
🏛️ KARAR KÜNYESİ
Mahkeme / Daire: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Esas / Karar No: 2021/11695
Başvuran Makam: S.T.E.B. ve S.S. Ltd. Şti.
Karar Tarihi: 29.01.2026
💡 DAVA ÖZETİ
Başvurucu şirket hakkında Millî Savunma Bakanlığı tarafından 9/10/2012 tarihinde 1 yıl süreyle ihalelere katılmaktan yasaklama kararı verilmiştir.
Yasaklama kararının gerekçesi, şirketin Türkiye temsilcisi ve müdürü hakkında resmî belgede sahtecilik ve edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından kamu davası açılmış olmasıdır.
Şirket, bu kararın iptali için Ankara 1. İdare Mahkemesinde dava açmış ve Mahkeme, 17/4/2014 tarihinde ihaleden yasaklama kararını iptal etmiştir.
İptal kararı, temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmiştir.
Başvurucu şirket, ihaleden yasaklama kararı iptal edilmesine rağmen irat kaydedilen 10.210,62 TL tutarındaki teminat mektubunun yasal faiziyle tahsili için Ankara 6. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.
İdare Mahkemesi davayı kabul etmiş ancak Ankara Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesi, idarenin hizmet kusuru bulunmadığını belirterek davanın reddine kesin olarak karar vermiştir.
📌 DEĞERLENDİRME
Anayasa’nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır.
Somut olayda İdarenin teminat mektubunu irat kaydetmesi nedeniyle başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale edilmiştir.
Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekir.
İdari bir işlemin iptali yönünde verilen mahkeme kararı, söz konusu işlemin hukuka aykırı olduğunu tespit etmekte ve işlemi ortadan kaldırmaktadır.
Karara konu idari işlem ve bu işlemin doğurduğu hukuksal sonuçlar iptal kararı üzerine geriye etkili olarak ortadan kalkmakta ve idari işlem hiç alınmamış sayılmaktadır.
Hukuk devletinde idare, hukuka aykırı olarak tesis ettiği işlemlerin sebep olduğu ihlalleri giderme yükümlülüğü altındadır.
İdare, eski hâle getirme (restitutio in integrum) ilkesi gereğince kişiyi, hukuka aykırı işlem tesis edilmemiş olsaydı kişi hangi durumda olacaksa ona mümkün olduğunca en yakın konuma getirmekle yükümlüdür.
İhaleden yasaklama kararının yargı kararıyla iptali suretiyle tespit edilen ihlalin yol açtığı sonuçların tam olarak giderilmesi Bölge İdare Mahkesinin kararı nedeniyle önlenmiştir.
Bu durumda başvurucu Şirkete aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiğinden kamu yararı ile mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengenin başvurucu Şirket aleyhine bozulduğu, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Ankara 6. İdare Mahkemesine gönderilmesine oy birliği ile hükmedilmiştir.
Başvurucunun maddi tazminat talebi ise, yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından reddedilmiştir.
⚖️ YORUM
Kanaatimizce Anayasa Mahkemesi bu kararıyla, idari yargıdaki iptal kararlarının geriye etkili hukuki sonuçlarını net bir şekilde teyit etmiş ve idarenin tazmin sorumluluğunu somutlaştırmıştır.
Düşüncesindeyiz ki; kesinleşmiş bir yargı kararıyla hukuka aykırı olduğu tescillenen bir idari işlemden doğan zararın, “hizmet kusuru yok” denilerek tazmin edilmemesi, mülkiyet hakkı bakımından telafisi imkansız ve ölçüsüz bir külfet yaratmaktadır; Mahkemenin bu tespiti kamu ihale hukuku uygulamaları açısından oldukça önemli bir güvence sağlamaktadır.
🏛️ KARAR KÜNYESİ
Mahkeme / Daire: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Esas / Karar No: 2022/36996
Karar Tarihi: 10.02.2026
💡 DAVA ÖZETİ
Başvurucu, 2014 yılında verilen adli para cezalarının infazının 2015 yılında tamamlanması üzerine, 2021 yılında memnu hakların iadesi talebiyle mahkemeye başvurmuştur.
İlk derece mahkemesi; başvurucu hakkında yürütülen ve takipsizlik (KYOK) ile sonuçlanan soruşturmalar ile devam eden bir soruşturmayı gerekçe göstererek, başvurucunun hayatını iyi hâlli olarak devam ettirdiğine yönelik olumlu kanaat oluşmadığı gerekçesiyle talebi reddetmiştir.
Başvurucunun karara yaptığı itiraz, ağır ceza mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
📌 DEĞERLENDİRME
Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkı, mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen iddialar hakkında yeterli gerekçe içermesini zorunlu kılar.
Mahkeme, başvurucunun memnu hakların iadesi talebini reddederken, hakkındaki soruşturmaların varlığına değinmekle yetinmiş ancak bu olguların başvurucunun “iyi hâlli olmadığına” nasıl ve neden kanaat getirdiğini irdelememiştir.
Başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı bulunmadığı gibi söz konusu soruşturmaların çoğu takipsizlikle sonuçlanmıştır.
Mahkemenin, ceza soruşturmalarında yer alan bilgi ve belgeleri başvurucunun iyi hâlli olmadığına dair etkisini ortaya koymadan karar vermesi, gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır.
Kanun yolu mercinin, ilk derece mahkemesinin gerekçesiz kararına atıf yaparak herhangi bir değerlendirmede bulunmaması, gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE oy birliği ile karar verilmiştir.
İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın ilgili asliye ceza mahkemesine gönderilmesine hükmedilmiştir.
Başvurucunun maddi tazminat talebi ise, yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir.
⚖️ DAVAPORT YORUMU
Kanaatimizce Anayasa Mahkemesi bu kararıyla, salt soruşturma kayıtlarının veya takipsizlik kararlarının, “iyi hâlli olmama” gerekçesine dayanak oluşturabilmesi için mahkemelerin çok daha derinlikli ve somut bir irdeleme yapması gerektiğini zorunlu kılmıştır.
Kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmayan durumlarda, sırf devam eden veya sonuçlanmış soruşturmalar üzerinden “olumsuz kanaat” oluşturulması, masumiyet karinesi ile doğrudan ilintili olan gerekçeli karar hakkının zedelenmesine neden olmaktadır; Mahkemenin bu içtihadı, memnu hakların iadesi prosedüründe yargı mercilerinin gerekçelendirme yükümlülüğünü oldukça sıkılaştırmaktadır.
🏛️ Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No: 2014/3905
Karar Tarihi: 19/04/2017
Karar Türü: Masumiyet Karinesinin İhlali
💡 UYUŞMAZLIĞIN ÖZETİ
Başvurucu şirket, “gönderen” sıfatıyla, tasarrufu altında olmayan bir araçla yapılan tonaj aşımı nedeniyle idari para cezasına çarptırılmıştır.
Başvurucu, malın sahibi olmasına rağmen taşıma koşullarına dahli bulunmadığını belirterek cezaya itiraz etmiş, ancak yerel mahkemece “aksini gösterir delil sunulmadığı” gerekçesiyle itirazı reddedilmiştir.
Uyuşmazlık, varsayıma dayalı idari para cezası kesilmesinin masumiyet karinesini ve adil yargılanma hakkını ihlal edip etmediği noktasında toplanmaktadır.
📌 GEREKÇE
i. Genel İlkeler
Masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır.
Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez.
Karineler, masumiyet karinesini ihlal eder boyuta ulaşmamalı ve suç isnadı altındaki kişi savunma imkânlarından yararlandırılmalıdır.
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
Başvuruya konu olaydaki kabahatin oluşması için “işleten” veya “gönderen” olunması gerekir.
Somut olayda Mahkeme, başvurucunun taşınan eşyanın göndericisi olmasını idari para cezası yaptırımı uygulanması için yeterli görmüştür.
Gönderenin kastının bulunup bulunmadığı, ağırlığın aşılmasına karşın yükün bilerek verilip verilmediği değerlendirilmemiş; bu konuda bir tespit yapılmamış ve karineden yararlanılarak sonuca ulaşılmıştır.
Mevcut düzenlemenin kapsamının varsayımlardan hareket edilerek objektif sorumluluk esaslarına göre genişletilmesi suretiyle başvurunun reddine karar verildiği görülmektedir.
Kabahatin işlendiğine ilişkin olarak Mahkemece yapılan varsayımın aksinin ispatı mümkün değildir.
Başvurucunun yöneltilen fiille ilgili savunma ve bunun aksini ispat bakımından yaptırımı uygulayan idare ile arasında önemli bir dezavantaj oluştuğu ve böylelikle kullanılan varsayımın masumiyet karinesini ihlal eder boyuta ulaştığı anlaşılmıştır.
Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir.
İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilmiştir.
206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir.
⚖️ DAVAPORT YORUMU
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, objektif sorumluluk esaslı idari yaptırımların sınırlarını çizen çok önemli bir içtihattır.
İspat Külfeti: İdare, bir kişiye sadece belirli bir “statüde” (gönderen, işleten vb.) olduğu gerekçesiyle yaptırım uyguluyorsa, bu durum “karine” yoluyla cezalandırma anlamına gelir.
İhlal Riski: Mahkemenin altını çizdiği üzere, karinenin aksinin ispatının imkansız olduğu veya ağırlaştığı durumlarda masumiyet karinesi zedelenmektedir.
Pratik Uygulama: Müvekkilleriniz veya platformunuzdaki kullanıcılar adına yapılacak itirazlarda; idarenin sadece “gönderen” olduğu gerekçesine dayanarak yaptığı işlemleri, bu Anayasa Mahkemesi kararı ışığında “ispat imkanından yoksunluk” ve “varsayıma dayalı cezalandırma” argümanlarıyla çürütmek, hukuki başarı şansını ciddi oranda artıracaktır.
🏛️ Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No: 2014/1546
Karar Tarihi: 02/02/2017
Karar Türü: Mülkiyet Hakkının İhlali
💡 UYUŞMAZLIĞIN ÖZETİ
Başvurucular, maliki oldukları taşınmazın bulunduğu sokağın güvenlik gerekçesiyle trafiğe kapatılması nedeniyle kira gelirlerinin düştüğünü belirtmişlerdir.
İdarenin işlemine karşı açılan tam yargı davasında, yerel mahkeme idarenin kusuru bulunmadığı gerekçesiyle tazminat talebini reddetmiştir.
Uyuşmazlık, hukuka uygun idari işlemler nedeniyle oluşan özel zararların, “fedakârlığın denkleştirilmesi” ilkesi çerçevesinde tazmin edilmemesinin mülkiyet hakkını ihlal edip etmediği hususundadır.
📌 GEREKÇE
i. Genel İlkeler
Anayasa’nın 35. maddesinde güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir.
Mülkiyet hakkı malike mülkiyetinde bulunan şeyi kullanma, semerelerinden yararlanma ve o şey üzerinde tasarrufta bulunma yetkilerini tanımaktadır. Semerelerden yararlanma yetkisi, mülkün ekonomik değerini elde etmeyi de kapsar.
Kamu yararına dönük ve neticelerinden tüm toplumun yarar sağladığı kamusal müdahalelerin olumsuz sonuçlarına belli kişilerin katlanması, adil dengeyi zedeleyebilir. Hakkına müdahale edilen kişi veya kişilerin yüklendiği külfetin, tüm topluma pay edilerek kamu yararı ile bireylerin mülkiyet hakkının korunması arasındaki dengenin sağlanması gerekir.
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
İdarenin, yabancı misyonların güvenliğini sağlaması meşru bir amaç taşımakla birlikte; bu tedbirin sonucunda başvurucuların daha az kira geliri elde ederek ekonomik kayba uğramaları mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir.
Yerel mahkeme, başvuruculara zararın ve zararla fiil arasındaki illiyet bağının varlığını ispatlama fırsatı tanımaksızın, sadece idarenin “hizmet kusuru” bulunmadığı gerekçesiyle tazminat davasını reddetmiştir.
İdare hukukunda geliştirilen “fedakârlığın denkleştirilmesi” ilkesi uyarınca, idarenin hukuka uygun eylemlerinden doğan zararların, kişinin özel ve olağan dışı bir külfet altına girmesi durumunda tazmini mümkündür.
Tazminatın kusur şartına tabi kılınması, mülkiyet hakkı kapsamındaki “orantılılık” denetiminin yapılmasını daha baştan engellemiş ve başvurucuları yüklendikleri külfeti dengeleme imkânından mahrum bırakmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Anayasa Mahkemesi;
Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir.
İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 15. İdare Mahkemesi’ne gönderilmesine hükmedilmiştir.
Toplam 2.212,20 TL yargılama giderinin başvuruculara ödenmesine karar verilmiştir.
⚖️ DAVAPORT YORUMU
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, idari sorumluluk rejiminde “hizmet kusuru” paradigmasının dışına çıkılarak “kusursuz sorumluluk” eksenli bir tazminat hukuku uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Hukuki Değerlendirme: İdari yargıda tazminat taleplerinin salt “hizmet kusuru” üzerinden reddedilmesi, mülkiyet hakkının korunduğu anayasal güvenceyle bağdaşmamaktadır.
Kanaatimiz: Kanaatimizce, idarenin hukuka uygun işlemlerinden doğan zararlarda, fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin uygulanması, kamu yararı ile bireysel mülkiyet hakkı arasında adil bir denge kurulması adına zorunludur.
Stratejik Yaklaşım: Hukuki süreçlerde, idarenin işlemindeki hukuka aykırılıktan ziyade, müvekkilin maruz kaldığı “özel ve olağan dışı külfet” ile idari faaliyet arasındaki illiyet bağına odaklanılması, tazminat davasının başarısı için kilit noktadır. Kanaatimiz, bu tür davalarda mahkemelerin idarenin takdir yetkisini, mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde geniş yorumlamasının hukuki denetimle sınırlandırılması gerektiği yönündedir.
📜Anayasa Mahkemesi Kararı
Esas Sayısı: 2025/210
Karar Sayısı: 2026/70
Karar Tarihi: 26/3/2026
İstanbul Anadolu 21. İş Mahkemesi; davanın, boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı gerekçesiyle ölüm aylığı kesilen ve hakkında borç bildirim belgesi düzenlenen bir kişinin açtığı iptal davasından kaynaklandığını belirterek, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu kanısıyla iptalini talep etmiştir.
5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin ikinci fıkrasında, eşinden boşandığı hâlde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların bağlanmış olan gelir ve aylıklarının kesileceği ve bu kişilere ödenmiş olan tutarların 96. madde hükümlerine göre geri alınacağı öngörülmüştür.
Kuralla, eş ve çocuklara bağlanan bu gelir ve aylıkların hangi hâlde kesileceği açık ve net olarak düzenlenmiş olup, mülkiyet hakkına getirilen sınırlama kanunilik şartını sağlamaktadır.
Boşanan eş ve çocuklara gelir ve aylık bağlanmasındaki amacın eş desteğinden yoksun olan hak sahiplerine sosyal sigorta yardımı yapmak suretiyle sosyal güvenliklerini sağlamak olduğu, kuralın ise hakkın kötüye kullanılmasını önlemek ve sınırlı kamu kaynaklarının verimli kullanılmasını amaçladığı anlaşıldığından, mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın kamu yararı amacı taşıdığı ve ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.
Hak sahipleri arasında sosyal sigorta yardımlarından yararlanma bakımından öngörülen farklı muamelenin nesnel ve makul bir nedene dayandığı ve ölçüsüz olmadığı gözetildiğinde kuralın eşitlik ilkesini ihlal etmediği belirtilmiştir.
“31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 26/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.” ⚖️
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, sosyal güvenlik sisteminde hakkaniyetin ve kaynakların verimli kullanımının korunması açısından kritik öneme sahiptir:
Hakkın Kötüye Kullanımının Önlenmesi: Mahkeme, kağıt üzerinde boşanmış görünmesine rağmen fiilen eski eşiyle birlikte yaşamaya devam eden kişilerin, “eş desteğinden yoksun kalma” şartını sağlamadığını ve bu durumun sosyal güvenlik sistemini suistimal etmek anlamına geldiğini kabul etmiştir.
Mülkiyet ve Sosyal Güvenlik Dengesi: Ölüm aylığı gibi sosyal sigorta yardımlarının mülkiyet hakkı kapsamında korunduğu kabul edilmekle birlikte, bu hakların sınırlandırılmasının kamu yararı ve sistemin sürdürülebilirliği açısından hukuka uygun olduğu vurgulanmıştır.
Geri Alma (İstirdat) Güvencesi: Yersiz ödenen tutarların 96. madde hükümlerine göre geri alınmasının, belirli kurallar (zaman aşımı ve kusur durumları) çerçevesinde düzenlendiği için bireylere katlanılamaz bir külfet yüklemediği ve ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil etmediği netleştirilmiştir.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Esas Sayısı: 2018/11348 Karar Sayısı: 2026/33 (veya ilgili karar) / 27/1/2026 tarihli karar Karar Tarihi: 27/1/2026
⚖️ DAVA ÖZETİ Başvurucu Şirket; Niğde’nin Bor ilçesinde mülkiyeti Hazineye ait taşınmaz üzerinde tesis edilen irtifak hakkının, ortakların terör örgütüyle iltisaklı olduğu gerekçesiyle 667 sayılı KHK’nın 8. maddesi uyarınca resen iptal edilmesi ve üzerindeki bina, yapı, tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devredilmesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek iptal davası açmış; yargı mercilerinin davanın reddine karar vermesi üzerine bireysel başvuruda bulunmuştur.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
İncelemenin, olağanüstü hâl (OHAL) döneminde alınmış bir tedbire ilişkin olması nedeniyle Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında, durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı yönünden yapıldığı belirtilmiştir.
Şirket lehine irtifak hakkı tesis edildikten sonra ortaklardan birinin hisselerini devrederek ayrıldığı, idarece şirket tüzel kişiliğine ilişkin somut bir olgu ortaya konulmaksızın işlem tesis edildiği ve derece mahkemelerince de bu hususun yeterli gerekçeyle karşılanmadığı vurgulanmıştır.
KHK’nın 8. maddesinin ikinci cümlesi gereğince mal varlığının bedelsiz devrinin doğrudan irtifak haklarının iptaline bağlandığı, ancak mülkiyeti kamuya geçirilen mal varlığının suçla bağlantısının bulunmadığına yönelik iddiaların incelenmesine ve objektif nedenlerin ortaya konulmasına imkân veren bir mekanizmanın öngörülmediği belirtilmiştir.
Düzenleme kapsamında irtifak hakkı sözleşmesinin iptali sonrasında taşınmazın tahliyesi için herhangi bir geçiş süresi öngörülmediği de not edilmiştir.
Bu çerçevede, irtifak hakkının iptal edilmesi ve taşınır malların bedelsiz olarak Hazineye devredilmesi suretiyle mülkiyet hakkına getirilen müdahalenin OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçüyü aşarak mülkiyet hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ “Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE… kararerin bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Aksaray İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE… karar verildi.”
🏛️ DAVAPORT YORUMU Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, olağanüstü hâl dönemlerinde alınan tedbirlerin bireyselleştirilmesi ve mülkiyet haklarının korunması bakımından son derece önemlidir:
Bireyselleştirme ve Şirket Tüzel Kişiliği: Mahkeme, şirket ortaklarından bazıları hakkında yürütülen soruşturmaların doğrudan şirket tüzel kişiliğinin terör örgütüyle iltisaklı olduğu anlamına gelmeyeceğini, tüzel kişiliğe ilişkin somut olguların ve iddiaların ilgili mahkemelerce yeterli gerekçeyle ortaya konulması gerektiğini vurgulamıştır.
Mal Varlığının Suçla Bağlantısı: KHK kapsamında irtifak haklarının iptaline bağlı olarak taşınır mal varlıklarının bedelsiz Hazineye devredilmesinin, suçla doğrudan bağlantısının kurulmasını ve ilgililerin bu yönüyle iddialarını ileri sürebileceği güvenceleri barındırması gerektiği hatırlatılmıştır.
Ölçülülük ve Geçiş Süresi: Tedbirlerin ağırlığı, süresi ve özellikle tahliye veya intikal süreçlerinde herhangi bir geçiş süresinin tanınmamış olmasının bireyler üzerinde aşırı bir külfet oluşturduğu ve ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil ettiği netleştirilmiştir.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Başvuru Numarası: 2024/48161
Karar Tarihi: 19/2/2026
Resmî Gazete Tarih/Sayı: 6 Temmuz 2026 / 33302
⚖️ DAVA ÖZETİ Başvurucu Alkım İrem Özdemir; rahim ağzı kanserine karşı koruma sağlaması amacıyla üç doz HPV aşısı olmuş ve yaptığı 8.380,49 TL ödemenin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından iade edilmemesi üzerine iş mahkemesinde alacak davası açmıştır. Mahkemenin aşının hayati önem taşımadığı ve koruma amaçlı olduğu gerekçesiyle davanın reddine kesin olarak karar vermesi üzerine başvurucu, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek bireysel başvuruda bulunmuştur.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Başvurucunun rahim ağzı kanserine karşı koruyucu olduğunu belirterek 19/8/2023-23/2/2024 tarihleri arasında üç doz HPV aşısı olduğu, bu aşılar için toplamda 8.380,49 TL ödeme yaptığı ifade edilmiştir.
Başvurucunun söz konusu aşıya erişiminin olduğu, ilaca ulaşma ve kullanma konusunda katlandığı maddi külfet dışında bir engelle ya da güçlükle karşılaşmadığı, yakındığı temel hususun aşının bedelinin tarafına iade edilmemesine (tamamen ücretsiz bir şekilde aşıya erişimi konusunda bir engel konulmasına) ilişki olduğu belirtilmiştir.
Devletin ilaçların hastalara dağıtılması usulüyle ilgili olarak düzenleme yapabileceği, bu hususta belli ölçüde takdir yetkisinin bulunduğu ve başvuru konusu olayda başvurucunun geri ödemesini talep ettiği aşının Tebliğ’de gösterilen “Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi”nde yer almaması nedeniyle Kurum tarafından reddedildiği vurgulanmıştır.
Başvurucunun Mahkeme önünde aşının koruma amacıyla uygulandığını ifade ettiği, yargılama sonucunda Mahkemenin aşının hayati önemi haiz olmadığına, koruma amaçlı uygulandığına, başvurucunun maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ciddi ve aktüel bir tehlikenin bulunmadığına ve aşının muhtemel bir tehlikeye karşı koruyucu önlem vasfını haiz olduğu kanaatiyle davanın reddine karar verdiği hatırlatılmıştır.
Kamusal makamların HPV aşılarını talep edilmeye ve istendiğinde uygulanmaya hazır hâle getirdiği ancak tamamen ücretsiz sunmadığından başvurucunun belirli bir bedel karşılığında söz konusu aşılara erişebildiği belirtilmiştir.
Bu doğrultuda başvurucunun bireysel menfaati ile amaçlanan kamu yararı arasında adil bir dengenin kurulmadığının söylenemeyeceği ve kamu makamlarının takdir yetkilerini kullanırken somut olayın koşullarında üstlenmesi gereken pozitif yükümlülüklerinin gerisinde kalmadığı kanaatine ulaşıldığı ifade edilmiştir.
Yargılama mercilerince yapılan değerlendirmelerin ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklandığı, yargılama sürecinde adil yargılanma hakkının usule ilişkin güvencelerinin yerine getirildiği dikkate alınarak maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının anlaşıldığı açıklanmıştır.
Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE (Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA),
Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, karar örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, koruyucu sağlık hizmetlerinin kamusal finansmanı ve devletin takdir yetkisi bağlamında son derece tartışmalı ve önemli sonuçlar doğurmaktadır:
Takdir Yetkisi ve Sosyal Devlet Dengesi: Mahkeme çoğunluğu, bütçe imkânları ve kamu kaynaklarının verimli kullanımı doğrultusunda hangi sağlık hizmetlerinin finanse edileceği hususunda idarenin geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu kabul etmiştir. Ancak bu yaklaşım, sosyal devlet ilkesinin bireyleri koruma yükümlülüğü ile bütçe gerçekleri arasında hassas bir gerilim yaratmaktadır. Kanaatimizce, temel bir kamu hizmeti olan sağlıkta maliyet gerekçesi bireylerin korunması amacının gerisinde kalmamalıdır.
“Aktüel Tehlike” Kriterinin Eleştirisi: Derece mahkemelerinin ve çoğunluğun, koruyucu aşılar yönünden “hayati önem” ve “aktüel tehlike” şartlarını araması, koruyucu tıbbın mantığıyla uyuşmamaktadır. Hastalık ortaya çıkmadan önce riski bertaraf etmeyi amaçlayan aşılar gibi önleyici tedbirlerde aktüel bir tehlikenin aranması, koruyucu sağlık hizmetlerinin anayasal koruma alanını daraltmaktadır.
Ekonomik Erişilebilirlik ve Eşitlik: Karşıoy gerekçesinde de vurgulandığı üzere, bilimsel etkinliği uluslararası otoritelerce kabul edilmiş bir aşının yüksek maliyeti nedeniyle sadece ödeme gücü olanlar tarafından erişilebilir kılınması, Anayasa’nın 56. maddesindeki “herkes” ifadesiyle ve eşitlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Sağlık hakkının fiilen ekonomik kapasiteye endekslenmesi, sosyal devletin özünü zedelemektedir. Kurum olarak görüşümüz, önleyici sağlık tedbirlerinin ekonomik güce bağlanmaksızın kamusal güvence altına alınması gerektiği yönündedir.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Başvuru Numarası: 2021/27707
Karar Tarihi: 2/4/2026
Resmî Gazete Tarih/Sayı: 6 Temmuz 2026 / 33302
⚖️ DAVA ÖZETİ Başvurucu Hakan Çiçek; anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan hükümözlü olarak bulunduğu ceza infaz kurumunda, idare ve gözlem kurulu tarafından tehlikeli tutuklu statüsüne dâhil edilmiş ve bu kapsamda radyo/televizyon olanakları kısıtlanmıştır. Söz konusu kısıtlamaların uzun süredir devam etmesi, belirli aralıklarla denetlenmemesi nedenleriyle özel hayata saygı hakkının; ayrıca tehlikeli tutuklu statüsüne ilişkin kurul kararında kullanılan ifadeler nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürerek bireysel başvuruda bulunmuştur.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Özel Hayata Saygı Hakkı Yönünden:
Mahpusların radyo, televizyon ve benzeri imkânlardan yararlanmasına yönelik kısıtlamaların süresi ve kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, başvurunun özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin benzer nitelikteki C.T. kararında olduğu gibi, tehlikeli tutukluluk statüsüne alınmayı gerektiren koşulların devam edip etmediğinin belirli aralıklarla güncel bilgi ve belgeler gözetilerek yeniden değerlendirilmesine elverişli bir mekanizmanın bulunmadığı vurgulanmıştır.
Başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınmasına ve kısıtlamalara ilişkin kararın bir süreyle sınırlanmadan, güncel verilerle yeniden gözden geçirilmeden uzun süre uygulanmasının orantısız olduğu ve ölçülülük ilkesine uygun düşmediği sonucuna varılmıştır. Bu doğrultuda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir.
Masumiyet Karinesi Yönünden:
Hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmayan hükümözlü başvurucu hakkında idare ve gözlem kurulu kararında “PARALEL YAPI/FETÖ Terör Örgütü mensubu”, “örgütlü olduğu”, “örgütünden ayrılmadığı” gibi ifadelerin yer aldığı görülmüştür.
Yargılama süreci bir mahkûmiyet hükmüyle kesinlik kazanmadan, suçluluğa dair herhangi bir kanaat ifade edilmiş olmasının veya sanığın suçlu olabileceğinin belirtilmesinin masumiyet karinesini zedeleyeceği vurgulanmıştır.
Mevcut içtihatlar doğrultusunda, henüz mahkûmiyeti kesinleşmeyen başvurucu hakkında aktif örgüt üyesi olduğuna dair idari kararda yer alan ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Özel hayata saygı hakkının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ve Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,
İhlal sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili infaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemesine gönderilmesine,
Vekâlet ücreti ve harç dahil toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine, 2/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, ceza infaz kurumlarındaki idari tedbirlerin hukuki sınırları ve masumiyet karinesinin idari kararlardaki yansıması bakımından kritik tespitler içermektedir:
Süresiz İdari Tedbirlerin Ortadan Kaldırılması: İdare ve gözlem kurullarının aldığı tehlikeli tutuklu statüsü gibi kısıtlayıcı kararların belirli periyotlarla ve somut verilere dayanarak yeniden değerlendirilmemesinin, bireylerin özel hayatını süresiz olarak zedelediği ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu net bir şekilde ortaya konmuştur. Kanaatimizce, idari tedbirlerin cezalandırma aracı haline dönüşmesini engelleyen bu denetim mekanizması hukuki güvenlik için zorunludur.
İdari Kararlarda Masumiyet Karinesi Hassasiyeti: Henüz yargılaması kesinleşmemiş kişiler hakkında idari kurullar tarafından suçluluğu kesinmiş gibi ifadeler kullanılmasının masumiyet karinesini ihlal edeceği yönündeki yaklaşım son derece yerindedir. Kurum olarak görüşümüz, idari makamların karar gerekçelerinde suç isnat etmekten kaçınması ve masumiyet karinesine riayet etmesinin hukuk devletinin vazgeçilmez bir gereği olduğu yönündedir.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Başvuru Numarası: 2023/5933
Karar Tarihi: 27/1/2026
Resmî Gazete Tarih/Sayısı: 6 Temmuz 2026 / 33302
⚖️ DAVA ÖZETİ Başvurucu Musa Şeker; gizliliğin ihlali ve suçluyu kayırma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin infazı aşamasında, infaz oranının yasal olarak uygulanması gereken üçte iki yerine 3713 sayılı Kanun’un 17. maddesi gerekçe gösterilerek hatalı şekilde dörtte üç oranında belirlendiğini, bu durumun cezasının kapsamını ağırlaştırdığını ve suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürerek bireysel başvuruda bulunmuştur.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi Yönünden:
Koşullu salıverilme hükümlerinin hangi oranda uygulanacağı hususu, cezanın infaz kurumunda çektirileceği süreyi doğrudan etkilediği için başvurucu hakkında verilen hapis cezasının kapsamını değiştiren bir niteliğe bürünmektedir. Bu nedenle incelemenin Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Başvurucunun müddetnameye konu gizliliğin ihlali ve suçluyu kayırma suçları, 3713 sayılı Kanun’un 3. ve 4. maddelerinde terör suçu veya terör amacı güden suçlar olarak sayılan suçlar arasında yer almamaktadır.
Yargıtay içtihatları ve ilgili mevzuat hükümleri uyarınca, 3713 sayılı Kanun kapsamına girmeyen suçlar bakımından anılan Kanun’un 17. maddesinde öngörülen dörtte üç oranının uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenmiş olmasının tek başına bu oranı doğrudan dörde üç yapmayacağı, ilgili infaz rejimine göre değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi aşamalarında başvurucunun bu yöndeki açık itirazlarının ve müddetnamede gösterilen hukuki dayanağın yetersiz gerekçelerle karşılandığı, mahkûmiyet hükümlerinin 3713 sayılı Kanun kapsamına girip girmediğine ilişkin belirsizlik ve tereddütlerin giderilmediği tespit edilmiştir. Bu durumun suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlaline yol açtığı sonucuna varılmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,
İhlal sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın Kırıkkale İnfaz Hâkimliğine (E.2022/4403, K.2022/4585) GÖNDERİLMESİNE,
Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine, 27/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, infaz hukukunda kanunilik ilkesinin sınırları ve müddetname düzenlenirken yapılan maddi/hukuki hataların bireylerin özgürlük alanına etkisini denetlemesi bakımından son derece önemlidir:
İnfaz Oranlarında Kanuni Sınırlar: 3713 sayılı Kanun’un 17. maddesindeki dörtte üç infaz oranının, ancak kanunda açıkça sayılan terör suçları veya terör amaciyla işlenen suçlar için uygulanabileceği; kapsam dışı kalan suçlarda bu oranın tatbik edilmesinin kanunilik ilkesine açıkça aykırı olduğu tescillenmiştir. Kanaatimizce, idari ve yargısal mercilerin infaz hesaplamalarında azami özen göstermesi ve kanuni dayanağı olmayan kısıtlayıcı yorumlardan kaçınması hukuki güvenlik ilkesinin gereğidir.
Gerekçeli Karar ve Denetim Yükümlülüğü: Hükümlülerin infaz oranına yönelik somut itirazlarının mahkemelerce salt “müddetname usulüne uygundur” şeklindeki soyut ifadelerle reddedilmesinin hak ihlali doğuracağı net bir şekilde ortaya konmuştur. Kurum olarak görüşümüz, infaz aşamasındaki uyuşmazlıklarda mahkemelerin yasal dayanakları somut olarak tartşarak gerekçe oluşturmasının adil yargılanma ve kanunilik ilkelerinin korunmasında kilit rol oynadığı yönündedir.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı Başvuru Numarası: 2022/6576 Karar Tarihi: 24/2/2026 Resmî Gazete Tarih/Sayısı: 24 Haziran 2026 / 33364
⚖️ DAVA ÖZETİ Başvurucu şirket; otobüsle tarifesiz yurtiçi yolcu taşımacılığı yapmak üzere sahip olduğu D2 yetki belgesinin, Karayolu Taşıma Yönetmeliği hükümleri uyarınca verilen uyarma cezalarının bir takvim yılında beş kez aşılması gerekçesiyle resen iptal edilmesini, söz konusu yaptırımların kanuni dayanağının bulunmadığını ve suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürerek bireysel başvuruda bulunmuştur.
📌 KARARIN GEREKÇESİ Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi Yönünden:
Ticari faaliyet yürüten şirketin sahip olduğu taşıma belgesinin altı aylık süreyle geri alınmasının caydırıcı ve cezalandırıcı nitelik barındırdığı, bu nedenle uyuşmazlığın suç isnadı kapsamında incelenmesi gerektiği ve Anayasa’nın 38. maddesinin uygulanabilir olduğu kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 38. maddesi ve Kabahatler Kanunu gereğince idari suç ve cezaların çerçevesinin kanunla çizilmesi, idareye verilecek düzenleme yetkisinin belirli sınırlar içinde kalması gerektiği vurgulanmıştır.
4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 26. maddesinde yetki belgesi kapsamına uygun olmayan faaliyetlerde bulunanlara idari para cezası verileceği açıkça düzenlenmişken, aynı Kanun’un 34. maddesinde belgelerin geri alınması ve uygulanacak idari müeyyidelerin yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.
Taşıma belgesinin geri alınması yaptırımının hangi eylemin neticesi olarak uygulanabileceğinin kanun metninde çerçevesinin çizilmediği, yaptırımın doğrudan yönetmelik hükmüne dayanılarak verildiği tespit edilmiştir.
Çerçevesi kanunla çizilmeyen bir idari yaptırımın yönetmelik hükmüne dayanılarak uygulanması sebebiyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,
İhlal sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 6. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİne,
Benzer ihlallerin önlenmesi amacıyla kararın bir örneğinin bilgi için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) BİLDİRİLMESİNE, oyçokluğuyla karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, idari yaptırımların ve lisans/yetki belgesi iptallerinin kanuni dayanağı hususunda son derece kritik sınırlamalar getirmektedir:
Kanuni Çerçeve Zorunluluğu: İdari yaptırımların ve lisans iptallerinin doğrudan kanun koyucu tarafından çerçevesinin çizilmesi gerektiği, yalnızca yönetmelik hükümlerine dayanılarak ağır ticari kısıtlamalar getirilemeyeceği tescillenmiştir. Kanaatimizce, idarenin düzenleyici işlemlerle suç ve ceza ihdas etmesinin önüne geçilmesi hukuki güvenlik ve kanunilik ilkelerinin korunması açısından hayati önem taşımaktadır.
Normlar Hiyerarşisi ve Güvence: Kanunla yetkilendirme yetkisinin, yaptırımın tüm unsurlarını kapsayacak şekilde açık ve öngörülebilir olması gerektiği net bir şekilde ortaya konmuştur. Kurum olarak görüşümüz, idari yargı mercilerinin bu tür uyuşmazlıklarda kanuni dayanak eksikliğini sıkı bir şekilde denetlemesinin hak arama özgürlüğünün etkinliği açısından kilit rol oynadığı yönündedir.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı Başvuru Numarası: 2021/18451 Karar Tarihi: 29/1/2026 Resmî Gazete Tarih/Sayısı: 23 Haziran 2026 / 33289
⚖️ DAVA ÖZETİ Başvurucu; KHK ile kamu görevinden çıkarılması sürecinde pasaportuna konulan tahdidin hukuka aykırılığı açtığı dava sonucunda mahkeme kararıyla tespit edilip iptal edilmesine rağmen, idarenin ağır kusuru bulunmadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddedildiğini, bu durumun yurtdışındaki doktora bursunu ve akademik çalışmalarını kaybetmesine yol açarak özel hayata saygı ve eğitim haklarıyla bağlantılı etkili başvuru hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek bireysel başvuruda bulunmuştur.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Hakların Kapsamı ve Uygulanabilirlik: Başvurucunun gitmek istediği ülkeyle mesleki ve kişisel bağlarını Somut olarak ortaya koyduğu, pasaport tahdidinin özel hayatını ve yurtdışındaki doktora eğitimine gidememesinin ise eğitim hakkını etkilediği; şikayetlerin özünün idari ve yargısal süreçler sonucunda doğan zararların giderilmemesine ilişkin olması nedeniyle özel hayata ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Hukuk Devletinde Giderim Yükümlülüğü: Hukuk devletinde idarenin, hukuka aykırı işlemlerinin sebep olduğu ihlalleri eski hâle getirme (restitutio in integrum) ilkesi gereğince gidermekle yükümlü olduğu, iptal kararının tek başına yeterli olmayıp doğan zararların da kusur değerlendirmesi yapılarak giderilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Yargısal Yaklaşımın Yetersizliği: İdare Mahkemesinin pasaport tahdidini yeterli araştırma yapılmadığı gerekçesiyle iptal etmesine karşın, tazminat istemini reddederken idarenin KHK hükümlerini uygulama gayesiyle hareket ettiği ve olayda hizmet kusuru bulunmadığı yönündeki gerekçesinin başvurucunun zararının tazminini kategorik olarak engelleyici nitelikte olduğu tespit edilmiştir.
Etkili Başvuru Hakkının İhlali: Mahkemelerin bu şekilde olayın somut koşullarını tartışmadan, makul bir tazmin imkânı sunmayan bir yaklaşımla karar vermesinin, tam yargı davası müessesesini pratikte etkisiz hâle getirdiği ve etkili başvuru hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
Anayasa’nın 20. ve 42. maddelerinde güvence altına alınan haklarla bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde teminat altına alınan etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
İhlal sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine (E.2019/33, K.2019/1439) GÖNDERİLMESİNE,
Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
Ödemelerin Hazine ve Maliye Bakanlığınca yasal faiziyle dört ay içinde yapılmasına, 29/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, hukuka aykırılığı yargı kararıyla saptanan idari işlemler nedeniyle bireylerin uğradığı zararların tazmini hususunda idari yargı mercilerine düşen sorumluluğu çok net çizgilerle hatırlatmaktadır:
İptal Kararının Yetersizliği: İdari işlemin iptal edilmesinin, doğmuş olan maddi ve manevi zararlar telafi edilmediği sürece tam bir giderim (restitutio in integrum) sağlamayacağı; bu durumun hak arama özgürlüğünü zedeleyeceği tescillenmiştir. Kanaatimizce, idarenin “kanun hükmünü uygulama” gerekçesinin otomatik bir zırh gibi kullanılarak tazminat taleplerini kategorik olarak reddetmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Somut Gerekçelendirme Yükümlülüğü: Yargı mercilerinin tazminat davalarında idarenin kusurunu ve olayın somut koşullarını derinlemesine incelemesi gerektiği vurgulanmıştır. Kurum olarak görüşümüz, bireylerin temel haklarına (özel hayat ve eğitim hakkı) müdahale edilen durumlarda, yargı kararlarının şekli bir iptalle sınırlı kalmayıp etkili bir telafi mekanizması sunmasının hukuki güvenliğin tesisi açısından vazgeçilmez olduğu yönündedir.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı Başvuru Numarası: 2020/19019 Karar Tarihi: 4/3/2026 Resmî Gazete Tarih/Sayısı: 19 Haziran 2026 / 33285
⚖️ DAVA ÖZETİ Başvurucular; hisseli oldukları taşınmaza enerji nakil hattı yapılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek açtıkları tazminat davasının, idarenin önceki dönemde kamulaştırma yaptığını ve ferağ verildiğini savunan gerekçesiyle reddedildiğini, ilgili tapu kayıtlarında ferağ belgelerine rastlanılmadığını ve aynı taşınmaza ilişkin farklı kararlar bulunduğunu belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Mülkiyet Hakkına Müdahale ve Güvenceler: Taşınmaza kamulaştırma yapılmaksızın el atıldığı iddiasıyla açılan davanın mülkiyet hakkı kapsamında incelendiği, müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerektiği vurgulanmıştır.
Önceki Maliklerin Ferağ Durumu ve Delillendirme: Başvurucuların ferağ belgesinin bulunmadığını ileri sürdüğü, tapu müdürlüğünün de cevabi yazısında ferağ belgelerine rastlanılmadığını bildirdiği, ayrıca aynı taşınmaza dair farklı hissedar davalarında kamulaştırmasız el atma kararının onandığını sunarak iddialarını somutlaştırdığı belirtilmiştir.
Gerekçesizlik ve Usuli Güvenceler: Temyiz incelemesini yapan Daire kararında sadece önceki maliklerin ferağ verdiklerinin anlaşıldığı belirtilmiş, ancak bu sonuca nasıl ulaşıldığına dair somut ve yeterli bir gerekçe sunulmamıştır. Yargısal sürecin bütününde mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin usule dair güvencelerin yerine getirilmediği tespit edilmiştir.
Ölçülülük ve Adil Denge: Gerekçesiz yaklaşım nedeniyle başvurucuların mülkiyet hakkı ile kamusal yarar arasındaki adil dengenin aleyhlerine bozulduğu ve müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/225, K.2015/118) GÖNDERİLMESİNE,
446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
Ödemelerin Hazine ve Maliye Bakanlığınca yasal faiziyle dört ay içinde yapılmasına, 4/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, kamulaştırmasız el atma davalarında idarenin savunmalarının mahkemelerce denetlenirken somut ve yeterli gerekçeye dayanması zorunluluğunu açıkça ortaya koymaktadır:
Gerekçeli Karar ve Delil Denetimi: Tapu kayıtlarında ferağ belgelerine ulaşılamamasına ve çelişkili mahkeme kararlarına rağmen, yüksek mahkeme denetiminde soyut ifadelerle ferağ verildiğinin kabul edilmesinin mülkiyet hakkının usule ilişkin güvencelerini zedelediği tescillenmiştir. Kanaatimizce, mülkiyet gibi temel bir hakkın sınırlandırıldığı uyuşmazlıklarda idari işlemlerin ve dayanak belgelerin eksiksiz ve denetlenebilir bir hukuki muhakeme ile incelenmesi şarttır.
Usuli Güvencelerin Önemi: Hak arama özgürlüğünün ve mülkiyet güvenliğinin sağlanması açısından, mahkemelerin tarafların iddialarını ve sunduğu somut belgeleri (tapu ve idari kayıtlar) titizlikle tartarak gerekçe oluşturması hukuki devlet ilkesinin vazgeçilmez bir unsurudur.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı Başvuru Numarası: 2020/22992 Karar Tarihi: 3/12/2025 Resmî Gazete Tarih/Sayısı: 16 Haziran 2026 / 33282
⚖️ DAVA ÖZETİ Başvurucu; taşınmazına kamulaştırmasız el atılması nedeniyle açtığı tazminat davasında hükmedilen bedelin düşük belirlendiğini ve uzun süren yargılamalar ile enflasyon karşısında değer kaybına uğratılarak ödendiğini ileri sürerek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Tazminatın Düşük Belirlenmesi İddiası: Uzman mahkemelerce yapılan keşifler, bilirkişi raporları ve emsal incelemeleri neticesinde taşınmazın değerinin bölgedeki gelişmeler de dikkate alınarak %45 oranında kabul edildiği, derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamında ilgili ve yeterli gerekçe sunduğu, başvurucunun iddialarının keyfiyet içermediği ve bu kısmın açıkça dayanaktan yoksun olduğu belirtilmiştir.
Enflasyon Karşısında Değer Kaybı ve Ölçülülük: Kamulaştırmasız el atma karşılığında hükmedilen tazminatın enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılmasının veya bu şekilde ödenmesinin başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediği, bu durumun mülkiyet hakkının korunmasındaki adil dengeyi bozduğu vurgulanmıştır.
Hak İhlali Tespiti: Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının, tazminatın değer kaybına uğratılması yönünden ihlal edildiğine karar verilmiştir.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Kamulaştırmasız el atma tazminatının düşük belirlendiği şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle OYBİRLİĞİYLE KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
Tazminatın değer kaybına uğratılmasına ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA (Yıldız Seferinoğlu’nun karşıoyu ve oyçokluğuyla),
Mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
İhlal sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2017/538, K.2018/333) GÖNDERİLMESİNE,
Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE, ödemelerin yasal faiziyle dört ay içinde yapılmasına karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, uzun süren yargılamalar ve yüksek enflasyon sarmalında eriyen kamulaştırmasız el atma tazminatlarının mülkiyet hakkı üzerindeki tahribatını bir kez daha gözler önüne sermektedir:
Bedel Tespiti ve Takdir Yetkisi: Derece mahkemelerinin emsal araştırmaları ve teknik değerlendirmeleri usulüne uygun ve gerekçeli yaptıkları sürece tazminat miktarlarına ilişkin takdir yetkilerine yüksek mahkemenin müdahale etmeyeceği ilkesi korunmuştur.
Mülkiyet Güvencesi ve Reel Değer: Kanaatimizce, mülkiyet hakkının özünün korunabilmesi için devlet eliyle el konulan taşınmazların karşılığının gerçek ve güncel değerini yansıtacak, enflasyon karşısında erimesine engel olacak etkin bir tazmin mekanizmasıyla ödenmesi hukuk devleti ve adil denge ilkelerinin bir zorunluluğudur.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Başvuru Numarası: 2021/15434
Karar Tarihi: 28/1/2026
Resmî Gazete Tarih/Sayısı: 8 Haziran 2026 / 33274
⚖️ DAVA ÖZETİ Başvurucunun öğretmenlik çalışma izni, çalıştığı kurumun 667 sayılı KHK ile kapatılması gerekçesiyle haksız şekilde iptal edilmiş; açtığı iptal davası lehe sonuçlanarak çalışma izni iade edilmesine rağmen, bu süreçte mahrum kaldığı maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açtığı tam yargı davasının reddedilmesi veya yetersiz bulunması üzerine mülkiyet ve özel hayata saygı haklarının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunulmuştur.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Mülkiyet Hakkı Kapsamı ve Ölçülülük: Öğretmenlik çalışma izninin ekonomik bir değer olduğu ve mülkiyet hakkı kapsamında korunduğu, hukuka aykırı idari işlem nedeniyle başvurucunun yaklaşık üç yıl boyunca mesleğini icra edemediği ve gelir kaybına uğradığı somut belgelerle kanıtlandığı halde zararların “muhtemel zarar” gerekçesiyle reddedilmesinin şahsi ve orantısız bir külfet yüklediği, bunun da mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengeyi bozarak ölçülülük ilkesini ihlal ettiği belirtilmiştir.
Özel Hayata Saygı Hakkı ve Etkili Giderim: Hukuka aykırı işlem nedeniyle uzun süre mesleğini yapamayarak işsiz kalan başvurucunun yaşadığı manevi elem ve ızdırabın giderilmesi amacıyla hükmedilen tazminat miktarının somut zararları karşılamaktan uzak ve yetersiz kaldığı, devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna varılmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Adli yardım talebinin KABULÜNE,
Mülkiyet hakkı ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ve Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
İhlallerin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 14. İdare Mahkemesine (E.2020/952, K.2020/1714) GÖNDERİLMESİNE,
Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
40.000 TL vekâlet ücreti yargılama giderinin Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından başvurucuya yasal faiziyle ödenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, hukuka aykırı idari işlemlerle meslek icra hakları elinden kısıtlanan bireylerin maddi ve manevi kayıplarının telafisinde derece mahkemelerinin şeklî yaklaşımlarını hukuka uygun bulmadığını göstermektedir:
Gerçek Zarar ve Somut Veriler: İptal edilen idari işlemlerin doğurduğu sonuçların sadece işlemin ortadan kaldırılmasıyla sınırlı kalamayacağı; kişinin mahrum kaldığı kazanç kaybının belgelerle ortaya konulduğu durumlarda “muhtemel zarar” denilerek tazminat taleplerinin reddedilmesinin mülkiyet hakkını zedelediği tescillenmiştir.
Etkili Giderim Yükümlülüğü: Kanaatimizce, hukuka aykırılığı yargı kararıyla saptanan idari tasarrufların kişinin hem ekonomik varlığı hem de mesleki/özel hayatı üzerindeki yıkıcı etkileri göz önüne alınarak, hakkaniyete uygun ve zararın gerçek boyutunu karşılayan etkin tazmin mekanizmalarının işletilmesi hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Başvuru Numarası: 2022/47812
Karar Tarihi: 29/1/2026
Resmî Gazete Tarih/Sayısı: 8 Haziran 2026 / 33274
⚖️ DAVA ÖZETİ Başvurucu; üniversite hukuk müşavirliğinde avukat olarak görev yapmakta iken, idare tarafından yürütülmesi gereken işlerde gerekli özen ve dikkati göstermediği gerekçesiyle disiplin hükümlerinin uygulanacağı uyarısında bulunulmasına karar verilmesi üzerine iptal davası açmıştır. Derece mahkemesi, işlemin disiplin cezası niteliğinde olmadığını, özlük dosyasına işlenmediğini ve icrai bir nitelik taşımadığını belirterek davanın incelenmeksizin reddine karar vermiş; istinaf başvurusunun da kesin olarak reddedilmesi üzerine mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunulmuştur.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Mahkemenin Erişim Hakkına Müdahale: İdare mahkemesince davanın icrai nitelikte kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem bulunmadığı gerekçesiyle usulden reddedilmesi ve uyuşmazlığın esasının incelenmemesi mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
Kanunilik ve Meşru Amaç: Müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu ve yargının gereksiz meşgul edilmesini önleyerek kamu hizmetlerinin etkin yürütülmesini amaçlayan usul kurallarının meşru bir amaca dayandığı kabul edilmiştir.
Ölçülülük ve İcrailik Değerlendirmesi: Danıştay içtihatlarına göre, disiplin cezası niteliğinde olmasa dahi kamu görevlilerinin özlük dosyasında saklanan ve idarenin takdir yetkisini kullanacağı işlemlerde dikkate alınabilecek uyarı niteliğindeki işlemlerin hukuki durumlarını etkileme kapasitesinin bulunduğu ve icrai mahiyette kabul edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Adil Denge ve Ölçüsüzlük: Derece mahkemesinin salt işlemin disiplin cezası olmadığı yönündeki şekilci yaklaşımı ile davanın incelenmeksizin reddedilmesinin başvurucuya ağır bir külfet yüklediği, mülkiyet/hak arama dengesini bozarak ölçülülük ilkesini ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Kamuıya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,
Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 6. İdare Mahkemesine (E.2021/745, K.2021/1589) GÖNDERİLMESİNE,
664,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından başvurucuya yasal faiziyle dört ay içinde ÖDENMESİNE oybirliğiyle karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, idari yargıda “icrailik” kavramının şekilci ve dar bir yorumla ele alınmasının bireylerin hak arama özgürlüğünü nasıl zedeleyebileceğini gözler önüne sermektedir:
Şekilci Yaklaşımın Sınırları: Disiplin cezası formatında olmasa bile kamu görevlilerinin özlük dosyalarında tutulan ve ilerideki idari tasarruflarda (atama, terfi vb.) dikkate alınabilecek uyarı/ikaz yazılarına karşı yargı yolunun kapatılmasının hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmadığı net bir şekilde ortaya konulmuştur.
Yargısal Denetim Güvencesi: Kanaatimizce, idarenin tesis ettiği her türlü işlemin (nitelikleri gereği hukuki sonuç doğurma potansiyeli taşıdığı ölçüde) yargı denetimine açılması, idari istibdadın önlenmesi ve hukuki devlet olgusunun tesis edilmesi bakımından vazgeçilmez bir güvencedir.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Başvuru Numarası: 2025/16250
Karar Tarihi: 4/3/2026
Resmî Gazete Tarih/Sayısı: 8 Haziran 2026 / 33274
⚖️ DAVA ÖZETİ Başvuru, müşterek çocukların yurt dışında bulunan mutat meskenine iade edilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan başvurucuyla evlenme tarihinde hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Hollanda Krallığı vatandaşı olan C.T.nin 2014 yılında yaptıkları evliliklerinden Hollanda’da dünyaya gelen 27/6/2016 doğumlu bir kız çocuklarıyla, 11/5/2017 doğumlu ikiz kız çocukları bulunmaktadır. Taraflar Hollanda’da ikamet ederken 6/8/2018 tarihinde boşanmış, başvurucu boşanma hükmünün tenfizi için açtığı davanın ardından müşterek çocuklarla birlikte 23/7/2022 tarihinde Türkiye’ye gelmiştir. Çocukların babasının iade talebiyle açtığı davada ilk derece mahkemesi talebin reddine karar vermiş, ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararı bozmuştur. Mahkeme bozma kararına uyarak çocukların Hollanda’ya iadesine karar vermiş, temyiz incelemesi sonucunda hüküm onanmıştır. Başvurucu, nihai kararı tebellüğ ettikten sonra bireysel başvuruda bulunmuştur.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Lahey Sözleşmesi ve Çocuğun Üstün Yararı Dengesi: Lahey Sözleşmesi, yasa dışı kaçırılan veya taraf devletlerden birinde alıkonulan çocuğun ivedi şekilde iadesini öngörmekte ve sözleşmede yer verilen sınırlı sayıdaki istisnai hâller dışında çocuğun mutat ikametgâhı olan ülkesine iade edilmesini zorunlu kılmaktadır. Bununla birlikte, iadenin çocuğu fiziksel veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakıp bırakmayacağının somut olayın koşullarına göre incelenmesi gerekmektedir.
Yaşam Koşullarının ve Risklerin Araştırılmaması: Mahkeme tarafından çocukların babasının yaşam koşulları ve çocukların mutat meskene iadesi hâlinde fiziksel veya psikolojik olarak bir tehlikeye maruz kalıp kalmayacağı yönündeki iddialarla ilgili ayrıca bir araştırma yapılmadığı tespit edilmiştir.
Kardeş Birliği ve Psikososyal Gelişim: Annenin yeni bir evlilik yaptığı ve bu evlilikten de bir çocuğu olduğu gözetildiğinde, mevcut durumda Türkiye’de yaşamın devam etmesiyle kardeş birliğinin sağlandığı; iade hâlinde çocukların anneden ve kardeşleriyle birlikte yaşadığı ortamdan koparılmasının psikososyal kimlik gelişimi açısından nasıl sonuçlar doğuracağının yargılama makamlarınca ortaya konulmadığı belirtilmiştir.
İlgili ve Yeterli Gerekçe Eksikliği: Somut olayın koşulları, çocuğun üstün yararı ilkesi ve Lahey Sözleşmesi birlikte gözetilmek suretiyle aile hayatına saygı hakkı kapsamında ilgili ve yeterli gerekçeyle ve araştırmayla bir değerlendirme yapılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin RESEN GİZLİ TUTULMASINA,
Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİR OLDUĞUNA,
Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
Kararın bir örneğinin aile hayatına saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 8. Aile Mahkemesine (E.2024/380, K.2024/650) GÖNDERİLMESİNE,
Müşterek çocukların mutat meskene iadesiyle ilgili yargılama sonuçlanıncaya kadar çocukların mutat meskene İADE EDİLMEMESİNE,
5.064,40 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 45.064,40 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE oybirliğiyle karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, uluslararası çocuk kaçırma hukukunda “mutat meskene iade” mekanizması işletilirken şekilci bir yaklaşım sergilenemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır:
Üstün Yarar ve Aile Bütünlüğü: Lahey Sözleşmesi’nin katı iade kurallarının uygulanmasında dahi, çocuğun anneye bağımlılık yaşı, yeni kurulan kardeşlik bağları ve iade edilecek ülkedeki yaşam koşullarının somut olarak tetkik edilmesi insan haklarının bir gereğidir.
Yargısal Denetim Hassasiyeti: Kanaatimizce, çocukların alışageldikleri sosyal çevreden ve aile ortamından koparılarak yaşayacakları travmatik sonuçların önüne geçilmesi adına derece mahkemelerinin eksik incelemeye dayalı kararlarının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi, çocuk haklarının korunması bakımından son derece yerinde bir güvencedir.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı Başvuru Numarası: 2024/187 Karar Tarihi: 12/2/2026 Resmî Gazete Tarih/Sayısı: 8 Haziran 2026 / 33268
⚖️ DAVA ÖZETİ Ayıplı mal nedeniyle uğranılan manevi zararın tazmini talebiyle açılan davanın reddine dair ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesinde, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvuruda bulunmuştur.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Sınırlama Sorunu: 6563 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının esasına ilişkin inceleme, bakılmakte olan davanın niteliği gözetilerek “tüketici sözleşmeleri” yönünden yapılmıştır.
Mülkiyet Hakkı ve Pozitif Yükümlülükler: Elektronik ticarette aracı hizmet sağlayıcıların, sunulan içerik veya hukuka aykırı mal/hizmetlerden sorumlu tutulmamasının, tüketicilerin mülkiyet haklarını koruyan mekanizmaları zedeleyebileceği vurgulanmıştır. Mahkeme, aracı hizmet sağlayıcıların sadece pasif birer veri taşıyıcı olmadığını, aktif rol oynadıkları durumlarda dahi sorumluluktan tamamen muaf tutulmalarının tüketicileri korumasız bırakabileceğini belirtmiştir.
Adil Denge İlkesi: Kuralların tüketicilere aşırı bir külfet yüklediği, aracı hizmet sağlayıcılar ile tüketiciler arasındaki mülkiyet hakkı dengesini tüketiciler aleyhine bozduğu ve devletin pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
6502 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan “…ile 11 inci…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, karar verilmiştir (oyçokluğuyla). Aynı bentteki “…ve 15 inci…” ibaresi ise bakılmakte olan davada uygulanma imkânı bulunmadığından yetkisizlik nedeniyle reddedilmiştir.
6563 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “tüketici sözleşmeleri” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE karar verilmiştir (oyçokluğuyla).
Doğacak hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal etmemesi amacıyla, iptal hükümlerinin Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, elektronik ticaret hukuku ve tüketici koruma mekanizmaları bakımından kritik dengeleri ele almaktadır:
Aktif Aracılık ve Sorumluluk: Aracı hizmet sağlayıcıların dijital pazaryerlerindeki etkin rolleri göz önüne alındığında, tamamen “güvenli liman” arkasına sığınarak ayıplı mal ve hizmetlerden sorumluluktan muaf tutulmalarının tüketicinin mülkiyet hakkını zedeleyeceği kabul edilmiştir.
Yargısal Dengeler: Kanaatimizce, tüketici mağduriyetlerinin önlenmesi ile e-ticaret piyasasının sürdürülebilirliği arasındaki adil dengenin korunması adına, Anayasa Mahkemesi’nin getirdiği bu denetim ve dokuz aylık geçiş süresi uygulaması hukuki güvenlik açısından son derece yerindedir.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Başkanlık: Anayasa Mahkemesi Başkanlığı
Esas Sayısı: 2023/128
Karar Sayısı: 2026/36
Karar Tarihi: 12/2/2026
Resmî Gazete Tarih/Sayısı: 25 Mayıs 2026 / 33264
⚖️ DAVA ÖZETİ Sanık hakkında kaçakçılık suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesi, iptali için başvurmuştur.
📌 İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesi.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Maddi Gerçeğe Ulaşma ve Meşru Amaç: Kuralların, suçla etkin mücadele edilmesi, soruşturmaların verimli yürütülmesi ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla meşru bir amaç taşıdığı ve demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olduğu belirtilmiştir.
Ölçülülük ve Güvenceler: Arama ve elkoyma tedbirlerinin kanunilik, meşru amaç ve elverişlilik şartlarını taşıdığı; ancak kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamalar bakımından elde edilen kişisel verilerin yargılamanın kesin bir hükümle sonuçlanmasından sonra saklanmasına, silinmesine, buna ilişkin süre ve usule, silinmediği takdirde verilerin işlenmesinin sınırlandırılmasına dair herhangi bir yasal düzenlemeye yer verilmediği vurgulanmıştır.
Orantısızlık: Dava dosyalarının saklanma şartlarına ve süresine, kişisel verilerin kapsam ve şartları ile yetkili mercii belirlemeye yönelik kanun düzeyinde başkaca bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle kurallarla özel hayata saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme haklarına getirilen sınırlamanın orantısız olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
(1) Numaralı Fıkra Yönünden: 5271 sayılı Kanun’un 134. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin arama, kopya çıkarma ve metin hâline getirmeye ilişkin bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, karar verilmiştir (İrfan Fidan, Muhterem İnce, Yılmaz Akçil, Ömer Çınar ve Metin Kıratlı’nın karşıoyları ve oyçokluğuyla).
(2) Numaralı Fıkra Yönünden: Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin elkoymaya ilişkin bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE karar verilmiştir (oyçokluğuyla).
Diğer Kısmın İptali: Kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE karar verilmiştir.
Yürürlük Tarihi: İptal hükümlerinin, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, dijital delillerin ceza muhakemesindeki yeri ve kişisel verilerin korunması dengesi açısından büyük bir dönüm noktasıdır:
Dijital Veri ve Saklama Sınırları: Mahkeme, dijital materyaller üzerinde yapılan arama ve elkoyma tedbirlerinin etkin soruşturmalar için elverişli olduğunu kabul etmekle birlikte, yargılama sonrasında elde edilen kişisel verilerin saklanma süreleri, imha koşulları ve sınırlandırılması hususunda yasal bir boşluk bulunmasını anayasaya aykırı bulmuştur.
Yargısal Dengeler: Kanaatimizce, dijital delil güvenliği ile bireylerin anayasal hakları arasındaki bu hassas dengede, kanun koyucuya düşen görev, kişisel verilerin saklanması ve silinmesine ilişkin açık ve öngörülebilir usulî güvenceleri yasal mevzuata kazandırmaktır.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Başkanlık: Anayasa Mahkemesi Başkanlığı Esas Sayısı: 2019/25821 Karar Sayısı: 2019/25821 Karar Tarihi: 23/12/2025 Resmî Gazete Tarih/Sayısı: 4 Mayıs 2026 / 33243
⚖️ DAVA ÖZETİ Bir işyerinde gerçekleşen patlama neticesinde çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesi ve bir kişinin yaralanması olayında, idari makamların denetim ve gözetim ödevlerini yerine getirmediği iddiasıyla açılan tazminat davasının reddedilmesi üzerine, yaşam hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunulmuştur.
📌 İPTALİ / İNCELEMESİ İSTENEN MEVZUAT VE KONU
Kamu otoritelerinin denetim ve gözetim yükümlülüklerine aykırı davranması neticesinde yaşam hakkının ihlal edilmesi.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Olayın Niteliği ve Yaşam Hakkı: Tehlikeli faaliyetler kapsamında kullanılan maddelerin patlamasıyla sonuçlanan ölümcül olayda, yaşam hakkının somut başvuruya doğrudan uygulanabilir nitelikte olduğu saptanmıştır.
Denetim ve İlliyet Bağı Eksiklikleri: Yargılama sürecindeki bilirkişi incelemelerinde ve ilk derece mahkemesi kararında, işletmenin ruhsatsız ve usulsüz faaliyet yürütmesinin ana etken olduğu vurgulansa da, idari denetim eksikliklerinin patlama şiddetine ve zararın büyümesine etkisinin yeterince tartışılmadığı; ayrıca raporların ilgili tarafa tebliğ edilmediği ve bazı kritik ruhsat/denetim evrakının dosya kapsamında bulunmadığı belirlenmiştir.
Usuli Sürecin Uzaması: Yargılama sürecinin makul süreyi aşarak uzun bir zamana yayılması ve yargı mercileri arasındaki görev uyuşmazlıkları gibi usuli aksaklıklar sebebiyle yargılamanın gereken özenle yürütülmediği tespit edilmiştir.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Kabul Edilebilirlik: Başvurunun kabul edilebilir olduğuna oybirliğiyle karar verilmiştir.
Yaşam Hakkının Usul Boyutu: Anayasa’nın 17. maddesinde koruma altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE oybirliğiyle karar verilmiştir.
Yaşam Hakkının Maddi Boyutu: Maddi boyut bakımından ihlal tespiti için gerekli bilgi ve belgenin sağlıklı bir değerlendirme yapmaya imkân tanımaması nedeniyle İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA (oyçokluğuyla) karar verilmiştir.
Giderim ve Yeniden Yargılama: Tespit edilen ihlalin sonuçlarının bertaraf edilmesi amacıyla kararın ilgili mahkemeye gönderilmesine ve başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Yüksek Mahkeme’nin bu kararı, yüksek riskli endüstriyel alanlarda idarenin denetim sorumluluğunun sınırları ve yargısal süreçlerin etkinliği bakımından önem taşımaktadır:
Etkili Yargılama ve Usuli Güvenceler: Karar, tehlike arz eden faaliyetlere ilişkin tazminat uyuşmazlıklarında, mahkemelerin eksik evrakla karar vermemesi gerektiğini ve tarafların savunma ile dosya içeriğine erişim haklarının titizlikle gözetilmesi şartını ortaya koymuştur.
Yargısal Dengeler: Kanaatimizce, bu karar idari yargı denetiminin işlevselliğini artırırken, devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında usuli güvencelerin eksiksiz uygulanmasının hukuki bir zorunluluk olduğunu bir kez daha teyit etmektedir.
⚖️ MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKININ İHLALİ – Hükümlü Olarak Ceza İnfaz Kurumunda Bulunan Kişinin, İdari İşlemin İptali Talebiyle Açtığı Davanın, Vesayet Makamının İzni Olmaksızın Tek Başına Dava Açma Ehliyeti
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Başkanlık: Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Birinci Bölüm
Esas Numarası: 2022/74582
Karar Tarihi: 24/12/2025
⚖️ DAVA ÖZETİ Hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunan kişinin, idari işlemin iptali talebiyle açtığı davanın, vesayet makamının izni olmaksızın tek başına dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
📌 İPTALİ / İNCELEMESİ İSTENEN MEVZUAT VE KONU Ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin açtığı davalarda vesayet makamından izin alma zorunluluğu ve mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılması.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı: Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Başvuru konusu kararda 4721 sayılı Kanun’un hükümlülerin vesayet altına alınmasına dair kurallarının başvurucu yönünden uygulanmak suretiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesinin mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.
Ölçülülük ve Gerekçe: Başvurucunun açtığı dava, kendisini borç altına sokmamakta ve mal varlığının azalması sonucunu doğurmamaktadır. Başvurucu, açtığı bu dava ile kendisine sıkı sıkıya bağlı bir hakkı kullanmaktadır. Bu itibarla davanın vasinin icazeti ve vesayet makamının onayı olmadığı gerekçesiyle esasının incelenmeksizin ehliyet yokluğu nedeniyle reddedilmesine ilişkin müdahalenin istenen amaç bakımından gerekli olmadığı, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Adli Yardım: Adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Kabul Edilebilirlik: Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmiştir.
İhlal Tespiti: Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE oybirliğiyle karar verilmiştir.
Yeniden Yargılama: Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE karar verilmiştir.
Tazminat: İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Yüksek Mahkeme’nin bu kararı, ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin idari yargıya başvururken karşılaştığı vesayet engelleri ve dava ehliyeti kısıtlamaları bakımından dönüm noktası niteliğindedir:
Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı Haklar ve Ehliyet: Karar, infaz rejimi altındaki bireylerin idari işlemlere karşı açtığı iptal davalarının mali nitelikte olmadığı, aksine kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların korunması kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve bu tür başvuruların vesayet iznine bağlanamayacağı prensibini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Yargısal Dengeler: Kanaatimizce, bu yaklaşım idari mercilerin işlemlerine karşı bireylerin hak arama özgürlüğünü daraltan mekanizmaların önüne geçmekte ve hakkaniyete uygun bir denge kurarak mahkemeye erişim hakkının etkinliğini güvence altına almaktadır.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Başkanlık: Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Birinci Bölüm
Esas Numarası: 2022/11335
Başvuru Tarihi: 9/2/2022
Karar Tarihi: 28/1/2026
⚖️ DAVA ÖZETİ İşbaşı eğitim programından yararlanma talebine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davanın, şirket ortakları hakkında yürütülen soruşturmalar gerekçe gösterilerek reddedilmesi üzerine gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
📌 İPTALİ / İNCELEMESİ İSTENEN MEVZUAT VE KONU İşbaşı eğitim programı başvurularının, şirket ortaklarının geçmişteki soruşturmaları ve istihbari nitelikteki kolluk araştırma tutanakları gerekçe gösterilerek reddedilmesi uygulaması ve yargı mercilerinin bu süreçteki denetim yetkisi.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Gerekçeli Karar Hakkının Kapsamı: Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur.
Kanun Yolu Merciinin Gerekçelendirme Yükümlülüğü: İlk derece mahkemesince yapılan incelemede doğrudan başvurucu şirket ortakları hakkında devam eden bir soruşturma ya da kovuşturma bulunmadığı, milli güvenliğe tehdit oluşturan yapılarla irtibat veya iltisaka dalalet eden bilgiye ulaşılamadığı belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesinin ise başka bir dosyadaki mahkeme kararı ile idari işlemin gerekçesine atıf yapmak suretiyle ilk derece mahkemesi kararını kaldırdığı, ancak dosyadaki somut bilgi ve belgeleri değerlendirerek kendi gerekçesini oluşturmadığı ve ilk derece mahkemesinin tespitlerini neden kabul etmediğine ilişkin ilgili ve yeterli gerekçe ortaya koymadığı tespit edilmiştir.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Kabul Edilebilirlik: Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmiştir.
İhlal Tespiti: Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE karar verilmiştir.
Diğer İhlal İddiaları: Masumiyet karinesi ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiği iddiaları yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.
Yeniden Yargılama: Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili Bölge İdare Mahkemesine iletilmek üzere İlk Derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE karar verilmiştir.
Tazminat ve Yargılama Giderleri: Başvurucunun tazminat talebinin reddine, harç ve vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Yüksek Mahkeme’nin bu kararı, tüzel kişiliğe sahip ticari işletmelerin hak arama özgürlüğü ve kanun yolu denetiminin sınırları açısından temel nitelikte güvenceler içermektedir:
Tüzel Kişilik ve Şahsî Sorumluluk: Karar, şirket tüzel kişiliği ile ortakların kişisel hukuki durumlarının birbirine karıştırılamayacağını ve somut delile dayanmayan istihbari verilerle medeni hakların kısıdalayamayacağını açıkça ortaya koymaktadır.
Yargısal Gerekçelendirme Standartları: Kanaatimizce, istinaf merciilerinin ilk derece mahkemelerinin dosya bazlı somut tespitlerini ortadan kaldırırken kalıp gerekçeler veya başka dosyalardaki atıflarla yetinemeyeceği, kararlarını mutlaka somut uyuşmazlığın verilerine dayandırmak zorunda olduğu bu kararla somutlaşmıştır
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Başkanlık: Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Birinci Bölüm
Esas Numarası: 2022/2450
Başvuru Tarihi: 10/1/2022
Karar Tarihi: 17/2/2026
⚖️ DAVA ÖZETİ Tıbbi ihmal sebebiyle ölüm meydana gelmesi, olaya ilişkin açılan davanın uzun sürmesi ve kısmen reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
📌 İPTALİ / İNCELEMESİ İSTENEN MEVZUAT VE KONU Tıbbi ihmal iddiasıyla açılan tazminat talepli tam yargı davalarında yargılama sürecinin makul sürede tamamlanması ve yaşam hakkı kapsamındaki usul yükümlülüklerinin yerine getirilmesi.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Yaşam Hakkı Kapsamındaki Usul Yükümlülüğü: Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler çerçevesinde devlet, yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurmakla yükümlüdür. Tıbbi ihmal sonucu ortaya çıktığı iddia edilen ölüm olaylarında adli ve idari yargıda açılan tazminat talepli davalarda makul derecede ivedilik ve özen şartı yerine getirilmelidir.
Yargılamanın Süresi ve Gecikme Gerekçesi: 4/12/2013 tarihinde açılmış olup derdest olan tam yargı davası bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla 12 yıldan daha uzun bir süredir devam etmektedir. Başvurucular vekilinden kaynaklanan ve yargılamanın yaklaşık beş ay uzamasına sebep olan hususlar dikkate alınsa dahi, devam etmekte olan yargılamanın yaşam hakkının gerektirdiği makul bir süratle yürütüldüğü söylenemez; sürenin uzamasının herhangi bir inandırıcı ve makul gerekçesi yoktur.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Kabul Edilebilirlik: Yaşam hakkı kapsamında koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği iddiasının ise kabul edilebilir olduğuna karar verilmiştir.
İhlal Tespiti: Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE karar verilmiştir.
Yeniden Yargılama: Başvuruda tespit edilen ihlal sebebi ve yargılamanın zaten sürdüğü gözetildiğinde yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesine imkân bulunmadığı belirtilmiştir.
Tazminat ve Yargılama Giderleri: Başvuruculara müştereken net 330.000 TL manevi tazminat ödenmesine, 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Yüksek Mahkeme’nin bu kararı, sağlık hizmetlerindeki kusur iddialarına yönelik yargılamaların etkinliği ve makul süre ilkesi bakımından kritik güvenceler içermektedir:
Yargısal Süreçlerin Uzaması ve Devletin Sorumluluğu: Karar, tıbbi ihmal iddialarıyla açılan tazminat davalarının makul sürede tamamlanmasının, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve benzer hataların önlenmesi açısından hayati olduğunu vurgulamaktadır.
Usul Boyutu ve İvedilik: Kanaatimizce, yargı mercilerinin delil toplama ve bilirkişi süreçlerindeki gecikmeleri inandırıcı gerekçelere dayandıramaması durumunda, yargılamanın uzunluğunun doğrudan yaşam hakkının usul boyutunun ihlaline yol açacağı bu kararla net bir şekilde ortaya konulmuştur.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Esas Numarası: 2020/27651
Başvuru Tarihleri: 22/7/2020 ve 28/9/2021
Karar Tarihi: 18/9/2025
⚖️ DAVA ÖZETİ Kayseri’de bulunan tarihî bir mekandaki taşınmazların kamulaştırılması sürecinde, taşınmazların eskilik, enderlik ve sanat değerleri dikkate alınmaksızın düşük bedel belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
📌 İPTALİ / İNCELEMESİ İSTENEN MEVZUAT VE KONU 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca, kamulaştırma bedeli takdirinde taşınmaz kültür varlıklarının eskilik, enderlik ve sanat değerlerinin dikkate alınmamasının Anayasa’nın 35, 46 ve 13. maddelerine aykırılığı.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Mülkiyet Hakkına Müdahale ve Gerçek Karşılık Güvencesi: Kamulaştırma suretiyle özel mülkiyete yapılan müdahalelerde, kamu yararı ile bireysel yarar arasındaki adil dengenin sağlanabilmesi için malike taşınmazın gerçek karşılığının peşin olarak ödenmesi zorunludur. Gerçek karşılık güvencesi Anayasa’nın 46. maddesinin bir gereğidir.
Kanuni Düzenlemenin Engeli: 2863 sayılı Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, herhangi bir istisnaya yer vermeksizin kültür varlıklarının eskilik, enderlik ve sanat değerlerinin kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınmasını kesin olarak engellemektedir. Bu durum, maliklerin gerçek bedel güvencesinden mahrum bırakılmasına yol açmaktadır.
Anayasa’nın Sözüne Uygunluk: Taşınmazın değerine etki etse dahi eskilik, enderlik ve sanat değerinin bedel tespitinde dikkate alınmasını engelleyen kural, mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nın sözüne uygunluk ölçütünü karşılamamasına neden olmaktadır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
Başvuru Hakkının Kötüye Kullanılması: Başvuru tarihinden önce vefat eden başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona eren avukat tarafından başvuru yapılması nedeniyle bu başvurunun kötüye kullanım nedeniyle reddine ve ilgili avukat hakkında 2.000 TL disiplin para cezasına hükmedilmiştir.
İhlal Tespiti: Diğer başvurucular yönünden Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE karar verilmiştir.
Yeniden Yargılama: İhlal sonuçlarının ortadan kaldırılması ve Anayasa’ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca takdiri gözetilmek üzere kararın bir örneğinin ilgili Asliye Hukuk Mahkemelerine gönderilmesine karar verilmiştir.
Yasama Organına Bildirim: Benzer ihlallerin önlenmesi ve kanuni düzenleme yapılması amacıyla keyfiyetin Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesine karar verilmiştir.
Tazminat: Yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ Yüksek Mahkeme’nin bu kararı, tarihî ve kültürel taşınmazların kamulaştırılmasında mülkiyet hakkının korunması bakımından son derece kıymetlidir:
Kültürel Değerlerin Bedele Yansıtılması: Karar, tescilli kültür varlıklarının eskilik, enderlik ve sanat gibi niteliklerinden kaynaklanan değer kayıplarının veya artı değerlerin kamulaştırma bedeline yansıtılmamasının mülkiyet hakkını zedelediğini açıkça tescil etmiştir.
Yasal Çerçevenin Dönüşümü: Kanaatimizce, 2863 sayılı Kanun’un 15. maddesindeki kısıtlayıcı hükmün Anayasa’ya aykırılığının altının çizilmesi ve düzenlemenin TBMM ile derece mahkemelerine bildirilmesi, mülkiyet hukuku uygulamalarında hakkaniyetin tesisi adına kritik bir dönüm noktasıdır.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Başkanlık: Anayasa Mahkemesi, Genel Kurul
Esas Numarası: 2023/95649 Karar Tarihi: 16/12/2025
⚖️ DAVA ÖZETİ Kişinin yurt dışına çıkış yasağına ilişkin adli kontrol tedbirine uymadığı gerekçesiyle, azami süreler dolmasına rağmen ve kanun yolu aşamasında ilk derece mahkemesince tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
📌 İPTALİ / İNCELEMESİ İSTENEN MEVZUAT VE KONU
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi uyarınca verilen tutuklama kararının, adli kontrol için öngörülen azami yedi yıllık sürenin dolmuş olması ve kanun yolundaki dosyada ilk derece mahkemesinin CMK 100 kapsamında tutuklama yetkisinin bulunmaması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesine aykırılığı.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Adli Kontrol Süresinin Aşılması: 5271 sayılı Kanun’a eklenen 110/A maddesine göre ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde adli kontrol süresi en çok üç yıldır; Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda bu süre dört yılı geçemez ve toplamda en çok yedi yıl uygulanabilecektir. Somut olayda yedi yıllık azami süre dolmuştur.
Kanun Yolunda Geçen Sürelerin Dahil Edilmesi: Adli kontrolle ilgili azami süreler belirlenirken 5271 sayılı Kanun’da soruşturma ve kovuşturma evreleri ile hüküm öncesi ve sonrası arasında bir ayrım yapılmamıştır. Mahkûmiyetle birlikte suç isnadına bağlı tutukluluk hâli sona erse de, özgürlükten yoksun bırakma niteliğinde dahi olmayan yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiri için hüküm verildikten sonra geçen sürenin de hesaba katılması gerekmektedir. Azami süresi dolmuş bir adli kontrol tedbirine uyulmaması nedeniyle tutuklama kararı verilmesinin kanuni bir temeli bulunmamaktadır.
Kanun Yolu Aşamasında İlk Derece Mahkemesinin Yetkisi: Dosya kanun yolu aşamasındayken ilk derece mahkemesince 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesi kapsamında tutuklama kararı verilmesine imkân tanıyan açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Anılan Kanun’un 112. maddesi ilk derece mahkemesine yalnızca adli kontrol tedbiri kapsamındaki yükümlülüklere uyulmaması hâlinde tutuklama yetkisi tanımaktadır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
İhlal Tespiti: Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının Ömer Çınar’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA İHLAL EDİLDİĞİNE karar verilmiştir.
Tazminat: Başvurucu hakkında tahliye kararı verilmiş olduğundan yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı, manevi zararları karşılığında net 167.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Yüksek Mahkeme’nin bu kararı, adli kontrol tedbirlerinin azami süre sınırları ve kanuni yetki aşımı bakımından son derece kıymetlidir:
Süre Sınırının Bağlayıcılığı: Karar, azami süresi dolmuş bir adli kontrol tedbirinin ihlal edildiği gerekçesiyle özgürlükten mahrum bırakma kararı verilemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymuştur.
Yetki Sınırları: Kanun yolu aşamasındaki dosyalarda ilk derece mahkemelerinin yetki sınırlarının ve kanuni dayanak zorunluluğunun mülkiyet ve özgürlük dengesindeki önemini tescil etmiştir.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Başkanlık: Anayasa Mahkemesi, İkinci Bölüm
Esas Numarası: 2023/5880 Karar Tarihi: 7/1/2026
⚖️ DAVA ÖZETİ Temyiz başvurusunun süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
📌 İPTALİ / İNCELEMESİ İSTENEN MEVZUAT VE KONU
Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri ve ilgili mevzuat uyarınca mahkeme kararında kanun yolu süresinin hatalı gösterilmesine güvenilerek yapılan temyiz başvurusunun süreden reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkına aykırılığı.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Kanun Yolu Süresinin Hatalı Gösterilmesi: Başvuru konusu olayda 6100 sayılı Kanun’un geçici 3. maddesinin (2) numaralı fıkrası delaletiyle 1086 sayılı Kanun’un 432. maddesinin beşinci fıkrası gereği temyiz kanun yoluna başvurma süresi kararın tebliğinden itibaren yedi gün olmasına rağmen Mahkemenin ek kararında temyiz kanun yoluna başvuru süresi kararın tebliğinden itibaren on beş gün olarak gösterilmiştir. Başvurucu, Mahkeme kararında kendisine tanınan ve kararın tebliğinden itibaren başladığı belirtilen on beş günlük süreye güvenerek hareket etmiştir. Daire temyiz başvurusunun yedi günlük yasal sürede yapılmadığını belirterek başvurucunun temyiz taleplerini süreden dolayı reddetmiştir.
Mahkemelerin Yükümlülüğü ve Orantısız Yük: Mahkemelerin kanun yolu ve süresini taraflara doğru gösterme yönündeki yükümlülüğü gözönüne alındığında, kanun yoluna başvuru süresinin Mahkeme tarafından hatalı gösterilmesinin sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılan başvurucunun üzerinde Dairenin yorumunun ağır bir yüke sebep olduğu, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Hak İhlali Tespiti: Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
İhlal Tespiti: Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE karar verilmiştir.
Giderim: Hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili Yargıtay dairesine ve ilk derece mahkemesine gönderilmesine hükmedilmiştir. Toplam 41.480,40 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesi kararlaştırılmıştır.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Yüksek Mahkeme’nin bu kararı, mahkemelerin kanun yolu sürelerini hatalı göstermesinin yaratacağı hak kayıplarını engellemek adına kritik niteliktedir:
Güven İlkesi: Bireylerin yargı mercileri tarafından gösterilen sürelere güvenerek hak arama hürriyetini kullanmasının esas olduğunu tescil etmiştir.
Devletin Yükümlülüğü: Devletin, işlemlerinde kanun yollarını ve sürelerini doğru gösterme yükümlülüğüne vurgu yaparak usuli hataların külfetinin bireye yüklenemeyeceğini ortaya koymuştur.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Başkanlık: Anayasa Mahkemesi, İkinci Bölüm
Esas Numarası: 2022/75251 Karar Tarihi: 7/1/2026 Başvuru Tarihi: 8/7/2022
⚖️ DAVA ÖZETİ Sanığa savunma yapma imkânı tanınmadan mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
📌 İPTALİ / İNCELEMESİ İSTENEN MEVZUAT VE KONU
Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca genel hükümlere göre yapılan yargılamada, talimat mahkemesinde SEGBİS ile hazır bulunan sanığın savunması alınmaksızın mahkûmiyet kararı verilmesinin Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkına aykırılığı.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Talimat Mahkemesinde Hazır Bulunma: Somut olayda Mahkeme tarafından genel hükümlere göre yapılacak yargılamayla ilgili 26/5/2022 tarihinde tensip zaptı düzenlenmiş ve aynı tarihte başvurucunun duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katılması için Yozgat Asliye Ceza Mahkemesine talimat müzekkeresi gönderilmiştir. Başvurucu, duruşma saatinde Talimat Mahkemesinde hazır olarak bulunmuş ve bu husus Talimat Mahkemesinin hazırlamış olduğu duruşma zaptında da belirtilmiştir.
Savunmanın Alınmasından Vazgeçilmesi: Talimat Mahkemesi; hazırladığı duruşma zaptında sanığın hazır bulunduğu hususunun yanı sıra SEGBİS bağlantısı kurulması için duruşmadan önce Kulp Adliyesinin arandığını, Mahkeme ile yapılan telefon görüşmesinde yoğunluk nedeniyle sanığın savunmasının öğleden sonra saat 13.30’da alınacağının bildirildiğini, öğleden sonra yapılan telefon görüşmesinde ise dosyanın karara çıkması nedeniyle sanığın savunmasının alınmasından vazgeçildiğinin ve talimat evrakının işlemsiz olarak kapatılması gerektiğinin söylendiğini belirtmiştir.
Gerekçesiz Yargılama Sonu: Her ne kadar Mahkeme tarafından başvurucunun duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katılması için talimat müzekkeresi gönderilmiş ise de duruşma saatinde Talimat Mahkemesinde hazır bir şekilde bulunan başvurucunun savunması alınmayarak yokluğunda karar verilmiştir. Mahkeme, talimat duruşma zaptından anlaşıldığı kadarıyla başvurucunun savunmasını almaktan vazgeçmiş ancak başvurucunun neden SEGBİS aracılığıyla savunmasının alınmadığına dair herhangi bir gerekçe ortaya koymamıştır. Öyle ki Mahkeme, başvurucunun SEGBİS aracılığıyla hazır bulunmasına rağmen talimat yazısının işlemsiz bir şekilde iade edilmesini istemiş fakat bu istemine ilişkin olarak Talimat Mahkemesine herhangi bir yazı göndermemiştir. Mahkeme tarafından ilk celsede başvurucunun savunması alınmadan mahkûmiyet kararı verilmiş, böylece başvurucunun yargılamanın hiçbir aşamasında savunması alınmamış ve başvurucuya savunma imkânı tanınmadan yargılama sona erdirilmiştir.
Hak İhlali Sonucu: Başvurucunun basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle verilen mahkûmiyet kararına itiraz ettiği ve böylece yargılamanın genel hükümlere göre yapılması yönündeki iradesini ortaya koyduğu gözönüne alındığında, Talimat Mahkemesinde hazır bulunmasına karşın savunması alınmadan mahkûmiyetine karar verilmesi savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edilmesi sonucunu doğurmuştur.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
İhlal Tespiti: Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının OYBİRLİĞİYLE İHLAL EDİLDİĞİNE karar verilmiştir.
Giderim: Hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın Kulp Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine, tazminat talebinin reddine ve toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine hükmedilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Yüksek Mahkeme’nin bu kararı, savunma hakkının kısıtlanamaz ve vazgeçilemez niteliğini bir kez daha tescil etmiştir:
SEGBİS Uygulaması ve Hazır Bulunma: Sanığın mahkeme huzurunda veya SEGBİS vasıtasıyla hazır bulundurulduğu durumlarda, savunma hakkının özünü ortadan kaldıracak şekilde savunma alınmaksızın dosyanın karara çıkarılmasının adil yargılanma hakkını doğrudan zedelediğini ortaya koymuştur.
Şekli Değil Gerçek Savunma: Ceza yargılamasında savunma hakkının şeklen değil, sanığa bizzat söz hakkı tanınarak gerçek anlamda sağlanması gerektiğinin altı çizilmiştir.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı
Başkanlık: Anayasa Mahkemesi, Birinci Bölüm
Esas Numarası: 2020/20798 Karar Tarihi: 28/1/2026 Başvuru Tarihi: 29/6/2020
⚖️ DAVA ÖZETİ İdarenin terfi kararına karşı açılan iptal davasında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
📌 İPTALİ / İNCELEMESİ İSTENEN MEVZUAT VE KONU
Güvenlik soruşturması sonucunda elde edilen ve idare tarafından mahkemeye gizli zarf içinde sunulan belgelerin içeriğinin başvurucuya verilmemesi ve bu belgelere karşı etkili bir şekilde itiraz etme imkânı tanınmamasının adil yargılanma hakkına aykırılığı.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Hükme Esas Alınan Belgelere Erişememe: Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Rıdvan Batur (B. No: 2018/17680, 3/12/2020) kararında başvurucunun idare tarafından sunulan belgelerin içeriğinden hüküm verilene kadar haberdar olmadığını ve kararın gerekçesinin hükme esas alınan belgelerin içeriğini yansıtmaktan uzak olduğunu belirtmiştir. Güvenlik soruşturması sonucunda elde edilen bilgilerin hangi delillere dayandığı, bu iddianın nasıl ve neden doğduğu konusunda idare tarafından mahkemeye sunulan bilgi ve belgelere sahip olmayan başvurucunun ret hükmünün gerekçesi ile hükme esas alınan belgelere ilişkin etkin olarak yorumda ve itirazda bulunması için yeterli imkâna sahip olmadığını, somut yargılama sürecine bu çerçeveden bakıldığında başvurucuya hükme esas alınan belgeleri incelemesi, bu belgelere yönelik yorumda ve itirazda bulunabilmesi için pratik ve etkin imkânların sağlanmadığını ifade etmiştir.
Gizli Belgelerin Gerekçelendirilmemesi: Anayasa Mahkemesi benzer şekilde Bünyamin Uçar (B. No: 2017/32004, 3/6/2020) kararında da güvenlik soruşturmasına esas alınan gizli nitelikteki bilgilerin başvurucuya incelettirme imkânı sağlanmadığı gibi mahkeme tarafından gizli ibareli bilgi ve belgelerin başka şahıs ve makamların özel bilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğinin korunması veya idarenin soruşturma metotlarının gizli tutulması ya da benzeri haklı görülebilecek hususlar nedeniyle başvurucuya verilmediğini gösterecek hiçbir argümanın ortaya konulmadığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, her iki kararında da başvuruculara hükme esas alınan belgelere yönelik yorumda/itirazda bulunma konusunda etkin ve pratik imkânların sağlanmamasının silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle bağdaşmadığı, bu bağlamda adil bir yargılamanın gerçekleşmediği sonucuna varmıştır.
Hak İhlali Tespiti: Söz konusu olayda da yargılama süreci bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde İdarenin Mahkemeye güvenlik soruşturması neticesinde elde edilen ve başvurucuya ilişkin bilgiler içeren gizli belge sunduğu, başvurucuya bu belgelerin verilmediği ve başvurucunun içeriğini tam olarak öğrenerek savunma yapmasının sağlandığına dair bir verinin mevcut olmadığı görülmüştür. Bu durumda anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmayan somut başvuruda da Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
İhlal Tespiti: Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin OYBİRLİĞİYLE İHLAL EDİLDİĞİNE karar verilmiştir.
Giderim: Hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili idare mahkemesine gönderilmesine, tazminat talebinin reddine ve toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine hükmedilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ
Yüksek Mahkeme’nin bu kararı, idari yargılamalarda “gizli belge” gerekçesiyle bireylerin savunma hakkının kısıtlanamayacağını bir kez daha vurgulamıştır:
Çelişmeli Yargılama: Tarafların idare tarafından sunulan tüm bilgi ve belgelere eşit şekilde erişebilmesi ve bunlara karşı etkili savunma yapabilmesi adil yargılamanın temel şartıdır.
Gerekçelendirme Zorunluluğu: Belgelerin gizliliğine karar verilirken bunun haklı sebeplerinin somut olarak ortaya konulması gerektiği tescil edilmiştir.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı Başkanlık: Anayasa Mahkemesi
Esas Numarası: 2021/14225 Karar Tarihi: 1/10/2025 Başvuru Tarihi: 21/3/2021
⚖️ DAVA ÖZETİ Maliki olunan yapıya ilişkin yapı kayıt belgesinin iptali talebiyle üçüncü kişi tarafından açılan davanın lehine yapı kayıt belgesi düzenlenen kişiye ihbar edilmeyerek yargılamaya katılımının sağlanmaması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
📌 İPTALİ / İNCELEMESİ İSTENEN MEVZUAT VE KONU
İmar Kanunu ve İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleri uyarınca, yapı kayıt belgesinin iptali için açılan davada mahkemece davanın ilgiliye ihbar edilmesine karar verilmesine rağmen usulüne uygun tebligat yapılmaması nedeniyle yargılama sürecine katılımın sağlanamaması ve mahkemeye erişim hakkının ihlali.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Mahkemeye Erişim Hakkı ve Davaya Katılma: Bireylere menfaatlerini etkileyen işlemlere karşı dava açabilmelerinin yanı sıra üçüncü şahıslarca açılmış ve doğrudan taraf olmadıkları ancak sonucu itibarıyla menfaatlerini etkileyen bir davada iddia ve savunmalarını dile getirebilmeleri amacıyla davaya katılma imkânının sağlanması da mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilmesi gereken güvencelerden biridir. Bu itibarla bir davanın sonucundan menfaati etkilenecek olan kişilerin bu yargılama hakkında bilgi sahibi olabilmelerine, uyuşmazlığın çözümü için gerekli ve sonuca etkili olduğunu düşündükleri hususlarda açıklamada bulunabilmelerine, iddialarını ispata yönelik delil sunabilmelerine imkân sağlanması gerekir.
Davanın İhbarı ve Hatalı Tebligat: Somut olayda Mahkeme tarafından verilen ara kararı ile takdir yetkisinin başvurucu lehine kullanıldığı ve davanın ihbarının gerektiği değerlendirilmiş, bu kapsamda tebliğe ilişkin belge de düzenlenmiştir. Başvurucu ise kendisine tebliğ edilen belgelerin başvuruya konu yargılamayla ilgisi olmadığını belirterek ilgili belgeleri bireysel başvuru formuna ek olarak Anayasa Mahkemesine de ibraz etmiştir. Buna göre gönderilen belgeler içinde Mahkemenin 2020/78 Esas sayılı dosyasına ilişkin 27/2/2020 tarihli ara kararı ve dava dilekçesi bulunmaktadır. Bahsi geçen davanın başka kişilerin maliki olduğu taşınmaza ait yapı kayıt belgelerinin iptali talebine ilişkin olduğu görülmüştür. UYAP üzerinden yapılan incelemede başvuruya konu yargılama sürecinde başvurucuya yapılmış başkaca bir tebligat da tespit edilememiştir.
Usulüne Uygun İhbarın Gerçekleşmemesi: Söz konusu davada başvurucunun davalı idare ile örtüşen birtakım menfaatleri olduğu açıktır. Ancak bunun yanı sıra başvurucunun özellikle ihtilaf konusu taşınmazın maliki sıfatını taşıması sebebiyle dava konusu uyuşmazlığa ilişkin olarak sadece kendisinin ileri sürebileceği birtakım iddialarda bulunabileceği de öngörülebilir bir durumdur. Nitekim Mahkemece bu husus dikkate alınarak davanın başvurucuya ihbarına karar verilmiş ise de kararın usulüne uygun olarak yerine getirilmediği anlaşılmıştır. Bu kapsamda başvurucunun davayla ilgisi olmayan belgelerin tebliğ zarfına konulduğu yönündeki iddiası karşısında Mahkemenin ara kararından beklenen sonucun hasıl olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.
Hak İhlali Sonucu: Bu itibarla eldeki olayda başvurucunun davanın kendisine usulüne uygun şekilde ihbar edilmemesi nedeniyle maliki olduğu taşınmaza ilişkin yargı sürecine katılamadığı görülmüştür. Uyuşmazlıkla tamamen irtibatsız kalan başvurucunun davanın esasına ilişkin ve sonuca etkili olduğunu düşündüğü hususlarda görüşlerini dile getirme ve iddialarını ispata yönelik deliller sunabilme fırsatını bulamadığı anlaşılmış; mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ihlal oluşturduğu sonucuna varılmıştır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
İhlal Tespiti: Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının OYBİRLİĞİYLE İHLAL EDİLDİĞİNE karar verilmiştir.
Giderim: Hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın Muğla 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine ve toplam 30.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine hükmedilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ Yüksek Mahkeme’nin bu kararı, hukuki menfaati doğrudan etkilenen kişilerin yargı süreçlerinden haberdar edilmesinin ve usule uygun ihbar mekanizmalarının işletilmesinin adil yargılanma hakkının temel bir gereği olduğunu vurgulamıştır:
Tebligatın Önemi: Mahkemelerce davanın ihbarına karar verilmesinin tek başına yetersiz olduğu, tebliğ edilen evrakın doğru dosyaya ait olmasının ve kişinin savunma hakkını etkin şekilde kullanabilmesinin zorunlu olduğu tescil edilmiştir.
Dinlenilme Hakkı: Üçüncü kişiler tarafından açılan ve mülkiyet hakkını doğrudan ilgilendiren davalarda, lehe belge sahibi bireylerin iddia ve delillerini sunabilmesi için sürece dahil edilmesinin şart olduğu ortaya konulmuştur.
📜 Anayasa Mahkemesi Kararı Başkanlık: Anayasa Mahkemesi, Birinci Bölüm
Esas Numarası: 2021/41001 Karar Tarihi: 24/12/2025 Başvuru Tarihi: 29/4/2021
⚖️ DAVA ÖZETİ Kolluk personelinin silahından çıkan kurşun nedeniyle yaralanma meydana gelmesi, olaya ilişkin yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın etkisiz olması, eylemin yanlış vasıflandırılması ve beraat ile neticelenmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
📌 İPTALİ / İNCELEMESİ İSTENEN MEVZUAT VE KONU
Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında, kolluk görevlilerinin güç kullanımı sonucu meydana gelen yaralanma olaylarında devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği.
📌 KARARIN GEREKÇESİ
Soruçturma Sürecindeki Eksiklikler: Somut olayın kendine özgü koşulları aksini gerektirmesine rağmen hemen tüm soruşturma işlemleri kolluğun inisiyatifine bırakılmış, olay mahallinde kamera kaydı araştırması yapılmamış ve başvurucunun belirttiği tanıkların dinlenmesi için girişimde bulunulmamıştır.
Delillerin Toplanmaması ve Savunmaların Alınmaması: Yargılama sırasında birleşen dosyanın sanıkları ile olay sırasında araç içinde bulunan bazı şahısların beyanları alınmamış; ceza mahkemesince olayın nasıl gerçekleştiğine dair kabul edilebilir ve makul bir oluş ortaya konulmamıştır. Ayrıca olay yerinde keşif icrası ve mermi çekirdeğinin vücutta izlediği yola ilişkin rapor alınması ihmal edilmiştir.
Usul Yükümlülüğünün İhlali: Soruşturma ve kovuşturma, Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği makul özen ve süratle yürütülmemiş; gerekli deliller toplanmamış ve verilen karar elde edilen bulguların kapsamlı ve nesnel analizine dayandırılmamıştır. Bu gerekçelerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
İhlal Tespiti: Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE, maddi boyut yönünden ise bu aşamada inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.
Giderim: Hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın Konya 7. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine, başvurucuya net 225.000 TL manevi tazminat ile toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin ödenmesine hükmedilmiştir.
🏛️ DAVAPORT YORUMU & KANAATİMİZ Yüksek Mahkeme’nin bu kararı, kolluk güçlerinin silah kullanımı neticesinde oluşan yaralanma ve ölüm olaylarında soruşturma ve kovuşturma makamlarının taşıdığı ağır usul yükümlülüklerini bir kez daha gözler önüne sermiştir:
Maddi Gerçeğin Araştırılması: Mahkemelerin ve savcılıkların, olaydaki çelişkileri giderecek şekilde keşif, bilirkişi raporu ve tanık dinleme gibi temel delil toplama işlemlerini eksiksiz yerine getirmesi zorunludur.
Etkili Yargılama: Güç kullanımının meşruiyetinin ve orantılığının denetlenebilmesi için soruşturma süreçlerinin kolluk inisiyatifine bırakılmaksızın titizlikle yürütülmesi şarttır.
(Türk Medeni Kanunu’nun 187. Maddesinin Birinci Cümlesinin Anayasa’nın 10. Maddesindeki Eşitlik İlkesine Aykırı Olduğu Gerekçesiyle İptali)
Yüksek Mahkeme: Anayasa Mahkemesi
Esas No: 2022/155
Karar No: 2023/38
Karar Tarihi: 22.02.2023
Resmi Gazete Tarih – Sayı: 28.04.2023 – 32174
İtiraz Yoluna Başvuran: İstanbul 8. Aile Mahkemesi
Davanın Konusu: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesinin Anayasa’nın 2., 10., 17., 20., 90. ve 153. maddelerine aykırılığı iddiasıyla iptali
Başvuru Süreci: Evlenmeden önceki soyadının tek başına kullanılmasına izin verilmesi talebiyle açılan davada, mahkemece TMK’nın 187. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varılarak iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesi, maddenin birinci cümlesinin esasını incelemiş, ikinci cümlesini ise bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmadığından reddetmiştir.
Kişilik Hakkı Olarak Soyadı: Bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru hâline gelen isim ve soyadı hakkı; kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri olup, vazgeçilmez, devredilmez ve kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı niteliğindedir. Bu yönüyle soyadı hakkı, Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında özel hayata saygı hakkı güvencesi altındadır.
Eşitlik İlkesi ve Cinsiyet Temelli Farklı Muamele: Tarihsel süreçte hukuk düzeninde kadın-erkek eşitliğini hayata geçirmeye yönelik önemli adımlar atılmış ve evlilik hukukundaki birçok eşitsiz hüküm ayıklanmış olmasına rağmen, 4721 sayılı Kanun’un 187. maddesinde kadının evlendikten sonra kocasının soyadını alacağı ve bekârlık soyadını ancak kocasının soyadının önünde kullanabileceği kuralı korunmuştur. Erkek evlenmeden önceki soyadını ömrü boyunca tek başına kullanabilirken kadına bu imkânın tanınmaması, karşılaştırmaya müsait benzer durumdaki eşler arasında cinsiyet temelinde farklı bir muamele oluşturmaktadır.
Uluslararası Sözleşmeler ve Yargısal İçtihatlar: AİHM, Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararları ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihatlarında da kabul edildiği üzere; kadının evlenmeden önceki soyadını tek başına kullanmasına izin verilmemesi, uluslararası sözleşmelere ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi bağlantılı 14. maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Devletin ve tüm organlarının kadın-erkek eşitliğini tam anlamıyla sağlamak ve bu konudaki idari ve yasal engelleri kaldırmak anayasal yükümlülüğü bulunmaktadır.
Kamu Yararı ve Meçhul Gerekçeler: Nüfus kayıtlarının düzenlenmesi ve soy bağının sağlıklı tespiti ile aile bağlarının korunması amaçlarının, kadının bekârlık soyadını tek başına kullanmasını engellemek için nesnel ve makul bir temel oluşturmadığı; bilişim teknolojilerinin kullanıldığı günümüzde aile bağlarını korumanın yegâne yolunun ortak soyadı taşımak olmadığı, eşlere başka imkânlar da tanınabileceği vurgulanmıştır. Bu itibarla kuralın, Anayasa’nın 10. maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesinin birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesi gereğince Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine oy çokluğuyla karar verilmiştir.
Hukuki Değerlendirme: Anayasa Mahkemesi bu kararında, kadının evlendikten sonra kocasının soyadını alma zorunluluğunu ve bekârlık soyadını tek başına kullanamamasını öngören yasal düzenlemenin kadın-erkek eşitliği ilkesini ihlal ettiğini net bir şekilde ortaya koymuştur.
Kanaatimiz: Kanaatimizce Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, uluslararası sözleşmeler ve bireysel hak temelli yaklaşım doğrultusunda aile hukukundaki cinsiyet temelli eşitsizliklerin giderilmesi bakımından tarihi bir nitelik taşımaktadır.
[elementor-template id=”Dilekçe Kataloğu Popup”]