKUKA AYKIRI DELİL VE İSPAT KURALLARI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Özel Hayatın Gizliliği İhlal Edilerek Elde Edilen Video ve Fotoğrafların Hukuka Aykırı Delil Niteliğinde Olduğu, Bu Delillere Dayanılarak Zina Vakıasının İspat Edilemeyeceği - Yargıtay 2. Hukuk Dairesi) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/2519 Karar No: 2023/5205 Karar Tarihi: 07/11/2023 İncelenen Karar: ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2021/1296 E., 2022/1911 K.) / ... 7. Aile Mahkemesi (2019/1353 E., 2021/892 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın vekili; erkeğin başka bir kadınla fotoğraflarını, WhatsApp yazışmalarını ve banka dekontlarını gördüğünü, arabanın bagajında bulduğu telefon kayıtlarının aldatmaya ilişkin deliller içerdiğini iddia ederek zina ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenleriyle boşanma, nafaka ve tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı erkek vekili ise iddiaları kabul etmeyerek davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince erkeğin başka bir kadınla cinsel birliktelik yaşadığı kabul edilerek zina hukuksal nedeniyle tarafların boşanmalarına, nafaka ve tazminatlara karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş; hüküm taraflarca temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Hukuka Aykırı Delillerin Değerlendirilememesi: 6100 sayılı Kanun'un 189 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince hukuka aykırı olarak elde edilen delil bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. Zina sebebine dayalı olarak boşanmaya karar verilebilmesi için; davalı eşin başka bir kişiyle cinsel ilişkiye girmesinin veya cinsel ilişkinin gerçekleştirildiğine pek muhtemel bakılan bir durum içine girdiğinin usul ve yasaya uygun elde edilmiş delillerle kanıtlanması gereklidir. Somut Olayın Değerlendirilmesi ve Bozma Gerekçesi: Mahkemece zina eyleminin kabulüne dayanak yapılan video kayıtları ve fotoğrafların davacı kadın tarafından davalı erkeğin "özel hayatının gizliliği" ihlal edilmek suretiyle hukuka aykırı yolla elde edildiği açık olup, hükme esas alınamaz. Kadının üçüncü kişiy נעyapmış olduğu mesajlaşma kayıtları ise zinanın ispatı için yeterli ve inandırıcı olmadığı gibi başkaca delille de desteklenmemiştir. Bu durumda zina hukuksal nedenine dayalı davanın reddine karar verilerek, evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı boşanma davası yönünden tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı kadın vekilinin tüm, davalı erkek vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️TELEVİZYON PROGRAMINDAKİ İTİRAFLAR VE SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN İHLALİ  (Ulusal Bir Televizyon Programına Katılarak Evden Kaçtığını, Bir Erkekle Birlikte Kaldığını ve Uyuşturucu Kullandığını Beyan Eden Kadının Ağır Kusurlu Kabul Edilmesi ve Erkek Lehine Maddi ve Manevi Tazminata Hükmedilmesi Gerektiği – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/3673 Karar No: 2024/1450 Karar Tarihi: 04/03/2024 İncelenen Karar: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/261 E., 2023/256 K.) / Nevşehir Aile Mahkemesi (2020/1026 E., 2022/1168 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı-birleşen dosyada davalı erkek vekili; kadının haber vermeden evi terk ettiğini, kayıp ihbarı yapıldığını, ulusal bir televizyon kanalındaki “Esra Erol’da” programına katılan kadının bir erkeğin davetiyle Bingöl’e gittiğini ve orada kaldığını beyan ettiğini, programa telefonla katılan bu kişinin de ilişkisini doğruladığını, kadının programda uyuşturucu kullandığını ve satmak istediğini de ifade ettiğini belirterek boşanma ile maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. Davalı-davacı kadın vekili ise erkeğin ekonomik olarak ilgilenmediğini, fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığını iddia ederek davanın kabulü ile nafaka ve tazminat istemiştir. İlk Derece Mahkemesince tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanmalarına, tazminat taleplerinin reddine ve kadın lehine nafakaya hükmedilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince kadına uyuşturucu madde kullanma vakıasının da eklenerek kadının ağır, erkeğin az kusurlu olduğu kabul edilmiş; kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasına ve erkek lehine maddi ile manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmiştir. Hüküm davalı-davacı kadın vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

Televizyon Programındaki Beyanlar ve Kusur Tespiti: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre; kadının ulusal bir televizyon programına katılarak gerçekleştirdiği itirafların ve dosyadaki kanıtların değerlendirilmesi sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince yapılan kusur tespiti ve kurulan hüküm usul ve kanuna uygun bulunmuştur. Kararın Onanması: Davalı-davacı kadın vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiş olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararı onanmıştır.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Adli yardımdan yararlanması sebebiyle başlangıçta alınmamış olan karar ve ilam harcı ile temyiz başvuru harcının kadın tarafa yükletilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay bu kararında, eşlerin ortak haneyi terk ederek ulusal televizyon programlarında gerçekleştirdikleri ikrar ve beyanların boşanma davasındaki kusur belirlemesinde doğrudan esas alınabileceğini teyit etmiştir. Sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışların ve suç teşkil eden ya da birliği çekilmez hale getiren itirafların açıkça TV ekranlarında dile getirilmesinin kusur derecesini ağırlaştıracağı, bu durumun kusursuz veya daha az kusurlu olan eş yararına maddi ve manevi tazminat koşullarını (TMK m. 174) sağlayacağı ve ağır kusurlu eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedilemeyeceği (TMK m. 175) açıkça ortaya konmuştur.

⚖️TELEVİZYON PROGRAMINDAKİ İTİRAFLAR VE SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN İHLALİ  (Ulusal Bir Televizyon Programına Katılarak Evden Kaçtığını, Bir Erkekle Birlikte Kaldığını ve Uyuşturucu Kullandığını Beyan Eden Kadının Ağır Kusurlu Kabul Edilmesi ve Erkek Lehine Maddi ve Manevi Tazminata Hükmedilmesi Gerektiği - Yargıtay 2. Hukuk Dairesi) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/3673 Karar No: 2024/1450 Karar Tarihi: 04/03/2024 İncelenen Karar: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/261 E., 2023/256 K.) / Nevşehir Aile Mahkemesi (2020/1026 E., 2022/1168 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı-birleşen dosyada davalı erkek vekili; kadının haber vermeden evi terk ettiğini, kayıp ihbarı yapıldığını, ulusal bir televizyon kanalındaki "Esra Erol'da" programına katılan kadının bir erkeğin davetiyle Bingöl'e gittiğini ve orada kaldığını beyan ettiğini, programa telefonla katılan bu kişinin de ilişkisini doğruladığını, kadının programda uyuşturucu kullandığını ve satmak istediğini de ifade ettiğini belirterek boşanma ile maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. Davalı-davacı kadın vekili ise erkeğin ekonomik olarak ilgilenmediğini, fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığını iddia ederek davanın kabulü ile nafaka ve tazminat istemiştir. İlk Derece Mahkemesince tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanmalarına, tazminat taleplerinin reddine ve kadın lehine nafakaya hükmedilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince kadına uyuşturucu madde kullanma vakıasının da eklenerek kadının ağır, erkeğin az kusurlu olduğu kabul edilmiş; kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasına ve erkek lehine maddi ile manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmiştir. Hüküm davalı-davacı kadın vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Televizyon Programındaki Beyanlar ve Kusur Tespiti: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre; kadının ulusal bir televizyon programına katılarak gerçekleştirdiği itirafların ve dosyadaki kanıtların değerlendirilmesi sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince yapılan kusur tespiti ve kurulan hüküm usul ve kanuna uygun bulunmuştur. Kararın Onanması: Davalı-davacı kadın vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiş olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararı onanmıştır. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Adli yardımdan yararlanması sebebiyle başlangıçta alınmamış olan karar ve ilam harcı ile temyiz başvuru harcının kadın tarafa yükletilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️SÜREKLİ İDDİA (KUMAR) OYNAMAK SURETİYLE BİRLİK GÖREVLERİNİN İHMALİ VE AĞIR KUSUR (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Eşin Süreklilik Arz Edecek Şekilde İddia Oynamak Suretiyle Birlik Görevlerini İhmal Etmesinin Ağır Kusur Teşkil Ettiği ve Kurulan Hükmün Usul ve Kanuna Uygun Olduğu – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2024/5743 Karar No: 2025/2350 Karar Tarihi: 05/03/2025 İncelenen Karar: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/690 E., 2024/775 K.) / KDZ. Ereğli 1. Aile Mahkemesi (2021/72 E., 2022/404 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen hüküm davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, erkeğin boşanma davasının kabulü, yoksulluk nafakası, maddî-manevî tazminat miktarları yönünden; davalı-karşı davacı erkek vekili tarafından ise kusur belirlemesi, kadının boşanma davasının kabulü, tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, maddî-manevî tazminat ve miktarları yönünden temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

Kusur Tespiti ve İddia (Kumar) Oynamak: Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, delillerin takdirinde hata görülmemesine ve özellikle erkeğin süreklilik arz edecek şekilde iddia oynamak suretiyle birlik görevlerini ihmal ettiğinin anlaşılmasına, belirlenen ve gerçekleşen bu kusurlara göre ise erkeğin yine de ağır kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay bu kararında, eşlerden birinin süreklilik arz edecek şekilde iddia (kumar) oynamak suretiyle evlilik birliğinin yükümlülüklerini ve ekonomik görevlerini ihmal etmesinin kusur olarak kabul edileceğini ve bu durumun erkeğin ağır kusurlu sayılmasına gerekçe oluşturacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Kusur tespiti, tazminatlar ve nafakalar yönünden yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesi kararlarının yerinde olduğu teyit edilmiştir.

⚖️SÜREKLİ İDDİA (KUMAR) OYNAMAK SURETİYLE BİRLİK GÖREVLERİNİN İHMALİ VE AĞIR KUSUR (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Eşin Süreklilik Arz Edecek Şekilde İddia Oynamak Suretiyle Birlik Görevlerini İhmal Etmesinin Ağır Kusur Teşkil Ettiği ve Kurulan Hükmün Usul ve Kanuna Uygun Olduğu - Yargıtay 2. Hukuk Dairesi) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2024/5743 Karar No: 2025/2350 Karar Tarihi: 05/03/2025 İncelenen Karar: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/690 E., 2024/775 K.) / KDZ. Ereğli 1. Aile Mahkemesi (2021/72 E., 2022/404 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen hüküm davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, erkeğin boşanma davasının kabulü, yoksulluk nafakası, maddî-manevî tazminat miktarları yönünden; davalı-karşı davacı erkek vekili tarafından ise kusur belirlemesi, kadının boşanma davasının kabulü, tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, maddî-manevî tazminat ve miktarları yönünden temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve İddia (Kumar) Oynamak: Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, delillerin takdirinde hata görülmemesine ve özellikle erkeğin süreklilik arz edecek şekilde iddia oynamak suretiyle birlik görevlerini ihmal ettiğinin anlaşılmasına, belirlenen ve gerçekleşen bu kusurlara göre ise erkeğin yine de ağır kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ESKİ EŞLE KİYASLAMA VE GÜVEN SARSICI DAVRANIŞLARDA KUSUR TESPİTİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Eşini Ölen Eski Eşi ile Sürekli Kıyaslayarak Aşağılayan ve Eski Eşine Ait Fotoğrafları Evde Görünür Yerde Bulunduran Kadın ile Şiddet Uygulayan ve Güven Sarsıcı Davranışlarda Bulunan Erkeğin Karşılıklı Kusurlarının Değerlendirilmesi – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/6618 Karar No: 2023/5497 Karar Tarihi: 22/11/2023 İncelenen Karar: Aile Mahkemesi (2021/501 E., 2022/53 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın; erkeğin kendisine hakaret ettiğini, fiziksel şiddet uyguladığını, başka kadınlarla telefonla görüşüp mesajlaştığını belirterek boşanma, nafaka ve tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı erkek ise kadının ortak haneyi terk ettiğini, ölen eski eşinin fotoğraflarını evde görünür yerlere astığını, boynunda eski eşinin kolyesini taşıdığını ve kendisini sürekli ölen eski eşiyle kıyaslayıp hakaret ettiğini ileri sürerek karşı davanın kabulü ile boşanma ve manevi tazminat istemiştir. Mahkemece yapılan yargılama ve bozma ilamları sonrasında erkeğin şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, kadının ise erkeği ölen eski eşiyle sürekli kıyaslayarak hakaret edip aşağıladığı, eski eşine ait fotoğrafları evde bulundurduğu kabul edilerek kadının erkeğe göre daha az kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulüne, boşanmaya, kadın yararına yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. Karar taraflarca temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

Kusur Tespiti ve Boşanma Hükmünün Kesinleşmesi: Yargılama aşamasında her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş olup boşanma hükmü taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Kesinleşen yönler hakkında yeniden hüküm kurulması hukuken mümkün olmayıp, boşanma yönünden yeniden hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. Maddi Tazminatın Miktarı ve Faiz Talebi: Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri ve ihlal edilen menfaatler dikkate alındığında, kadın yararına takdir edilen maddi tazminat miktarı azdır. Hakkaniyet ilkesi çerçevesinde daha uygun miktarda maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken eksik incelemeyle karar verilmesi isabetsizdir. Ayrıca kadın dava dilekçesinde tazminatlar için yasal faiz talep ettiği halde bu konuda olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmamış olması bozma nedenidir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

Temyiz olunan Mahkeme kararının kesinleşen boşanma hükmü hakkında yeniden karar verilmesi, maddî tazminatın miktarı ve tazminatlara faiz talebi yönlerinden BOZULMASINA, Taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddi ile kararın bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay bu kararında, eşlerin ortak yaşam içerisindeki psikolojik baskı ve kıyaslama eylemlerinin kusur tespiti üzerindeki etkisini ele almıştır. Eşini sürekli olarak ölen eski eşiyle kıyaslayan, evde onun fotoğraflarını sergileyen kadının davranışı kusur kabul edilirken; fiziksel şiddet uygulayan ve güven sarsıcı davranışlarda bulunan erkeğin de kusurlu olduğu, tarafların karşılıklı kusur dengesinde tazminat miktarlarının hakkaniyete uygun olarak belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca kesinleşen boşanma hükümleri hakkında yeniden karar kurulamayacağı usul hukukunun temel kuralı olarak hatırlatılmıştır.

⚖️ESKİ EŞLE KİYASLAMA VE GÜVEN SARSICI DAVRANIŞLARDA KUSUR TESPİTİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Eşini Ölen Eski Eşi ile Sürekli Kıyaslayarak Aşağılayan ve Eski Eşine Ait Fotoğrafları Evde Görünür Yerde Bulunduran Kadın ile Şiddet Uygulayan ve Güven Sarsıcı Davranışlarda Bulunan Erkeğin Karşılıklı Kusurlarının Değerlendirilmesi - Yargıtay 2. Hukuk Dairesi) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/6618 Karar No: 2023/5497 Karar Tarihi: 22/11/2023 İncelenen Karar: Aile Mahkemesi (2021/501 E., 2022/53 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın; erkeğin kendisine hakaret ettiğini, fiziksel şiddet uyguladığını, başka kadınlarla telefonla görüşüp mesajlaştığını belirterek boşanma, nafaka ve tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı erkek ise kadının ortak haneyi terk ettiğini, ölen eski eşinin fotoğraflarını evde görünür yerlere astığını, boynunda eski eşinin kolyesini taşıdığını ve kendisini sürekli ölen eski eşiyle kıyaslayıp hakaret ettiğini ileri sürerek karşı davanın kabulü ile boşanma ve manevi tazminat istemiştir. Mahkemece yapılan yargılama ve bozma ilamları sonrasında erkeğin şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, kadının ise erkeği ölen eski eşiyle sürekli kıyaslayarak hakaret edip aşağıladığı, eski eşine ait fotoğrafları evde bulundurduğu kabul edilerek kadının erkeğe göre daha az kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulüne, boşanmaya, kadın yararına yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. Karar taraflarca temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve Boşanma Hükmünün Kesinleşmesi: Yargılama aşamasında her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş olup boşanma hükmü taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Kesinleşen yönler hakkında yeniden hüküm kurulması hukuken mümkün olmayıp, boşanma yönünden yeniden hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. Maddi Tazminatın Miktarı ve Faiz Talebi: Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri ve ihlal edilen menfaatler dikkate alındığında, kadın yararına takdir edilen maddi tazminat miktarı azdır. Hakkaniyet ilkesi çerçevesinde daha uygun miktarda maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken eksik incelemeyle karar verilmesi isabetsizdir. Ayrıca kadın dava dilekçesinde tazminatlar için yasal faiz talep ettiği halde bu konuda olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmamış olması bozma nedenidir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Temyiz olunan Mahkeme kararının kesinleşen boşanma hükmü hakkında yeniden karar verilmesi, maddî tazminatın miktarı ve tazminatlara faiz talebi yönlerinden BOZULMASINA, Taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddi ile kararın bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️EVLİLİKTE CİNSEL BİRLİKTELİK YAŞANMAMASI VE TARAFLARIN KUSUR TESPİTİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Tarafların Evlilikleri Boyunca Cinsel Birliktelik Yaşamadığı, Kadının Eşini Sevmediği, Kilosuyla Dalga Geçip Aşağıladığı, Erkeğin ise Cinsel Birlik Sağlamak Adına Cinsel Güç Artırıcı İlaç Sipariş Ettiği Olayda Tarafların Kusurlu Olduğu ve Kurulan Hükmün Usul ve Kanuna Uygun Bulunduğu – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/333

  • Karar No: 2023/2869

  • Karar Tarihi: 01/06/2023

  • İncelenen Karar: … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi (2022/2251 E., 2022/3161 K.) / … 1. Aile Mahkemesi (2017/931 E., 2022/214 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar karşılıklı boşanma davası açmış; kadın evlilik boyunca cinsel birliktelik yaşanmadığını, erkeğin ev giderlerine karışmadığını ve kendisini küçük düşürdüğünü belirterek boşanma, ziynet ve ev gideri alacağı talep etmiştir. Erkek ise kadının sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini, eski sevgilisinin fotoğraflarını sakladığını, kendisine dokunulmasını istemediğini, “kilolusun” diyerek dalga geçip aşağıladığını ve horladığı gerekçesiyle odaları ayırdığını belirterek davanın kabulünü ve maddi-manevi tazminat istemiştir. İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına, kadının kusurunun erkeğe nazaran daha fazla olduğu gerekçesiyle erkek yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş; hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kusur Tespiti ve Cinsel Birlikteliğin Olmaması: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, tarafların evlilikleri süresince cinsel birliktelik yaşamadığı, kadının erkeği sevmediği, iğneleyici konuştuğu, kilosu nedeniyle aşağıladığı ve eski sevgilisiyle karşılaştırdığı; erkeğin ise cinsel birleşme hususunda çaba gösterip cinsel güç artırıcı ilaç sipariş ettiği, her iki tarafın da evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kusurlu olduğu ancak kadının kusurunun erkeğe oranla daha fazla olduğu anlaşılmıştır.

  • Temyiz Sebeplerinin Reddi: Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun bulunmuştur.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

  • Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay bu kararında, evlilik birliği içerisindeki cinsel hayatın yokluğu ve tarafların birbirlerine karşı gerçekleştirdikleri psikolojik/fiziksel kusurlu davranışların dengesini ele almıştır. Evlilik boyunca cinsel birlikteliğin olmamasında tarafların karşılıklı tutumlarının etkili olduğu, eşini kilosuyla aşağılayan ve eski sevgilisiyle kıyaslayan kadının daha ağır kusurlu kabul edilerek aleyhine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesinin hukuka uygun olduğunu vurgulamıştır.

⚖️EVLİLİKTE CİNSEL BİRLİKTELİK YAŞANMAMASI VE TARAFLARIN KUSUR TESPİTİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Tarafların Evlilikleri Boyunca Cinsel Birliktelik Yaşamadığı, Kadının Eşini Sevmediği, Kilosuyla Dalga Geçip Aşağıladığı, Erkeğin ise Cinsel Birlik Sağlamak Adına Cinsel Güç Artırıcı İlaç Sipariş Ettiği Olayda Tarafların Kusurlu Olduğu ve Kurulan Hükmün Usul ve Kanuna Uygun Bulunduğu - Yargıtay 2. Hukuk Dairesi) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/333 Karar No: 2023/2869 Karar Tarihi: 01/06/2023 İncelenen Karar: ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi (2022/2251 E., 2022/3161 K.) / ... 1. Aile Mahkemesi (2017/931 E., 2022/214 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar karşılıklı boşanma davası açmış; kadın evlilik boyunca cinsel birliktelik yaşanmadığını, erkeğin ev giderlerine karışmadığını ve kendisini küçük düşürdüğünü belirterek boşanma, ziynet ve ev gideri alacağı talep etmiştir. Erkek ise kadının sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini, eski sevgilisinin fotoğraflarını sakladığını, kendisine dokunulmasını istemediğini, "kilolusun" diyerek dalga geçip aşağıladığını ve horladığı gerekçesiyle odaları ayırdığını belirterek davanın kabulünü ve maddi-manevi tazminat istemiştir. İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına, kadının kusurunun erkeğe nazaran daha fazla olduğu gerekçesiyle erkek yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş; hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve Cinsel Birlikteliğin Olmaması: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, tarafların evlilikleri süresince cinsel birliktelik yaşamadığı, kadının erkeği sevmediği, iğneleyici konuştuğu, kilosu nedeniyle aşağıladığı ve eski sevgilisiyle karşılaştırdığı; erkeğin ise cinsel birleşme hususunda çaba gösterip cinsel güç artırıcı ilaç sipariş ettiği, her iki tarafın da evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kusurlu olduğu ancak kadının kusurunun erkeğe oranla daha fazla olduğu anlaşılmıştır. Temyiz Sebeplerinin Reddi: Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun bulunmuştur. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️İŞTİRAK NAFAKASI ARTIRIMI DAVASINDA ÖZEL OKUL GİDERLERİNİN DOĞRUDAN NAFAKA KAPSAMINDA İNFAZI KAZANDIRACAK ŞEKİLDE BELİRLENMESİ GEREĞİ (YARGITAY 3. HUKAK DAİRESİ KARARI)

(Çocuğun Özel Okul, Servis, Yemek, Dershane ve Özel Kurs Giderlerinin “Davalı Tarafından Ödenmesine” Şeklinde Tesis Edilen Hükmün İnfaz Kabiliyetinin Bulunmadığı, Bu Giderlerin Hakkaniyet İlkesi Gözetilerek Belirli Bir Nafaka Miktarına Dahil Edilmesi Suretiyle İnfazda Tereddüt Uyandırmayacak Şekilde Karar Verilmesi Gerektiği – Yargıtay 3. Hukuk Dairesi)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2014/689

  • Karar No: 2014/8108

  • Karar Tarihi: 26/05/2014

  • İncelenen Karar: Ankara 10. Aile Mahkemesi (08/10/2013 T., 2013/688 E., 2013/1342 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı anne, müşterek çocuğun özel okul masrafları, yemek, servis ve kurs giderleri ile birlikte iştirak nafakasının 4.000 TL’ye çıkarılmasını veya özel okul masraflarının mezuniyete kadar karşılanarak ek 2.000 TL iştirak nafakasına hükmedilmesini, ayrıca yoksulluk nafakasının 2.000 TL’ye artırılmasını talep etmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile iştirak nafakasının 750 TL’ye çıkarılmasına ek olarak müşterek çocuğun özel okul, servis, yemek, dershane ve özel kurs giderlerinin davalı tarafından ödenmesine ve yoksulluk nafakasının 400 TL’ye çıkarılmasına karar verilmiştir. Hüküm, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • İlamların İnfaz Kabiliyeti: İlamların infaz edilecek bölümleri hüküm bölümünde yer alan kısımlarıdır. Hükmün içeriğinin aynen infazı zorunlu olup; yorum, tahmin veya takdir yoluyla infaz kabiliyeti olmayan ilam hükümlerinin icrası sağlanamaz. Her zaman tek taraflı olarak temin edilebilecek okul taksitlerine, dershane ve özel kurs ücretlerine ilişkin belgelere dayanılarak ilamların icrası yoluyla takip yapılamaz.

  • Giderlerin Nafaka Miktarında Değerlendirilmesi: Mahkemece müşterek çocuğun özel okul, servis, yemek, dershane ve kurs giderlerinin doğrudan davalı tarafından ödenmesine yönelik kurulan hükmün bu haliyle infaz kabiliyeti yoktur. Çocuğun yaşı, eğitimi, okul ve diğer tüm ihtiyaçları hep birlikte değerlendirilerek, nafaka yükümlüsü babanın geliri ile orantılı olacak şekilde TMK’nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi gözetilerek infazda tereddüde mahal vermeyecek net bir miktar üzerinden hüküm kurulması gerekir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

  • İnfaz kabiliyeti olmayacak şekilde yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olduğundan, hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince oy birliğiyle BOZULMASINA,

  • Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bu kararında, aile hukuku uyuşmazlıklarında sıkça karşılaşılan “eğitim ve kurs giderlerinin davalı tarafça ödenmesi” yönündeki soyut ve belirsiz hükümlerin icra edilebilirlik (infaz kabiliyeti) ilkelerine aykırı olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Özel okul, servis, yemek veya kurs gibi değişken masrafların ilamda açık bir para alacağına dönüştürülmeyip doğrudan “ödenmesi” şeklinde karara bağlanmasının icra takiplerinde hukuki tıkanıklıklar yaratacağı vurgulanmış; bu tür giderlerin hakkaniyet ilkesi çerçevesinde hesaplanarak iştirak nafakası miktarına dahil edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

⚖️İŞTİRAK NAFAKASI ARTIRIMI DAVASINDA ÖZEL OKUL GİDERLERİNİN DOĞRUDAN NAFAKA KAPSAMINDA İNFAZI KAZANDIRACAK ŞEKİLDE BELİRLENMESİ GEREĞİ (YARGITAY 3. HUKAK DAİRESİ KARARI) (Çocuğun Özel Okul, Servis, Yemek, Dershane ve Özel Kurs Giderlerinin "Davalı Tarafından Ödenmesine" Şeklinde Tesis Edilen Hükmün İnfaz Kabiliyetinin Bulunmadığı, Bu Giderlerin Hakkaniyet İlkesi Gözetilerek Belirli Bir Nafaka Miktarına Dahil Edilmesi Suretiyle İnfazda Tereddüt Uyandırmayacak Şekilde Karar Verilmesi Gerektiği - Yargıtay 3. Hukuk Dairesi) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Esas No: 2014/689 Karar No: 2014/8108 Karar Tarihi: 26/05/2014 İncelenen Karar: Ankara 10. Aile Mahkemesi (08/10/2013 T., 2013/688 E., 2013/1342 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı anne, müşterek çocuğun özel okul masrafları, yemek, servis ve kurs giderleri ile birlikte iştirak nafakasının 4.000 TL'ye çıkarılmasını veya özel okul masraflarının mezuniyete kadar karşılanarak ek 2.000 TL iştirak nafakasına hükmedilmesini, ayrıca yoksulluk nafakasının 2.000 TL'ye artırılmasını talep etmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile iştirak nafakasının 750 TL'ye çıkarılmasına ek olarak müşterek çocuğun özel okul, servis, yemek, dershane ve özel kurs giderlerinin davalı tarafından ödenmesine ve yoksulluk nafakasının 400 TL'ye çıkarılmasına karar verilmiştir. Hüküm, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE İlamların İnfaz Kabiliyeti: İlamların infaz edilecek bölümleri hüküm bölümünde yer alan kısımlarıdır. Hükmün içeriğinin aynen infazı zorunlu olup; yorum, tahmin veya takdir yoluyla infaz kabiliyeti olmayan ilam hükümlerinin icrası sağlanamaz. Her zaman tek taraflı olarak temin edilebilecek okul taksitlerine, dershane ve özel kurs ücretlerine ilişkin belgelere dayanılarak ilamların icrası yoluyla takip yapılamaz. Giderlerin Nafaka Miktarında Değerlendirilmesi: Mahkemece müşterek çocuğun özel okul, servis, yemek, dershane ve kurs giderlerinin doğrudan davalı tarafından ödenmesine yönelik kurulan hükmün bu haliyle infaz kabiliyeti yoktur. Çocuğun yaşı, eğitimi, okul ve diğer tüm ihtiyaçları hep birlikte değerlendirilerek, nafaka yükümlüsü babanın geliri ile orantılı olacak şekilde TMK'nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi gözetilerek infazda tereddüde mahal vermeyecek net bir miktar üzerinden hüküm kurulması gerekir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, İnfaz kabiliyeti olmayacak şekilde yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olduğundan, hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince oy birliğiyle BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine karar verilmiştir.

⚖️ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜYLE ÜSTLENİLEN OKUL GİDERLERİNİN KALDIRILMASI TALEBİNİN REDDİ VE İŞTİRAK NAFAKASININ İNDİRİLMESİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Anlaşmalı Boşanma Protokolü Gereğince Çocukların Okul Giderlerini Ödemeyi Kabul Eden Babanın Bu Yükümlülüğünün Kaldırılması Talebinin Hakkaniyet ve Sözleşmeye Bağlılık İlkeleri Gereğince Reddedilmesi Gerektiği, Öngörülemeyen ÜFE Artışları Sebebiyle İştirak Nafakasının İndirilmesinin İse İsabetli Olduğu – Yargıtay 2. Hukuk Dairesi)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/3503

  • Karar No: 2023/2433

  • Karar Tarihi: 17/05/2023

  • İncelenen Karar: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/2382 E., 2023/156 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Bursa 8. Aile Mahkemesi (2021/444 E., 2022/465 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı baba, anlaşmalı boşanma ilamında ortak çocuklar için bağlanan iştirak nafakalarının kaldırılması ya da indirilmesi ile ortak çocukların okul giderlerinin kendisi tarafından ödeneceğine ilişkin protokol düzenlemesinin kaldırılmasını talep etmiştir. İlk derece mahkemesince okul giderlerine ilişkin düzenlemenin kaldırılmasına, iştirak nafakasının indirilmesi talebinin ise reddine karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesince tarafların istinaf başvuruları üzerine yapılan incelemede; okul giderlerinin kaldırılması talebinin reddine, ÜFE oranlarındaki fahiş artışlar dikkate alınarak iştirak nafakalarının her bir çocuk için 10.000,00 TL’ye indirilmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalı anne vekili tarafından iştirak nafakasının indirilmesi ve aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti yönünden temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Okul Giderleri Yükümlülüğü ve Sözleşmeye Bağlılık: Boşanma ilamında ortak çocukların okul giderlerinin davacı baba tarafından karşılanacağı kararlaştırılmış olup, boşanmayı sağlayabilmek için bu yükümlülüğü bilerek ve isteyerek protokola yazdıran babanın sonradan bu yükümlülüğün kaldırılmasını istemesinin iyiniyet, doğruluk-dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmadığı, bu nedenle talebin reddinin yerinde olduğu kabul edilmiştir.

  • İştirak Nafakasının İndirilmesi: Tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile dava tarihi itibarıyla öngörülemeyen ÜFE oranlarındaki aşırı artış miktarları göz önüne alındığında, küçükler yararına bağlanan iştirak nafakalarının hakkaniyete uygun olarak indirilmesinde usul ve kanuna aykırılık görülmemiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca oy birliğiyle ONANMASINA,

  • Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, anlaşmalı boşanma protokolleri kapsamında tarafların iradeleriyle üstlendikleri yükümlülüklerin (özellikle çocukların tüm okul masraflarını karşılama taahhüdünün) sonradan tek taraflı olarak ortadan kaldırılamayacağını vurgulamıştır. Sözleşmeye bağlılık ve dürüstlük kurallarının gereği olarak, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra bu taahhüdün “infaz kabiliyeti yok” veya “belirsiz” olduğu gerekçesiyle iptal edilemeyeceği net bir şekilde ortaya konulmuştur. Buna karşın, ekonomik koşullardaki olağanüstü ve öngörülemeyen ÜFE artışlarının iştirak nafakası yönünden indirim sebebi oluşturabileceği kabul edilmiştir.

⚖️ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜYLE ÜSTLENİLEN OKUL GİDERLERİNİN KALDIRILMASI TALEBİNİN REDDİ VE İŞTİRAK NAFAKASININ İNDİRİLMESİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Anlaşmalı Boşanma Protokolü Gereğince Çocukların Okul Giderlerini Ödemeyi Kabul Eden Babanın Bu Yükümlülüğünün Kaldırılması Talebinin Hakkaniyet ve Sözleşmeye Bağlılık İlkeleri Gereğince Reddedilmesi Gerektiği, Öngörülemeyen ÜFE Artışları Sebebiyle İştirak Nafakasının İndirilmesinin İse İsabetli Olduğu - Yargıtay 2. Hukuk Dairesi) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/3503 Karar No: 2023/2433 Karar Tarihi: 17/05/2023 İncelenen Karar: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/2382 E., 2023/156 K.) İlk Derece Mahkemesi: Bursa 8. Aile Mahkemesi (2021/444 E., 2022/465 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı baba, anlaşmalı boşanma ilamında ortak çocuklar için bağlanan iştirak nafakalarının kaldırılması ya da indirilmesi ile ortak çocukların okul giderlerinin kendisi tarafından ödeneceğine ilişkin protokol düzenlemesinin kaldırılmasını talep etmiştir. İlk derece mahkemesince okul giderlerine ilişkin düzenlemenin kaldırılmasına, iştirak nafakasının indirilmesi talebinin ise reddine karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesince tarafların istinaf başvuruları üzerine yapılan incelemede; okul giderlerinin kaldırılması talebinin reddine, ÜFE oranlarındaki fahiş artışlar dikkate alınarak iştirak nafakalarının her bir çocuk için 10.000,00 TL'ye indirilmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalı anne vekili tarafından iştirak nafakasının indirilmesi ve aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti yönünden temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Okul Giderleri Yükümlülüğü ve Sözleşmeye Bağlılık: Boşanma ilamında ortak çocukların okul giderlerinin davacı baba tarafından karşılanacağı kararlaştırılmış olup, boşanmayı sağlayabilmek için bu yükümlülüğü bilerek ve isteyerek protokola yazdıran babanın sonradan bu yükümlülüğün kaldırılmasını istemesinin iyiniyet, doğruluk-dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmadığı, bu nedenle talebin reddinin yerinde olduğu kabul edilmiştir. İştirak Nafakasının İndirilmesi: Tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile dava tarihi itibarıyla öngörülemeyen ÜFE oranlarındaki aşırı artış miktarları göz önüne alındığında, küçükler yararına bağlanan iştirak nafakalarının hakkaniyete uygun olarak indirilmesinde usul ve kanuna aykırılık görülmemiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca oy birliğiyle ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine karar verilmiştir.

⚖️İDDİA VE SAVUNMANIN GENİŞLETİLMESİ YASAĞINA AYKIRI OLARAK ÖZEL OKUL VE SERVİS ÜCRETİNE HÜKMEDİLEMEYECEĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Dava ve Cevaba Cevap Dilekçelerinde Talep Edilmeyen Özel Okul Ücreti ve Servis Giderlerinin Tahkikat Aşamasındaki Dilekçeyle İstenerek Hüküm Kurulmasının HMK’nın 141. Maddesine Aykırı Olduğu – Düzeltilerek Onama)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2012/25379

  • Karar No: 2013/10650

  • Karar Tarihi: 15/04/2013

  • İncelenen Karar: Aile Mahkemesi

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki boşanma davası sonunda yerel mahkemece hüküm kurulmuş; hüküm davacı kadın tarafından tazminat, nafaka miktarları ile servis ve okul ücreti yönünden, davalı koca tarafından ise boşanma davası, fer’ileri ile servis ve okul ücreti yönünden temyiz edilmiştir. Yargıtay incelemesinde dosya kapsamındaki deliller ve hukuki sebepler değerlendirilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • İddia ve Savunmanın Genişletilmesi Yasağı: HMK’nın 141. maddesi gereğince taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe, ön inceleme esnasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler.

  • Usule Aykırılık ve Düzeltilerek Onama: Davacının dava ve cevaba cevap dilekçesinde özel okul ücreti ve servis giderlerine ilişkin bir talebi bulunmadığı halde, tahkikat aşamasındaki dilekçeye dayanarak müşterek çocuk için özel okul ve servis giderlerinin karşılanmasına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın bu bölümünün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Tarafların sair temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan diğer bölümlerin ONANMASINA,

  • Hükmün özel okul ve servis giderlerine ilişkin kısmının gerekçeli kararın hüküm fıkrasından tamamen çıkartılması suretiyle hükmün bu bölümünün DÜZELTİLMİŞ ŞEKLİYLE ONANMASINA, karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, HMK’nın 141. maddesinde düzenlenen iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağını aile hukuku yargılaması bağlamında net bir şekilde uygulamıştır. Dava ve cevaba cevap dilekçelerinde talep edilmeyen iştirak nafakası veya gider kalemlerinin (özel okul ücreti, servis gideri vb.) sonradan verilen dilekçelerle istenemeyeceğini, karşı tarafın açık muvafakati yoksa bu taleplerin dikkate alınamayacağını vurgulamıştır.

⚖️İDDİA VE SAVUNMANIN GENİŞLETİLMESİ YASAĞINA AYKIRI OLARAK ÖZEL OKUL VE SERVİS ÜCRETİNE HÜKMEDİLEMEYECEĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Dava ve Cevaba Cevap Dilekçelerinde Talep Edilmeyen Özel Okul Ücreti ve Servis Giderlerinin Tahkikat Aşamasındaki Dilekçeyle İstenerek Hüküm Kurulmasının HMK'nın 141. Maddesine Aykırı Olduğu - Düzeltilerek Onama) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2012/25379 Karar No: 2013/10650 Karar Tarihi: 15/04/2013 İncelenen Karar: Aile Mahkemesi 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki boşanma davası sonunda yerel mahkemece hüküm kurulmuş; hüküm davacı kadın tarafından tazminat, nafaka miktarları ile servis ve okul ücreti yönünden, davalı koca tarafından ise boşanma davası, fer'ileri ile servis ve okul ücreti yönünden temyiz edilmiştir. Yargıtay incelemesinde dosya kapsamındaki deliller ve hukuki sebepler değerlendirilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE İddia ve Savunmanın Genişletilmesi Yasağı: HMK'nın 141. maddesi gereğince taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe, ön inceleme esnasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Usule Aykırılık ve Düzeltilerek Onama: Davacının dava ve cevaba cevap dilekçesinde özel okul ücreti ve servis giderlerine ilişkin bir talebi bulunmadığı halde, tahkikat aşamasındaki dilekçeye dayanarak müşterek çocuk için özel okul ve servis giderlerinin karşılanmasına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın bu bölümünün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Tarafların sair temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan diğer bölümlerin ONANMASINA, Hükmün özel okul ve servis giderlerine ilişkin kısmının gerekçeli kararın hüküm fıkrasından tamamen çıkartılması suretiyle hükmün bu bölümünün DÜZELTİLMİŞ ŞEKLİYLE ONANMASINA, karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️BOŞANMA DAVASI DEVAM EDERKEN TARAFLARDAN BİRİNİN VEFAT ETMESİ HALİNDE TAZMİNAT VE KUSUR TESPİTİ (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı)

(Boşanma Hükmü Kesinleştikten Sonra Taraflardan Birinin Vefat Etmesi Durumunda, Henüz Kesinleşmeyen Kusur Belirlemesi, Maddi-Manevi Tazminat ve Nafaka Talepleri Yönünden Mirasçıların Davaya Devam Edebileceği – Terekeyi Etkileyen Haklarda Ölümün Dava Konusuz Kalmasına Yol Açmayacağı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2024/9133

  • Karar No: 2025/6782

  • İlk Derece Mahkemesi: İstanbul Anadolu 15. Aile Mahkemesi (2021/659 E., 2022/956 K.)

  • Bölge Adliye Mahkemesi: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 56. Hukuk Dairesi (2023/1453 E., 2024/1281 K.)

  • Davanın Konusu: Boşanma, Kusur Belirlemesi ve Tazminat Talepleri

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın tarafından açılan boşanma davasında ilk derece mahkemesince tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilerek boşanmalarına, kadın yararına nafaka hükmedilmesine ve maddi-manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı kadın tarafı istinaf başvurusunda bulunmuş, yargılama aşamasında davalı erkeğin vefat ettiği bildirilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, boşanma hükmü kesinleştiği ve erkeğin ölümünden önce hüküm altına alınmış bir tazminat bulunmadığı gerekçesiyle kadının istinaf talepleri hakkında “karar vermeye yer olmadığına” hükmedilmiştir. Bu karar davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Tarafın Ölümü ve Mirasçıların Durumu: Evlilik birliği boşanma ile sona ermiş olup, boşanma hükmü ve erkeğe yönelik kusur belirlemesi kesinleşmiştir. Ancak kadın yönünden kusur belirlemesi ile boşanmanın fer’isi niteliğindeki maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakası henüz kesinleşmemiştir.

  • Terekeye Geçen Haklar: Murisin ölmeden önceki sorumluluğundan doğan borçlar veya alacaklar terekeyi etkilediğinden, talep edilmiş tazminat ve nafaka borçları terekeye geçebilecek niteliktedir. Bu nedenle, mirasçıları da ilgilendiren ve malvarlığı haklarını etkileyen bu davalarda kusur belirlemesi ve tazminat talepleri yönünden inceleme yapılmasına devam edilmesi gerekmektedir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Bölge Adliye Mahkemesince, davalı erkeğin ölümünden sonra mirasçıların kusur belirlemesi ve tazminat talepleri yönünden hukuki yararının bulunduğu gözetilmeden “karar vermeye yer olmadığına” karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuş, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, boşanma davası devam ederken taraflardan birinin vefat etmesi durumunda; boşanma hükmü ve kusur tespiti daha önce kesinleşmiş olsa bile, henüz kesinleşmemiş olan maddi-manevi tazminat ve kusur itirazları gibi malvarlığını etkileyen hususlarda mirasçıların hak arama hürriyetinin ve davaya devam etme imkanının engellenemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymuştur.

⚖️BOŞANMA DAVASI DEVAM EDERKEN TARAFLARDAN BİRİNİN VEFAT ETMESİ HALİNDE TAZMİNAT VE KUSUR TESPİTİ (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı) (Boşanma Hükmü Kesinleştikten Sonra Taraflardan Birinin Vefat Etmesi Durumunda, Henüz Kesinleşmeyen Kusur Belirlemesi, Maddi-Manevi Tazminat ve Nafaka Talepleri Yönünden Mirasçıların Davaya Devam Edebileceği - Terekeyi Etkileyen Haklarda Ölümün Dava Konusuz Kalmasına Yol Açmayacağı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2024/9133 Karar No: 2025/6782 İlk Derece Mahkemesi: İstanbul Anadolu 15. Aile Mahkemesi (2021/659 E., 2022/956 K.) Bölge Adliye Mahkemesi: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 56. Hukuk Dairesi (2023/1453 E., 2024/1281 K.) Davanın Konusu: Boşanma, Kusur Belirlemesi ve Tazminat Talepleri 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın tarafından açılan boşanma davasında ilk derece mahkemesince tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilerek boşanmalarına, kadın yararına nafaka hükmedilmesine ve maddi-manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı kadın tarafı istinaf başvurusunda bulunmuş, yargılama aşamasında davalı erkeğin vefat ettiği bildirilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, boşanma hükmü kesinleştiği ve erkeğin ölümünden önce hüküm altına alınmış bir tazminat bulunmadığı gerekçesiyle kadının istinaf talepleri hakkında "karar vermeye yer olmadığına" hükmedilmiştir. Bu karar davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Tarafın Ölümü ve Mirasçıların Durumu: Evlilik birliği boşanma ile sona ermiş olup, boşanma hükmü ve erkeğe yönelik kusur belirlemesi kesinleşmiştir. Ancak kadın yönünden kusur belirlemesi ile boşanmanın fer'isi niteliğindeki maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakası henüz kesinleşmemiştir. Terekeye Geçen Haklar: Murisin ölmeden önceki sorumluluğundan doğan borçlar veya alacaklar terekeyi etkilediğinden, talep edilmiş tazminat ve nafaka borçları terekeye geçebilecek niteliktedir. Bu nedenle, mirasçıları da ilgilendiren ve malvarlığı haklarını etkileyen bu davalarda kusur belirlemesi ve tazminat talepleri yönünden inceleme yapılmasına devam edilmesi gerekmektedir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Bölge Adliye Mahkemesince, davalı erkeğin ölümünden sonra mirasçıların kusur belirlemesi ve tazminat talepleri yönünden hukuki yararının bulunduğu gözetilmeden "karar vermeye yer olmadığına" karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuş, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

⚖️FAKE (SAHTE) HESAP AÇARak BAŞKA KADINLARA AHLAK DIŞI İLİŞKİ TEKLİFİNDE BULUNMAK (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı)

(Eşin Başka Bir İsimle Sahte Facebook Hesabı Açarak Başka Kadınlara Parayla Ahlak Dışı İlişki Teklifinde Bulunmasının ve Eşine Yalan Söyleyerek Eğlenmeye Gitmesinin Güven Sarsıcı Davranış Niteliğinde Olup Boşanma Sebebi Teşkil Ettiği)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2016/1135

  • Karar No: 2017/5962

  • Karar Tarihi: 22/05/2017

  • Mahkemesi: Aile Mahkemesi

  • Davanın Konusu: Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanma

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın tarafından açılan boşanma davasında yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi dosya kapsamındaki delilleri inceleyerek yerel mahkeme kararını hatalı bulmuştur.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Güven Sarsıcı Davranışlar ve Kusur: Yapılan soruşturma ve deliller neticesinde, davalı erkeğin başka bir isimle sahte Facebook hesabı açarak bu hesap üzerinden başka kadınlara parayla cinsel ilişki teklifinde bulunduğu, ayrıca eşine nöbete gideceğini söylemesine karşın eğlenmeye gittiği tespit edilmiştir.

  • Boşanma Koşulları: Bu eylemlerin güven sarsıcı nitelikte olduğu, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak ve birliğin devamına imkan vermeyecek derecede bir geçimsizlik yarattığı, bu şartlar altında davanın kabulü ile boşanmaya karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Yerel mahkemenin yetersiz gerekçe ile davanın reddine karar vermesi usul ve yasaya aykırı bulunarak hükmün BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMu

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşlerden birinin sahte sosyal medya hesapları üzerinden başka kadınlara/erkeklere ahlaka aykırı tekliflerde bulunmasını ve eşini aldatmaya yönelik güven sarsıcı eylemler gerçekleştirmesini evlilik birliğini sarsan ağır kusurlu bir davranış olarak kabul etmiş ve boşanma kararı verilmesi gerektiğini net bir şekilde tescillemiştir.

⚖️BOŞANMA DAVASI DEVAM EDERKEN TARAFLARDAN BİRİNİN VEFAT ETMESİ HALİNDE TAZMİNAT VE KUSUR TESPİTİ (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı) (Boşanma Hükmü Kesinleştikten Sonra Taraflardan Birinin Vefat Etmesi Durumunda, Henüz Kesinleşmeyen Kusur Belirlemesi, Maddi-Manevi Tazminat ve Nafaka Talepleri Yönünden Mirasçıların Davaya Devam Edebileceği - Terekeyi Etkileyen Haklarda Ölümün Dava Konusuz Kalmasına Yol Açmayacağı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2024/9133 Karar No: 2025/6782 İlk Derece Mahkemesi: İstanbul Anadolu 15. Aile Mahkemesi (2021/659 E., 2022/956 K.) Bölge Adliye Mahkemesi: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 56. Hukuk Dairesi (2023/1453 E., 2024/1281 K.) Davanın Konusu: Boşanma, Kusur Belirlemesi ve Tazminat Talepleri 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın tarafından açılan boşanma davasında ilk derece mahkemesince tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilerek boşanmalarına, kadın yararına nafaka hükmedilmesine ve maddi-manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı kadın tarafı istinaf başvurusunda bulunmuş, yargılama aşamasında davalı erkeğin vefat ettiği bildirilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, boşanma hükmü kesinleştiği ve erkeğin ölümünden önce hüküm altına alınmış bir tazminat bulunmadığı gerekçesiyle kadının istinaf talepleri hakkında "karar vermeye yer olmadığına" hükmedilmiştir. Bu karar davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Tarafın Ölümü ve Mirasçıların Durumu: Evlilik birliği boşanma ile sona ermiş olup, boşanma hükmü ve erkeğe yönelik kusur belirlemesi kesinleşmiştir. Ancak kadın yönünden kusur belirlemesi ile boşanmanın fer'isi niteliğindeki maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakası henüz kesinleşmemiştir. Terekeye Geçen Haklar: Murisin ölmeden önceki sorumluluğundan doğan borçlar veya alacaklar terekeyi etkilediğinden, talep edilmiş tazminat ve nafaka borçları terekeye geçebilecek niteliktedir. Bu nedenle, mirasçıları da ilgilendiren ve malvarlığı haklarını etkileyen bu davalarda kusur belirlemesi ve tazminat talepleri yönünden inceleme yapılmasına devam edilmesi gerekmektedir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Bölge Adliye Mahkemesince, davalı erkeğin ölümünden sonra mirasçıların kusur belirlemesi ve tazminat talepleri yönünden hukuki yararının bulunduğu gözetilmeden "karar vermeye yer olmadığına" karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuş, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

⚖️TİNDER UYGULAMASI KULLANIMI VE KUSUR TESPİTİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Eşine Fiziksel Şiddet Uygulayan Erkeğin Boşanmaya Sebep Olan Olaylarda Tam Kusurlu Olduğu, Tinder Uygulaması Üzerinden Görüşme İddiasının Soyut Tanık Beyanı Dışında Kanıtlanamadığı ve Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Onanması Gerektiği – Onama Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/299

  • Karar No: 2024/4742

  • Karar Tarihi: 25/06/2024

  • Mahkemesi: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi (2022/1216 E., 2022/1826 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: İstanbul Anadolu 3. Aile Mahkemesi (2019/159 E., 2022/260 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Velâyet, Nafaka ve Tazminat Talepleri

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Erkek, evlilik birliğinin kadının kusurlu davranışlarıyla sarsıldığını belirterek boşanma ve velâyet talep etmiştir. Kadın ise erkeğin zina, fiziksel şiddet, hastalık bulaştırma ve Tinder uygulamasını kullanma gibi kusurlu davranışları iddialarıyla karşılıklı boşanma, velâyet, tedbir/iştirak nafakası, yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminat istemiştir. İlk derece mahkemesince erkeğin davasının reddine, kadının kabulü ile boşanmaya, velâyetin anneye verilmesine, nafakalara ve tazminatlara hükmedilmiştir. Bölge adliye mahkemesince erkeğin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yoksulluk nafakası yönünden kaldırılarak bu talebin reddine, sair yönlerden esastan reddine karar verilmiştir; hüküm taraf vekillerince duruşmalı olarak temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kusur Tespiti ve Tinder İddiası: Dosya kapsamına göre, kadına hastalık bulaştırıldığı hususu sabit olmadığı gibi, erkeğin Tinder uygulaması üzerinden başka kadınlarla uygunsuz görüşmeler yaptğına ilişkin iddianın da soyut tanık beyanı dışında delille kanıtlanamadığı; bu nedenle erkeğe yüklenen sadakatsizlik kusurunun oluşmadığı anlaşılmaktadır.

  • Erkeğin Tam Kusurluluğu: Buna karşın, eşine fiziksel şiddet uyguladığı sabit olan erkeğin, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında tam kusurlu olduğu gözetildiğinde, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının yerinde görülmediği kabul edilmiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Bölge adliye mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca oy birliğiyle ONANMASINA, duruşma vekâlet ücretinin taraflar arasında mahsubu ile karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, boşanma davalarında kusur belirlemesi yapılırken somut delile dayanmayan soyut iddiaların (Tinder veya benzeri uygulamalar üzerinden görüşme vb.) kusur olarak atfedilemeyeceğini, ancak fiziksel şiddet gibi ispatlanmış ağır kusurlu eylemlerin evlilik birliğini temelinden sarstığını ve erkeğin tam kusurlu olduğunu tescillemiştir.

⚖️TİNDER UYGULAMASI KULLANIMI VE KUSUR TESPİTİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Eşine Fiziksel Şiddet Uygulayan Erkeğin Boşanmaya Sebep Olan Olaylarda Tam Kusurlu Olduğu, Tinder Uygulaması Üzerinden Görüşme İddiasının Soyut Tanık Beyanı Dışında Kanıtlanamadığı ve Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Onanması Gerektiği - Onama Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/299 Karar No: 2024/4742 Karar Tarihi: 25/06/2024 Mahkemesi: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi (2022/1216 E., 2022/1826 K.) İlk Derece Mahkemesi: İstanbul Anadolu 3. Aile Mahkemesi (2019/159 E., 2022/260 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Velâyet, Nafaka ve Tazminat Talepleri 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Erkek, evlilik birliğinin kadının kusurlu davranışlarıyla sarsıldığını belirterek boşanma ve velâyet talep etmiştir. Kadın ise erkeğin zina, fiziksel şiddet, hastalık bulaştırma ve Tinder uygulamasını kullanma gibi kusurlu davranışları iddialarıyla karşılıklı boşanma, velâyet, tedbir/iştirak nafakası, yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminat istemiştir. İlk derece mahkemesince erkeğin davasının reddine, kadının kabulü ile boşanmaya, velâyetin anneye verilmesine, nafakalara ve tazminatlara hükmedilmiştir. Bölge adliye mahkemesince erkeğin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yoksulluk nafakası yönünden kaldırılarak bu talebin reddine, sair yönlerden esastan reddine karar verilmiştir; hüküm taraf vekillerince duruşmalı olarak temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve Tinder İddiası: Dosya kapsamına göre, kadına hastalık bulaştırıldığı hususu sabit olmadığı gibi, erkeğin Tinder uygulaması üzerinden başka kadınlarla uygunsuz görüşmeler yaptğına ilişkin iddianın da soyut tanık beyanı dışında delille kanıtlanamadığı; bu nedenle erkeğe yüklenen sadakatsizlik kusurunun oluşmadığı anlaşılmaktadır. Erkeğin Tam Kusurluluğu: Buna karşın, eşine fiziksel şiddet uyguladığı sabit olan erkeğin, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında tam kusurlu olduğu gözetildiğinde, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının yerinde görülmediği kabul edilmiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Bölge adliye mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca oy birliğiyle ONANMASINA, duruşma vekâlet ücretinin taraflar arasında mahsubu ile karar verilmiştir.

⚖️CASUS PROGRAM YÜKLEME VE KUSUR TESPİTİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Eşinin Telefonuna Casus Program Yükleyen, Konuşmalarını Üçüncü Kişilere Gönderen ve Şiddet Uygulayan Kadının Ağır Kusurlu Olduğu, Erkeğe İsnat Edilen Hakaret ve Küfür Vakıalarının İspatlanamadığı ve Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Onanması Gerektiği – Onama Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/9389

  • Karar No: 2024/7128

  • Karar Tarihi: 09/10/2024

  • Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/1042 E., 2023/1244 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Ankara 9. Aile Mahkemesi (2019/791 E., 2022/297 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Velâyet, Nafaka ve Tazminat Talepleri

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Erkek, kadının evlilik birliğinin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, psikolojik ve fiziksel şiddet uyguladığını, casus program kurup konuşmaları başkalarına gönderdiğini belirterek boşanma ve tazminat talep etmiştir. Kadın ise erkeğin hakaret, tehdit, şiddet ve iffetsizlikle suçlama iddialarıyla karşı dava açarak boşanma, nafaka ile maddî ve manevî tazminat istemiştir. İlk derece mahkemesince erkeğin daha ağır kusurlu olduğu kabul edilerek davanın kabulü ile kadına tazminat ve nafaka verilmiştir. Bölge adliye mahkemesince erkeğin istinaf başvurusunun kabulüyle kusur belirlemesi değiştirilmiş; kadının ağır kusurlu olduğu kabul edilerek kadının tazminat ve nafaka talepleri reddedilmiş, erkek lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. Karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kusur Tespiti ve Casus Program İddiası: Dosya kapsamına göre, eşinin telefonuna casus program yükleyen, yakınları ile yaptığı konuşmaları üçüncü kişilere gönderen ve eşine şiddet uygulayan kadının ağır kusurlu olduğu; buna karşın erkeğe yüklenen hakaret ve küfür etme vakıalarının ispatlanamadığı, erkeğe bu vakıaların kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır.

  • Tazminatlar ve Nafaka: Hatalı kusur belirlemesinin düzeltilmesiyle birlikte, ağır kusurlu olan kadın lehine yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminata hükmedilemeyeceği, az kusurlu/kusursuz olan erkek yararına maddi ve manevi tazminata karar verilmesinin yerinde olduğu kabul edilmiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Bölge adliye mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca oy birliğiyle ONANMASINA karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşin telefonuna casus program yükleyerek özel konuşmaları üçüncü kişilere ifşa etmenin ve şiddet uygulamanın ağır kusur teşkil ettiğini, ispatlanamayan soyut iddiaların ise karşı tarafa kusur olarak yüklenemeyeceğini ve tazminat dengesinin bu kusur oranına göre kurulacağını tescillemiştir.

⚖️CASUS PROGRAM YÜKLEME VE KUSUR TESPİTİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Eşinin Telefonuna Casus Program Yükleyen, Konuşmalarını Üçüncü Kişilere Gönderen ve Şiddet Uygulayan Kadının Ağır Kusurlu Olduğu, Erkeğe İsnat Edilen Hakaret ve Küfür Vakıalarının İspatlanamadığı ve Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Onanması Gerektiği - Onama Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/9389 Karar No: 2024/7128 Karar Tarihi: 09/10/2024 Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/1042 E., 2023/1244 K.) İlk Derece Mahkemesi: Ankara 9. Aile Mahkemesi (2019/791 E., 2022/297 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Velâyet, Nafaka ve Tazminat Talepleri 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Erkek, kadının evlilik birliğinin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, psikolojik ve fiziksel şiddet uyguladığını, casus program kurup konuşmaları başkalarına gönderdiğini belirterek boşanma ve tazminat talep etmiştir. Kadın ise erkeğin hakaret, tehdit, şiddet ve iffetsizlikle suçlama iddialarıyla karşı dava açarak boşanma, nafaka ile maddî ve manevî tazminat istemiştir. İlk derece mahkemesince erkeğin daha ağır kusurlu olduğu kabul edilerek davanın kabulü ile kadına tazminat ve nafaka verilmiştir. Bölge adliye mahkemesince erkeğin istinaf başvurusunun kabulüyle kusur belirlemesi değiştirilmiş; kadının ağır kusurlu olduğu kabul edilerek kadının tazminat ve nafaka talepleri reddedilmiş, erkek lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. Karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve Casus Program İddiası: Dosya kapsamına göre, eşinin telefonuna casus program yükleyen, yakınları ile yaptığı konuşmaları üçüncü kişilere gönderen ve eşine şiddet uygulayan kadının ağır kusurlu olduğu; buna karşın erkeğe yüklenen hakaret ve küfür etme vakıalarının ispatlanamadığı, erkeğe bu vakıaların kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır. Tazminatlar ve Nafaka: Hatalı kusur belirlemesinin düzeltilmesiyle birlikte, ağır kusurlu olan kadın lehine yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminata hükmedilemeyeceği, az kusurlu/kusursuz olan erkek yararına maddi ve manevi tazminata karar verilmesinin yerinde olduğu kabul edilmiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Bölge adliye mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca oy birliğiyle ONANMASINA karar verilmiştir.

⚖️ZİNA SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASINDA İSPAT VE GÜVEN SARSICI DAVRANIŞ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Eşini Başka Bir Kadınla Eve Giderken Takip Ederek Tespit Eden Kadının Zinaya Dayalı Boşanma Davasında İspat Yükünü Yerine Getirdiği, Eylemin Güven Sarsıcı Davranış Değil Doğrudan Zina Olarak Kabul Edilerek Davanın Kabulü Gerektiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2024/2435

  • Karar No: 2024/4350

  • Karar Tarihi: 06/06/2024

  • Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/1119 E., 2024/41 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Ankara 23. Aile Mahkemesi (2022/255 E., 2023/479 K.)

  • Davanın Konusu: Zina, Olmazsa Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Terditli Boşanma ve Fer’ileri

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, erkeğin başka bir kadınla ilişki yaşadığını, yazışmaların ve başka bir eve birlikte girmelerinin tespit edildiğini belirterek öncelikle zina (TMK m. 161), aksi takdirde evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166/1) nedeniyle boşanma ile maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. İlk derece mahkemesince zinanın kanıtlanamadığı, eylemlerin güven sarsıcı davranış ve sadakat yükümlülüğünün ihlali niteliğinde olduğu gerekçesiyle zina nedeniyle açılan davanın reddine, evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle davanın kabulüne ve kadın yararına tazminata hükmedilmiştir. İstinaf başvurularının esastan reddi üzerine karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Zina Eyleminin İspatı: Eşlerin ortak kullanımındaki bilgisayardan kadının erkeğin mesajlarını gördüğü, eşini takip ederek başka bir kadınla Mamak’ta bir eve birlikte girdiğini tanık beyanıyla ispatladığı anlaşıldığından, erkeğin zina eyleminin ispatlandığı kabul edilmiştir.

  • Terditli Davada Doğru Nitelendirme: Yasal süresi içinde zina hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davanın kabul koşullarının oluştuğu gözetilmeden, terditli davada sadece genel hükümlere (TMK m. 166/1) dayanılarak hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu vurgulanmıştır.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre boşanmanın fer’ilerine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşin başka bir kadınla bir eve girdiğinin tanık ifadeleriyle kanıtlanması durumunda bunun salt “güven sarsıcı davranış” olarak değil, doğrudan “zina” (TMK m. 161) kapsamında değerlendirilmesi gerektiği içtihat edilmiştir. 

⚖️ZİNA SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASINDA İSPAT VE GÜVEN SARSICI DAVRANIŞ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Eşini Başka Bir Kadınla Eve Giderken Takip Ederek Tespit Eden Kadının Zinaya Dayalı Boşanma Davasında İspat Yükünü Yerine Getirdiği, Eylemin Güven Sarsıcı Davranış Değil Doğrudan Zina Olarak Kabul Edilerek Davanın Kabulü Gerektiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2024/2435 Karar No: 2024/4350 Karar Tarihi: 06/06/2024 Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/1119 E., 2024/41 K.) İlk Derece Mahkemesi: Ankara 23. Aile Mahkemesi (2022/255 E., 2023/479 K.) Davanın Konusu: Zina, Olmazsa Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Terditli Boşanma ve Fer'ileri 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, erkeğin başka bir kadınla ilişki yaşadığını, yazışmaların ve başka bir eve birlikte girmelerinin tespit edildiğini belirterek öncelikle zina (TMK m. 161), aksi takdirde evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166/1) nedeniyle boşanma ile maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. İlk derece mahkemesince zinanın kanıtlanamadığı, eylemlerin güven sarsıcı davranış ve sadakat yükümlülüğünün ihlali niteliğinde olduğu gerekçesiyle zina nedeniyle açılan davanın reddine, evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle davanın kabulüne ve kadın yararına tazminata hükmedilmiştir. İstinaf başvurularının esastan reddi üzerine karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Zina Eyleminin İspatı: Eşlerin ortak kullanımındaki bilgisayardan kadının erkeğin mesajlarını gördüğü, eşini takip ederek başka bir kadınla Mamak'ta bir eve birlikte girdiğini tanık beyanıyla ispatladığı anlaşıldığından, erkeğin zina eyleminin ispatlandığı kabul edilmiştir. Terditli Davada Doğru Nitelendirme: Yasal süresi içinde zina hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davanın kabul koşullarının oluştuğu gözetilmeden, terditli davada sadece genel hükümlere (TMK m. 166/1) dayanılarak hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu vurgulanmıştır. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre boşanmanın fer'ilerine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️DÜĞÜNDE TAKILAN ZİYNET EŞYALARININ PAYLAŞIMI VE YARGITAYIN İLKESEL İÇTİHAT DEĞİŞİKLİĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Düğünde Eşlere Takılan ve Ekonomik Değeri Olan Şeylerin Paylaşımında, Taraflar Arasında Anlaşma ya da Yerel Örf Adet Yoksa Kural Olarak Her Şeyin Takılana Ait Olduğu, Ortak Kese veya Sandığa Konulan ve Her İki Cinse Özgü Olan Değerlerin İse Ortak Kabul Edilmesi Gerektiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2025/4787

  • Karar No: 2025/11126

  • Karar Tarihi: 11/12/2025

  • Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2024/270 E., 2025/334 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Ankara 23. Aile Mahkemesi (2022/239 E., 2023/822 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Ziynet Alacağı

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki karşılıklı ziynet alacağı davasında yerel mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, istinaf başvurusunun esastan reddi üzerine hüküm davacı-karşı davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, ziynet eşyalarının paylaşımına ilişkin ilkesel nitelikteki yeni içtihat görüşünü açıklamıştır.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • İçtihat Değişikliği ve Paylaşım İlkeleri: Dairenin önceki içtihatlarında “düğünde kime ne takılırsa takılsın kadına ait sayılır” görüşü benimsenmekteyken; toplumsal yapı, ekonomik ilişkiler ve düğünlerde ortak yaşama katkı amacıyla ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması dikkate alınarak içtihat değişikliğine gidilmiştir. Yeni ilkesel görüşe göre;

    1. Taraflar arasında ziynetlerin paylaşımı konusunda anlaşma varsa paylaşım buna göre yapılır.

    2. Anlaşma yoksa yerel örf ve adet kuralları uygulanır.

    3. Aksi takdirde, erkeğe ve kadına takılan/verilen ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Takılar içinde karşı cinse özgü bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa bilirkişi incelemesi yapılır; eşyanın her iki cinse özgü olduğu belirlenirse o eşya takılan/verilen eşe ait olur.

    4. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeylerin aidiyetinde ise; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, şayet o şeyin her iki cinse özgü olduğu (ortak değer taşıdığı) belirlenmişse ortak kabul edilmelidir.

  • Somut Olayın Değerlendirilmesi: Erkek ziynetlerin ortak olacağı yönündeki iddiasını ispatlayamamıştır. Ancak erkeğe takılan ziynetlerin erkeğe ait olduğu yönündeki savunması ve Dairenin yeni ilkesel kararı gözetilerek, erkeğe takılanlar haricinde kalan kadına ait ziynet eşyalarının tespiti ile bu eşyalar yönünden karar verilmesi gerekirken ziynet eşyalarının tamamının kadına verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Bölge adliye mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararıyla, uzun yıllardır uygulanan “düğünde takılan her şey kadına aittir” kuralını kökten değiştirerek devrim niteliğinde bir ilkesel içtihat değişikliğine imza atmıştır. Artık taraflar arasında özel bir anlaşma veya yerel örf adet bulunmadığı sürece, kural olarak her takı kimin adına takıldıysa ya da hangi cinse özgü ise ona ait olacak; takı torbasına/kasesine atılan ve her iki cinse de özgü olan ekonomik değerler ise ortak kabul edilecektir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu içtihat değişikliği hayatın olağan akışına, hakkaniyete ve mülkiyet hukukunun temel ilkelerine son derece uygundur. Günümüz düğünlerinde damada takılan altınlar veya ortak torbaya atılan nakit/ziynetlerin otomatik olarak kadına ait sayılması yönündeki eski yaklaşımın terk edilmesi ve ortak değerlerin paylaşımında adil ölçütler getirilmesi hukuki hakkaniyeti sağlamıştır. Kararın bu yönüyle son derece isabetli olduğu kanaatindeyiz.

⚖️DÜĞÜNDE TAKILAN ZİYNET EŞYALARININ PAYLAŞIMI VE YARGITAYIN İLKESEL İÇTİHAT DEĞİŞİKLİĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Düğünde Eşlere Takılan ve Ekonomik Değeri Olan Şeylerin Paylaşımında, Taraflar Arasında Anlaşma ya da Yerel Örf Adet Yoksa Kural Olarak Her Şeyin Takılana Ait Olduğu, Ortak Kese veya Sandığa Konulan ve Her İki Cinse Özgü Olan Değerlerin İse Ortak Kabul Edilmesi Gerektiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2025/4787 Karar No: 2025/11126 Karar Tarihi: 11/12/2025 Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2024/270 E., 2025/334 K.) İlk Derece Mahkemesi: Ankara 23. Aile Mahkemesi (2022/239 E., 2023/822 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Ziynet Alacağı 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki karşılıklı ziynet alacağı davasında yerel mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, istinaf başvurusunun esastan reddi üzerine hüküm davacı-karşı davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, ziynet eşyalarının paylaşımına ilişkin ilkesel nitelikteki yeni içtihat görüşünü açıklamıştır. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE İçtihat Değişikliği ve Paylaşım İlkeleri: Dairenin önceki içtihatlarında "düğünde kime ne takılırsa takılsın kadına ait sayılır" görüşü benimsenmekteyken; toplumsal yapı, ekonomik ilişkiler ve düğünlerde ortak yaşama katkı amacıyla ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması dikkate alınarak içtihat değişikliğine gidilmiştir. Yeni ilkesel görüşe göre; Taraflar arasında ziynetlerin paylaşımı konusunda anlaşma varsa paylaşım buna göre yapılır. Anlaşma yoksa yerel örf ve adet kuralları uygulanır. Aksi takdirde, erkeğe ve kadına takılan/verilen ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Takılar içinde karşı cinse özgü bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa bilirkişi incelemesi yapılır; eşyanın her iki cinse özgü olduğu belirlenirse o eşya takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeylerin aidiyetinde ise; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, şayet o şeyin her iki cinse özgü olduğu (ortak değer taşıdığı) belirlenmişse ortak kabul edilmelidir. Somut Olayın Değerlendirilmesi: Erkek ziynetlerin ortak olacağı yönündeki iddiasını ispatlayamamıştır. Ancak erkeğe takılan ziynetlerin erkeğe ait olduğu yönündeki savunması ve Dairenin yeni ilkesel kararı gözetilerek, erkeğe takılanlar haricinde kalan kadına ait ziynet eşyalarının tespiti ile bu eşyalar yönünden karar verilmesi gerekirken ziynet eşyalarının tamamının kadına verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Bölge adliye mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️BOŞANMA DAVALARINDA KUSUR TESPİTİ VE AF-HOŞGÖRÜ OLGUSU (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Erkeğin Süre Gelen Şekilde Fiziksel Şiddet Uygulaması, Hakaret Etmesi ve Aile Mahremiyetini İfşa Etmesi Karşısında Tam Kusurlu Olduğu, Kadının Şiddet Endişesiyle Eşi Eve Almamasının Kusur Olarak Yüklenemeyeceği ve Bu Durumun Af Nitelğinde Olmadığı – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/5744

  • Karar No: 2025/566

  • Karar Tarihi: 21/01/2025

  • Mahkemesi: Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2023/438 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Kelkit Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi (2022/362 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasında ilk derece mahkemesince; erkeğin aile mahremiyetini anlattığı, ortak konutun ihtiyaçlarını karşılamadığı, kadına fiziksel şiddet uyguladığı ve hakaret ettiği, kadının ise erkeği eve almadığı gerekçesiyle erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu kabul edilerek her iki davanın kabulü ile boşanmalarına karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesince ise kadının önceki olayları affettiği, erkeği sebepsiz yere eve almadığı ve boşanmaya kadının tam kusurlu davranışlarının sebep olduğu gerekçesiyle kadının davasının reddine, erkeğin davasının kabulüne karar verilmiştir. Hüküm, davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Af ve Hoşgörü Olgusu: Affedilen ve hoşgörü ile karşılanan vakıalar taraflara kusur olarak yüklenemez. Somut olayda, kadının erkeğin eylemlerini affettiği ya da hoşgörü ile karşıladığına kabule elverişli delil bulunmamaktadır.

  • Kadının Davranışının Değerlendirilmesi: Kadının ceza yargılamasındaki savunmalarında da belirttiği üzere, kendisine fiziksel şiddet uygulayan erkeği şiddet endişesiyle bir defaya mahsus ortak konuta kabul etmemesi haklı bir nedene dayanmaktadır. Erkeğin süre gelen fiziksel şiddet, hakaret ve mahremiyet ihlali eylemleri karşısında bu davranışın kadına kusur olarak yüklenmesi hatalıdır.

  • Kusur Tespiti: Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebebiyet veren olaylarda erkek tam kusurlu olup, erkeğin davasının reddine ve kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesi gerekirken,delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının her iki boşanma davası yönünden BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan vekâlet ücretinin karşı taraftan alınarak verene verilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.

     

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, şiddet mağduru kadının kendisini korumak amacıyla eşini eve almamasını bir “kusur” olarak nitelendiren ve bu durumu af olarak değerlendiren bölge adliye mahkemesi kararını yerinde bir hukuki tahlille bozmuştur. Şiddet tehdidi altındaki kadının bu haklı tepkisinin kusur sayılması ve erkeğin ağır/süre gelen şiddet eylemlerinin göz ardı edilmesi hakkaniyete aykırıdır.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı hem hayatın olağan akışına hem de Aile Hukuku’nun temel ilkelerine ve hakkaniyet kuralına son derece uygundur. Şiddet gören kadının yaşam güvenliğini korumak adına gösterdiği refleksi kusur olarak kabul etmek hukuka aykırı olacağı gibi, affedildiğine dair somut ve inandırıcı delil bulunmayan hallerde af olgusuna dayanılması da yerinde değildir. Karar bu yönüyle oldukça isabetlidir.

⚖️BOŞANMA DAVALARINDA KUSUR TESPİTİ VE AF-HOŞGÖRÜ OLGUSU (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Erkeğin Süre Gelen Şekilde Fiziksel Şiddet Uygulaması, Hakaret Etmesi ve Aile Mahremiyetini İfşa Etmesi Karşısında Tam Kusurlu Olduğu, Kadının Şiddet Endişesiyle Eşi Eve Almamasının Kusur Olarak Yüklenemeyeceği ve Bu Durumun Af Nitelğinde Olmadığı - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/5744 Karar No: 2025/566 Karar Tarihi: 21/01/2025 Mahkemesi: Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2023/438 K.) İlk Derece Mahkemesi: Kelkit Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi (2022/362 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasında ilk derece mahkemesince; erkeğin aile mahremiyetini anlattığı, ortak konutun ihtiyaçlarını karşılamadığı, kadına fiziksel şiddet uyguladığı ve hakaret ettiği, kadının ise erkeği eve almadığı gerekçesiyle erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu kabul edilerek her iki davanın kabulü ile boşanmalarına karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesince ise kadının önceki olayları affettiği, erkeği sebepsiz yere eve almadığı ve boşanmaya kadının tam kusurlu davranışlarının sebep olduğu gerekçesiyle kadının davasının reddine, erkeğin davasının kabulüne karar verilmiştir. Hüküm, davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Af ve Hoşgörü Olgusu: Affedilen ve hoşgörü ile karşılanan vakıalar taraflara kusur olarak yüklenemez. Somut olayda, kadının erkeğin eylemlerini affettiği ya da hoşgörü ile karşıladığına kabule elverişli delil bulunmamaktadır. Kadının Davranışının Değerlendirilmesi: Kadının ceza yargılamasındaki savunmalarında da belirttiği üzere, kendisine fiziksel şiddet uygulayan erkeği şiddet endişesiyle bir defaya mahsus ortak konuta kabul etmemesi haklı bir nedene dayanmaktadır. Erkeğin süre gelen fiziksel şiddet, hakaret ve mahremiyet ihlali eylemleri karşısında bu davranışın kadına kusur olarak yüklenmesi hatalıdır. Kusur Tespiti: Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebebiyet veren olaylarda erkek tam kusurlu olup, erkeğin davasının reddine ve kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesi gerekirken,delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının her iki boşanma davası yönünden BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan vekâlet ücretinin karşı taraftan alınarak verene verilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ZİNA (ALDATMA) SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASINDA İSPAT KURALLARI VE OTEL KAYITLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Otel Kayıtlarına Göre Aynı Odada İki Kadın ve İki Erkeğin Kalmasının Tek Başına Zinanın Varlığını Göstermeyeceği, Zan ve Tahminle Zina Hükmü Kurulamayacağı, Ancak Terditli Olarak Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Sebebine Dayalı Boşanma Talebinin Değerlendirilmesi Gerektiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2025/4102

  • Karar No: 2025/10887

  • Karar Tarihi: 09/12/2025

  • Mahkemesi: Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/724 E., 2025/786 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Adana 1. Aile Mahkemesi (2019/390 E., 2022/58 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma (Zina ve Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedenlerine Dayalı)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasında ilk derece mahkemesince; erkeğin davasının reddine, kadının zina nedenine dayalı boşanma davasının kabulüne, terditli (kademeli) olarak ileri sürülen evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve boşanmanın fer’ilerine karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı-davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Zinanın İspatı ve Otel Kayıtları: Zinanın varlığı için eşlerden birinin başka biriyle cinsel ilişkide bulunması veya cinsel ilişkiye girildiğine muhakkak gözüyle bakılmasını gerektiren bir durum içinde olması ve bunun ispatlanması gerekir. Somut olayda otel kayıtlarında erkeğin iki kadın ve bir erkek arkadaşıyla aynı odada kaldığı sabitse de; erkeğin motosiklet gezisi sırasında yoruldukları ve ihtiyaç sebebiyle dört kişi aynı odada kaldıkları yönündeki savunmasının aksi ispatlanamamıştır. İçerisinde başka bölümü bulunmayan odada iki kadın ve iki erkekle konaklamanın tek başına cinsel ilişkiye girildiğine ilişkin kesin karine teşkil etmeyeceği, zan ve varsayımlarla zina kabul edilemeyeceği gözetilerek kadının zina hukuksal sebebine dayalı davasının reddi gereklidir.

  • Terditli (Kademeli) Davanın Değerlendirilmesi: Davalı-davacı kadın ıslah dilekçesinde zina sebebiyle boşanma yanında terditli olarak evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) sebebine dayalı boşanma isteminde de bulunmuştur. Bu durumda mahkemece, zina davasının reddi ile birlikte kadının terditli talebi yönünden deliller değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Bölge adliye mahkemesi kararının kadının zina sebebine dayalı boşanma davasının kabulü yönünden erkek yararına ORTADAN KALDIRILMASINA ve BOZULMASINA, erkeğin kendi boşanma davasının reddine yönelik temyiz itirazlarının ise reddiyle onanmasına oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, zinanın (aldatmanın) özel ve ağır bir boşanma sebebi olması nedeniyle çok sıkı ve kesin delillerle ispatlanması gerektiği kuralını bir kez daha vurgulamıştır. Aynı odada birden fazla kişiyle kalınması gibi hayatın olağan akışına veya savunulan mazerete göre farklı şekillerde yorumlanabilecek durumların, zinanın kesin karinesi sayılamayacağı ve varsayımlarla hüküm kurulamayacağı son derece isabetlidir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı ispat hukukunun evrensel ilkelerine ve hakkaniyete tam uygundur. Zina gibi ağır bir suçlamanın zan ve tahminlerle kabul edilmesi hukuki güvenlik ilkesini zedeler. Öte yandan, asıl talep reddedildiğinde terditli (kademeli) genel boşanma sebebinin incelenmesi gerektiği yönündeki usuli vurgu da yargılamanın eksiksiz yapılması adına oldukça yerindedir.

⚖️ZİNA (ALDATMA) SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASINDA İSPAT KURALLARI VE OTEL KAYITLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Otel Kayıtlarına Göre Aynı Odada İki Kadın ve İki Erkeğin Kalmasının Tek Başına Zinanın Varlığını Göstermeyeceği, Zan ve Tahminle Zina Hükmü Kurulamayacağı, Ancak Terditli Olarak Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Sebebine Dayalı Boşanma Talebinin Değerlendirilmesi Gerektiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2025/4102 Karar No: 2025/10887 Karar Tarihi: 09/12/2025 Mahkemesi: Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/724 E., 2025/786 K.) İlk Derece Mahkemesi: Adana 1. Aile Mahkemesi (2019/390 E., 2022/58 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma (Zina ve Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedenlerine Dayalı) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasında ilk derece mahkemesince; erkeğin davasının reddine, kadının zina nedenine dayalı boşanma davasının kabulüne, terditli (kademeli) olarak ileri sürülen evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve boşanmanın fer'ilerine karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı-davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Zinanın İspatı ve Otel Kayıtları: Zinanın varlığı için eşlerden birinin başka biriyle cinsel ilişkide bulunması veya cinsel ilişkiye girildiğine muhakkak gözüyle bakılmasını gerektiren bir durum içinde olması ve bunun ispatlanması gerekir. Somut olayda otel kayıtlarında erkeğin iki kadın ve bir erkek arkadaşıyla aynı odada kaldığı sabitse de; erkeğin motosiklet gezisi sırasında yoruldukları ve ihtiyaç sebebiyle dört kişi aynı odada kaldıkları yönündeki savunmasının aksi ispatlanamamıştır. İçerisinde başka bölümü bulunmayan odada iki kadın ve iki erkekle konaklamanın tek başına cinsel ilişkiye girildiğine ilişkin kesin karine teşkil etmeyeceği, zan ve varsayımlarla zina kabul edilemeyeceği gözetilerek kadının zina hukuksal sebebine dayalı davasının reddi gereklidir. Terditli (Kademeli) Davanın Değerlendirilmesi: Davalı-davacı kadın ıslah dilekçesinde zina sebebiyle boşanma yanında terditli olarak evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) sebebine dayalı boşanma isteminde de bulunmuştur. Bu durumda mahkemece, zina davasının reddi ile birlikte kadının terditli talebi yönünden deliller değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Bölge adliye mahkemesi kararının kadının zina sebebine dayalı boşanma davasının kabulü yönünden erkek yararına ORTADAN KALDIRILMASINA ve BOZULMASINA, erkeğin kendi boşanma davasının reddine yönelik temyiz itirazlarının ise reddiyle onanmasına oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ZİNA (ALDATMA) DAVASINDA İSPAT KURALLARI VE EVE BAŞKA BİR KADIN GETİRME OLGUSUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Erkeğin Eve Başka Bir Kadın Getirdiği İddiasının Soyut Tanık Beyanları Dışında Zina Karinesi Sayılamayacağı, Zinanın Muhakkak Gözüyle Bakılacak Delillerle İspatlanması Gerektiği, Ayrıca Terditli Taleplerin Değerlendirilmesi Gerektiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2025/627

  • Karar No: 2025/7793

  • Karar Tarihi: 24/09/2025

  • Mahkemesi: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi (2023/1064 E., 2024/1494 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: İstanbul Anadolu 21. Aile Mahkemesi (2021/6 E., 2023/532 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma (Zina, Pek Kötü Muamele/Onur Kırıcı Davranış ve Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedenlerine Dayalı)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, zina (TMK m. 161) olmadığı takdirde pek kötü muamele/onur kırıcı davranış (TMK m. 162) veya evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166/1) hukuki nedenlerine dayalı olarak kademeli (terditli) boşanma davası açmıştır. İlk derece mahkemesince önceki olayların affedildiği kabul edilmiş ancak erkeğin eşi memleketteyken eve başka bir kadın getirdiğinin bizzat anlatıldığı ve bunun zinaya karine olduğu gerekçesiyle davanın zina sebebiyle kabulüne karar verilmiştir. İstinaf başvurusunun esastan reddi üzerine hüküm davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Zinanın İspatı ve Somut Olay: Zinanın varlığı için cinsel ilişkinin veya buna muhakkak gözüyle bakılmayı gerektiren bir durumun somut ve kesin delillerle ispatlanması gerekir. Erkeğin önceki eylemlerinin kadın tarafından affedildiği veya hoşgörü ile karşılandığı sabit olup, son olayda erkeğin eve başka bir kadın getirdiği iddia edilmiş ise de; bu iddianın zinanın işlendiğine dair muhakkak gözü ile bakılacak nitelikte ve yeterlilikte tanık beyanı veya başkaca somut delille ispatlanamadığı anlaşılmıştır. Soyut tanık beyanlarına dayanılarak zina hükmü kurulması doğru görülmemiştir.

  • Terditli (Kademeli) Taleplerin Değerlendirilmesi: Kadının dava dilekçesinde zina yanında terditli olarak TMK m. 162 ve TMK m. 166/1 maddelerine dayalı boşanma talepleri de bulunduğundan, mahkemece zina davasının reddi ile birlikte kadının terditli diğer talepleri de değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekmektedir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Bölge adliye mahkemesi kararının zina hukuki sebebi uyarınca boşanmanın kabulü yönünden erkek yararına ORTADAN KALDIRILMASINA ve BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, zinanın (aldatmanın) hukuki niteliği gereği varsayımlara, soyut iddialara veya yetersiz tanık beyanlarına dayandırılamayacağını bir kez daha tescillemiştir. Eve başka bir kadın getirme iddiasının zina bakımından “muhakkak gözüyle bakılacak” kesinlikte delillerle kanıtlanması zorunludur.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı ispat hukuku ilkeleri ve hakkaniyet açısından son derece yerindedir. Zina gibi ağır ve sonuçları büyük olan bir boşanma sebebinde, somut delil aranmaksızın hüküm kurulması hukuki güvenliği zedeler. Asıl talep reddedildiğinde terditli diğer boşanma sebeplerinin incelenmesi gerektiğine ilişkin usuli vurgu da yargılamanın eksiksiz tamamlanması adına isabetlidir.

⚖️ZİNA (ALDATMA) DAVASINDA İSPAT KURALLARI VE EVE BAŞKA BİR KADIN GETİRME OLGUSUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Erkeğin Eve Başka Bir Kadın Getirdiği İddiasının Soyut Tanık Beyanları Dışında Zina Karinesi Sayılamayacağı, Zinanın Muhakkak Gözüyle Bakılacak Delillerle İspatlanması Gerektiği, Ayrıca Terditli Taleplerin Değerlendirilmesi Gerektiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2025/627 Karar No: 2025/7793 Karar Tarihi: 24/09/2025 Mahkemesi: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi (2023/1064 E., 2024/1494 K.) İlk Derece Mahkemesi: İstanbul Anadolu 21. Aile Mahkemesi (2021/6 E., 2023/532 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma (Zina, Pek Kötü Muamele/Onur Kırıcı Davranış ve Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedenlerine Dayalı) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, zina (TMK m. 161) olmadığı takdirde pek kötü muamele/onur kırıcı davranış (TMK m. 162) veya evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166/1) hukuki nedenlerine dayalı olarak kademeli (terditli) boşanma davası açmıştır. İlk derece mahkemesince önceki olayların affedildiği kabul edilmiş ancak erkeğin eşi memleketteyken eve başka bir kadın getirdiğinin bizzat anlatıldığı ve bunun zinaya karine olduğu gerekçesiyle davanın zina sebebiyle kabulüne karar verilmiştir. İstinaf başvurusunun esastan reddi üzerine hüküm davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Zinanın İspatı ve Somut Olay: Zinanın varlığı için cinsel ilişkinin veya buna muhakkak gözüyle bakılmayı gerektiren bir durumun somut ve kesin delillerle ispatlanması gerekir. Erkeğin önceki eylemlerinin kadın tarafından affedildiği veya hoşgörü ile karşılandığı sabit olup, son olayda erkeğin eve başka bir kadın getirdiği iddia edilmiş ise de; bu iddianın zinanın işlendiğine dair muhakkak gözü ile bakılacak nitelikte ve yeterlilikte tanık beyanı veya başkaca somut delille ispatlanamadığı anlaşılmıştır. Soyut tanık beyanlarına dayanılarak zina hükmü kurulması doğru görülmemiştir. Terditli (Kademeli) Taleplerin Değerlendirilmesi: Kadının dava dilekçesinde zina yanında terditli olarak TMK m. 162 ve TMK m. 166/1 maddelerine dayalı boşanma talepleri de bulunduğundan, mahkemece zina davasının reddi ile birlikte kadının terditli diğer talepleri de değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekmektedir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Bölge adliye mahkemesi kararının zina hukuki sebebi uyarınca boşanmanın kabulü yönünden erkek yararına ORTADAN KALDIRILMASINA ve BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ÖZEL DEDEKTİF TARAFINDAN ELDE EDİLEN FOTOĞRAFLARIN HUKUKA AYKIRI DELİL OLMASI VE GÜVEN SARSICI DAVRANIŞLAR (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Özel Dedektif Tutularak Elde Edilen Fotoğrafların Hukuka Aykırı Delil Niteliğinde Olduğundan Kusur Belirlemesinde Esas Alınamayacağı, Ancak Telefon Görüşme Dökümleriyle Kadının Güven Sarsıcı Davranışlarının Sabit Olduğu ve Erkeğin de Dedektif Tutmak Suretiyle Kusurlu Olduğu, Boşanmaya Sebep Olan Olaylarda Kadının Ağır Kusurlu Olduğu – Onama Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2018/1268

  • Karar No: 2019/3978

  • Karar Tarihi: 03/04/2019

  • Mahkemesi: Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

  • Davanın Konusu: Boşanma (Kusur Belirlemesi ve Tazminatlar)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki boşanma davasında yerel mahkemece verilen hüküm, davalı kadın tarafından kusur belirlemesi ve aleyhine hükmedilen tazminatlar yönünden istinaf edilmiş; bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Hukuka Aykırı Delil (Dedektif Fotoğrafları): Davalı kadına yüklenen sadakat yükümlülüğüne aykırı davranış fiilinin ispatında kullanılan ve özel dedektif tarafından çekilen fotoğraflar hukuka aykırı delil niteliğinde olduğundan kusur belirlemesinde esas alınamaz.

  • Kusur Tespiti: Yapılan yargılama ve toplanan diğer delillerden (telefon görüşme dökümlerine göre) davalı kadının güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, davacı erkeğin de eşini takip ettirmek üzere dedektif tutmak suretiyle kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kadının yine de ağır kusurlu olduğu kabul edilerek yerel mahkeme hükmünün onanması gerekmektedir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, özel hayatın gizliliğini ihlal eden ve hukuka aykırı yollarla (özel dedektif aracılığıyla gizli çekilen fotoğraflarla) elde edilen delillerin boşanma davalarında kusur tespiti yönünden hükme esas alınamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Buna karşılık, telefon dökümleri gibi yasal yollarla elde edilen verilerle güven sarsıcı davranışların kanıtlanması halinde kusur değerlendirmesinin yapılabileceği vurgulanmıştır.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı hukuka aykırı delillerin dışlanması (delil yasakları) ve özel hayatın korunması ilkelerine son derece uygundur. Kişilerin hukuka aykırı yöntemlerle izlenmesi suretiyle elde edilen materyallerin yargılamada delil olarak kullanılamaması hukuki güvenlik ilkesinin bir gereğidir.

 

⚖️ÖZEL DEDEKTİF TARAFINDAN ELDE EDİLEN FOTOĞRAFLARIN HUKUKA AYKIRI DELİL OLMASI VE GÜVEN SARSICI DAVRANIŞLAR (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Özel Dedektif Tutularak Elde Edilen Fotoğrafların Hukuka Aykırı Delil Niteliğinde Olduğundan Kusur Belirlemesinde Esas Alınamayacağı, Ancak Telefon Görüşme Dökümleriyle Kadının Güven Sarsıcı Davranışlarının Sabit Olduğu ve Erkeğin de Dedektif Tutmak Suretiyle Kusurlu Olduğu, Boşanmaya Sebep Olan Olaylarda Kadının Ağır Kusurlu Olduğu - Onama Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2018/1268 Karar No: 2019/3978 Karar Tarihi: 03/04/2019 Mahkemesi: Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Davanın Konusu: Boşanma (Kusur Belirlemesi ve Tazminatlar) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki boşanma davasında yerel mahkemece verilen hüküm, davalı kadın tarafından kusur belirlemesi ve aleyhine hükmedilen tazminatlar yönünden istinaf edilmiş; bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Hukuka Aykırı Delil (Dedektif Fotoğrafları): Davalı kadına yüklenen sadakat yükümlülüğüne aykırı davranış fiilinin ispatında kullanılan ve özel dedektif tarafından çekilen fotoğraflar hukuka aykırı delil niteliğinde olduğundan kusur belirlemesinde esas alınamaz. Kusur Tespiti: Yapılan yargılama ve toplanan diğer delillerden (telefon görüşme dökümlerine göre) davalı kadının güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, davacı erkeğin de eşini takip ettirmek üzere dedektif tutmak suretiyle kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kadının yine de ağır kusurlu olduğu kabul edilerek yerel mahkeme hükmünün onanması gerekmektedir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️DÜĞÜNDE KAYINVALİDEYE TESLİM EDİLEN ZİYNET EŞYALARINDA İSPAT YÜKÜ (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Ziynet Eşyalarının Olağan Durumda Kadının Himayesinde Olduğu, Ancak Düğünden Sonra Davalının Annesine Teslim Edildiği Kabul Edildiğine Göre, Bu Eşyaların Sonradan İade Edildiğini İspat Yükünün Davalı Kocaya Geçeceği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2015/8927

  • Karar No: 2015/14195

  • Karar Tarihi: 15/09/2015

  • Mahkemesi: İzmir 17. Aile Mahkemesi (2013/75 E., 2014/268 K.)

  • Davanın Konusu: Ziynet Eşyası Alacağı

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, balayına gidecekleri gerekçesiyle düğünde takılan ziynet eşyaları ile kişisel takılarını davalının annesine teslim ettiklerini, bu eşyaların kendisine iade edilmediğini ve evden ayrılmak zorunda kaldığını belirterek ziynet eşyalarının aynen veya bedelinin tahsilini talep etmiştir. Davalı erkek ise takıların annesine teslim edildiğini kabul etmiş, ancak balayı dönüşü bu altınların kadına geri verildiğini savunmuştur. Mahkemece kadının ziynetlerin zorla elinden alındığını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • İspat Yükü ve Hayatın Olağan Akışı: Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Kural olarak davacı kadın, dava konusu ettiği ziynet eşyalarının varlığını ve evden ayrılırken bunların zorla elinden alındığını, ziynetlerin müşterek hanede ya da davalıda kaldığını ispat etmek zorundadır. Zira olağan olan, ziynet eşyasının kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir; bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz.

     
  • İspat Yükünün Yer Değiştirmesi: Somut olayda davacı kadın, ziynet eşyalarının düğün töreninden sonra davalının isteği ve bilgisi dahilinde davalının annesine teslim edildiğini iddia etmiştir. Davalı koca ise bu beyanı kabul ederek takıların sayılıp annesine teslim edildiğini doğrulamış, ancak balayı dönüşü bu altınların davacı kadına iade edildiğini savunmuştur. Davalı kocanın bu kabul beyanı ile kadın, ziynet eşyalarının zilyetliğinin davalı tarafa geçirildiği yönündeki iddiasını ispatlamıştır. Bu aşamadan sonra, ziynet eşyalarının balayından sonra davacı kadına iade edildiği yönündeki iddianın ispat yükü davalı kocaya geçer. Koca bu hususu ispat edemediği takdirde ziynet eşyalarının iadesinden sorumlu olacaktır. Mahkemece bu husus gözetilmeden eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bu kararında, ziynet davalarındaki klasik ispat yükü kuralının, karşı tarafın ikrarı veya vakıaları kabulü ile nasıl yön değiştireceğini çok net bir şekilde ortaya koymuştur. Kadının eşyaları davalı tarafın zilyetliğine verdiğini ispatlaması (veya erkeğin bunu kabul etmesi) halinde, artık ispat külfeti elinde tutana yani kocaya düşmektedir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı ispat hukukunun mantığına ve hakkaniyete son derece uygundur. Zilyetliği kabul eden tarafın “ben bunları geri verdim” iddiasını ispatla yükümlü olması hukuki dengenin sağlanması açısından da oldukça isabetlidir.

⚖️DÜĞÜNDE KAYINVALİDEYE TESLİM EDİLEN ZİYNET EŞYALARINDA İSPAT YÜKÜ (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Ziynet Eşyalarının Olağan Durumda Kadının Himayesinde Olduğu, Ancak Düğünden Sonra Davalının Annesine Teslim Edildiği Kabul Edildiğine Göre, Bu Eşyaların Sonradan İade Edildiğini İspat Yükünün Davalı Kocaya Geçeceği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Esas No: 2015/8927 Karar No: 2015/14195 Karar Tarihi: 15/09/2015 Mahkemesi: İzmir 17. Aile Mahkemesi (2013/75 E., 2014/268 K.) Davanın Konusu: Ziynet Eşyası Alacağı 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, balayına gidecekleri gerekçesiyle düğünde takılan ziynet eşyaları ile kişisel takılarını davalının annesine teslim ettiklerini, bu eşyaların kendisine iade edilmediğini ve evden ayrılmak zorunda kaldığını belirterek ziynet eşyalarının aynen veya bedelinin tahsilini talep etmiştir. Davalı erkek ise takıların annesine teslim edildiğini kabul etmiş, ancak balayı dönüşü bu altınların kadına geri verildiğini savunmuştur. Mahkemece kadının ziynetlerin zorla elinden alındığını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE İspat Yükü ve Hayatın Olağan Akışı: Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Kural olarak davacı kadın, dava konusu ettiği ziynet eşyalarının varlığını ve evden ayrılırken bunların zorla elinden alındığını, ziynetlerin müşterek hanede ya da davalıda kaldığını ispat etmek zorundadır. Zira olağan olan, ziynet eşyasının kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir; bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. İspat Yükünün Yer Değiştirmesi: Somut olayda davacı kadın, ziynet eşyalarının düğün töreninden sonra davalının isteği ve bilgisi dahilinde davalının annesine teslim edildiğini iddia etmiştir. Davalı koca ise bu beyanı kabul ederek takıların sayılıp annesine teslim edildiğini doğrulamış, ancak balayı dönüşü bu altınların davacı kadına iade edildiğini savunmuştur. Davalı kocanın bu kabul beyanı ile kadın, ziynet eşyalarının zilyetliğinin davalı tarafa geçirildiği yönündeki iddiasını ispatlamıştır. Bu aşamadan sonra, ziynet eşyalarının balayından sonra davacı kadına iade edildiği yönündeki iddianın ispat yükü davalı kocaya geçer. Koca bu hususu ispat edemediği takdirde ziynet eşyalarının iadesinden sorumlu olacaktır. Mahkemece bu husus gözetilmeden eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️DÜĞÜNDE KAYINVALİDEYE TESLİM EDİLEN ZİYNET EŞYALARINDA İSPAT YÜKÜ (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Ziynet Eşyalarının Olağan Durumda Kadının Himayesinde Olduğu, Ancak Düğünden Sonra Davalının Annesine Teslim Edildiği Kabul Edildiğine Göre, Bu Eşyaların Sonradan İade Edildiğini İspat Yükünün Davalı Kocaya Geçeceği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2015/8927

  • Karar No: 2015/14195

  • Karar Tarihi: 15/09/2015

  • Mahkemesi: İzmir 17. Aile Mahkemesi (2013/75 E., 2014/268 K.)

  • Davanın Konusu: Ziynet Eşyası Alacağı

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, balayına gidecekleri gerekçesiyle düğünde takılan ziynet eşyaları ile kişisel takılarını davalının annesine teslim ettiklerini, bu eşyaların kendisine iade edilmediğini ve evden ayrılmak zorunda kaldığını belirterek ziynet eşyalarının aynen veya bedelinin tahsilini talep etmiştir. Davalı erkek ise takıların annesine teslim edildiğini kabul etmiş, ancak balayı dönüşü bu altınların kadına geri verildiğini savunmuştur. Mahkemece kadının ziynetlerin zorla elinden alındığını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • İspat Yükü ve Hayatın Olağan Akışı: Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Kural olarak davacı kadın, dava konusu ettiği ziynet eşyalarının varlığını ve evden ayrılırken bunların zorla elinden alındığını, ziynetlerin müşterek hanede ya da davalıda kaldığını ispat etmek zorundadır. Zira olağan olan, ziynet eşyasının kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir; bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz.

     
  • İspat Yükünün Yer Değiştirmesi: Somut olayda davacı kadın, ziynet eşyalarının düğün töreninden sonra davalının isteği ve bilgisi dahilinde davalının annesine teslim edildiğini iddia etmiştir. Davalı koca ise bu beyanı kabul ederek takıların sayılıp annesine teslim edildiğini doğrulamış, ancak balayı dönüşü bu altınların davacı kadına iade edildiğini savunmuştur. Davalı kocanın bu kabul beyanı ile kadın, ziynet eşyalarının zilyetliğinin davalı tarafa geçirildiği yönündeki iddiasını ispatlamıştır. Bu aşamadan sonra, ziynet eşyalarının balayından sonra davacı kadına iade edildiği yönündeki iddianın ispat yükü davalı kocaya geçer. Koca bu hususu ispat edemediği takdirde ziynet eşyalarının iadesinden sorumlu olacaktır. Mahkemece bu husus gözetilmeden eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bu kararında, ziynet davalarındaki klasik ispat yükü kuralının, karşı tarafın ikrarı veya vakıaları kabulü ile nasıl yön değiştireceğini çok net bir şekilde ortaya koymuştur. Kadının eşyaları davalı tarafın zilyetliğine verdiğini ispatlaması (veya erkeğin bunu kabul etmesi) halinde, artık ispat külfeti elinde tutana yani kocaya düşmektedir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı ispat hukukunun mantığına ve hakkaniyete son derece uygundur. Zilyetliği kabul eden tarafın “ben bunları geri verdim” iddiasını ispatla yükümlü olması hukuki dengenin sağlanması açısından da oldukça isabetlidir.

⚖️DÜĞÜNDE KAYINVALİDEYE TESLİM EDİLEN ZİYNET EŞYALARINDA İSPAT YÜKÜ (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Ziynet Eşyalarının Olağan Durumda Kadının Himayesinde Olduğu, Ancak Düğünden Sonra Davalının Annesine Teslim Edildiği Kabul Edildiğine Göre, Bu Eşyaların Sonradan İade Edildiğini İspat Yükünün Davalı Kocaya Geçeceği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Esas No: 2015/8927 Karar No: 2015/14195 Karar Tarihi: 15/09/2015 Mahkemesi: İzmir 17. Aile Mahkemesi (2013/75 E., 2014/268 K.) Davanın Konusu: Ziynet Eşyası Alacağı 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, balayına gidecekleri gerekçesiyle düğünde takılan ziynet eşyaları ile kişisel takılarını davalının annesine teslim ettiklerini, bu eşyaların kendisine iade edilmediğini ve evden ayrılmak zorunda kaldığını belirterek ziynet eşyalarının aynen veya bedelinin tahsilini talep etmiştir. Davalı erkek ise takıların annesine teslim edildiğini kabul etmiş, ancak balayı dönüşü bu altınların kadına geri verildiğini savunmuştur. Mahkemece kadının ziynetlerin zorla elinden alındığını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE İspat Yükü ve Hayatın Olağan Akışı: Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Kural olarak davacı kadın, dava konusu ettiği ziynet eşyalarının varlığını ve evden ayrılırken bunların zorla elinden alındığını, ziynetlerin müşterek hanede ya da davalıda kaldığını ispat etmek zorundadır. Zira olağan olan, ziynet eşyasının kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir; bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. İspat Yükünün Yer Değiştirmesi: Somut olayda davacı kadın, ziynet eşyalarının düğün töreninden sonra davalının isteği ve bilgisi dahilinde davalının annesine teslim edildiğini iddia etmiştir. Davalı koca ise bu beyanı kabul ederek takıların sayılıp annesine teslim edildiğini doğrulamış, ancak balayı dönüşü bu altınların davacı kadına iade edildiğini savunmuştur. Davalı kocanın bu kabul beyanı ile kadın, ziynet eşyalarının zilyetliğinin davalı tarafa geçirildiği yönündeki iddiasını ispatlamıştır. Bu aşamadan sonra, ziynet eşyalarının balayından sonra davacı kadına iade edildiği yönündeki iddianın ispat yükü davalı kocaya geçer. Koca bu hususu ispat edemediği takdirde ziynet eşyalarının iadesinden sorumlu olacaktır. Mahkemece bu husus gözetilmeden eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️BOŞANMA DAVALARINDA KUSUR TESPİTİ VE AF-HOŞGÖRÜ OLGUSU (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Erkeğin Süre Gelen Şekilde Fiziksel Şiddet Uygulaması, Hakaret Etmesi ve Aile Mahremiyetini İfşa Etmesi Karşısında Tam Kusurlu Olduğu, Kadının Şiddet Endişesiyle Eşi Eve Almamasının Kusur Olarak Yüklenemeyeceği ve Bu Durumun Af Nitelğinde Olmadığı – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/5744

  • Karar No: 2025/566

  • Karar Tarihi: 21/01/2025

  • Mahkemesi: Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2023/438 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Kelkit Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi (2022/362 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasında ilk derece mahkemesince; erkeğin aile mahremiyetini anlattığı, ortak konutun ihtiyaçlarını karşılamadığı, kadına fiziksel şiddet uyguladığı ve hakaret ettiği, kadının ise erkeği eve almadığı gerekçesiyle erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu kabul edilerek her iki davanın kabulü ile boşanmalarına karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesince ise kadının önceki olayları affettiği, erkeği sebepsiz yere eve almadığı ve boşanmaya kadının tam kusurlu davranışlarının sebep olduğu gerekçesiyle kadının davasının reddine, erkeğin davasının kabulüne karar verilmiştir. Hüküm, davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Af ve Hoşgörü Olgusu: Affedilen ve hoşgörü ile karşılanan vakıalar taraflara kusur olarak yüklenemez. Somut olayda, kadının erkeğin eylemlerini affettiği ya da hoşgörü ile karşıladığına kabule elverişli delil bulunmamaktadır.

  • Kadının Davranışının Değerlendirilmesi: Kadının ceza yargılamasındaki savunmalarında da belirttiği üzere, kendisine fiziksel şiddet uygulayan erkeği şiddet endişesiyle bir defaya mahsus ortak konuta kabul etmemesi haklı bir nedene dayanmaktadır. Erkeğin süre gelen fiziksel şiddet, hakaret ve mahremiyet ihlali eylemleri karşısında bu davranışın kadına kusur olarak yüklenmesi hatalıdır.

  • Kusur Tespiti: Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebebiyet veren olaylarda erkek tam kusurlu olup, erkeğin davasının reddine ve kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesi gerekirken,delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının her iki boşanma davası yönünden BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan vekâlet ücretinin karşı taraftan alınarak verene verilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.

     

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, şiddet mağduru kadının kendisini korumak amacıyla eşini eve almamasını bir “kusur” olarak nitelendiren ve bu durumu af olarak değerlendiren bölge adliye mahkemesi kararını yerinde bir hukuki tahlille bozmuştur. Şiddet tehdidi altındaki kadının bu haklı tepkisinin kusur sayılması ve erkeğin ağır/süre gelen şiddet eylemlerinin göz ardı edilmesi hakkaniyete aykırıdır.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı hem hayatın olağan akışına hem de Aile Hukuku’nun temel ilkelerine ve hakkaniyet kuralına son derece uygundur. Şiddet gören kadının yaşam güvenliğini korumak adına gösterdiği refleksi kusur olarak kabul etmek hukuka aykırı olacağı gibi, affedildiğine dair somut ve inandırıcı delil bulunmayan hallerde af olgusuna dayanılması da yerinde değildir. Karar bu yönüyle oldukça isabetlidir.

️⚖️BOŞANMA DAVALARINDA KUSUR TESPİTİ VE AF-HOŞGÖRÜ OLGUSU (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Erkeğin Süre Gelen Şekilde Fiziksel Şiddet Uygulaması, Hakaret Etmesi ve Aile Mahremiyetini İfşa Etmesi Karşısında Tam Kusurlu Olduğu, Kadının Şiddet Endişesiyle Eşi Eve Almamasının Kusur Olarak Yüklenemeyeceği ve Bu Durumun Af Nitelğinde Olmadığı - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/5744 Karar No: 2025/566 Karar Tarihi: 21/01/2025 Mahkemesi: Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2023/438 K.) İlk Derece Mahkemesi: Kelkit Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi (2022/362 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasında ilk derece mahkemesince; erkeğin aile mahremiyetini anlattığı, ortak konutun ihtiyaçlarını karşılamadığı, kadına fiziksel şiddet uyguladığı ve hakaret ettiği, kadının ise erkeği eve almadığı gerekçesiyle erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu kabul edilerek her iki davanın kabulü ile boşanmalarına karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesince ise kadının önceki olayları affettiği, erkeği sebepsiz yere eve almadığı ve boşanmaya kadının tam kusurlu davranışlarının sebep olduğu gerekçesiyle kadının davasının reddine, erkeğin davasının kabulüne karar verilmiştir. Hüküm, davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Af ve Hoşgörü Olgusu: Affedilen ve hoşgörü ile karşılanan vakıalar taraflara kusur olarak yüklenemez. Somut olayda, kadının erkeğin eylemlerini affettiği ya da hoşgörü ile karşıladığına kabule elverişli delil bulunmamaktadır. Kadının Davranışının Değerlendirilmesi: Kadının ceza yargılamasındaki savunmalarında da belirttiği üzere, kendisine fiziksel şiddet uygulayan erkeği şiddet endişesiyle bir defaya mahsus ortak konuta kabul etmemesi haklı bir nedene dayanmaktadır. Erkeğin süre gelen fiziksel şiddet, hakaret ve mahremiyet ihlali eylemleri karşısında bu davranışın kadına kusur olarak yüklenmesi hatalıdır. Kusur Tespiti: Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebebiyet veren olaylarda erkek tam kusurlu olup, erkeğin davasının reddine ve kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesi gerekirken,delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının her iki boşanma davası yönünden BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan vekâlet ücretinin karşı taraftan alınarak verene verilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️KARŞILIKLI BOŞANMA DAVALARINDA GÜVEN SARSICI DAVRANIŞ VE HAKARET NEDENİYLE EŞİT KUSUR (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Eşlerden Birinin Eski Sevgilisinden Gelen Mesaja Davetkar Yanıt Vererek Güven Sarsıcı Eylemde Bulunması, Diğer Eşin ise Hakaret ve Tehdit Etmesi Olaylarında Tarafların Eşit Kusurlu Kabul Edilerek Boşanma Kararı Verilmesinin Yerinde Olduğu – Onama Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2022/10877

  • Karar No: 2023/2302

  • Karar Tarihi: 10/05/2023

  • Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi

  • İlk Derece Mahkemesi: Eskişehir 3. Aile Mahkemesi

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Nafaka ve Tazminat Talepleri

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, erkeğin alkol ve esrar kullandığını, psikolojik ve cinsel şiddet uyguladığını, hakaret ve tehditlerde bulunduğunu iddia ederek boşanma ve tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı erkek ise kadının eski sevgilisinden gelen cinsel içerikli mesaja gülücük ifadesi koyarak davetkar yanıt verdiğini ve sadakatsizlik şüphesi yaratarak güven sarsıcı eylemde bulunduğunu savunmuş, karşı dava açarak boşanma ve tazminat talep etmiştir. İlk derece mahkemesince; kadının eski sevgilisinden gelen mesaja davetkar yanıt verip eşinden saklaması suretiyle güven sarsıcı davranışta bulunduğu, erkeğin ise kadına karşı hakaret ve tehdit suçlarından cezalandırıldığı, gerçekleşen bu olaylar neticesinde tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında eşit kusurlu oldukları kabul edilerek her iki davanın kabulü ile boşanmalarına, kadın lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmiş, eşit kusur nedeniyle tarafların tazminat talepleri reddedilmiştir. Bölge adliye mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Temyiz İncelemesi ve Hukuki Denetim: Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı HMK’nın 371. maddesinde sınırlı olarak düzenlenen kanuni sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

  • Kusur Tespiti ve Karar Gerekçesi: Temyizen incelenen dosya kapsamındaki deliller, tarafların iddia ve savunmaları ile mahkemelerin takdir ettiği delil ve gerekçelere göre; kadının eski sevgilisiyle olan mesajlaşmaları ve güven sarsıcı hareketleri ile erkeğin eşine yönelik hakaret ve tehdit eylemleri birlikte değerlendirildiğinde, mahkemece kurulan hükümde usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı ve tarafların temyiz itirazlarının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370/1 maddesi gereğince oy birliğiyle ONANMASINA karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşlerden birinin gece yarısı eski sevgilisinden gelen mesaja karşılık verip eşinden gizlemeye çalışmasını “güven sarsıcı davranış” olarak nitelendirirken, diğer eşin bu durumu öğrenmesi üzerine sarf ettiği hakaret ve tehdit sözlerini de ayrı bir kusur olarak kabul etmiş; her iki tarafın sergilediği bu kusurlu tutumların evlilik birliğini ortak yaşamı çekilmez hale getirecek boyutta sarsması sebebiyle eşit kusurluluk tespitini hukuka uygun bulmuştur.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın onama kararı dosyanın maddi olgularına ve hakkaniyet ilkesine son derece uygundur. Kadının sadakat yükümlülüğünü zedeleyen kuşkulu ve davetkar mesajlaşmaları evlilik birliğindeki ortak güven temelini zedelerken, erkeğin de fevri hareket ederek hakaret ve tehdit boyutuna ulaşan tepkiler vermesi tarafların kusurlarını dengeli kılmaktadır. Dolayısıyla yerel mahkemenin eşit kusur kabulü ve buna dayalı boşanma ile nafaka hükümlerinin isabetli olduğu kanaatindeyiz.

⚖️KARŞILIKLI BOŞANMA DAVALARINDA GÜVEN SARSICI DAVRANIŞ VE HAKARET NEDENİYLE EŞİT KUSUR (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Eşlerden Birinin Eski Sevgilisinden Gelen Mesaja Davetkar Yanıt Vererek Güven Sarsıcı Eylemde Bulunması, Diğer Eşin ise Hakaret ve Tehdit Etmesi Olaylarında Tarafların Eşit Kusurlu Kabul Edilerek Boşanma Kararı Verilmesinin Yerinde Olduğu - Onama Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2022/10877 Karar No: 2023/2302 Karar Tarihi: 10/05/2023 Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi İlk Derece Mahkemesi: Eskişehir 3. Aile Mahkemesi Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Nafaka ve Tazminat Talepleri 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, erkeğin alkol ve esrar kullandığını, psikolojik ve cinsel şiddet uyguladığını, hakaret ve tehditlerde bulunduğunu iddia ederek boşanma ve tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı erkek ise kadının eski sevgilisinden gelen cinsel içerikli mesaja gülücük ifadesi koyarak davetkar yanıt verdiğini ve sadakatsizlik şüphesi yaratarak güven sarsıcı eylemde bulunduğunu savunmuş, karşı dava açarak boşanma ve tazminat talep etmiştir. İlk derece mahkemesince; kadının eski sevgilisinden gelen mesaja davetkar yanıt verip eşinden saklaması suretiyle güven sarsıcı davranışta bulunduğu, erkeğin ise kadına karşı hakaret ve tehdit suçlarından cezalandırıldığı, gerçekleşen bu olaylar neticesinde tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında eşit kusurlu oldukları kabul edilerek her iki davanın kabulü ile boşanmalarına, kadın lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmiş, eşit kusur nedeniyle tarafların tazminat talepleri reddedilmiştir. Bölge adliye mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Temyiz İncelemesi ve Hukuki Denetim: Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı HMK'nın 371. maddesinde sınırlı olarak düzenlenen kanuni sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Kusur Tespiti ve Karar Gerekçesi: Temyizen incelenen dosya kapsamındaki deliller, tarafların iddia ve savunmaları ile mahkemelerin takdir ettiği delil ve gerekçelere göre; kadının eski sevgilisiyle olan mesajlaşmaları ve güven sarsıcı hareketleri ile erkeğin eşine yönelik hakaret ve tehdit eylemleri birlikte değerlendirildiğinde, mahkemece kurulan hükümde usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı ve tarafların temyiz itirazlarının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 maddesi gereğince oy birliğiyle ONANMASINA karar verilmiştir.

⚖️YARGILAMANIN YENİLENMESİ (İADESİ) SEBEBİYLE BOŞANMA KARARININ İPTALİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Boşanma Davasında Beyanları Esas Alınan Tanıkların Yalan Tanıklık Yaptıklarının Kesinleşmiş Ceza Mahkemesi Kararıyla Sabit Olması Durumunda, Yargılamanın Yenilenmesi (İadesi) Koşullarının Oluştuğu – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2015/25834

  • Karar No: 2017/5295

  • Karar Tarihi: 02/05/2017

  • Mahkemesi: Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi

  • Davanın Konusu: Yargılamanın Yenilenmesi (İadesi) Talebi (Boşanma Kararının Kaldırılması)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, Almanya’da yaşadığını, gıyabında verilen boşanma kararından sonradan haberdar olduğunu, davada dinlenen tanıkların kendilerini tanımadığını ve yalan tanıklık yaptığını belirterek yargılamanın yenilenmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince, yalan tanıklık nedeniyle yargılamanın yenilenebilmesi için tanıkların yalan beyanda bulunduğunun kesinleşmiş mahkeme kararına bağlanması gerektiği, sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Yargılamanın Yenilenmesi ve HAGB Kurumu: Yargılamanın iadesi, kesin hükmün gözden geçirilmesine imkân tanıyan istisnai bir yoldur. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumu teknik anlamda bir mahkumiyet hükmü olmasa da, ceza mahkemesince tespit edilen maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayabileceği/değerlendirilebileceği kabul edilmektedir.

  • Yalan Tanıklığın Tespiti: Boşanma davasında beyanları hükme esas alınan tanıkların, açılan kamu davası sonucunda yalan tanıklık suçundan cezalandırılmalarına karar verildiği, HAGB kararlarının itiraz edilmeyerek kesinleştiği ve tanıkların hazırlık/kovuşturma aşamalarındaki ikrarları dikkate alındığında, karardan sonra tanıkların yalan tanıklık yaptığının maddi vakıa olarak sabit olduğu anlaşılmıştır.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Davacı kadının temyiz itirazları yerinde görülerek, yargılamanın yenilenmesi koşullarının oluştuğu gözetilmeden davanın reddedilmesinin isabetsiz olduğundan hükmün BOZULMASINA karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, boşanma davalarında tek dayanak olan tanık beyanlarının sonradan yalan tanıklıkla (HAGB kararı alınmış olsa bile maddi olgu kesinleştiğinden) çürütülmesi durumunda, kesin hükmün adaletsizlik yaratmaması için yargılamanın yenilenmesi (iadesi) yoluna gidilmesi gerektiğini tescillemiştir.

⚖️YARGILAMANIN YENİLENMESİ (İADESİ) SEBEBİYLE BOŞANMA KARARININ İPTALİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Boşanma Davasında Beyanları Esas Alınan Tanıkların Yalan Tanıklık Yaptıklarının Kesinleşmiş Ceza Mahkemesi Kararıyla Sabit Olması Durumunda, Yargılamanın Yenilenmesi (İadesi) Koşullarının Oluştuğu - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2015/25834 Karar No: 2017/5295 Karar Tarihi: 02/05/2017 Mahkemesi: Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi Davanın Konusu: Yargılamanın Yenilenmesi (İadesi) Talebi (Boşanma Kararının Kaldırılması) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, Almanya'da yaşadığını, gıyabında verilen boşanma kararından sonradan haberdar olduğunu, davada dinlenen tanıkların kendilerini tanımadığını ve yalan tanıklık yaptığını belirterek yargılamanın yenilenmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince, yalan tanıklık nedeniyle yargılamanın yenilenebilmesi için tanıkların yalan beyanda bulunduğunun kesinleşmiş mahkeme kararına bağlanması gerektiği, sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Yargılamanın Yenilenmesi ve HAGB Kurumu: Yargılamanın iadesi, kesin hükmün gözden geçirilmesine imkân tanıyan istisnai bir yoldur. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumu teknik anlamda bir mahkumiyet hükmü olmasa da, ceza mahkemesince tespit edilen maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayabileceği/değerlendirilebileceği kabul edilmektedir. Yalan Tanıklığın Tespiti: Boşanma davasında beyanları hükme esas alınan tanıkların, açılan kamu davası sonucunda yalan tanıklık suçundan cezalandırılmalarına karar verildiği, HAGB kararlarının itiraz edilmeyerek kesinleştiği ve tanıkların hazırlık/kovuşturma aşamalarındaki ikrarları dikkate alındığında, karardan sonra tanıkların yalan tanıklık yaptığının maddi vakıa olarak sabit olduğu anlaşılmıştır. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Davacı kadının temyiz itirazları yerinde görülerek, yargılamanın yenilenmesi koşullarının oluştuğu gözetilmeden davanın reddedilmesinin isabetsiz olduğundan hükmün BOZULMASINA karar verilmiştir.

⚖️KUMAR VE BAHİS ALIŞKANLIĞININ BOŞANMADA KUSUR TEŞKİL ETMESİ VE KUSUR TESPİTİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Erkeğin Sürekli Olarak Cep Telefonu Üzerinden Kumar ve Bahis Oynaması, Eşine Şiddet Uygulaması ve Güven Sarsıcı Davranışlarda Bulunan Kadına Nazaran Daha Fazla Kusurlu Olduğunun Kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Onanması)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2024/674

  • Karar No: 2024/7779

  • Karar Tarihi: 23/10/2024

  • Mahkemesi: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/2232 E., 2023/3156 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Antalya 12. Aile Mahkemesi (2021/55 E., 2022/413 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Kusur Tespiti, Velayet, Nafaka ve Tazminatlar

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Tarafların açtıkları boşanma davası sonucunda ilk derece mahkemesince tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilerek boşanmalarına, velayet ve nafakalarına hükmedilmiş; tazminat talepleri ise reddedilmiştir. Bölge adliye mahkemesince kadının istinaf talebinin kısmen kabulü ile erkeğin kumar oynaması, şiddet uygulaması ve hakaretleri nedeniyle kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğu kabul edilmiş; kadınaleyhine maddi ve manevi tazminat ile artırılmış nafakalara hükmedilmiştir. Karar, davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kusur Değerlendirmesi ve Onama: Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, erkeğin sürekli olarak cep telefonu üzerinden kumar ve bahis oyunları oynadığı, aile birliğinin ekonomik yükümlülüklerini yerine getirmediği, eşine fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve tehditte bulunduğu; kadının ise güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu anlaşılmaktadır. Bölge adliye mahkemesince yapılan kusur tespiti ve erkeğin kadına nazaran daha fazla kusurlu olduğu kabulü usul ve kanuna uygundur.

  • Tazminat ve Nafakalar: Ağır kusurlu erkeğin eylemleri nedeniyle kadın yararına hükmedilen maddi/manevi tazminat ile yoksulluk ve iştirak nafakası miktarları yerindedir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, cep telefonu üzerinden kumar ve bahis oynamayı alışkanlık haline getiren, borçlanan ve evlilik birliğinin ekonomik ile manevi sorumluluklarını hiçe sayan erkeğin ağır kusurlu olduğunu tescillemiştir. Kumar bağımlılığının aile birliğini temelinden sarsan ağır bir kusur teşkil ettiği açıkça vurgulanmıştır.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı hem aile ekonomisini koruma hem de eşlerin ortak yaşam sorumluluklarına sadık kalması gerekliliği açısından son derece isabetlidir. Kumar alışkanlığının getirdiği yıkımın kusur tespiti aşamasında doğru değerlendirilmesi hukuki hakkaniyeti sağlamıştır.

⚖️KUMAR VE BAHİS ALIŞKANLIĞININ BOŞANMADA KUSUR TEŞKİL ETMESİ VE KUSUR TESPİTİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Erkeğin Sürekli Olarak Cep Telefonu Üzerinden Kumar ve Bahis Oynaması, Eşine Şiddet Uygulaması ve Güven Sarsıcı Davranışlarda Bulunan Kadına Nazaran Daha Fazla Kusurlu Olduğunun Kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Onanması) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2024/674 Karar No: 2024/7779 Karar Tarihi: 23/10/2024 Mahkemesi: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/2232 E., 2023/3156 K.) İlk Derece Mahkemesi: Antalya 12. Aile Mahkemesi (2021/55 E., 2022/413 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Kusur Tespiti, Velayet, Nafaka ve Tazminatlar 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Tarafların açtıkları boşanma davası sonucunda ilk derece mahkemesince tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilerek boşanmalarına, velayet ve nafakalarına hükmedilmiş; tazminat talepleri ise reddedilmiştir. Bölge adliye mahkemesince kadının istinaf talebinin kısmen kabulü ile erkeğin kumar oynaması, şiddet uygulaması ve hakaretleri nedeniyle kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğu kabul edilmiş; kadınaleyhine maddi ve manevi tazminat ile artırılmış nafakalara hükmedilmiştir. Karar, davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Değerlendirmesi ve Onama: Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, erkeğin sürekli olarak cep telefonu üzerinden kumar ve bahis oyunları oynadığı, aile birliğinin ekonomik yükümlülüklerini yerine getirmediği, eşine fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve tehditte bulunduğu; kadının ise güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu anlaşılmaktadır. Bölge adliye mahkemesince yapılan kusur tespiti ve erkeğin kadına nazaran daha fazla kusurlu olduğu kabulü usul ve kanuna uygundur. Tazminat ve Nafakalar: Ağır kusurlu erkeğin eylemleri nedeniyle kadın yararına hükmedilen maddi/manevi tazminat ile yoksulluk ve iştirak nafakası miktarları yerindedir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️İLERİ SÜRÜLMEYEN VAKIALARIN KUSUR OLARAK YÜKLENEMEMESİ VE EŞİ KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ SÖZLERİN KUSUR TESPİTİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(İleri Sürülmeyen Vakıaların Taraflara Kusur Olarak Yüklenemeyeceği, “Bulurum zengin bir koca bakarım çareme” Şeklindeki Sözlerin Eşi Küçük Düşürücü Nitelikte Olduğu ve Karşılıklı Kusurlu Davranışlar Sonucunda Tarafların Eşit Kusurlu Kabul Edilmesi Gerektiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2016/12721

  • Karar No: 2017/12666

  • Karar Tarihi: 14/11/2017

  • Mahkemesi: Aile Mahkemesi

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Kusur Belirlemesi, Nafakalar ve Tazminatlar

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Tarafların açtıkları karşılıklı boşanma davası sonucunda yerel mahkemece kadının boşanma davasının kabulü ile erkeğin karşı davasının reddine karar verilmiş; kusur belirlemesi, tazminatlar ve nafakalar yönünden hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Yargıtay duruşması yapılmak suretiyle dosya incelenmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • İleri Sürülmeyen Vakıaların Kusur Sayılamaması: Erkeğe kusur olarak yüklenen “mal mal iş yapıyorsun” şeklindeki aşağılama eylemine kadının dava veya cevap dilekçelerinde dayanılmadığı anlaşılmaktadır. Usul hukukuna göre, dilekçelerde ileri sürülmeyen (vakıa olarak dayanılmayan) hadiseler taraflara kusur olarak yüklenemez.

  • Kusur Tespiti ve Eşit Kusurluluk: Yapılan soruşturma ve delillere göre, erkeğin eşini sevmediğini ve istemediğini söyleyerek rencide ettiği, davacı kadının da “bulurum zengin bir koca bakarım çareme” diyerek eşini başkaları nazarında küçük düşürdüğü anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu karşılıklı durum karşısında boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceğinden tazminat taleplerinin reddi gereklidir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan hükmün kusur tespiti ve tazminatlar yönünden BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan diğer bölümlerin ise ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında iki temel usul ve esas kuralını hatırlatmıştır: Birincisi, medeni usul hukukunda “iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı” ile bağlılık kuralı gereği, dilekçelerde dayanılmayan vakıaların karşı tarafa kusur olarak yüklenemeyeceğidir. İkincisi ise eşleri küçük düşüren sözler sarf eden tarafların karşılıklı kusurlu sayılarak eşit kusur ilkesinin uygulanması gerektiğidir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı hem HMK’nın temel ilkelerine hem de kusur tespiti adaletine son derece uygundur. Tarafların iddia etmedikleri olayların hakim tarafından re’sen kusur kabul edilmesi usule aykırı olduğu gibi, eşini başkaları yanında küçük düşüren ifadeler kullanan tarafın kusursuz veya az kusurlu sayılması da hakkaniyete sığmaz. Karar bu yönüyle oldukça isabetlidir.

⚖️İLERİ SÜRÜLMEYEN VAKIALARIN KUSUR OLARAK YÜKLENEMEMESİ VE EŞİ KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ SÖZLERİN KUSUR TESPİTİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (İleri Sürülmeyen Vakıaların Taraflara Kusur Olarak Yüklenemeyeceği, "Bulurum zengin bir koca bakarım çareme" Şeklindeki Sözlerin Eşi Küçük Düşürücü Nitelikte Olduğu ve Karşılıklı Kusurlu Davranışlar Sonucunda Tarafların Eşit Kusurlu Kabul Edilmesi Gerektiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2016/12721 Karar No: 2017/12666 Karar Tarihi: 14/11/2017 Mahkemesi: Aile Mahkemesi Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Kusur Belirlemesi, Nafakalar ve Tazminatlar 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Tarafların açtıkları karşılıklı boşanma davası sonucunda yerel mahkemece kadının boşanma davasının kabulü ile erkeğin karşı davasının reddine karar verilmiş; kusur belirlemesi, tazminatlar ve nafakalar yönünden hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Yargıtay duruşması yapılmak suretiyle dosya incelenmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE İleri Sürülmeyen Vakıaların Kusur Sayılamaması: Erkeğe kusur olarak yüklenen "mal mal iş yapıyorsun" şeklindeki aşağılama eylemine kadının dava veya cevap dilekçelerinde dayanılmadığı anlaşılmaktadır. Usul hukukuna göre, dilekçelerde ileri sürülmeyen (vakıa olarak dayanılmayan) hadiseler taraflara kusur olarak yüklenemez. Kusur Tespiti ve Eşit Kusurluluk: Yapılan soruşturma ve delillere göre, erkeğin eşini sevmediğini ve istemediğini söyleyerek rencide ettiği, davacı kadının da "bulurum zengin bir koca bakarım çareme" diyerek eşini başkaları nazarında küçük düşürdüğü anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu karşılıklı durum karşısında boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceğinden tazminat taleplerinin reddi gereklidir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan hükmün kusur tespiti ve tazminatlar yönünden BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan diğer bölümlerin ise ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️EVLİLİK ÖNCESİ YAŞANAN CİNSEL İLİŞKİNİN BOŞANMA DAVASINDA KUSUR OLAMAYACAĞI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Davalı Kadının Evlilik Öncesi Cinsel İlişki Yaşamış Olmasının Boşanma Davasında Kusur Oluşturmayacağı, Koşulları Varsa Yalnızca Nispi Butlanla İptal Davasına Konu Olabileceği ve Evlilik Birliği Kurulmadan Önceki Nedenlere Dayanılarak Boşanma Davası Açılamayacağı – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2020/6157

  • Karar No: 2021/371

  • Karar Tarihi: 20/01/2021

  • Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi

  • Davanın Konusu: Boşanma

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki boşanma davasında yerel mahkemece verilen karara karşı istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Evlilik Öncesi Olayların Boşanmaya Etkisi: Tarafların sadakat yükümlülüğü evlilik birliğinin kurulmasıyla başlar (TMK m. 185). Davalı kadının evlilik öncesi cinsel ilişki yaşamış olması (başka bir erkekten hamile kalması ve evlilik birliği içinde doğum yapması) boşanma davasında davalı kadın için kusur oluşturmaz. Bu durum, koşulları var ise yalnızca evliliğin nispi butlan ile iptali davasına konu olabilir (TMK m. 149).

  • Boşanma Davasının Reddi Gerekliliği: Evlilik birliği kurulmadan önceki nedenlere dayanılarak boşanma davası açılamaz. Evlilik birliği kurulduktan sonra kadından kaynaklanan başkaca kusurlu bir davranış da ispatlanamamıştır. Bu durumda erkeğin boşanma davasının reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA ve ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, boşanma davalarının ancak evlilik birliği kurulduktan sonraki kusurlu davranışlara dayanılabileceğini, evlilik öncesi yaşanan olayların boşanmada kusur sayılamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Evliliğin temelini sarsan bu tür esaslı yanılgılar için kanunun öngördüğü hukuki yolun boşanma değil, nispi butlanla iptal davası olduğu vurgulanmıştır.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri ve usul kuralları ile tam bir uyum içerisindedir. Evlilik öncesi yaşanan vakıaların boşanma davasında kusur olarak değerlendirilmesi hukuken mümkün değildir; her davanın kendi yasal dayanağı içerisinde ele alınması gereklidir.

⚖️EVLİLİK ÖNCESİ YAŞANAN CİNSEL İLİŞKİNİN BOŞANMA DAVASINDA KUSUR OLAMAYACAĞI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Davalı Kadının Evlilik Öncesi Cinsel İlişki Yaşamış Olmasının Boşanma Davasında Kusur Oluşturmayacağı, Koşulları Varsa Yalnızca Nispi Butlanla İptal Davasına Konu Olabileceği ve Evlilik Birliği Kurulmadan Önceki Nedenlere Dayanılarak Boşanma Davası Açılamayacağı - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2020/6157 Karar No: 2021/371 Karar Tarihi: 20/01/2021 Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi Davanın Konusu: Boşanma 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki boşanma davasında yerel mahkemece verilen karara karşı istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Evlilik Öncesi Olayların Boşanmaya Etkisi: Tarafların sadakat yükümlülüğü evlilik birliğinin kurulmasıyla başlar (TMK m. 185). Davalı kadının evlilik öncesi cinsel ilişki yaşamış olması (başka bir erkekten hamile kalması ve evlilik birliği içinde doğum yapması) boşanma davasında davalı kadın için kusur oluşturmaz. Bu durum, koşulları var ise yalnızca evliliğin nispi butlan ile iptali davasına konu olabilir (TMK m. 149). Boşanma Davasının Reddi Gerekliliği: Evlilik birliği kurulmadan önceki nedenlere dayanılarak boşanma davası açılamaz. Evlilik birliği kurulduktan sonra kadından kaynaklanan başkaca kusurlu bir davranış da ispatlanamamıştır. Bu durumda erkeğin boşanma davasının reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA ve ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️TERDİTLİ (ZİNA VE EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELDEN SARSILMASI) BOŞANMA DAVASINDA ÖNCELİKLE ZİNA NEDENİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKTİĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Davanın Zina Olmadığı Takdirde Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Terditli Boşanma Davası Olduğu – Mahkemece Öncelikli Olarak Zina Nedeniyle Özel Boşanma Sebebi Yönünden Değerlendirme Yapılması Gerektiği – Hatalı Hukuki Nitelendirme Nedeniyle Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2022/10513

  • Karar No: 2023/1201

  • Karar Tarihi: 22.03.2023

  • Bölge Adliye Mahkemesi: … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/1985 E., 2022/1934 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: … 2. Aile Mahkemesi (2021/464 E., 2022/342 K.)

  • Davanın Konusu: Zina, Olmadığı Takdirde Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Terditli Boşanma ve Feeri Talepler

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı vekili, davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, alkol kullanıp şiddet ve tehdit uyguladığını belirterek zina nedeniyle, kabul görmemesi halinde evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle (terditli olarak) boşanma, nafaka ve tazminat talebiyle dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesince delillerin yetersizliği ve af kapsamında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Terditli Dava ve Hukuki Nitelendirme: Davacı, dava dilekçesinde zina olmadığı takdirde evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle terditli boşanma davası açmıştır. İlk Derece Mahkemesince davanın yalnızca genel boşanma sebebine (TMK m. 166) dayalı olduğu şeklinde hatalı hukuki nitelendirme yapıldığı anlaşılmıştır.

  • Öncelikli Değerlendirme Zorunluluğu: Mahkemece davanın öncelikle zina nedeniyle özel boşanma sebebine, olmadığı takdirde terditli evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı dava olması sebebiyle öncelikle zina nedenli dava yönünden değerlendirme yapılması, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hatalı hukuki nitelendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, terditli (kademeli) açılan boşanma davalarında hâkimin talep sonuçlarına göre öncelik sırasına uyması gerektiğini vurgulamıştır. Zina gibi özel bir boşanma sebebi ile genel boşanma sebebinin birlikte (terditli) istenmesi halinde, öncelikle özel sebebin (zinanın) tüm delilleriyle tartışılarak karara bağlanması zorunludur.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun taleple bağlılık ve terditli dava kurallarına, ayrıca yargılamada izlenecek usul sırasına tam uygundur.

⚖️TERDİTLİ (ZİNA VE EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELDEN SARSILMASI) BOŞANMA DAVASINDA ÖNCELİKLE ZİNA NEDENİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKTİĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Davanın Zina Olmadığı Takdirde Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Terditli Boşanma Davası Olduğu - Mahkemece Öncelikli Olarak Zina Nedeniyle Özel Boşanma Sebebi Yönünden Değerlendirme Yapılması Gerektiği - Hatalı Hukuki Nitelendirme Nedeniyle Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2022/10513 Karar No: 2023/1201 Karar Tarihi: 22.03.2023 Bölge Adliye Mahkemesi: ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/1985 E., 2022/1934 K.) İlk Derece Mahkemesi: ... 2. Aile Mahkemesi (2021/464 E., 2022/342 K.) Davanın Konusu: Zina, Olmadığı Takdirde Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Terditli Boşanma ve Feeri Talepler 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı vekili, davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, alkol kullanıp şiddet ve tehdit uyguladığını belirterek zina nedeniyle, kabul görmemesi halinde evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle (terditli olarak) boşanma, nafaka ve tazminat talebiyle dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesince delillerin yetersizliği ve af kapsamında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Terditli Dava ve Hukuki Nitelendirme: Davacı, dava dilekçesinde zina olmadığı takdirde evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle terditli boşanma davası açmıştır. İlk Derece Mahkemesince davanın yalnızca genel boşanma sebebine (TMK m. 166) dayalı olduğu şeklinde hatalı hukuki nitelendirme yapıldığı anlaşılmıştır. Öncelikli Değerlendirme Zorunluluğu: Mahkemece davanın öncelikle zina nedeniyle özel boşanma sebebine, olmadığı takdirde terditli evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı dava olması sebebiyle öncelikle zina nedenli dava yönünden değerlendirme yapılması, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hatalı hukuki nitelendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️EVLİLİK BİRLİĞİNİN SONA ERMESİNDEN İTİBAREN ÜÇYÜZ GÜN İÇİNDE DOĞAN ÇOCUK İÇİN BABALIĞIN TESPİTİ DAVASI (YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Evlilik Devam Ederken Veya Evliliğin Sona Ermesinden Başlayarak Üç Yüz Gün İçinde Doğan Çocuğun Babasının Koca Sayılacağı, Bu Durumda Babalığın Tespiti Davasının Reddine Karar Verilmesi Gerekirken Kabulünün İsabetsiz Olduğu – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2017/7288

  • Karar No: 2018/2224

  • Karar Tarihi: 15.02.2017 (İçtihat metninde geçen tarih itibarıyla)

  • Mahkemesi: Aile Mahkemesi

  • Davanın Konusu: Babalığın Tespiti, Tazminat, Nafaka

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı vekili, tarafların evlenip boşandıklarını, boşanma gerçekleşmeden önce davacının hamile kaldığını belirterek iddet müddeti içerisinde doğacak çocuk için davalının babalığına, maddi/manevi tazminata ve küçük için nafakaya hükmedilmesini istemiştir. Mahkemece manevi tazminat istemi tefrik edilmiş, babalığın tespiti davasının kabulüne, maddi tazminat ve tedbir/iştirak nafakasına karar verilmiştir. Hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kocalık Karinesi ve TMK 285. Madde: TMK’nın 285. maddesi gereğince evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır.

  • Somut Olayın Değerlendirilmesi: Davacı, evliliğin devamı sırasında hamile kaldığını iddia etmiş, evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içerisinde doğum yapmış ve çocuk baba hanesine tescil edilmiştir. Mahkemece bu yasal düzenleme dikkate alınarak babalığın tespitine yönelik davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru görülmemiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi bu kararında, Türk Medeni Kanunu’ndaki kocalık karinesinin (300 günlük yasal süre kuralının) mutlak bir yasal bağ olduğunu hatırlatmıştır. Evliliğin sona ermesinden itibaren 300 gün içinde doğan çocuk yasal olarak kocaya bağlı olduğundan, bu süre içinde babalığın tespiti davası açılamaz; öncelikle soybağının reddi prosedürünün işletilmesi gerekir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı soybağı hukukunun temel ilkelerine ve yasal karnelere tam uygundur.

⚖️EVLİLİK BİRLİĞİNİN SONA ERMESİNDEN İTİBAREN ÜÇYÜZ GÜN İÇİNDE DOĞAN ÇOCUK İÇİN BABALIĞIN TESPİTİ DAVASI (YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Evlilik Devam Ederken Veya Evliliğin Sona Ermesinden Başlayarak Üç Yüz Gün İçinde Doğan Çocuğun Babasının Koca Sayılacağı, Bu Durumda Babalığın Tespiti Davasının Reddine Karar Verilmesi Gerekirken Kabulünün İsabetsiz Olduğu - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Esas No: 2017/7288 Karar No: 2018/2224 Karar Tarihi: 15.02.2017 (İçtihat metninde geçen tarih itibarıyla) Mahkemesi: Aile Mahkemesi Davanın Konusu: Babalığın Tespiti, Tazminat, Nafaka 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı vekili, tarafların evlenip boşandıklarını, boşanma gerçekleşmeden önce davacının hamile kaldığını belirterek iddet müddeti içerisinde doğacak çocuk için davalının babalığına, maddi/manevi tazminata ve küçük için nafakaya hükmedilmesini istemiştir. Mahkemece manevi tazminat istemi tefrik edilmiş, babalığın tespiti davasının kabulüne, maddi tazminat ve tedbir/iştirak nafakasına karar verilmiştir. Hüküm, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kocalık Karinesi ve TMK 285. Madde: TMK'nın 285. maddesi gereğince evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır. Somut Olayın Değerlendirilmesi: Davacı, evliliğin devamı sırasında hamile kaldığını iddia etmiş, evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içerisinde doğum yapmış ve çocuk baba hanesine tescil edilmiştir. Mahkemece bu yasal düzenleme dikkate alınarak babalığın tespitine yönelik davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru görülmemiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️KOCANIN KILIK KIYAFETE KARIŞMASI, PSİKOLOJİK BASKI VE DİNİ İNANÇ ÜZERİNDE TAHAKKÜM KURMASININ BOŞANMADA KUSUR SAYILMASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Erkeğin Eşinin Kılık Kıyafetine Karışarak Psikolojik Baskı Kurduğu, Tesettüre Sokmak İsteyerek Dini İnançları Üzerinde Tahakküm Oluşturmaya Çalıştığı, Hakaret Ettiği ve Tam Kusurlu Olduğu Olayda Boşanma ile Tazminatların Onanması)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/975

  • Karar No: 2023/3969

  • Karar Tarihi: 14.09.2023

  • Bölge Adliye Mahkemesi: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi (2020/1309 E., 2022/1865 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: … 1. Aile Mahkemesi (2018/1041 E., 2020/101 K.)

  • Davanın Konusu: Boşanma ve Ziynet Alacağı

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, erkeğin psikolojik baskı uyguladığını, kılık kıyafetine karıştığını, hakaret ettiğini, fiziksel şiddette bulunduğunu ve eve bakmadığını belirterek boşanma, nafaka, tazminat ve ziynet alacağı talebiyle dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesince erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanma davasının kabulüne, tazminatlara ve ziynet alacağının kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvuru esastan reddedilmiştir. Karar, davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Ziynet Alacağı Yönünden Kesinlik Sınırı: Kabul edilen ziynet alacağı bedeli ve temyize konu edilen toplam miktar 43.980,00 TL olup karar tarihi itibarıyla 6100 sayılı Kanun’un 362 nci maddesi gereği belirlenen 107.090,00 TL’lik kesinlik sınırının altında kaldığından, davalı erkek vekilinin ziynet alacağına yönelik temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.

  • Kusur ve Tazminatlar Yönünden Onama: İlk Derece Mahkemesince; erkeğin kadına hakaret ettiği, kılık kıyafetine karışarak psikolojik baskı kurduğu, tesettüre sokmak isteyerek dini inançları üzerinde tahakküm oluşturmaya çalıştığı, evine ve ailesine maddi/manevi katkı sağlamadığı ve kadının annesine hakaret ettiği gerekçesiyle erkeğin tam kusurlu kabul edilmesinde ve kurulan hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Davalı erkek vekilinin kabul edilen ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin REDDİNE, diğer hususlara yönelik temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşin kılık kıyafetine müdahale edilmesinin, tesettüre sokulmaya çalışılarak dini inançlar üzerinde baskı ve tahakküm kurulmasının evlilik birliğinde psikolojik şiddet ve kusur teşkil edeceğini bir kez daha tescillemiştir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı bireysel özgürlüklerin, eşler arasındaki eşitlik ve saygı ilkesinin aile hukukundaki yansıması bakımından son derece yerindedir.

⚖️KOCANIN KILIK KIYAFETE KARIŞMASI, PSİKOLOJİK BASKI VE DİNİ İNANÇ ÜZERİNDE TAHAKKÜM KURMASININ BOŞANMADA KUSUR SAYILMASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Erkeğin Eşinin Kılık Kıyafetine Karışarak Psikolojik Baskı Kurduğu, Tesettüre Sokmak İsteyerek Dini İnançları Üzerinde Tahakküm Oluşturmaya Çalıştığı, Hakaret Ettiği ve Tam Kusurlu Olduğu Olayda Boşanma ile Tazminatların Onanması) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/975 Karar No: 2023/3969 Karar Tarihi: 14.09.2023 Bölge Adliye Mahkemesi: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi (2020/1309 E., 2022/1865 K.) İlk Derece Mahkemesi: ... 1. Aile Mahkemesi (2018/1041 E., 2020/101 K.) Davanın Konusu: Boşanma ve Ziynet Alacağı 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, erkeğin psikolojik baskı uyguladığını, kılık kıyafetine karıştığını, hakaret ettiğini, fiziksel şiddette bulunduğunu ve eve bakmadığını belirterek boşanma, nafaka, tazminat ve ziynet alacağı talebiyle dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesince erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanma davasının kabulüne, tazminatlara ve ziynet alacağının kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvuru esastan reddedilmiştir. Karar, davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Ziynet Alacağı Yönünden Kesinlik Sınırı: Kabul edilen ziynet alacağı bedeli ve temyize konu edilen toplam miktar 43.980,00 TL olup karar tarihi itibarıyla 6100 sayılı Kanun'un 362 nci maddesi gereği belirlenen 107.090,00 TL'lik kesinlik sınırının altında kaldığından, davalı erkek vekilinin ziynet alacağına yönelik temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir. Kusur ve Tazminatlar Yönünden Onama: İlk Derece Mahkemesince; erkeğin kadına hakaret ettiği, kılık kıyafetine karışarak psikolojik baskı kurduğu, tesettüre sokmak isteyerek dini inançları üzerinde tahakküm oluşturmaya çalıştığı, evine ve ailesine maddi/manevi katkı sağlamadığı ve kadının annesine hakaret ettiği gerekçesiyle erkeğin tam kusurlu kabul edilmesinde ve kurulan hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Davalı erkek vekilinin kabul edilen ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin REDDİNE, diğer hususlara yönelik temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir. ⚖️ DAVAPORT

⚖️GAYRİ RESMİ BİRLİKTELİKTE SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ BULUNMADIĞINDAN MANEVİ TAZMİNAT İSTENEMEYECEĞİ (YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Tarafların Kendi Rızalarıyla Resmi Nikah Olmaksızın Birlikte Yaşadıkları, Aralarında Aile Hukuku İlişkisi ve Sadakat Yükümlülüğü Bulunmadığı, Bu Yaşam Tarzının Kişisel Tercih Olup Sonuçlarının Öngörülmesi Gerektiği – Manevi Tazminat Talebinin Reddi Gerektiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2015/10374

  • Karar No: 2016/10617

  • Karar Tarihi: 31.10.2016

  • Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi

  • Davanın Konusu: Kişilik Haklarının İhlaline Dayalı Manevi Tazminat

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı, davalı ile 1993 yılından itibaren evlenme vaadiyle gayri resmi olarak birlikte yaşadıklarını, iki çocuklarının bulunduğunu, davalının başka bir kadınla birlikteliği nedeniyle evi terk ettiğini ve bu durumun itibarını zedelediğini belirterek manevi tazminat istemiştir. Davalı ise evlilik olmaksızın yaşamayı tercih ettiklerini, davacının önceki kocasından aldığı maaşın kesilmemesi için resmi nikaha sıcak bakmadığını savunmuştur. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Gayri Resmi Birliktelik ve Sadakat Yükümlülüğü: Davacı, birlikteliğin kurulduğu tarihte reşit ve mümeyyiz olup kendi rızasıyla davalı ile birlikte olmuştur. Taraflar arasındaki gayri resmi birliktelik Medeni Kanun anlamında geçerli bir evlilik olmayıp aile hukuku ilişkisi de doğurmadığından, tarafların birbirlerine karşı sadakat yükümlülükleri bulunmamaktadır.

  • Kişisel Tercih ve Tazminat Talebi: Tarafların, davacının önceki kocasından aldığı maaşın kesilmemesi için resmi nikah yapmamakta hemfikir oldukları sabittir. Bu tür bir yaşam tarzı davacının kişisel tercihi olup sonuçlarının kendisi tarafından öngörülmesi gerekmektedir; buna rağmen evlilik vaadi ile kandırıldığı iddiasıyla manevi tazminat talebinde bulunulamaz. Mahkemece davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz edilen kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu kararında, resmi nikahsız (gayri resmi) birlikteliklerde Medeni Kanun anlamında bir aile hukuku ilişkisi ve sadakat yükümlülüğü doğmayacağını, kişilerin kendi rızalarıyla seçtikleri bu yaşam tarzının sonuçlarına katlanmak zorunda olduklarını ve bu temel üzerinde manevi tazminat talep edilemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymuştur.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı borçlar ve medeni hukuk ilkelerine, sözleşme serbestisi ile kişisel tercihlerin hukuki sonuçlarına tam uygundur.

⚖️GAYRİ RESMİ BİRLİKTELİKTE SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ BULUNMADIĞINDAN MANEVİ TAZMİNAT İSTENEMEYECEĞİ (YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Tarafların Kendi Rızalarıyla Resmi Nikah Olmaksızın Birlikte Yaşadıkları, Aralarında Aile Hukuku İlişkisi ve Sadakat Yükümlülüğü Bulunmadığı, Bu Yaşam Tarzının Kişisel Tercih Olup Sonuçlarının Öngörülmesi Gerektiği - Manevi Tazminat Talebinin Reddi Gerektiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Esas No: 2015/10374 Karar No: 2016/10617 Karar Tarihi: 31.10.2016 Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi Davanın Konusu: Kişilik Haklarının İhlaline Dayalı Manevi Tazminat 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı, davalı ile 1993 yılından itibaren evlenme vaadiyle gayri resmi olarak birlikte yaşadıklarını, iki çocuklarının bulunduğunu, davalının başka bir kadınla birlikteliği nedeniyle evi terk ettiğini ve bu durumun itibarını zedelediğini belirterek manevi tazminat istemiştir. Davalı ise evlilik olmaksızın yaşamayı tercih ettiklerini, davacının önceki kocasından aldığı maaşın kesilmemesi için resmi nikaha sıcak bakmadığını savunmuştur. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Gayri Resmi Birliktelik ve Sadakat Yükümlülüğü: Davacı, birlikteliğin kurulduğu tarihte reşit ve mümeyyiz olup kendi rızasıyla davalı ile birlikte olmuştur. Taraflar arasındaki gayri resmi birliktelik Medeni Kanun anlamında geçerli bir evlilik olmayıp aile hukuku ilişkisi de doğurmadığından, tarafların birbirlerine karşı sadakat yükümlülükleri bulunmamaktadır. Kişisel Tercih ve Tazminat Talebi: Tarafların, davacının önceki kocasından aldığı maaşın kesilmemesi için resmi nikah yapmamakta hemfikir oldukları sabittir. Bu tür bir yaşam tarzı davacının kişisel tercihi olup sonuçlarının kendisi tarafından öngörülmesi gerekmektedir; buna rağmen evlilik vaadi ile kandırıldığı iddiasıyla manevi tazminat talebinde bulunulamaz. Mahkemece davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz edilen kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️EVLİLİK YÜZÜĞÜNÜ ÇIKARIP BIRAKIP GİTMEK VE MANEVİ TAZMİNAT (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Erkeğin Kadının Ailesinin Yanında Evlilik Yüzüğünü Çıkararak Bırakıp Gitmesi Suretiyle Kusurlu Olduğu, Bu Davranışın Kadının Kişişel Haklarına Saldırı Teşkil Ettiği ve Kadın Yararına Manevi Tazminata Hükmedilmesi Gerektiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2024/6428

  • Karar No: 2024/7549

  • Karar Tarihi: 17.10.2024

  • Bölge Adliye Mahkemesi: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2024/923 E., 2024/1388 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Tazminat ve Nafaka

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasında, İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiş; istinaf incelemesinde erkeğin kusurunun ispatlanamadığı gerekçesiyle kadının davası reddedilmiştir. Dairenin önceki bozma ilamı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kadının davasının kabulüne, tarafların boşanmalarına, kadın yararına 50.000,00 TL maddi tazminata karar verilmiş; manevi tazminat ve yoksulluk nafakası talepleri ise reddedilmiştir. Karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kusur Durumu ve Kişisel Haklara Saldırı: Boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin, kadının ailesinin yanında evlilik yüzüğünü çıkararak bırakıp gittiği ve bu suretle kusurlu olduğu sabittir. Bu kusurlu davranış aynı zamanda kadının kişilik haklarına saldırı teşkil etmektedir.

  • Manevi Tazminat Koşulları: Somut olayda 4721 sayılı Kanun’un 174 üncü maddesinin ikinci fıkrası koşulları kadın yararına oluşmuştur. Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet kuralları gözetilerek kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken talebin reddi doğru görülmemiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının reddedilen manevî tazminat yönünden kadın yararına BOZULMASINA,

  • Davacı-davalı erkek vekilinin tüm, davalı-davacı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile kararın bozma kapsamı dışında kalan diğer bölümlerinin ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşin ailesinin yanında evlilik yüzüğünün çıkarılıp bırakılmasının karşı taraf açısından gurur kırıcı ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde bir kusur olduğunu, dolayısıyla bu durumun manevi tazminat koşullarını müttefiken doğuracağını net bir şekilde ortaya koymuştur.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, evlilik birliğinin temelindeki sadakat ve saygı yükümlülüğünün ihlal edilmesi durumunda manevi tazminat korumasının işletilmesi bakımından son derece isabetlidir.

⚖️EVLİLİK YÜZÜĞÜNÜ ÇIKARIP BIRAKIP GİTMEK VE MANEVİ TAZMİNAT (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Erkeğin Kadının Ailesinin Yanında Evlilik Yüzüğünü Çıkararak Bırakıp Gitmesi Suretiyle Kusurlu Olduğu, Bu Davranışın Kadının Kişişel Haklarına Saldırı Teşkil Ettiği ve Kadın Yararına Manevi Tazminata Hükmedilmesi Gerektiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2024/6428 Karar No: 2024/7549 Karar Tarihi: 17.10.2024 Bölge Adliye Mahkemesi: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2024/923 E., 2024/1388 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Tazminat ve Nafaka 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasında, İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiş; istinaf incelemesinde erkeğin kusurunun ispatlanamadığı gerekçesiyle kadının davası reddedilmiştir. Dairenin önceki bozma ilamı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kadının davasının kabulüne, tarafların boşanmalarına, kadın yararına 50.000,00 TL maddi tazminata karar verilmiş; manevi tazminat ve yoksulluk nafakası talepleri ise reddedilmiştir. Karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Durumu ve Kişisel Haklara Saldırı: Boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin, kadının ailesinin yanında evlilik yüzüğünü çıkararak bırakıp gittiği ve bu suretle kusurlu olduğu sabittir. Bu kusurlu davranış aynı zamanda kadının kişilik haklarına saldırı teşkil etmektedir. Manevi Tazminat Koşulları: Somut olayda 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin ikinci fıkrası koşulları kadın yararına oluşmuştur. Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet kuralları gözetilerek kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken talebin reddi doğru görülmemiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının reddedilen manevî tazminat yönünden kadın yararına BOZULMASINA, Davacı-davalı erkek vekilinin tüm, davalı-davacı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile kararın bozma kapsamı dışında kalan diğer bölümlerinin ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️KAYINPEDERİN HASTALIĞI SÜRECİNDE DESTEK OLMAMANIN VE EŞE HAKARET ETMENİN KUSUR TESPİTİ İle TAZMİNATLARA ETKİSİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Kanser Hastası Olan Babasıyla İlgilenen Kocaya Destek Olmayan, Kardeşlerinin Evde Kalmasını İstemeyen, Tartışmada Hakaret Eden ve Babasının Hakaretine Sessiz Kalan Kadın ile Eşine Basit Fiziksel Şiddet Uygulayıp Evden Kovan Kocanın Eşit Kusurlu Olduğu – Eşit Kusurlu Taraflar Yararına Maddi ve Manevi Tazminata Hükmedilemeyeceği – Bozma ve Gerekçesi Değiştirilerek Onama Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2013/19311

  • Karar No: 2014/844

  • Karar Tarihi: 20.01.2014

  • Mahkemesi: İstanbul 5. Aile Mahkemesi (2010/1063 E., 2013/129 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma ve Fer’ileri

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonucunda yerel mahkemece erkeğin ağır kusurlu kabul edilerek her iki boşanma davasının kabulüne ve boşanma fer’ilerine karar verilmiştir. Hüküm, davalı-davacı koca tarafından kadının davasının ve fer’ilerinin kabulü yönünden temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kusur Tespiti ve Eşit Kusurluluk: Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; kadının kanser hastası olan kayınpederiyle ilgilenen eşine manevi olarak destek olmadığı, kardeşlerinin evde kalmasını istemediği, tartışmada eşine hakaret ettiği ve babasının hakaretine sessiz kaldığı; kocanın ise aynı tartışmada eşine basit fiziksel şiddet uygulayıp onu ve ailesini evden kovduğu anlaşılmıştır. Kocanın kanser hastası olan babasıyla ilgilenmesi kusur olarak yüklenemez. Boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilmelidir. Mahkemece erkeğin ağır kusurlu kabul edilmesi doğru değil ise de; kadının davasında verilen boşanma kararı sonucu itibariyle doğru olduğundan, boşanmaya ilişkin hükmün gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanması gerekir.

  • Maddi ve Manevi Tazminat Koşulları: Boşanmada tarafların eşit kusurlu olduğu anlaşıldığından, davalı-davacı kadın yararına maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiş olup hükmün bu yönüyle bozulması gerekmektedir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz edilen hükmün kadın yararına hükmedilen maddi ve manevi tazminat yönünden BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise boşanma kararının kusura ilişkin gerekçesi değiştirilmek suretiyle ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşin kanser hastası olan babasıyla ilgilenmesine destek olunmamasının ve aile ilişkilerindeki kusurlu tutumların kusur tespiti açısından önemini vurgulamış; karşılıklı kusurların eşitliği halinde lehine tazminat istenemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymuştur.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, boşanma hukukunda kusur dengesinin ve tazminat şartlarının hakkaniyete uygun şekilde uygulanması bakımından yerindedir.

⚖️KAYINPEDERİN HASTALIĞI SÜRECİNDE DESTEK OLMAMANIN VE EŞE HAKARET ETMENİN KUSUR TESPİTİ İle TAZMİNATLARA ETKİSİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Kanser Hastası Olan Babasıyla İlgilenen Kocaya Destek Olmayan, Kardeşlerinin Evde Kalmasını İstemeyen, Tartışmada Hakaret Eden ve Babasının Hakaretine Sessiz Kalan Kadın ile Eşine Basit Fiziksel Şiddet Uygulayıp Evden Kovan Kocanın Eşit Kusurlu Olduğu - Eşit Kusurlu Taraflar Yararına Maddi ve Manevi Tazminata Hükmedilemeyeceği - Bozma ve Gerekçesi Değiştirilerek Onama Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2013/19311 Karar No: 2014/844 Karar Tarihi: 20.01.2014 Mahkemesi: İstanbul 5. Aile Mahkemesi (2010/1063 E., 2013/129 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma ve Fer'ileri 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonucunda yerel mahkemece erkeğin ağır kusurlu kabul edilerek her iki boşanma davasının kabulüne ve boşanma fer'ilerine karar verilmiştir. Hüküm, davalı-davacı koca tarafından kadının davasının ve fer'ilerinin kabulü yönünden temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve Eşit Kusurluluk: Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; kadının kanser hastası olan kayınpederiyle ilgilenen eşine manevi olarak destek olmadığı, kardeşlerinin evde kalmasını istemediği, tartışmada eşine hakaret ettiği ve babasının hakaretine sessiz kaldığı; kocanın ise aynı tartışmada eşine basit fiziksel şiddet uygulayıp onu ve ailesini evden kovduğu anlaşılmıştır. Kocanın kanser hastası olan babasıyla ilgilenmesi kusur olarak yüklenemez. Boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilmelidir. Mahkemece erkeğin ağır kusurlu kabul edilmesi doğru değil ise de; kadının davasında verilen boşanma kararı sonucu itibariyle doğru olduğundan, boşanmaya ilişkin hükmün gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanması gerekir. Maddi ve Manevi Tazminat Koşulları: Boşanmada tarafların eşit kusurlu olduğu anlaşıldığından, davalı-davacı kadın yararına maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiş olup hükmün bu yönüyle bozulması gerekmektedir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz edilen hükmün kadın yararına hükmedilen maddi ve manevi tazminat yönünden BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise boşanma kararının kusura ilişkin gerekçesi değiştirilmek suretiyle ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️KADININ EVLENDİKTEN SONRA KIZLIK SOYADINI TEK BAŞINA KULLANMASINA İZİN VERİLMESİ DAVASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Kadının Evlilik Öncesi Soyadını Tek Başına Kullanmasına Dair Verilen Kabul Kararının Onanması)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/5977

  • Karar No: 2023/5345

  • Karar Tarihi: 09.11.2023

  • Bölge Adliye Mahkemesi: … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2023/222 E., 2023/675 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: … Batı 4. Aile Mahkemesi (2022/182 E., 2022/897 K.)

  • Davanın Konusu: Evlilik Öncesi Soyadının Kullanılmasına İzin Verilmesi

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, kadın doğum uzmanı olduğunu, eğitim hayatında ve mesleki kariyerinde kızlık soyadı ile tanındığını belirterek kızlık soyadı olan “Altuntaş” soyadını tek başına kullanmasına izin verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile davacının kızlık soyadını tek başına kullanmasına, soyadının değiştirilmesine ve fer’ilere karar verilmiştir. Kararın davalı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Hüküm, davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Temyiz İncelemesi: Tarafların iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile mahkeme kararındaki gerekçelere göre, davalı erkek vekili tarafından ileri sürülen tebligat eksikliği ve yargılama giderlerine yönelik temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir.

  • Kararın Onanması: İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararında usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığından hükmün onanması gerekmektedir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, kadının evlenmeden önceki soyadını tek başına kullanabilmesi yönünde açılan davaların kabulüne ilişkin yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesi kararlarının hukuka uygun olduğunu onaylamıştır.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, bireyin mesleki kariyeri ve kimliğiyle bütünleşen soyadını koruma hakkını destekleyen yargısal eğilimle tam uyumludur.

⚖️KADININ EVLENDİKTEN SONRA KIZLIK SOYADINI TEK BAŞINA KULLANMASINA İZİN VERİLMESİ DAVASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Kadının Evlilik Öncesi Soyadını Tek Başına Kullanmasına Dair Verilen Kabul Kararının Onanması) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/5977 Karar No: 2023/5345 Karar Tarihi: 09.11.2023 Bölge Adliye Mahkemesi: ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2023/222 E., 2023/675 K.) İlk Derece Mahkemesi: ... Batı 4. Aile Mahkemesi (2022/182 E., 2022/897 K.) Davanın Konusu: Evlilik Öncesi Soyadının Kullanılmasına İzin Verilmesi 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı kadın, kadın doğum uzmanı olduğunu, eğitim hayatında ve mesleki kariyerinde kızlık soyadı ile tanındığını belirterek kızlık soyadı olan "Altuntaş" soyadını tek başına kullanmasına izin verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile davacının kızlık soyadını tek başına kullanmasına, soyadının değiştirilmesine ve fer'ilere karar verilmiştir. Kararın davalı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Hüküm, davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Temyiz İncelemesi: Tarafların iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile mahkeme kararındaki gerekçelere göre, davalı erkek vekili tarafından ileri sürülen tebligat eksikliği ve yargılama giderlerine yönelik temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Kararın Onanması: İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararında usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığından hükmün onanması gerekmektedir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️KATKI PAYI ALACAĞI DAVASINDA GELİR VE TASARRUF ORANI HESAPLAMASI (YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Eksik Araştırma ve İncelemeye Dayalı Olarak Karar Verilemeyeceği – Tarafların Çalışma Süreleri, Maaş ve Gelirleri İle Kişisel ve Geçindirme Giderlerinin Eksiksiz Tespiti Suretiyle Katkı Oranının Uzman Bilirkişi Raporuyla Hesaplanması Gerektiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2010/4887

  • Karar No: 2011/2229

  • Karar Tarihi: 18.04.2011

  • Mahkemesi: Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi (04.05.2010 gün ve 444/177 E., K.)

  • Davanın Konusu: Katkı Payı Alacağı

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı vekili, evlilik birliği içinde edinilen taşınmazlar üzerindeki meskenler ile arsanın davalı adına tescil edildiğini, taşınmazların alımına müvekkilinin 1/2 oranındaki katkısı dikkate alınarak 1000 TL katkı payı alacağının yasal faiziyle tahsilini istemiştir. Davalı vekili, davacının evlilik süresince çalışmadığını ve taşınmazların alımına katkısının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacı tarafın katkı payı bulunduğunu ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Mal Rejimi ve Katkı Payı: Taraflar 01.08.1988 tarihinde evlenmiş, yabancı mahkeme boşanma kararının tenfiz edilmesiyle 21.09.2004 tarihinde evlilik birliği son bulmuştur. Başka mal rejimi seçilmediğinden eşler arasında 743 sayılı TMK’nun 170. maddesi uyarınca “mal ayrılığı” rejimi geçerlidir ve mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. Dava konusu taşınmazların edinme tarihi itibarıyla da eşler arasında mal ayrılığı rejimi geçerlidir.

  • Eksik Araştırma ve İnceleme: Mahkemece, katkı payı alacağının davacı tarafından kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Almanya’daki Aile Mahkemesi ile yazışmalar yapılmış ancak davalının muvafakatinin bulunmaması ve bazı kuruluşların bilgi vermemeleri nedeniyle sağlıklı bilgi temin edilememiş; çocuklarla ilgili “Yetiştirme Parası”, işsizlik ödeneği ve maaş gelirleri tam olarak tespit edilememiştir. Davacının delil listesinde yer alan belgelere ve tanık beyanlarına göre davacının çeşitli şirketlerde çalıştığı doğrulanmıştır.

  • Hükmün Gerekçesi (Orijinal Metin): Mahkemece yapılacak iş; davanın katkı payı alacağı niteliğinde olduğu dikkate alınarak, tarafların evlendikleri 01.08.1988 tarihi ile en son satın alınan taşınmazların satın alındığı 01.05.2001 tarihi arasındaki davalının çalıştığı işyerinden alınan maaş ve diğer gelirlerine ait bilgi ve belgelerin davalı taraftan veya çalıştığı işyerinden istenerek eksiksiz olarak dosya arasına konulması, tarafların müşterek 3 çocuklarıyla ilgili “Yetiştirme Parası” ve davacı tarafa ödenen işsizlik ödeneğine ait belgelerin davacı taraftan istenerek getirildiğinde dosya arasına konulması, davacı tarafından delil listesinde bildirilen Dortmund Oğuz Market ve İDEAL Möbel Halle Dortmunder şirketinin Almanca’dan Türkçe’ye tercüme edilen belgelerde yazılan davacı gelirleriyle tarafların evlenme tarihi ile taşınmazların satın alındığı tarihlere göre dosya arasında bulunan tarafların çalışmalarına ve gelirlerine ilişkin tüm belgeler gözetilerek toplam gelirlerinin ayrı ayrı toplanması, her birinin sosyal statüleri, konumları ve mesleki kariyerleri gözetilerek yapabilecekleri kişisel masraflarının ayrı ayrı hesaplanması, davalının ayrıca, 743 sayılı TMK.nun 152.maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü gözetilerek 01.05.2001 tarihine kadar yapabileceği evi geçindirme gideriyle kişisel giderinin olabilecek fazla harcama var ise, oran belirtilmek suretiyle hesaplanacak miktarının, davacı yönünden ise kişisel harcamalarının hesaplanıp toplam gelirlerinden ayrı ayrı düşülmesi, her birinin toplam tasarruf miktarı karşısında yapabilecekleri tasarruf miktarlarının ayrı ayrı saptanması, tarafların toplam tasarruf miktarı içerisindeki katkı oranlarının belirlenmesi, bu katkı oranının dava konusu taşınmazların dava tarihindeki uzman bilirkişi raporu ile belirlenen gerçek sürüm değeri ile çarpılması sonucu davacının katkı payı alacağının saptanması, dosyanın bu haliyle konunun uzmanı bir hukukçu ve bir mali müşavir bilirkişiye verilerek tarafların ve Yargıtay’ın denetimine açık gerekçeli rapor alınması, ondan sonra iddia ve savunma doğrultusunda toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır. Mahkemece eksik araştırma ve incelemeye dayalı bilirkişi raporlarına itibar edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş bulunması usul ve yasaya aykırıdır.

     

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi bu kararında, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen mallara katkı payı talebinde bulunan eşin gelir, kazanç ve tasarruf kapasitesinin, diğer eşin ise evi geçindirme yükümlülüğü ve kişisel giderleri ile birlikte tüm gelir-gider dengesinin eksiksiz araştırılarak uzman bilirkişi raporuyla tespit edilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, katkı payı alacağı davalarında hakkaniyete uygun ve somut verilere dayanan bir hesaplama yapılabilmesi için gereken kapsamlı araştırma yükümlülüğünü eksiksiz bir şekilde ortaya koyması bakımından son derece isabetlidir.

r.

⚖️KATKI PAYI ALACAĞI DAVASINDA GELİR VE TASARRUF ORANI HESAPLAMASI (YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Eksik Araştırma ve İncelemeye Dayalı Olarak Karar Verilemeyeceği - Tarafların Çalışma Süreleri, Maaş ve Gelirleri İle Kişisel ve Geçindirme Giderlerinin Eksiksiz Tespiti Suretiyle Katkı Oranının Uzman Bilirkişi Raporuyla Hesaplanması Gerektiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Esas No: 2010/4887 Karar No: 2011/2229 Karar Tarihi: 18.04.2011 Mahkemesi: Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi (04.05.2010 gün ve 444/177 E., K.) Davanın Konusu: Katkı Payı Alacağı 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı vekili, evlilik birliği içinde edinilen taşınmazlar üzerindeki meskenler ile arsanın davalı adına tescil edildiğini, taşınmazların alımına müvekkilinin 1/2 oranındaki katkısı dikkate alınarak 1000 TL katkı payı alacağının yasal faiziyle tahsilini istemiştir. Davalı vekili, davacının evlilik süresince çalışmadığını ve taşınmazların alımına katkısının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacı tarafın katkı payı bulunduğunu ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Mal Rejimi ve Katkı Payı: Taraflar 01.08.1988 tarihinde evlenmiş, yabancı mahkeme boşanma kararının tenfiz edilmesiyle 21.09.2004 tarihinde evlilik birliği son bulmuştur. Başka mal rejimi seçilmediğinden eşler arasında 743 sayılı TMK'nun 170. maddesi uyarınca “mal ayrılığı” rejimi geçerlidir ve mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. Dava konusu taşınmazların edinme tarihi itibarıyla da eşler arasında mal ayrılığı rejimi geçerlidir. Eksik Araştırma ve İnceleme: Mahkemece, katkı payı alacağının davacı tarafından kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Almanya'daki Aile Mahkemesi ile yazışmalar yapılmış ancak davalının muvafakatinin bulunmaması ve bazı kuruluşların bilgi vermemeleri nedeniyle sağlıklı bilgi temin edilememiş; çocuklarla ilgili "Yetiştirme Parası", işsizlik ödeneği ve maaş gelirleri tam olarak tespit edilememiştir. Davacının delil listesinde yer alan belgelere ve tanık beyanlarına göre davacının çeşitli şirketlerde çalıştığı doğrulanmıştır. Hükmün Gerekçesi (Orijinal Metin): Mahkemece yapılacak iş; davanın katkı payı alacağı niteliğinde olduğu dikkate alınarak, tarafların evlendikleri 01.08.1988 tarihi ile en son satın alınan taşınmazların satın alındığı 01.05.2001 tarihi arasındaki davalının çalıştığı işyerinden alınan maaş ve diğer gelirlerine ait bilgi ve belgelerin davalı taraftan veya çalıştığı işyerinden istenerek eksiksiz olarak dosya arasına konulması, tarafların müşterek 3 çocuklarıyla ilgili "Yetiştirme Parası" ve davacı tarafa ödenen işsizlik ödeneğine ait belgelerin davacı taraftan istenerek getirildiğinde dosya arasına konulması, davacı tarafından delil listesinde bildirilen Dortmund Oğuz Market ve İDEAL Möbel Halle Dortmunder şirketinin Almanca'dan Türkçe'ye tercüme edilen belgelerde yazılan davacı gelirleriyle tarafların evlenme tarihi ile taşınmazların satın alındığı tarihlere göre dosya arasında bulunan tarafların çalışmalarına ve gelirlerine ilişkin tüm belgeler gözetilerek toplam gelirlerinin ayrı ayrı toplanması, her birinin sosyal statüleri, konumları ve mesleki kariyerleri gözetilerek yapabilecekleri kişisel masraflarının ayrı ayrı hesaplanması, davalının ayrıca, 743 sayılı TMK.nun 152.maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü gözetilerek 01.05.2001 tarihine kadar yapabileceği evi geçindirme gideriyle kişisel giderinin olabilecek fazla harcama var ise, oran belirtilmek suretiyle hesaplanacak miktarının, davacı yönünden ise kişisel harcamalarının hesaplanıp toplam gelirlerinden ayrı ayrı düşülmesi, her birinin toplam tasarruf miktarı karşısında yapabilecekleri tasarruf miktarlarının ayrı ayrı saptanması, tarafların toplam tasarruf miktarı içerisindeki katkı oranlarının belirlenmesi, bu katkı oranının dava konusu taşınmazların dava tarihindeki uzman bilirkişi raporu ile belirlenen gerçek sürüm değeri ile çarpılması sonucu davacının katkı payı alacağının saptanması, dosyanın bu haliyle konunun uzmanı bir hukukçu ve bir mali müşavir bilirkişiye verilerek tarafların ve Yargıtay’ın denetimine açık gerekçeli rapor alınması, ondan sonra iddia ve savunma doğrultusunda toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır. Mahkemece eksik araştırma ve incelemeye dayalı bilirkişi raporlarına itibar edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş bulunması usul ve yasaya aykırıdır. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️BOŞANAN KADININ KOCASININ SOYADINI KULLANMASINA VERİLEN İZNİN KALDIRILMASI DAVASI (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı)

(Kadının Boşandığı Eşinin Soyadını Kullanmakta Menfaatinin Bulunması ve Erkek Bakımından Zarar Doğuracak Koşulların Kanıtlanamaması Nedeniyle Davanın Reddi Kararının Onanması)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/1717

  • Karar No: 2023/2461

  • Karar Tarihi: 18.05.2023

  • Bölge Adliye Mahkemesi: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/1934 E., 2022/2211 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Datça Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi (2021/164 E., 2022/120 K.)

  • Davanın Konusu: Boşanan Kadının Kocasının Soyadını Kullanmasına Verilen İznin Kaldırılması

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı erkek, anlaşmalı boşanma ilamı uyarınca kadına verilen eski eşinin soyadını kullanma izninin kaldırılmasını talep etmiştir. Davacı; kadının haksız çıkar sağlama çabasında olduğunu, kendisini zarara uğratmak istediğini, aile düzenine zarar verdiğini ve koşulların değiştiğini öne sürmüştür. Davalı kadın ise ressam olduğunu, eserlerini bu soyadıyla imzaladığını, 35 yıl bu soyadını kullandığını ve müşterek çocukla aynı soyadı taşımakta menfaati bulunduğunu savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince kadının soyadını kullanmada menfaatinin devam ettiği, erkeğe bir zarar verdiğinin kanıtlanamadığı ve kadının dava açmasının hak arama özgürlüğü kapsamında olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Temyiz İncelemesi: Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun bulunmuştur.

  • Sonuç: Davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, boşanma sonrasında kadının eski eşinin soyadını kullanmasına verilen iznin kaldırılabilmesi için yasal koşulların (menfaatin kalmaması veya zarar doğması durumu) kanıtlanması gerektiği, kadının mesleki kariyeri ve sosyal yaşamı itibarıyla bu soyadı taşımakta menfaatinin sürmesi halinde iznin kaldırılamayacağını teyit etmiştir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, eski eşin soyadını kullanma hakkının dengeli bir şekilde korunması ve mesleki/sanatsal kazanımların güvence altına alınması bakımından isabetlidir.

⚖️BOŞANAN KADININ KOCASININ SOYADINI KULLANMASINA VERİLEN İZNİN KALDIRILMASI DAVASI (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı) (Kadının Boşandığı Eşinin Soyadını Kullanmakta Menfaatinin Bulunması ve Erkek Bakımından Zarar Doğuracak Koşulların Kanıtlanamaması Nedeniyle Davanın Reddi Kararının Onanması) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/1717 Karar No: 2023/2461 Karar Tarihi: 18.05.2023 Bölge Adliye Mahkemesi: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/1934 E., 2022/2211 K.) İlk Derece Mahkemesi: Datça Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi (2021/164 E., 2022/120 K.) Davanın Konusu: Boşanan Kadının Kocasının Soyadını Kullanmasına Verilen İznin Kaldırılması 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı erkek, anlaşmalı boşanma ilamı uyarınca kadına verilen eski eşinin soyadını kullanma izninin kaldırılmasını talep etmiştir. Davacı; kadının haksız çıkar sağlama çabasında olduğunu, kendisini zarara uğratmak istediğini, aile düzenine zarar verdiğini ve koşulların değiştiğini öne sürmüştür. Davalı kadın ise ressam olduğunu, eserlerini bu soyadıyla imzaladığını, 35 yıl bu soyadını kullandığını ve müşterek çocukla aynı soyadı taşımakta menfaati bulunduğunu savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince kadının soyadını kullanmada menfaatinin devam ettiği, erkeğe bir zarar verdiğinin kanıtlanamadığı ve kadının dava açmasının hak arama özgürlüğü kapsamında olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Temyiz İncelemesi: Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun bulunmuştur. Sonuç: Davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️BOŞANMA DAVASINDA KUSUR TESPİTİ, HUKUKA UYGUN KABUL EDİLEN SES KAYDI VE AĞIR-HAFİF KUSUR DEĞERLENDİRMESİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Kadının Temizlik Takıntısı, Cinsel İlişkiden Kaçınması ve Aileye Yönelik Kusurlarının Sabit Olduğu, Erkeğin Ortak Konuttan Kendi İsteğiyle Ayrıldığı, Ortak Çocuk Tarafından Alınarak Erkeğe Gönderilen Ses Kaydının Delil Olarak Değerlendirilmesinde Hukuka Aykırılık Bulunmadığı ve Erkeğin Ağır, Kadının Hafif Kusurlu Kabul Edilerek Tazminatların Artırılmasının Onandığı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/1576

  • Karar No: 2023/4667

  • Karar Tarihi: 11.10.2023

  • Bölge Adliye Mahkemesi: Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/132 E., 2023/26 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Konya 7. Aile Mahkemesi (2019/117 E., 2021/1436 K.)

  • Davanın Konusu: Boşanma, Velayet, Nafaka ve Tazminat

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Erkeğin İddiaları ve Talepleri: Davacı erkek vekili dava dilekçesinde; kadının cinsel ilişkiden kaçındığını, yatağını ayırdığını, obsesif kompulsif bozukluğu nedeniyle hijyen ve temizlik takıntısı bulunduğunu ve tedavi olmadığını, bu nedenle eve misafir gelemediğini, erkeğin ailesine hakaret ettiğini, erkeğin ailesinin kadının bu tavırlarından ötürü ortak konuta gelemediğini, ortak çocuğu babaya karşı kışkırttığını, fiziksel şiddet uyguladığını, tehdit ve hakaret ettiğini, iftira attığını, eski konuları sürekli gündeme getirip tartışma çıkardığını belirterek boşanma, velayet, nafaka ve tazminat talebinde bulunmuştur.

     
  • Kadının İddiaları ve Talepleri: Davalı kadın vekili cevap dilekçesinde; erkeğin cinsel yetersizliği olduğunu, kayınvalidesinin evliliğin başından beri kendisini istemediğini ve hakaret ettiğini, erkeğin kendisinden fiziksel şiddet uyguladığını, evin ve çocukların giderlerini karşılamadığını, sadakatsiz olduğunu savunarak davanın reddini, aksi halde velayet, nafaka ve yüksek miktarda maddi-manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

  • Yargılama Süreci: İlk Derece Mahkemesince erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanmaya, çocuk velayetine, nafakalara ve kadın lehine 300.000,00 TL maddi ve 300.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. İstinaf incelemesinde Bölge Adliye Mahkemesince; kadına yüklenen “erkeği ortak konuttan kovma” kusurunun tanık beyanlarıyla erkeğin kendi isteğiyle ayrıldığının anlaşılması üzerine kaldırıldığı, kadına yüklenen diğer kusurların (temizlik takıntısı, cinsel ilişkiden kaçınma, aileye hakaret vb.) sabit olduğu, erkeğin ise kadına hakaret ve küfür etme ile fiziksel şiddet uyguladığı, ayrıca dosyaya sunulan ses kaydının delil niteliğinde olduğu belirtilerek erkeğin ağır, kadının hafif kusurlu olduğu kabul edilmiş; kadın lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminatlar 600.000,00’er TL’ye çıkarılmıştır. Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Ses Kaydının Delil Niteliği: Dosyaya erkek tarafından sunulan ses kaydının tarafların ortak çocuğu tarafından kayıt altına alınıp erkeğe gönderildiği, erkek tarafından bu kaydın dosyaya delil olarak sunulduğu anlaşılmaktadır. Erkeğin bu kaydı dosyaya sunmakla ses kaydının delil olarak değerlendirilmesine muvafakat ettiğinin kabulü gerekeceğinden, ses kaydının erkek açısından hukuka aykırılığından bahsedilemeyeceği kabul edilmiştir.

  • Kusur Tespiti ve Değerlendirme: Kadına yüklenen erkeği ortak konuttan kovma kusuru ispat edilememişse de; kadının temizlik konusunda aşırı hassasiyet gösterdiği, obsesif kompulsif bozukluk nedeniyle misafir kabul etmediği, erkeğin ailesinin eve gelmesini engellediği, otopsi yaptığından erkekten tiksindiğini söyleyip yatağını ayırdığı ve cinsel ilişkiden kaçındığı, erkeğin ailesine hakaret ettiği ve erkeğe yönelik hakaret ve küfürlerde bulunduğu sabittir. Erkeğin ise fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve sadakatsizlik iddialarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan kusur tespiti neticesinde erkeğin ağır, kadının hafif kusurlu olduğu belirlenmiştir.

  • Temyiz İncelemesi: Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun bulunmuş olup, taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında; temizlik takıntısı/obsesif bozukluk nedeniyle misafir kabul etmeme ve yatak ayırma gibi eylemlerin kusur olarak kabulünü, ortak çocuk tarafından alınıp babaya gönderilen ses kaydının hukuka uygun delil olarak değerlendirilmesini ve kusur oranına (erkeğin ağır, kadının hafif kusurlu) göre artırılan tazminat miktarlarının hukuka uygun olduğunu tescil etmiştir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, evlilik birliğindeki psikolojik ve davranışsal ihlallerin (temizlik takıntısı, cinsel kaçınma, aile ilişkilerine müdahale) kusur tespiti açısından nasıl ele alınması gerektiğini ve aile bireyleri eliyle elde edilen ses kayıtlarının delil değerini ortaya koyması bakımından son derece yol göstericidir.

⚖️BOŞANMA DAVASINDA KUSUR TESPİTİ, HUKUKA UYGUN KABUL EDİLEN SES KAYDI VE AĞIR-HAFİF KUSUR DEĞERLENDİRMESİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Kadının Temizlik Takıntısı, Cinsel İlişkiden Kaçınması ve Aileye Yönelik Kusurlarının Sabit Olduğu, Erkeğin Ortak Konuttan Kendi İsteğiyle Ayrıldığı, Ortak Çocuk Tarafından Alınarak Erkeğe Gönderilen Ses Kaydının Delil Olarak Değerlendirilmesinde Hukuka Aykırılık Bulunmadığı ve Erkeğin Ağır, Kadının Hafif Kusurlu Kabul Edilerek Tazminatların Artırılmasının Onandığı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/1576 Karar No: 2023/4667 Karar Tarihi: 11.10.2023 Bölge Adliye Mahkemesi: Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/132 E., 2023/26 K.) İlk Derece Mahkemesi: Konya 7. Aile Mahkemesi (2019/117 E., 2021/1436 K.) Davanın Konusu: Boşanma, Velayet, Nafaka ve Tazminat 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Erkeğin İddiaları ve Talepleri: Davacı erkek vekili dava dilekçesinde; kadının cinsel ilişkiden kaçındığını, yatağını ayırdığını, obsesif kompulsif bozukluğu nedeniyle hijyen ve temizlik takıntısı bulunduğunu ve tedavi olmadığını, bu nedenle eve misafir gelemediğini, erkeğin ailesine hakaret ettiğini, erkeğin ailesinin kadının bu tavırlarından ötürü ortak konuta gelemediğini, ortak çocuğu babaya karşı kışkırttığını, fiziksel şiddet uyguladığını, tehdit ve hakaret ettiğini, iftira attığını, eski konuları sürekli gündeme getirip tartışma çıkardığını belirterek boşanma, velayet, nafaka ve tazminat talebinde bulunmuştur. Kadının İddiaları ve Talepleri: Davalı kadın vekili cevap dilekçesinde; erkeğin cinsel yetersizliği olduğunu, kayınvalidesinin evliliğin başından beri kendisini istemediğini ve hakaret ettiğini, erkeğin kendisinden fiziksel şiddet uyguladığını, evin ve çocukların giderlerini karşılamadığını, sadakatsiz olduğunu savunarak davanın reddini, aksi halde velayet, nafaka ve yüksek miktarda maddi-manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Yargılama Süreci: İlk Derece Mahkemesince erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanmaya, çocuk velayetine, nafakalara ve kadın lehine 300.000,00 TL maddi ve 300.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. İstinaf incelemesinde Bölge Adliye Mahkemesince; kadına yüklenen "erkeği ortak konuttan kovma" kusurunun tanık beyanlarıyla erkeğin kendi isteğiyle ayrıldığının anlaşılması üzerine kaldırıldığı, kadına yüklenen diğer kusurların (temizlik takıntısı, cinsel ilişkiden kaçınma, aileye hakaret vb.) sabit olduğu, erkeğin ise kadına hakaret ve küfür etme ile fiziksel şiddet uyguladığı, ayrıca dosyaya sunulan ses kaydının delil niteliğinde olduğu belirtilerek erkeğin ağır, kadının hafif kusurlu olduğu kabul edilmiş; kadın lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminatlar 600.000,00'er TL'ye çıkarılmıştır. Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Ses Kaydının Delil Niteliği: Dosyaya erkek tarafından sunulan ses kaydının tarafların ortak çocuğu tarafından kayıt altına alınıp erkeğe gönderildiği, erkek tarafından bu kaydın dosyaya delil olarak sunulduğu anlaşılmaktadır. Erkeğin bu kaydı dosyaya sunmakla ses kaydının delil olarak değerlendirilmesine muvafakat ettiğinin kabulü gerekeceğinden, ses kaydının erkek açısından hukuka aykırılığından bahsedilemeyeceği kabul edilmiştir. Kusur Tespiti ve Değerlendirme: Kadına yüklenen erkeği ortak konuttan kovma kusuru ispat edilememişse de; kadının temizlik konusunda aşırı hassasiyet gösterdiği, obsesif kompulsif bozukluk nedeniyle misafir kabul etmediği, erkeğin ailesinin eve gelmesini engellediği, otopsi yaptığından erkekten tiksindiğini söyleyip yatağını ayırdığı ve cinsel ilişkiden kaçındığı, erkeğin ailesine hakaret ettiği ve erkeğe yönelik hakaret ve küfürlerde bulunduğu sabittir. Erkeğin ise fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve sadakatsizlik iddialarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan kusur tespiti neticesinde erkeğin ağır, kadının hafif kusurlu olduğu belirlenmiştir. Temyiz İncelemesi: Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun bulunmuş olup, taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️YARDIM NAFAKASI DAVASINDA BURS ARAŞTIRMASI VE HAKKANİYETLİ NİTELİKTE NAFAKA BELİRLENMESİ (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Davacının Kabul Gördüğü Enstitüden Burs Alıp Almadığı Teferruatlı Araştırılmadan Karar Verilemeyeceği, Belirlenecek Nafakanın Davacının İhtiyaçları ile Yükümlünün Gelir Durumuna ve Hakkaniyete Uygun Olması Gerektiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2014/7473

  • Karar No: 2014/14697

  • Karar Tarihi: 17.11.2014

  • Mahkemesi: Antalya 7. Aile Mahkemesi

  • Davanın Konusu: Yardım Nafakası

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı, Bilkent Üniversitesi’ni bitirip yurtdışında yüksek lisans yapmak üzere hazırlandığını, yabancı dil eğitimi masrafları olduğunu belirterek 3.500 TL yardım nafakası talep etmiştir. Davalı baba ise davacının reşit olduğunu, lisansöğrenimini tamamlayana kadar nafaka aldığını, hayali bir programla dava açtığını, kendisinin emekli hakim olup kısıtlı bir maaşla geçindiğini savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulü ile 1.400 TL nafakanın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Yardım Nafakasının Hukuki Niteliği: TMK’nın 364/1. maddesine göre herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten kurtarmaya ilişkin sosyal yardımlaşma niteliğinde yasal bir ödevdir.

  • Hakkaniyet ve Yükümlünün Durumu: Nafaka yükümlüsü kılınacak kişilerin geçim sıkıntısına düşürülmemesi esastır. Belirlenen nafakanın davacının geçinmesi için gerekli, nafaka yükümlüsünün geliriyle orantılı ve TMK’nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesine uygun olması gerekir.

  • Eksik Araştırma: Somut olayda mahkemece davacının kabul gördüğü enstitüden burs alıp almadığı teferruatlı araştırılmamış, hükmedilen nafaka miktarı davalının gelir durumu dikkate alındığında yüksek bulunmuştur. Davacının burs alıp almadığı, alıyor ise miktarı tespit edilerek, annenin de nafakaya katılma yükümlülüğü gözetilip hakkaniyete uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan hükmün HUMK’un 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bu kararında, yardım nafakası davalarında çocuğun (öğrencinin) eğitim masraflarının yanı sıra varsa aldığı bursların detaylıca araştırılması gerektiğini, yükümlünün gelir durumu ile orantısız ve onu ödeme güçlüğüne düşürecek şekilde nafaka hükmedilemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymuştur.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, yardım nafakasının sosyal dayanışma amacı ile tarafların mali güçleri arasındaki dengenin korunması bakımından son derece isabetlidir.

⚖️YARDIM NAFAKASI DAVASINDA BURS ARAŞTIRMASI VE HAKKANİYETLİ NİTELİKTE NAFAKA BELİRLENMESİ (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Davacının Kabul Gördüğü Enstitüden Burs Alıp Almadığı Teferruatlı Araştırılmadan Karar Verilemeyeceği, Belirlenecek Nafakanın Davacının İhtiyaçları ile Yükümlünün Gelir Durumuna ve Hakkaniyete Uygun Olması Gerektiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Esas No: 2014/7473 Karar No: 2014/14697 Karar Tarihi: 17.11.2014 Mahkemesi: Antalya 7. Aile Mahkemesi Davanın Konusu: Yardım Nafakası 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı, Bilkent Üniversitesi'ni bitirip yurtdışında yüksek lisans yapmak üzere hazırlandığını, yabancı dil eğitimi masrafları olduğunu belirterek 3.500 TL yardım nafakası talep etmiştir. Davalı baba ise davacının reşit olduğunu, lisansöğrenimini tamamlayana kadar nafaka aldığını, hayali bir programla dava açtığını, kendisinin emekli hakim olup kısıtlı bir maaşla geçindiğini savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulü ile 1.400 TL nafakanın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Yardım Nafakasının Hukuki Niteliği: TMK'nın 364/1. maddesine göre herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten kurtarmaya ilişkin sosyal yardımlaşma niteliğinde yasal bir ödevdir. Hakkaniyet ve Yükümlünün Durumu: Nafaka yükümlüsü kılınacak kişilerin geçim sıkıntısına düşürülmemesi esastır. Belirlenen nafakanın davacının geçinmesi için gerekli, nafaka yükümlüsünün geliriyle orantılı ve TMK'nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesine uygun olması gerekir. Eksik Araştırma: Somut olayda mahkemece davacının kabul gördüğü enstitüden burs alıp almadığı teferruatlı araştırılmamış, hükmedilen nafaka miktarı davalının gelir durumu dikkate alındığında yüksek bulunmuştur. Davacının burs alıp almadığı, alıyor ise miktarı tespit edilerek, annenin de nafakaya katılma yükümlülüğü gözetilip hakkaniyete uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan hükmün HUMK'un 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️EŞİN GELECEĞİNİ ZEHİR ETMEKLE TEHDİT ETMESİNİN KUSUR SAYILMASI VE GEÇİCİ ÖNLEMLER KAPSAMINDA TEDBİR NAFAKASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Davalı Kadının Kayınvalidesine Hitaben “Senin Oğlunla Asla Boşanmayacağım, Oğlunun Hayatını Bu Şekilde Zehir Edeceğim” Şeklindeki Beyanlarıyla Tam Kusurlu Olduğu, Boşanma Koşullarının Oluştuğu ve Hakim Kararında Re’sen Tedbir Nafakasına Hükmedilmesi Gerektiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2016/24066

  • Karar No: 2018/2283

  • Karar Tarihi: 20.02.2018

  • Mahkemesi: Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi

  • Davanın Konusu: Boşanma ve Tedbir Nafakası

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki boşanma davasının yapılan muhakemesi sonucunda yerel mahkemece boşanma davasının reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı erkek tarafından reddedilen boşanma davası yönünden, davalı kadın tarafından ise tedbir nafakası yönünden temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Tedbir Nafakası Yönünden (Re’sen Alınacak Önlemler): Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince eşlerin barınmasına, geçimine ve çocukların bakımına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re’sen) almak zorundadır (TMK m. 169). Tarafların ekonomik ve sosyal durumları gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davalı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

  • Kusur Tespiti ve Boşanma Sebebi: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı kadının birlik görevlerini yerine getirmediği, kayınvalidesine hitaben “Senin oğlunla asla boşanmayacağım, oğlunun hayatını bu şekilde zehir edeceğim” dediği anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı kadının boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu olduğu görülmektedir. Taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede geçimsizlik mevcut olup, davacı dava açmakta haklıdır. Eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümkün olmamasına göre boşanmaya karar verilmesi gerekirken davanın reddi doğru bulunmamıştır.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan hükmün gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara iadesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşin hayatını zehir etmekle tehdit etmenin ve birlik görevlerini yerine getirmi̇kmenin tam kusur teşkil ettiğini, evlilik birliğinin temelinden sarsılması durumunda boşanma kararı verilmesi gerektiğini ve hakimlerin tedbir nafakasını re’sen (kendiliğinden) gözetmek zorunda olduğunu vurgulamıştır.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, boşanma yargılamalarında kusur tespitinin doğru yapılmasının önemi ile dava süresince zayıf tarafın korunması için geçici önlemlerin (tedbir nafakası) re’sen alınması kuralını eksiksiz uygulaması bakımından isabetlidir.

⚖️EŞİN GELECEĞİNİ ZEHİR ETMEKLE TEHDİT ETMESİNİN KUSUR SAYILMASI VE GEÇİCİ ÖNLEMLER KAPSAMINDA TEDBİR NAFAKASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Davalı Kadının Kayınvalidesine Hitaben "Senin Oğlunla Asla Boşanmayacağım, Oğlunun Hayatını Bu Şekilde Zehir Edeceğim" Şeklindeki Beyanlarıyla Tam Kusurlu Olduğu, Boşanma Koşullarının Oluştuğu ve Hakim Kararında Re'sen Tedbir Nafakasına Hükmedilmesi Gerektiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2016/24066 Karar No: 2018/2283 Karar Tarihi: 20.02.2018 Mahkemesi: Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi Davanın Konusu: Boşanma ve Tedbir Nafakası 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki boşanma davasının yapılan muhakemesi sonucunda yerel mahkemece boşanma davasının reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı erkek tarafından reddedilen boşanma davası yönünden, davalı kadın tarafından ise tedbir nafakası yönünden temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Tedbir Nafakası Yönünden (Re'sen Alınacak Önlemler): Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince eşlerin barınmasına, geçimine ve çocukların bakımına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re'sen) almak zorundadır (TMK m. 169). Tarafların ekonomik ve sosyal durumları gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davalı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Kusur Tespiti ve Boşanma Sebebi: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı kadının birlik görevlerini yerine getirmediği, kayınvalidesine hitaben "Senin oğlunla asla boşanmayacağım, oğlunun hayatını bu şekilde zehir edeceğim" dediği anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı kadının boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu olduğu görülmektedir. Taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede geçimsizlik mevcut olup, davacı dava açmakta haklıdır. Eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümkün olmamasına göre boşanmaya karar verilmesi gerekirken davanın reddi doğru bulunmamıştır. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan hükmün gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara iadesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ KARSILIKLI BOŞANMA DAVASINDA KUSUR TESPİTİ VE TAZMİNATLARIN ONANMASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Erkeğin Cimri Olması, Kadını Başkalarının Yanında Terslemesi ve Asabi Davranması ile Kadının “Emekli Olup Kızımı Alıp Gideceğim” Demesi Suretiyle Gerçekleşen Olaylarda Erkeğin Ağır, Kadının Az Kusurlu Kabul Edilerek Kadın Lehine Maddi ve Manevi Tazminata Hükmedilmesinin Onanması)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/2962

  • Karar No: 2024/222

  • Karar Tarihi: 16.01.2024

  • Bölge Adliye Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2021/1617 E., 2023/57 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Eskişehir 3. Aile Mahkemesi (2020/355 E., 2021/1050 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Nafaka ve Tazminat

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Asıl dava erkek tarafından açılan boşanma davası, birleşen dava ise kadın tarafından açılan boşanma, nafaka ve tazminat talepli davadır. İlk Derece Mahkemesince erkeğin cimri olması ve asabi davranması, kadının ise birlik görevinden kaçınması ve “emekli olup kızımı alıp gideceğim” şeklindeki beyanları nedeniyle eşit kusurlu oldukları kabul edilerek tarafların boşanmalarına, kadının tazminat taleplerinin reddine, tedbir ve yoksulluk nafakasına karar verilmiştir. Kararın kadıneviki tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; fiili ayrılığın tek başına kusurlu bir davranış olmadığı, erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu gerekçesiyle kusur tespiti düzeltilmiş ve kadın lehine maddi-manevi tazminata hükmedilmiştir. Hüküm, erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Temyiz İncelemesi: Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun bulunmuştur.

  • Sonuç: Erkek vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşini başkalarının yanında tersleyen ve cimri davranan erkeğe kıyasla evlilik birliğinde az kusurlu bulunan kadın yararına hükmedilen tazminatların ve yapılan kusur tespiti değerlendirmesinin yerinde olduğunu onamıştır.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, karşılıklı açılan boşanma davalarında kusur ağırlık derecelerinin doğru tespit edilmesinin ve buna bağlı olarak tazminat koşullarının oluştuğunun kabul edilmesinin isabetli bir örneğidir.

⚖️ KARSILIKLI BOŞANMA DAVASINDA KUSUR TESPİTİ VE TAZMİNATLARIN ONANMASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Erkeğin Cimri Olması, Kadını Başkalarının Yanında Terslemesi ve Asabi Davranması ile Kadının "Emekli Olup Kızımı Alıp Gideceğim" Demesi Suretiyle Gerçekleşen Olaylarda Erkeğin Ağır, Kadının Az Kusurlu Kabul Edilerek Kadın Lehine Maddi ve Manevi Tazminata Hükmedilmesinin Onanması) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/2962 Karar No: 2024/222 Karar Tarihi: 16.01.2024 Bölge Adliye Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2021/1617 E., 2023/57 K.) İlk Derece Mahkemesi: Eskişehir 3. Aile Mahkemesi (2020/355 E., 2021/1050 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Nafaka ve Tazminat 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Asıl dava erkek tarafından açılan boşanma davası, birleşen dava ise kadın tarafından açılan boşanma, nafaka ve tazminat talepli davadır. İlk Derece Mahkemesince erkeğin cimri olması ve asabi davranması, kadının ise birlik görevinden kaçınması ve "emekli olup kızımı alıp gideceğim" şeklindeki beyanları nedeniyle eşit kusurlu oldukları kabul edilerek tarafların boşanmalarına, kadının tazminat taleplerinin reddine, tedbir ve yoksulluk nafakasına karar verilmiştir. Kararın kadıneviki tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; fiili ayrılığın tek başına kusurlu bir davranış olmadığı, erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu gerekçesiyle kusur tespiti düzeltilmiş ve kadın lehine maddi-manevi tazminata hükmedilmiştir. Hüküm, erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Temyiz İncelemesi: Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun bulunmuştur. Sonuç: Erkek vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️TAM KUSURLU EŞİN AÇTIĞI BOŞANMA DAVASININ REDDİ GEREKTİĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Kişisel Temizliğine Özen Göstermeyen, Eşinin Çocuğunu İstemeyen ve Eşini Evden Kovan Erkeğin Tam Kusurlu Olduğu, Karşı Tarafa Atfedilecek Kusur Bulunmadığı, Tam Kusurlu Eşin Açtığı Boşanma Davasının Reddi Gerektiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2016/621

  • Karar No: 2017/5690

  • Karar Tarihi: 09.05.2017

  • Mahkemesi: Aile Mahkemesi

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma ve Tedbir Nafakası

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonucunda yerel mahkemece erkeğin kabul edilen boşanma davasında erkeğin kadına nazaran ağır kusurlu olduğu kabul edilerek boşanmaya karar verilmiş; hüküm taraf vekilleri tarafından kusur belirlemesi, tazminatlar, nafakalar ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kusur Tespiti ve Soyut Tanık Beyanları: Kadının masaya vurarak eşinin arkadaşlarını istemediği yönündeki tanık beyanı soyut ve zaman belirtmeyen anlatımlardan ibaret olup kusur olarak yüklenemez. Ayrıca kadının oğlunun bir kez yüksek sesle müzik dinlemesi olayından sonra evlilik altı ay kadar devam ettiği için erkeğin bu fiili hoşgörü ile karşıladığı (affettiği) kabul edilmelidir.

  • Tam Kusurlu Eşin Dava Hakkı: Kişisel temizliğine özen göstermeyen, eşinin önceki evliliğinden olan çocuğunu istemeyen ve eşine “eşyalarını topla kendi evine git” diyerek bağıran erkeğin tamamen kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Kendi eylemine ve tamamen kusuruna dayanarak kimse hak elde edemez (kimse kendi kusuruna dayanamaz ilkesi). Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine göre boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Tamamen erkeğin tutum ve davranışlarından kaynaklanan evlilik sarsıntısında kadına atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmediğinden, erkeğin boşanma davasının reddi gerekirken kabulü usul ve kanuna aykırıdır.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan hükmün gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre tarafların boşanmanın fer’ilerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, tedbir nafakasına yönelik temyiz itirazlarının ise ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, kimsenin kendi kusuruna dayanarak boşanma talep edemeyeceğini, tamamen kusurlu olan eşin açtığı boşanma davasının reddedilmesi gerektiğini ve affedilen ya da soyut iddialara dayanan vakıaların karşı tarafa kusur olarak yüklenemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymuştur.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, kusur ilkesinin ve hukukta “kimse kendi kusurundan yararlanamaz” evrensel kuralının aile hukukundaki en temel uygulama örneklerinden biri olması bakımından son derece isabetlidir.

⚖️TAM KUSURLU EŞİN AÇTIĞI BOŞANMA DAVASININ REDDİ GEREKTİĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Kişisel Temizliğine Özen Göstermeyen, Eşinin Çocuğunu İstemeyen ve Eşini Evden Kovan Erkeğin Tam Kusurlu Olduğu, Karşı Tarafa Atfedilecek Kusur Bulunmadığı, Tam Kusurlu Eşin Açtığı Boşanma Davasının Reddi Gerektiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2016/621 Karar No: 2017/5690 Karar Tarihi: 09.05.2017 Mahkemesi: Aile Mahkemesi Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma ve Tedbir Nafakası 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonucunda yerel mahkemece erkeğin kabul edilen boşanma davasında erkeğin kadına nazaran ağır kusurlu olduğu kabul edilerek boşanmaya karar verilmiş; hüküm taraf vekilleri tarafından kusur belirlemesi, tazminatlar, nafakalar ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve Soyut Tanık Beyanları: Kadının masaya vurarak eşinin arkadaşlarını istemediği yönündeki tanık beyanı soyut ve zaman belirtmeyen anlatımlardan ibaret olup kusur olarak yüklenemez. Ayrıca kadının oğlunun bir kez yüksek sesle müzik dinlemesi olayından sonra evlilik altı ay kadar devam ettiği için erkeğin bu fiili hoşgörü ile karşıladığı (affettiği) kabul edilmelidir. Tam Kusurlu Eşin Dava Hakkı: Kişisel temizliğine özen göstermeyen, eşinin önceki evliliğinden olan çocuğunu istemeyen ve eşine "eşyalarını topla kendi evine git" diyerek bağıran erkeğin tamamen kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Kendi eylemine ve tamamen kusuruna dayanarak kimse hak elde edemez (kimse kendi kusuruna dayanamaz ilkesi). Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesine göre boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Tamamen erkeğin tutum ve davranışlarından kaynaklanan evlilik sarsıntısında kadına atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmediğinden, erkeğin boşanma davasının reddi gerekirken kabulü usul ve kanuna aykırıdır. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan hükmün gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre tarafların boşanmanın fer'ilerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, tedbir nafakasına yönelik temyiz itirazlarının ise ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️EŞE HAKARET EDEN VE AŞAĞILAYAN ERKEĞİN TAM KUSURLU OLDUĞU VE AYRILIK DEĞİL BOŞANMA KARARI VERİLMESİ GEREKTİĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Davalı Erkeğin Kadına “Seni İstemiyorum” Dediği, “Piçlerini Sustur” Diyerek Hakaret Ettiği, “Şişmansın, Gerzeksin” Diyerek Aşağıladığı Olaylarda Erkeğin Tam Kusurlu Olduğu, Ortak Hayatın Yeniden Kurulma İhtimali Bulunmadığından Ayrılık Kararı Değil Boşanma Kararı Verilmesi Gerektiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2016/18276

  • Karar No: 2018/6645

  • Karar Tarihi: 24.05.2018

  • Mahkemesi: Aile Mahkemesi

  • Davanın Konusu: Boşanma

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonucunda yerel mahkemece; erkeğin hakaret ve aşağılama içeren sözler sarf ettiği, temel problemin düğünde takılan paralar olduğu, geçimsizliğin birliği çekilmez hale getirmediği ve ortak hayatın yeniden kurulma olasılığı bulunduğu gerekçesiyle TMK’nın 170. maddesi uyarınca ayrılık kararı verilmiştir. Hüküm, davacı kadın tarafından ayrılık kararı verilmesi yönünden temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kusur Tespiti ve Hakaretler: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı erkeğin kadına “seni istemiyorum” dediği, “piçlerini sustur” diyerek hakaret ettiği, “şişmansın, geri zekalısın” diyerek aşağıladığı anlaşılmaktadır. Bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkek tam kusurludur.

  • Ayrılık Yerine Boşanma Kararı Verilmesi Gerekliliği: Somut olayda tarafların yeniden bir araya gelme ihtimali bulunmadığından, kadın tarafından açılan davanın kabulü suretiyle boşanma kararı verilmesi gerekirken, TMK’nın 170. maddesi gereğince ayrılık kararı verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuştur.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan hükmün gösterilen sebepten dolayı BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşine hakaret eden, aşağılayan ve ortak hayatın yeniden kurulma ihtimali kalmayan durumlarda mahkemelerin ayrılık kararı vermek yerine doğrudan boşanma kararı vermesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koymuştur.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı ve ortak hayatın çekilmez hal aldığı durumlarda tarafları yapay bir ayrılık süreciyle oyalamak yerine boşanma hükmü kurulmasının hakkaniyete uygun olduğunu vurgulaması bakımından son derece isabetlidir.

⚖️EŞE HAKARET EDEN VE AŞAĞILAYAN ERKEĞİN TAM KUSURLU OLDUĞU VE AYRILIK DEĞİL BOŞANMA KARARI VERİLMESİ GEREKTİĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Davalı Erkeğin Kadına "Seni İstemiyorum" Dediği, "Piçlerini Sustur" Diyerek Hakaret Ettiği, "Şişmansın, Gerzeksin" Diyerek Aşağıladığı Olaylarda Erkeğin Tam Kusurlu Olduğu, Ortak Hayatın Yeniden Kurulma İhtimali Bulunmadığından Ayrılık Kararı Değil Boşanma Kararı Verilmesi Gerektiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2016/18276 Karar No: 2018/6645 Karar Tarihi: 24.05.2018 Mahkemesi: Aile Mahkemesi Davanın Konusu: Boşanma 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonucunda yerel mahkemece; erkeğin hakaret ve aşağılama içeren sözler sarf ettiği, temel problemin düğünde takılan paralar olduğu, geçimsizliğin birliği çekilmez hale getirmediği ve ortak hayatın yeniden kurulma olasılığı bulunduğu gerekçesiyle TMK'nın 170. maddesi uyarınca ayrılık kararı verilmiştir. Hüküm, davacı kadın tarafından ayrılık kararı verilmesi yönünden temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve Hakaretler: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı erkeğin kadına "seni istemiyorum" dediği, "piçlerini sustur" diyerek hakaret ettiği, "şişmansın, geri zekalısın" diyerek aşağıladığı anlaşılmaktadır. Bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkek tam kusurludur. Ayrılık Yerine Boşanma Kararı Verilmesi Gerekliliği: Somut olayda tarafların yeniden bir araya gelme ihtimali bulunmadığından, kadın tarafından açılan davanın kabulü suretiyle boşanma kararı verilmesi gerekirken, TMK'nın 170. maddesi gereğince ayrılık kararı verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuştur. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan hükmün gösterilen sebepten dolayı BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️EŞİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİYLE ALAY EDİLMESİNİN HOŞGÖRÜYLE KARŞILANDIĞI KABULÜ VE EŞİT KUSUR TESPİTİNİN ONANMASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Eşin Fiziksel Özellikleriyle Alay Edilmesi Eyleminin Kadın Hamileyken Gerçekleştiği ve Sonrasında Uzun Süre Birlikte Yaşandığı İçin Hoşgörüyle Karşılandığı (Affedildiği), Mesajlaşma ve Fotoğraf İçeriklerinin Şifre Kırılarak Elde Edilmesi Nedeniyle Hukuka Aykırı Delil Olduğu ve Tarafların Eşit Kusurlu Kabul Edilerek Tazminatların Reddedilmesinin Onandığı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/4491

  • Karar No: 2024/3091

  • Karar Tarihi: 02.05.2024

  • Bölge Adliye Mahkemesi: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/569 E., 2023/571 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Ürgüp Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi (2020/247 E., 2022/488 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Nafaka, Tazminat ve Velayet

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Kadın, erkeğin kıyafetlerini tenkit ettiğini, işini ve maaşını küçümseyip rencide ettiğini, sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini belirterek boşanma, nafaka ve tazminat talep etmiştir. Erkek ise kadının FETÖ üyeliğinden ceza aldığını, bu durumu gizlediğini, görevinden ihraç edilmesine yol açtığını, aşağılayıcı hakaretlerde bulunduğunu ve yatakları ayırdığını savunarak karşı boşanma davası ile maddi-manevi tazminat istemiştir. İlk Derece Mahkemesince erkeğin ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, nafaka ve tazminatlara karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin eşinin fiziksel özellikleriyle alay etme eyleminin kadın hamileyken gerçekleştiği ve sonrasında birlikte yaşamaya devam edildiği için hoşgörüyle karşılandığı, mesaj ve fotoğraf içeriklerinin şifre kırılarak elde edilmesi nedeniyle hukuka aykırı delil olduğu kabul edilerek tarafların eşit kusurlu olduklarına, kadının tazminat taleplerinin ve yoksulluk nafakasının reddine karar verilmiştir. Hüküm, kadın vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Hukuka Aykırı Deliller ve Kusur Tespiti: Dosyaya sunulan mesajlaşma ve fotoğraf içeriklerinin erkeğin şifresi kırılarak elde edilmesi nedeniyle hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve kusur belirlemesinde dikkate alınamayacağı isabetlidir. Ayrıca erkeğin fiziksel özelliklerle alay etme eyleminin sonrasında uzun süre birlikte yaşandığı gözetildiğinde hoşgörü ile karşılandığı kabul edilmiştir.

  • Temyiz İncelemesi: Bölge Adliye Mahkemesince yapılan kusur tespiti neticesinde tarafların eşit kusurlu olduğu, kadının yoksulluk nafakası ile tazminat koşullarının oluşmadığı ve çocukla kurulan kişisel ilişki ile nafaka miktarlarının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşıldığından, kararın onanması gerekmektedir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, şifre kırılarak elde edilen dijital verilerin hukuka aykırı delil olduğunu, evlilik içinde gerçekleşip uzun süre tepkisiz kalınan eylemlerin hoşgörüyle karşılanmış sayılacağını ve eşit kusurlu eşler yararına maddi-manevi tazminata hükmedilemeyeceğini tescil etmiştir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, hukuka aykırı delillerin (şifre kırarak elde edilen mesajlar) yargılamada dikkate alınmaması kuralının ve uzun süre birlikte yaşanarak affedilen/hoşgörülen olayların kusur değerlendirmesindeki yerinin doğru uygulanması bakımından son derece isabetlidir.

⚖️EŞİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİYLE ALAY EDİLMESİNİN HOŞGÖRÜYLE KARŞILANDIĞI KABULÜ VE EŞİT KUSUR TESPİTİNİN ONANMASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Eşin Fiziksel Özellikleriyle Alay Edilmesi Eyleminin Kadın Hamileyken Gerçekleştiği ve Sonrasında Uzun Süre Birlikte Yaşandığı İçin Hoşgörüyle Karşılandığı (Affedildiği), Mesajlaşma ve Fotoğraf İçeriklerinin Şifre Kırılarak Elde Edilmesi Nedeniyle Hukuka Aykırı Delil Olduğu ve Tarafların Eşit Kusurlu Kabul Edilerek Tazminatların Reddedilmesinin Onandığı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/4491 Karar No: 2024/3091 Karar Tarihi: 02.05.2024 Bölge Adliye Mahkemesi: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/569 E., 2023/571 K.) İlk Derece Mahkemesi: Ürgüp Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi (2020/247 E., 2022/488 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Nafaka, Tazminat ve Velayet 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Kadın, erkeğin kıyafetlerini tenkit ettiğini, işini ve maaşını küçümseyip rencide ettiğini, sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini belirterek boşanma, nafaka ve tazminat talep etmiştir. Erkek ise kadının FETÖ üyeliğinden ceza aldığını, bu durumu gizlediğini, görevinden ihraç edilmesine yol açtığını, aşağılayıcı hakaretlerde bulunduğunu ve yatakları ayırdığını savunarak karşı boşanma davası ile maddi-manevi tazminat istemiştir. İlk Derece Mahkemesince erkeğin ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, nafaka ve tazminatlara karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin eşinin fiziksel özellikleriyle alay etme eyleminin kadın hamileyken gerçekleştiği ve sonrasında birlikte yaşamaya devam edildiği için hoşgörüyle karşılandığı, mesaj ve fotoğraf içeriklerinin şifre kırılarak elde edilmesi nedeniyle hukuka aykırı delil olduğu kabul edilerek tarafların eşit kusurlu olduklarına, kadının tazminat taleplerinin ve yoksulluk nafakasının reddine karar verilmiştir. Hüküm, kadın vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Hukuka Aykırı Deliller ve Kusur Tespiti: Dosyaya sunulan mesajlaşma ve fotoğraf içeriklerinin erkeğin şifresi kırılarak elde edilmesi nedeniyle hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve kusur belirlemesinde dikkate alınamayacağı isabetlidir. Ayrıca erkeğin fiziksel özelliklerle alay etme eyleminin sonrasında uzun süre birlikte yaşandığı gözetildiğinde hoşgörü ile karşılandığı kabul edilmiştir. Temyiz İncelemesi: Bölge Adliye Mahkemesince yapılan kusur tespiti neticesinde tarafların eşit kusurlu olduğu, kadının yoksulluk nafakası ile tazminat koşullarının oluşmadığı ve çocukla kurulan kişisel ilişki ile nafaka miktarlarının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşıldığından, kararın onanması gerekmektedir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️EŞİNE “ŞİŞKO” VE “TOMBUL” DİYE HAKARET EDEN KADININ KUSURLU OLDUĞU VE KOCANIN BOŞANMA DAVASININ DA KABULÜ GEREKTİĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Kocanın Sabit Görülen Kusurları Yanında Kadının da Eşine “Şişko”, “Tombul” Diyerek Aşağıladığı, Ailesini İstemediği ve Geliri Üzerinde Harcama Yaptığı, Bu Durumda Evlilik Birliğinin Sarsılmasında Kadının da Kusurlu Olduğu ve Koşulları Oluşan Kocanın Boşanma Davasının da Kabulü Gerektiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2013/3960

  • Karar No: 2013/16506

  • Karar Tarihi: 13.06.2013

  • Mahkemesi: Küçükçekmece 3. Aile Mahkemesi (17.10.2012 gün ve 2009/1701 E., 2012/1057 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma ve Fer’ileri

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki boşanma ve karşı boşanma davasının yapılan yargılaması sonucunda yerel mahkemece verilen hüküm; davacı-karşı davalı koca tarafından her iki boşanma davası ve fer’ileri yönünden, davalı-karşı davacı kadın tarafından ise lehine hükmedilen tazminat, nafaka miktarları ve kişisel ilişki süresi yönünden temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kadının Kusurlu Davranışları: Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, kocanın sabit görülen kusurları yanında kadının da zaman zaman eşine “şişko”, “tombul” diyerek aşağıladığı, kocasının ailesini istemediği ve geliri üzerinde aşırı harcama yaptığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kadın da kusurludur.

  • Kocanın Boşanma Davasının Kabulü Gereği: Kadının kusurlu olması karşısında koca da boşanma davası açmakta haklıdır. Az kusurlu olan kadın karşı dava açarak boşanmayı talep ettiğine göre, kocanın boşanma davasına karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Evlilik birliğinin devamında kadın ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığından TMK’nın 166/2. maddesindeki şartlar gerçekleşmiştir. Bu nedenle kocanın boşanma davasının da kabulü gerekirken reddedilmesi isabetsizdir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan hükmün gösterilen sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre yeniden karar verilmesi gerekli hale gelen kadının boşanma davası, fer’ileri, tazminat ve nafaka miktarları ile kişisel ilişkiye yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşine fiziksel özellikleri üzerinden “şişko”, “tombul” gibi kelimelerle hitap ederek aşağılamanın ve ailesini istememenin boşanmada kusur teşkil ettiğini, karşılıklı açılan davalarda şartlar oluştuğunda her iki tarafın boşanma talebinin kabul edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, eşler arasındaki onur kırıcı ve aşağılayıcı hitapların kusur tespiti aşamasındaki hukuki karşılığını net bir şekilde ortaya koyması bakımından isabetlidir.

EŞİNE "ŞİŞKO" VE "TOMBUL" DİYE HAKARET EDEN KADININ KUSURLU OLDUĞU VE KOCANIN BOŞANMA DAVASININ DA KABULÜ GEREKTİĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Kocanın Sabit Görülen Kusurları Yanında Kadının da Eşine "Şişko", "Tombul" Diyerek Aşağıladığı, Ailesini İstemediği ve Geliri Üzerinde Harcama Yaptığı, Bu Durumda Evlilik Birliğinin Sarsılmasında Kadının da Kusurlu Olduğu ve Koşulları Oluşan Kocanın Boşanma Davasının da Kabulü Gerektiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2013/3960 Karar No: 2013/16506 Karar Tarihi: 13.06.2013 Mahkemesi: Küçükçekmece 3. Aile Mahkemesi (17.10.2012 gün ve 2009/1701 E., 2012/1057 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma ve Fer'ileri 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki boşanma ve karşı boşanma davasının yapılan yargılaması sonucunda yerel mahkemece verilen hüküm; davacı-karşı davalı koca tarafından her iki boşanma davası ve fer'ileri yönünden, davalı-karşı davacı kadın tarafından ise lehine hükmedilen tazminat, nafaka miktarları ve kişisel ilişki süresi yönünden temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kadının Kusurlu Davranışları: Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, kocanın sabit görülen kusurları yanında kadının da zaman zaman eşine "şişko", "tombul" diyerek aşağıladığı, kocasının ailesini istemediği ve geliri üzerinde aşırı harcama yaptığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kadın da kusurludur. Kocanın Boşanma Davasının Kabulü Gereği: Kadının kusurlu olması karşısında koca da boşanma davası açmakta haklıdır. Az kusurlu olan kadın karşı dava açarak boşanmayı talep ettiğine göre, kocanın boşanma davasına karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Evlilik birliğinin devamında kadın ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığından TMK'nın 166/2. maddesindeki şartlar gerçekleşmiştir. Bu nedenle kocanın boşanma davasının da kabulü gerekirken reddedilmesi isabetsizdir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan hükmün gösterilen sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre yeniden karar verilmesi gerekli hale gelen kadının boşanma davası, fer'ileri, tazminat ve nafaka miktarları ile kişisel ilişkiye yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar verilmiştir. ⚖️ DAVAPORT YORUMU Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşine fiziksel özellikleri üzerinden "şişko", "tombul" gibi kelimelerle hitap ederek aşağılamanın ve ailesini istememenin boşanmada kusur teşkil ettiğini, karşılıklı açılan davalarda şartlar oluştuğunda her iki tarafın boşanma talebinin kabul edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay'ın bu kararı, eşler arasındaki onur kırıcı ve aşağılayıcı hitapların kusur tespiti aşamasındaki hukuki karşılığını net bir şekilde ortaya koyması bakımından isabetlidir.

⚖️KOCANIN EŞİNİ AİLESİYLE BİRLİKTE YAŞATMASI VE “ŞİŞKO, TOMBUL” DİYEREK AŞAĞILAMASININ MANEVİ TAZMİNAT GEREKTİRDİĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Davalı Kocanın Eşini Ailesiyle Birlikte Yaşattığı, “Şişko, Tombul” Demek Suretiyle Aşağıladığı Olaylarda Kişilik Hakları Saldırıya Uğrayan Kadın Yararına Uygun Miktar Manevi Tazminata Hükmedilmesi Gerektiği ve Hükmedilen Maddi Tazminatın Az Olduğu – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2012/17780

  • Karar No: 2013/4498

  • Karar Tarihi: 21.02.2013

  • Davanın Konusu: Boşanma, Kusur Belirlemesi, Maddi-Manevi Tazminat ve İştirak Nafakası

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonucunda yerel mahkemece verilen hüküm; davacı kadın tarafından kusur belirlemesi, reddedilen manevi tazminat ve maddi tazminat miktarı yönünden, davalı koca tarafından ise kusur belirlemesi, maddi tazminat ve iştirak nafakası miktarı yönünden temyiz edilmiştir.

     

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kocanın Kusurlu Davranışları ve Manevi Tazminat: Toplanan delillerden davalı kocanın eşini ailesiyle birlikte yaşattığı, “şişko, tombul” demek suretiyle aşağıladığı anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesi, boşanmaya sebebiyet veren olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı ve bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK m. 4, TBK m. 50, 51, 52, 58) dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken reddi doğru görülmemiştir.

  • Maddi Tazminat Miktarının Yetersizliği: Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusur dereceleri, paranın alım gücü ve ihlal edilen menfaatlerin kapsamına nazaran kadın yararına hükmolunan maddi tazminat azdır. TMK’nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile TBK’nın 50. ve devamı maddeleri nazara alınarak daha uygun miktarda maddi tazminat takdiri gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan hükmün manevi tazminatın reddi ve maddi tazminat miktarı yönlerinden BOZULMASINA, bozma kapsamı dışındaki temyize konu bölümlerinin ise ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşini ailesiyle birlikte yaşatmaya zorlayan ve fiziksel özellikleri üzerinden “şişko, tombul” diyerek aşağılayan kocanın tam kusurlu olduğunu, bu durumun kadının kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu ve hakkaniyete uygun manevi tazminat ile yeterli miktarda maddi tazminata hükmedilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, eşler arasındaki psikolojik şiddet ve aşağılayıcı tutumların kişilik hakları üzerindeki yıkıcı etkisini ve tazminat hukuku ilkelerine göre telafi edilmesi zorunluluğunu ortaya koyması bakımından son derece isabetlidir.

⚖️KOCANIN EŞİNİ AİLESİYLE BİRLİKTE YAŞATMASI VE "ŞİŞKO, TOMBUL" DİYEREK AŞAĞILAMASININ MANEVİ TAZMİNAT GEREKTİRDİĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Davalı Kocanın Eşini Ailesiyle Birlikte Yaşattığı, "Şişko, Tombul" Demek Suretiyle Aşağıladığı Olaylarda Kişilik Hakları Saldırıya Uğrayan Kadın Yararına Uygun Miktar Manevi Tazminata Hükmedilmesi Gerektiği ve Hükmedilen Maddi Tazminatın Az Olduğu - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2012/17780 Karar No: 2013/4498 Karar Tarihi: 21.02.2013 Davanın Konusu: Boşanma, Kusur Belirlemesi, Maddi-Manevi Tazminat ve İştirak Nafakası 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonucunda yerel mahkemece verilen hüküm; davacı kadın tarafından kusur belirlemesi, reddedilen manevi tazminat ve maddi tazminat miktarı yönünden, davalı koca tarafından ise kusur belirlemesi, maddi tazminat ve iştirak nafakası miktarı yönünden temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kocanın Kusurlu Davranışları ve Manevi Tazminat: Toplanan delillerden davalı kocanın eşini ailesiyle birlikte yaşattığı, "şişko, tombul" demek suretiyle aşağıladığı anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 174/2. maddesi, boşanmaya sebebiyet veren olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı ve bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK m. 4, TBK m. 50, 51, 52, 58) dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken reddi doğru görülmemiştir. Maddi Tazminat Miktarının Yetersizliği: Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusur dereceleri, paranın alım gücü ve ihlal edilen menfaatlerin kapsamına nazaran kadın yararına hükmolunan maddi tazminat azdır. TMK'nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile TBK'nın 50. ve devamı maddeleri nazara alınarak daha uygun miktarda maddi tazminat takdiri gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan hükmün manevi tazminatın reddi ve maddi tazminat miktarı yönlerinden BOZULMASINA, bozma kapsamı dışındaki temyize konu bölümlerinin ise ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️AİLELERİ KÜÇÜMSEMEK, GÖRÜŞMEK İSTEMEMEK VE DİNİ BASKI UYGULAMANIN AĞIR KUSUR SAYILMASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Tarafların Aileleri ile Görüşmek İstememesi ve Birbirlerini Küçümsemesinin Yanı Sıra Erkeğin Eşine Namaz Kılması ve Kapanması Konusunda Baskı Yapmasının Erkeği Ağır Kusurlu Kıldığı, Eşit Kusur Kabulüyle Tazminatların Reddedilmesinin Hatalı Olduğu ve Çocukla Kişisel İlişkide “Aynı Şehir – Farklı Şehir” Ayrımına Gidilmemesi Gerektiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2015/15136

  • Karar No: 2016/6533

  • Karar Tarihi: 31.03.2016

  • Mahkemesi: Aile Mahkemesi

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Kusur Belirlemesi, Tazminatlar, Nafakalar, Velayet ve Kişisel İlişki

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasının yargılaması sonucunda yerel mahkemece tarafların eşit kusurlu oldukları kabul edilerek boşanmaya karar verilmiş; hüküm, davacı-davalı kadın tarafından erkeğin kabul edilen boşanma davası, kusur belirlemesi, nafaka miktarları ve reddedilen tazminatlar yönünden, davalı-davacı erkek tarafından ise kadının kabul edilen boşanma davası, kusur belirlemesi, velayet, nafakalar, tazminatlar ve kişisel ilişki düzenlemesi yönünden temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kusur Tespiti ve Ağır Kusur: Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; kadının erkeğin ailesi ile görüşmek istemediği ve eşini küçümsediği; erkeğin de kadının ailesini küçümsediği, ailesi ile görüşmek istemediği, ayrıca eşi ile ailesinin kadına namaz kılması ve kapanması konusunda baskı yaptığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında boşanmaya neden olan olaylarda davalı-davacı erkek ağır kusurludur. Tarafların eşit kusurlu kabul edilerek kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

  • Kişisel İlişki Düzenlemesi (“Aynı Şehir – Farklı Şehir” Ayrımı): Mahkemece velayeti anneye verilen çocuk ile baba arasında “aynı şehirde oturmaları hali” ve “farklı şehirde oturmaları hali” için ayrı ayrı kişisel ilişki düzenlenmiştir. Günümüzdeki ulaşım olanaklarındaki kolaylık gözetildiğinde, taraflar bu hususu açıkça talep etmemişse “ayrı şehir, aynı şehir” ayrımına gidilmesinin önemi bulunmamaktadır. Babalık duygularını tatmine elverişli, çocuğun baba sevgisi ve şefkatini tatmasına yeterli uygun süreyle kişisel ilişki tesisi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

     

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan hükmün 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin ise ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşine namaz kılması ve kapanması konusunda baskı yapmanın ve aileleri küçümseyip görüşmek istememenin evlilik birliğinde ağır kusur teşkil ettiğini, ayrıca velayet ilişkisinde güncel ulaşım imkanları dikkate alınmadan yapılan gereksiz ayrımların hukuka aykırı olduğunu vurgulamıştır.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, eşler arasındaki manevi/dini baskıların ve aile bağlarına yönelik dışlayıcı tutumların kusur değerlendirmesindeki ağırlığını göstermesi bakımından son derece isabetlidir.

AİLELERİ KÜÇÜMSEMEK, GÖRÜŞMEK İSTEMEMEK VE DİNİ BASKI UYGULAMANIN AĞIR KUSUR SAYILMASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Tarafların Aileleri ile Görüşmek İstememesi ve Birbirlerini Küçümsemesinin Yanı Sıra Erkeğin Eşine Namaz Kılması ve Kapanması Konusunda Baskı Yapmasının Erkeği Ağır Kusurlu Kıldığı, Eşit Kusur Kabulüyle Tazminatların Reddedilmesinin Hatalı Olduğu ve Çocukla Kişisel İlişkide "Aynı Şehir - Farklı Şehir" Ayrımına Gidilmemesi Gerektiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2015/15136 Karar No: 2016/6533 Karar Tarihi: 31.03.2016 Mahkemesi: Aile Mahkemesi Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Kusur Belirlemesi, Tazminatlar, Nafakalar, Velayet ve Kişisel İlişki 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasının yargılaması sonucunda yerel mahkemece tarafların eşit kusurlu oldukları kabul edilerek boşanmaya karar verilmiş; hüküm, davacı-davalı kadın tarafından erkeğin kabul edilen boşanma davası, kusur belirlemesi, nafaka miktarları ve reddedilen tazminatlar yönünden, davalı-davacı erkek tarafından ise kadının kabul edilen boşanma davası, kusur belirlemesi, velayet, nafakalar, tazminatlar ve kişisel ilişki düzenlemesi yönünden temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve Ağır Kusur: Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; kadının erkeğin ailesi ile görüşmek istemediği ve eşini küçümsediği; erkeğin de kadının ailesini küçümsediği, ailesi ile görüşmek istemediği, ayrıca eşi ile ailesinin kadına namaz kılması ve kapanması konusunda baskı yaptığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında boşanmaya neden olan olaylarda davalı-davacı erkek ağır kusurludur. Tarafların eşit kusurlu kabul edilerek kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Kişisel İlişki Düzenlemesi ("Aynı Şehir - Farklı Şehir" Ayrımı): Mahkemece velayeti anneye verilen çocuk ile baba arasında "aynı şehirde oturmaları hali" ve "farklı şehirde oturmaları hali" için ayrı ayrı kişisel ilişki düzenlenmiştir. Günümüzdeki ulaşım olanaklarındaki kolaylık gözetildiğinde, taraflar bu hususu açıkça talep etmemişse "ayrı şehir, aynı şehir" ayrımına gidilmesinin önemi bulunmamaktadır. Babalık duygularını tatmine elverişli, çocuğun baba sevgisi ve şefkatini tatmasına yeterli uygun süreyle kişisel ilişki tesisi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan hükmün 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin ise ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir. ⚖️ DAVAPORT YORUMU Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşine namaz kılması ve kapanması konusunda baskı yapmanın ve aileleri küçümseyip görüşmek istememenin evlilik birliğinde ağır kusur teşkil ettiğini, ayrıca velayet ilişkisinde güncel ulaşım imkanları dikkate alınmadan yapılan gereksiz ayrımların hukuka aykırı olduğunu vurgulamıştır. Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay'ın bu kararı, eşler arasındaki manevi/dini baskıların ve aile bağlarına yönelik dışlayıcı tutumların kusur değerlendirmesindeki ağırlığını göstermesi bakımından son derece isabetlidir.

⚖️AYRI EV AÇMAYAN, EŞİNİ AİLESİNİN YANINA BIRAKIP ARAYIP SORMAYAN VE HAKARET EDEN ERKEĞİN TAM KUSURLU OLDUĞU (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Erkeğin Ayrı Ev Açmadığı, Annesinin Kadına Hakaretlerine Sessiz Kaldığı, Kadını Baba Evine Bırakıp Bir Daha Arayıp Sormadığı ve “Bundan Sonra Sen Benim Bacımsın” Dediği Olaylarda Erkeğin Tam Kusurlu Olduğu, Kadının Davasının Kabulü ile Erkeğin Karşı Davasının Reddedilmesi Gerektiği – Onama Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2024/712

  • Karar No: 2024/8026

  • Karar Tarihi: 31.10.2024

  • Bölge Adliye Mahkemesi: Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/1575 E., 2023/1395 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Kağızman Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi (2020/139 E., 2022/117 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Velayet, Nafaka ve Tazminat

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Kadın; erkeğin ayrı ev açmadığını, ailesiyle birlikte yaşattığını, annesinin namaz kıldığı için kendisine “sofi” lakabı takıp hakaret ettiğini, erkeğin bu duruma destek olmadığını, kendisini baba evine bırakıp bir daha arayıp sormadığını belirterek boşanma, velayet, nafaka ve tazminat talep etmiştir. Erkek ise karşı davayla boşanma ve tazminat istemiştir. İlk Derece Mahkemesince erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle kadının davasının kabulüne, erkeğin karşı davasının reddine, velayetin anneye verilmesine, nafakalar ile maddi-manevi tazminata hükmedilmiştir. İstinaf başvurusunun esastan reddi üzerine karar, davalı-davacı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kusur Tespiti ve Tam Kusurluluk: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; erkeğin ayrı ev açmadığı, eşine ilgisiz kaldığı, erkeğin annesinin kadına hakaret ettiği ve aşağılayıcı beyanlarda bulunduğu, erkeğin bu davranışlar karşısında kadına destek olmadığı, kadını baba evine bırakıp bir daha arayıp sormadığı ve “bundan sonra sen benim bacımsın ne yaparsan yap” şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Evlilik birliğinin sarsılmasında iddialarını ispat edemeyen erkek tam kusurludur.

  • Temyiz İncelemesi: Bölge Adliye Mahkemesi kararı usul ve kanuna uygun bulunduğundan, erkeğin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanması gerekmektedir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, ayrı ev açmayan, ailesinin hakaretlerine karşı eşini korumayan ve eşini baba evine bırakıp arayıp sormayarak “bacımsın” diyen erkeğin tam kusurlu olduğunu, kadının davasının kabulü ile erkeğin davasının reddedilmesinin ve fer’ilerin isabetli olduğunu tescil etmiştir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, ortak konut temin etme yükümlülüğünü yerine getirmeyen ve eşini baba evinde terk eden tarafın kusur sorumluluğunu net bir şekilde vurgulaması bakımından son derece isabetlidir.

⚖️AYRI EV AÇMAYAN, EŞİNİ AİLESİNİN YANINA BIRAKIP ARAYIP SORMAYAN VE HAKARET EDEN ERKEĞİN TAM KUSURLU OLDUĞU (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Erkeğin Ayrı Ev Açmadığı, Annesinin Kadına Hakaretlerine Sessiz Kaldığı, Kadını Baba Evine Bırakıp Bir Daha Arayıp Sormadığı ve "Bundan Sonra Sen Benim Bacımsın" Dediği Olaylarda Erkeğin Tam Kusurlu Olduğu, Kadının Davasının Kabulü ile Erkeğin Karşı Davasının Reddedilmesi Gerektiği - Onama Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2024/712 Karar No: 2024/8026 Karar Tarihi: 31.10.2024 Bölge Adliye Mahkemesi: Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/1575 E., 2023/1395 K.) İlk Derece Mahkemesi: Kağızman Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi (2020/139 E., 2022/117 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Velayet, Nafaka ve Tazminat 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Kadın; erkeğin ayrı ev açmadığını, ailesiyle birlikte yaşattığını, annesinin namaz kıldığı için kendisine "sofi" lakabı takıp hakaret ettiğini, erkeğin bu duruma destek olmadığını, kendisini baba evine bırakıp bir daha arayıp sormadığını belirterek boşanma, velayet, nafaka ve tazminat talep etmiştir. Erkek ise karşı davayla boşanma ve tazminat istemiştir. İlk Derece Mahkemesince erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle kadının davasının kabulüne, erkeğin karşı davasının reddine, velayetin anneye verilmesine, nafakalar ile maddi-manevi tazminata hükmedilmiştir. İstinaf başvurusunun esastan reddi üzerine karar, davalı-davacı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve Tam Kusurluluk: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; erkeğin ayrı ev açmadığı, eşine ilgisiz kaldığı, erkeğin annesinin kadına hakaret ettiği ve aşağılayıcı beyanlarda bulunduğu, erkeğin bu davranışlar karşısında kadına destek olmadığı, kadını baba evine bırakıp bir daha arayıp sormadığı ve "bundan sonra sen benim bacımsın ne yaparsan yap" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Evlilik birliğinin sarsılmasında iddialarını ispat edemeyen erkek tam kusurludur. Temyiz İncelemesi: Bölge Adliye Mahkemesi kararı usul ve kanuna uygun bulunduğundan, erkeğin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanması gerekmektedir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️  EŞİNİN ORUÇ VE NAMAZINA KARIŞAN, TEHDİT EDEN VE TAM KUSURLU OLAN ERKEK ALEYHİNE HÜKMEDİLEN TAZMİNAT VE NAFAKA MİKTARLARININ AZ OLMASI SEBEBİYLE BOZULMASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Evin İhtiyaçlarını Almayan, Eşine “Saçını Aç, Namaz Kılma” Şeklinde Konuşan, Oruç Tutmasına Karışarak Boşanacaksın Diyen ve Ailesini Öldürmekle Tehdit Eden Erkeğin Tam Kusurlu Olduğu, Asıl Davanın Reddi ile Karşı Davanın Kabulünün İsabetli Olduğu, Ancak Kadın Yararına Takdir Edilen Maddi Tazminat ile Toptan Yoksulluk Nafakası Miktarlarının Az Olması Nedeniyle Kararın Bozulduğu)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/5147

  • Karar No: 2024/1774

  • Karar Tarihi: 14.03.2024

  • Bölge Adliye Mahkemesi: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/805 E., 2023/796 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Kayseri 6. Aile Mahkemesi (2022/259 E., 2023/154 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Nafaka ve Tazminat

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı erkek, kadının maddi beklentilere girdiğini, oğlunun kendisini tehdit ettiğini ve kadının fiziksel şiddet uyguladığını öne sürerek boşanma ve tazminat talep etmiştir. Davalı kadın ise erkeğin evin ihtiyaçlarını karşılamadığını, açık giyinmesini ve namaz kılmamasını istediğini, oruç tutmasına karıştığını, evden kovduğunu ve çocuklarını öldürmekle tehdit ettiğini savunarak karşı dava açmış; boşanma, nafaka ile maddi-manevi tazminat istemiştir. İlk Derece Mahkemesince erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile boşanmaya, kadın yararına aylık tedbir nafakasına, toptan yoksulluk nafakasına ve 40.000,00’er TL maddi-manevi tazminata hükmedilmiştir. İstinaf başvurularının esastan reddi üzerine karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kusur Tespiti ve Asıl Davanın Reddi: Erkeğin evin ihtiyaçlarını almadığı, eşine karşı “saçını aç, namaz kılma” şeklinde konuştuğu, oruç tutmasına karışarak baskı yaptığı ve çocuklarını ölümle tehdit ettiği olaylarda erkek tam kusurludur. Erkeğin davasının reddedilmesi ve kadının karşı davasının kabul edilmesi usul ve kanuna uygundur.

  • Maddi Tazminat Miktarının Yetersizliği: Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusur dereceleri ve ihlal edilen menfaatlerin kapsamı dikkate alındığında kadın yararına hükmedilen maddi tazminat miktarı azdır. Hakkaniyet kuralları gereğince daha uygun miktarda maddi tazminata hükmedilmesi gerekir.

  • Toptan Yoksulluk Nafakası Miktarının Yetersizliği: Hâkimin takdir yetkisi çerçevesinde toptan ödeme kararı verilmesinde yasal engel bulunmasa da; günün ekonomik koşulları ve tarafların sosyal durumları nazara alındığında takdir edilen toptan yoksulluk nafakası miktarı azdır. Bu yön gözetilmeden hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kadın lehine hükmedilen maddi tazminat ile toptan yoksulluk nafakası miktarları yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının bu yönlerden BOZULMASINA, bozma kapsamı dışındaki diğer bölümlerinin ise ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşin ibadet özgürlüğüne karışan (namaz kılma, oruç tutma baskısı yapan), tehdit eden ve ortak konutun ihtiyaçlarını karşılamayan erkeğin tam kusurlu olduğunu teyit etmiş; ancak hakkaniyet ve ekonomik koşullar gereğince tazminat ve toptan yoksulluk nafakası miktarlarının artırılması gerektiğine hükmetmiştir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, eşlerin temel hak ve ibadetlerine müdahale edilmesinin ağır bir kusur teşkil ettiğini vurgulaması ve enflasyonist ekonomik koşullar karşısında nafakalar ile tazminatların yetersiz kalmaması gerektiği ilkesini benimsemesi bakımından son derece isabetlidir.

⚖️ EŞİNİN ORUÇ VE NAMAZINA KARIŞAN, TEHDİT EDEN VE TAM KUSURLU OLAN ERKEK ALEYHİNE HÜKMEDİLEN TAZMİNAT VE NAFAKA MİKTARLARININ AZ OLMASI SEBEBİYLE BOZULMASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Evin İhtiyaçlarını Almayan, Eşine "Saçını Aç, Namaz Kılma" Şeklinde Konuşan, Oruç Tutmasına Karışarak Boşanacaksın Diyen ve Ailesini Öldürmekle Tehdit Eden Erkeğin Tam Kusurlu Olduğu, Asıl Davanın Reddi ile Karşı Davanın Kabulünün İsabetli Olduğu, Ancak Kadın Yararına Takdir Edilen Maddi Tazminat ile Toptan Yoksulluk Nafakası Miktarlarının Az Olması Nedeniyle Kararın Bozulduğu) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/5147 Karar No: 2024/1774 Karar Tarihi: 14.03.2024 Bölge Adliye Mahkemesi: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/805 E., 2023/796 K.) İlk Derece Mahkemesi: Kayseri 6. Aile Mahkemesi (2022/259 E., 2023/154 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Nafaka ve Tazminat 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı erkek, kadının maddi beklentilere girdiğini, oğlunun kendisini tehdit ettiğini ve kadının fiziksel şiddet uyguladığını öne sürerek boşanma ve tazminat talep etmiştir. Davalı kadın ise erkeğin evin ihtiyaçlarını karşılamadığını, açık giyinmesini ve namaz kılmamasını istediğini, oruç tutmasına karıştığını, evden kovduğunu ve çocuklarını öldürmekle tehdit ettiğini savunarak karşı dava açmış; boşanma, nafaka ile maddi-manevi tazminat istemiştir. İlk Derece Mahkemesince erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile boşanmaya, kadın yararına aylık tedbir nafakasına, toptan yoksulluk nafakasına ve 40.000,00'er TL maddi-manevi tazminata hükmedilmiştir. İstinaf başvurularının esastan reddi üzerine karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve Asıl Davanın Reddi: Erkeğin evin ihtiyaçlarını almadığı, eşine karşı "saçını aç, namaz kılma" şeklinde konuştuğu, oruç tutmasına karışarak baskı yaptığı ve çocuklarını ölümle tehdit ettiği olaylarda erkek tam kusurludur. Erkeğin davasının reddedilmesi ve kadının karşı davasının kabul edilmesi usul ve kanuna uygundur. Maddi Tazminat Miktarının Yetersizliği: Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusur dereceleri ve ihlal edilen menfaatlerin kapsamı dikkate alındığında kadın yararına hükmedilen maddi tazminat miktarı azdır. Hakkaniyet kuralları gereğince daha uygun miktarda maddi tazminata hükmedilmesi gerekir. Toptan Yoksulluk Nafakası Miktarının Yetersizliği: Hâkimin takdir yetkisi çerçevesinde toptan ödeme kararı verilmesinde yasal engel bulunmasa da; günün ekonomik koşulları ve tarafların sosyal durumları nazara alındığında takdir edilen toptan yoksulluk nafakası miktarı azdır. Bu yön gözetilmeden hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kadın lehine hükmedilen maddi tazminat ile toptan yoksulluk nafakası miktarları yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının bu yönlerden BOZULMASINA, bozma kapsamı dışındaki diğer bölümlerinin ise ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️KARŞILIKLI BOŞANMA DAVASINDA EŞİT KUSUR TESPİTİNİN VE TOPTAN YOKSULLUK NAFAKASININ ONANMASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Kısa Süren Evlilikte Kadının “Sen Nasıl Erkeksin, Neden Küfür Etmiyorsun?”, “Çirkin Ördek Yavrusu Gibi Peşimdesin” Şeklindeki Sözleri ile Eşinin Ayrı Ev Vaadini Yerine Getirmemesi Karşılıklı Kusur Sayılarak Eşit Kusur Tespiti Yapılmasında ve Yoksulluk Nafakasının Toptan Ödenmesine Karar Verilmesinde Usul ve Yasaya Aykırılık Bulunmadığı – Onama Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/1628

  • Karar No: 2023/5087

  • Karar Tarihi: 02.11.2023

  • Bölge Adliye Mahkemesi: Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2021/791 E., 2022/2201 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Batı 8. Aile Mahkemesi (2019/315 E., 2021/231 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Nafaka ve Manevi Tazminat

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı erkek, kadının evliliği benimsemediğini, sürekli telefonla vakit geçirdiğini, “Sen nasıl erkeksin? Neden küfür etmiyorsun? Çirkin ördek yavrusu gibi peşimdesin” şeklinde aşağılayıcı sözler sarf ettiğini, cinsel birliktelikten kaçındığını ve evi terk ettiğini öne sürerek boşanma ve tazminat talep etmiştir. Davalı kadın ise erkeğin ayrı ev vaadini yerine getirmediğini, ailesiyle birlikte yaşamaya mecbur bıraktığını, parayı sorun ettiğini, baskı uyguladığını ve karı-koca ilişkisinin oluşmadığını savunarak karşı dava açmış; boşanma, nafaka ve manevi tazminat istemiştir. İlk Derece Mahkemesince evlilik birliğinin sarsılmasında tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulü ile boşanmaya, kadın yararına aylık tedbir ve yoksulluk nafakasına hükmedilmiş, tazminatlar reddedilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince kadının istinafı üzerine tedbir nafakası artırılmış ve yoksulluk nafakasının toptan olarak (bir defaya mahsus 18.000,00 TL) ödenmesine karar verilmiştir. Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kusur Tespiti ve Eşit Kusurluluk: İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince yapılan kusur tespiti neticesinde; kadının evliliği benimsemediği, sürekli telefonla uğraştığı, kişisel bakımına özen göstermediği, cinsel birliktelikten kaçındığı, eşine “Sen nasıl erkeksin, neden küfür etmiyorsun?” diyerek aşağıladığı ve evi terk ettiği; erkeğin ise ayrı ev vaadini yerine getirmeyerek ailesiyle birlikte yaşamaya mecbur bıraktığı ve ailesinin müdahalesine göz yumduğu anlaşıldığından, tarafların eşit kusurlu kabul edilmesinde ve kadının manevi tazminat talebinin reddedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

  • Toptan Yoksulluk Nafakası: Günün ekonomik koşulları, tarafların sosyal-ekonomik durumları ve nafakanın niteliği gözetilerek kadın yararına toptan yoksulluk nafakasına hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşine “Neden küfür etmiyorsun?” şeklinde ifadelerle yüklenen kadın ile ayrı ev kurma yükümlülüğünü yerine getirmeyen erkeğin karşılıklı kusurlu davranışları nedeniyle eşit kusur tespiti yapılmasının isabetli olduğunu, şartları oluştuğunda yoksulluk nafakasının toptan (defaten) ödenmesine karar verilebileceğini teyit etmiştir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, kısa süreli evliliklerde tarafların ortak kusur dengesinin doğru kurulması ve yoksulluk nafakasının ödenme biçiminde hâkimin takdir yetkisinin hukuka uygun kullanımının denetlenmesi bakımından yerindedir.

⚖️KARŞILIKLI BOŞANMA DAVASINDA EŞİT KUSUR TESPİTİNİN VE TOPTAN YOKSULLUK NAFAKASININ ONANMASI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Kısa Süren Evlilikte Kadının "Sen Nasıl Erkeksin, Neden Küfür Etmiyorsun?", "Çirkin Ördek Yavrusu Gibi Peşimdesin" Şeklindeki Sözleri ile Eşinin Ayrı Ev Vaadini Yerine Getirmemesi Karşılıklı Kusur Sayılarak Eşit Kusur Tespiti Yapılmasında ve Yoksulluk Nafakasının Toptan Ödenmesine Karar Verilmesinde Usul ve Yasaya Aykırılık Bulunmadığı - Onama Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/1628 Karar No: 2023/5087 Karar Tarihi: 02.11.2023 Bölge Adliye Mahkemesi: Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2021/791 E., 2022/2201 K.) İlk Derece Mahkemesi: Batı 8. Aile Mahkemesi (2019/315 E., 2021/231 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Nafaka ve Manevi Tazminat 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı erkek, kadının evliliği benimsemediğini, sürekli telefonla vakit geçirdiğini, "Sen nasıl erkeksin? Neden küfür etmiyorsun? Çirkin ördek yavrusu gibi peşimdesin" şeklinde aşağılayıcı sözler sarf ettiğini, cinsel birliktelikten kaçındığını ve evi terk ettiğini öne sürerek boşanma ve tazminat talep etmiştir. Davalı kadın ise erkeğin ayrı ev vaadini yerine getirmediğini, ailesiyle birlikte yaşamaya mecbur bıraktığını, parayı sorun ettiğini, baskı uyguladığını ve karı-koca ilişkisinin oluşmadığını savunarak karşı dava açmış; boşanma, nafaka ve manevi tazminat istemiştir. İlk Derece Mahkemesince evlilik birliğinin sarsılmasında tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulü ile boşanmaya, kadın yararına aylık tedbir ve yoksulluk nafakasına hükmedilmiş, tazminatlar reddedilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince kadının istinafı üzerine tedbir nafakası artırılmış ve yoksulluk nafakasının toptan olarak (bir defaya mahsus 18.000,00 TL) ödenmesine karar verilmiştir. Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve Eşit Kusurluluk: İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince yapılan kusur tespiti neticesinde; kadının evliliği benimsemediği, sürekli telefonla uğraştığı, kişisel bakımına özen göstermediği, cinsel birliktelikten kaçındığı, eşine "Sen nasıl erkeksin, neden küfür etmiyorsun?" diyerek aşağıladığı ve evi terk ettiği; erkeğin ise ayrı ev vaadini yerine getirmeyerek ailesiyle birlikte yaşamaya mecbur bıraktığı ve ailesinin müdahalesine göz yumduğu anlaşıldığından, tarafların eşit kusurlu kabul edilmesinde ve kadının manevi tazminat talebinin reddedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Toptan Yoksulluk Nafakası: Günün ekonomik koşulları, tarafların sosyal-ekonomik durumları ve nafakanın niteliği gözetilerek kadın yararına toptan yoksulluk nafakasına hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️EŞİNİN BİLGİSİ DIŞINDA BÜYÜ, MUSKA VE HOCA İŞLERİYLE UĞRAŞAN ERKEĞİN KUSURLU OLDUĞU VE BOŞANMA KARARININ ONANDIĞI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Erkeğin “Bizim Üzerimizde Sihir mi, Büyü mü, Nazar mı Var” Diyerek Hoca Arayıp Eşini Bu Kişiyle Görüşmeye İkna Etmeye Çalıştığı, Bu Halleriyle Güven Sarsıcı Davranışlar Sergileyip Tam Kusurlu Olduğu ve Boşanma Kararının Onanması Gerektiği – Onama Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/8967

  • Karar No: 2024/5870

  • Karar Tarihi: 12.09.2024

  • Bölge Adliye Mahkemesi: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/1009 E., 2023/2350 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Manavgat 1. Aile Mahkemesi (2019/1074 E., 2021/1025 K.)

  • Davanın Konusu: Boşanma, Velayet, Nafaka, Tazminat ve Fer’ileri

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Kadın; erkeğin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, evin iaşesini sağlamadığını, hakaret ettiğini ve hocalarla görüşüp büyü ve muska ile uğraştığını belirterek boşanma, velayet, nafakalar, maddi-manevi tazminat ve mal rejimi tasfiyesi talep etmiştir. Erkek ise iddiaların asılsız olduğunu, kadının annesinin evliliklerine müdahale ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince erkeğin büyü, hoca gibi işlerle uğraşarak kadının güvenini sarstığı ve bu haliyle tam kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, boşanmaya, velayetin anneye verilmesine, nafaka ve tazminatlara hükmedilmiştir. İstinaf başvurularının esastan reddi üzerine karar, davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kusur Tespiti ve Tam Kusurluluk: Erkeğin “bizim üzerimizde sihir mi, büyü mü, nazar mı var” diyerek bunu bozacak bir hoca aradığı, halk arasında hoca diye bilinen kişiyle eşini görüşmeye ikna etmeye çalıştığı, bu tutumlarıyla kadının güvenini sarsarak tam kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.

  • Temyiz İncelemesi: Bölge Adliye Mahkemesi kararı usul ve kanuna uygun bulunduğundan, davalı erkek vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanması gerekmektedir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, hoca, büyü ve muska gibi batıl inanç temelli işlerle uğraşarak eşinin güvenini sarsan ve ortak hayatı çekilmez hale getiren tarafın kusurlu olduğunu, yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesince kurulan hükümlerin isabetli olduğunu tescil etmiştir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, evlilik birliğinde eşler arasındaki güven sarsıcı davranışların ve bu tür sıra dışı tutumların kusur değerlendirmesindeki yerini ortaya koyması bakımından son derece yerindedir.

⚖️EŞİNİN BİLGİSİ DIŞINDA BÜYÜ, MUSKA VE HOCA İŞLERİYLE UĞRAŞAN ERKEĞİN KUSURLU OLDUĞU VE BOŞANMA KARARININ ONANDIĞI (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Erkeğin "Bizim Üzerimizde Sihir mi, Büyü mü, Nazar mı Var" Diyerek Hoca Arayıp Eşini Bu Kişiyle Görüşmeye İkna Etmeye Çalıştığı, Bu Halleriyle Güven Sarsıcı Davranışlar Sergileyip Tam Kusurlu Olduğu ve Boşanma Kararının Onanması Gerektiği - Onama Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/8967 Karar No: 2024/5870 Karar Tarihi: 12.09.2024 Bölge Adliye Mahkemesi: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2022/1009 E., 2023/2350 K.) İlk Derece Mahkemesi: Manavgat 1. Aile Mahkemesi (2019/1074 E., 2021/1025 K.) Davanın Konusu: Boşanma, Velayet, Nafaka, Tazminat ve Fer'ileri 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Kadın; erkeğin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, evin iaşesini sağlamadığını, hakaret ettiğini ve hocalarla görüşüp büyü ve muska ile uğraştığını belirterek boşanma, velayet, nafakalar, maddi-manevi tazminat ve mal rejimi tasfiyesi talep etmiştir. Erkek ise iddiaların asılsız olduğunu, kadının annesinin evliliklerine müdahale ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince erkeğin büyü, hoca gibi işlerle uğraşarak kadının güvenini sarstığı ve bu haliyle tam kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, boşanmaya, velayetin anneye verilmesine, nafaka ve tazminatlara hükmedilmiştir. İstinaf başvurularının esastan reddi üzerine karar, davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve Tam Kusurluluk: Erkeğin "bizim üzerimizde sihir mi, büyü mü, nazar mı var" diyerek bunu bozacak bir hoca aradığı, halk arasında hoca diye bilinen kişiyle eşini görüşmeye ikna etmeye çalıştığı, bu tutumlarıyla kadının güvenini sarsarak tam kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Temyiz İncelemesi: Bölge Adliye Mahkemesi kararı usul ve kanuna uygun bulunduğundan, davalı erkek vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanması gerekmektedir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️EŞİNE “SEN ERKEK MİSİN, SOĞAN ERKEĞİSİN” DİYEN KADININ KUSURLU OLDUĞU VE ERKEĞİN BOŞANMA DAVASININ KABUL EDİLMESİ GEREKTİĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Erkeğin Birlik Görevlerini Yerine Getirmediği, Kadının İse Eşine “Sen Erkek Misin, Soğan Erkeğisin” Diyerek Hakaret Ettiği ve Ortak Çocuğu Göstermediği Olayda Taraflar Arasında Geçimsizliğin Sabit Olduğu, Koşulları Oluşan Erkeğin Boşanma Davasının Kabulü Gerekirken Reddedilmesinin Bozmayı Gerektirdiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2015/26367

  • Karar No: 2017/3038

  • Karar Tarihi: 21.03.2017

  • Davanın Konusu: Boşanma Davası

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki boşanma davasının yapılan muhakemesi sonucunda mahalli mahkemece hüküm kurulmuş, verilen karar davacı erkek tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Tarafların Kusurlu Davranışları: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davacı erkeğin birlik görevlerini yerine getirmediği, davalı kadının ise eşine “Sen erkek misin, soğan erkeğisin” diyerek hakaret ettiği ve ortak çocuğu göstermediği anlaşılmaktadır.

  • Boşanma Kararı Verilmesi Gerekliliği: Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı erkek dava açmakta haklıdır. Eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümkün olmamasına göre, boşanmaya karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçeyle davanın reddi doğru bulunmamıştır.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşine karşı hakaret içeren sözler sarf eden ve ortak çocuğu göstermeyen kadın ile birlik görevlerini yerine getirmeyen erkeğin evlilik birliğini temelden sarstığını, bu durumda ortak hayatın çekilmez hale geldiğini ve erkeğin açtığı boşanma davasının kabul edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, evlilik birliğinde eşlerin birbirine karşı onur kırıcı ve aşağılayıcı hitaplarda bulunmasının kusur tespiti ve boşanma hakkının doğması bakımından önemini ortaya koyması yönünden yerindedir.

⚖️EŞİNE "SEN ERKEK MİSİN, SOĞAN ERKEĞİSİN" DİYEN KADININ KUSURLU OLDUĞU VE ERKEĞİN BOŞANMA DAVASININ KABUL EDİLMESİ GEREKTİĞİ (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Erkeğin Birlik Görevlerini Yerine Getirmediği, Kadının İse Eşine "Sen Erkek Misin, Soğan Erkeğisin" Diyerek Hakaret Ettiği ve Ortak Çocuğu Göstermediği Olayda Taraflar Arasında Geçimsizliğin Sabit Olduğu, Koşulları Oluşan Erkeğin Boşanma Davasının Kabulü Gerekirken Reddedilmesinin Bozmayı Gerektirdiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2015/26367 Karar No: 2017/3038 Karar Tarihi: 21.03.2017 Davanın Konusu: Boşanma Davası 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Taraflar arasındaki boşanma davasının yapılan muhakemesi sonucunda mahalli mahkemece hüküm kurulmuş, verilen karar davacı erkek tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Tarafların Kusurlu Davranışları: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davacı erkeğin birlik görevlerini yerine getirmediği, davalı kadının ise eşine "Sen erkek misin, soğan erkeğisin" diyerek hakaret ettiği ve ortak çocuğu göstermediği anlaşılmaktadır. Boşanma Kararı Verilmesi Gerekliliği: Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı erkek dava açmakta haklıdır. Eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümkün olmamasına göre, boşanmaya karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçeyle davanın reddi doğru bulunmamıştır. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️EŞİNİN SAĞLIK SORUNLARIYLA İLGİLENMEYEN, BİTCOİN’E PARA YATIRAN VE ESKİ SEVGİLİLERİNİN RESİMLERİNİ SAKLAYAN ERKEK İLE EŞİNE HAKARET EDEN KADININ KUSURLU OLDUĞU VE YOKSULLUK NAFAKASININ TOPTAN ÖDENMESİ YÖNÜNDEN KARARIN BOZULDUĞU (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Erkeğin Eşinin Sağlık Sorunlarıyla İlgilenmediği, Habersizce Bitcoin’e Para Yatırıp Kök Ailesine Kredi Çektiği, Sosyal Medyada Başka Kadınların Fotoğraflarına Beğeni Yaptığı ve Bilgisayarında Eski Sevgililerinin Resimlerini Sakladığı, Kadının İse Eşine Hakaret Edip Ailesine Para Göndermesini İstediği Olayda Tarafların Kusurlu Sayıldığı ve Yoksulluk Nafakasının “Toptan Ödenip Ödenmeyeceğinin” Değerlendirilmesi Gerektiği – Bozma ve Onama Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2023/5099

  • Karar No: 2024/3031

  • Karar Tarihi: 30.04.2024

  • Bölge Adliye Mahkemesi: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/640 E., 2023/655 K.)

  • İlk Derece Mahkemesi: Kayseri 4. Aile Mahkemesi (2021/111 E., 2022/957 K.)

  • Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Nafaka ve Tazminat

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Kadın; erkeğin sağlık sorunlarıyla ilgilenmediğini, haber vermeden Bitcoin’e para yatırıp kök ailesine kredi çektiğini, sosyal medyada başka kadınların fotoğraflarına beğeni yaptığını, bilgisayarında eski sevgililerinin resimlerini sakladığını ve hakaret ettiğini ileri sürerek boşanma, nafaka ve tazminat talep etmiştir. Erkek ise kadının hakaret ettiğini, ailesiyle görüşmesini kısıtlamaya çalıştığını savunarak karşı dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesince erkeğin ağır, kadının hafif kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulüne, boşanmaya, kadın lehine tedbir ve yoksulluk nafakası ile tazminatlara hükmedilmiştir. İstinaf başvurularının esastan reddi üzerine karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Kusur Tespiti ve Temyiz İncelemesi: Dosya kapsamına göre tarafların iddia, savunma ve delillerine, kararda belirtilen gerekçelere göre davacı kadının tüm, davalı erkeğin sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

  • Yoksulluk Nafakasının Toptan Ödenmesi Değerlendirmesi: Türk Medeni Kanunu’nun 176 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre yoksulluk nafakasının irat biçiminde veya toptan ödenmesine karar verilebilir. Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, evlilikte geçen süre, ortak çocuklarının olmaması ve yaşları dikkate alındığında; kadın lehine yoksulluk nafakasının bir defaya mahsus olmak üzere “toptan ödeme” şeklinde verilip verilemeyeceği hususu değerlendirilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Bölge Adliye Mahkemesi kararının kadın yararına hükmolunan yoksulluk nafakası yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yoksulluk nafakası bakımından erkek yararına BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararında, eşine karşı ilgisiz kalıp sosyal medyada başka kadınların fotoğraflarını beğenen ve eski sevgililerinin resimlerini saklayarak güven sarsıcı davranışlar sergileyen erkeğin kusurunu onarken; yoksulluk nafakasının her ay irat şeklinde ödenmesi kuralı karşısında, evlilik süresi ve sosyal durumlar gözetilerek “toptan ödeme” (tek seferde ödeme) seçeneğinin de mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini tescil etmiştir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, güven sarsıcı dijital alışkanlıkların kusur değerlendirmesindeki yerini göstermesi ve kısa süreli evliliklerde toptan nafaka opsiyonunun işletilmesi bakımından yol göstericidir.

⚖️EŞİNİN SAĞLIK SORUNLARIYLA İLGİLENMEYEN, BİTCOİN'E PARA YATIRAN VE ESKİ SEVGİLİLERİNİN RESİMLERİNİ SAKLAYAN ERKEK İLE EŞİNE HAKARET EDEN KADININ KUSURLU OLDUĞU VE YOKSULLUK NAFAKASININ TOPTAN ÖDENMESİ YÖNÜNDEN KARARIN BOZULDUĞU (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Erkeğin Eşinin Sağlık Sorunlarıyla İlgilenmediği, Habersizce Bitcoin'e Para Yatırıp Kök Ailesine Kredi Çektiği, Sosyal Medyada Başka Kadınların Fotoğraflarına Beğeni Yaptığı ve Bilgisayarında Eski Sevgililerinin Resimlerini Sakladığı, Kadının İse Eşine Hakaret Edip Ailesine Para Göndermesini İstediği Olayda Tarafların Kusurlu Sayıldığı ve Yoksulluk Nafakasının "Toptan Ödenip Ödenmeyeceğinin" Değerlendirilmesi Gerektiği - Bozma ve Onama Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Esas No: 2023/5099 Karar No: 2024/3031 Karar Tarihi: 30.04.2024 Bölge Adliye Mahkemesi: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2023/640 E., 2023/655 K.) İlk Derece Mahkemesi: Kayseri 4. Aile Mahkemesi (2021/111 E., 2022/957 K.) Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma, Nafaka ve Tazminat 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Kadın; erkeğin sağlık sorunlarıyla ilgilenmediğini, haber vermeden Bitcoin'e para yatırıp kök ailesine kredi çektiğini, sosyal medyada başka kadınların fotoğraflarına beğeni yaptığını, bilgisayarında eski sevgililerinin resimlerini sakladığını ve hakaret ettiğini ileri sürerek boşanma, nafaka ve tazminat talep etmiştir. Erkek ise kadının hakaret ettiğini, ailesiyle görüşmesini kısıtlamaya çalıştığını savunarak karşı dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesince erkeğin ağır, kadının hafif kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulüne, boşanmaya, kadın lehine tedbir ve yoksulluk nafakası ile tazminatlara hükmedilmiştir. İstinaf başvurularının esastan reddi üzerine karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kusur Tespiti ve Temyiz İncelemesi: Dosya kapsamına göre tarafların iddia, savunma ve delillerine, kararda belirtilen gerekçelere göre davacı kadının tüm, davalı erkeğin sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Yoksulluk Nafakasının Toptan Ödenmesi Değerlendirmesi: Türk Medeni Kanunu'nun 176 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre yoksulluk nafakasının irat biçiminde veya toptan ödenmesine karar verilebilir. Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, evlilikte geçen süre, ortak çocuklarının olmaması ve yaşları dikkate alındığında; kadın lehine yoksulluk nafakasının bir defaya mahsus olmak üzere "toptan ödeme" şeklinde verilip verilemeyeceği hususu değerlendirilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Bölge Adliye Mahkemesi kararının kadın yararına hükmolunan yoksulluk nafakası yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yoksulluk nafakası bakımından erkek yararına BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.