
(Katılanın İradesinin Fesada Uğratılması Suretiyle İnternet Bankacılığı Şifresinin Alınarak Hesap Bakiyesinin (Altın Bozdurularak) Şans Oyunları Hesabına Aktarılması Olayında, Eylemin Banka veya Kredi Kartının İzinsiz Kullanılması Suçunu Değil, Nitelikli Dolandırıcılık Suçunu Oluşturacağı – Yargıtay 8. Ceza Dairesi Kararı)
🏛️ KARAR KÜNYESİ
Yüksek Mahkeme: Yargıtay 8. Ceza Dairesi
Esas No: 2024/152
Karar No: 2024/7551
Karar Tarihi: 09/10/2024
İncelenen Karar: Ağır Ceza Mahkemesi (2020/296 E., 2023/464 K.)
💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ
Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Sanığın, katılanın sosyal medya (Facebook) hesabına arkadaşı gibi mesaj atarak internet bankacılığı şifresi ve bilgilerini ele geçirdiği, katılanın hesabındaki altınları bozdurarak şans oyunları (bahis) sitelerindeki üyelik hesaplarına aktardığı iddiasıyla açılan davada; mahkemece sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkûmiyet (HGB) hükmü kurulmuş, başkasına ait banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama suçundan ise yasal unsurları oluşmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmiştir. Hüküm katılan vekili tarafından temyiz edilmiştir.
📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
Suç Vasfının Tespiti: Somut olayda katılanın kredi kartı bilgileri ile oluşturulan internet bankacılığı şifresi, hileli hareketlerle (arkadaşı gibi davranılarak) ele geçirilmiştir. Bu şifre kullanılarak vadesiz altın hesabı bozdurulmuş ve para sanığın üyesi olduğu şans oyunları hesabına aktarılmıştır.
Kartın Fiziksel Kullanılmaması: Olayda katılanın banka veya kredi kartı fiziki olarak başkası tarafından izinsiz kullanılmamış; internet bankacılığı şifresi iradenin fesada uğratılmasıyla elde edilerek sistem üzerinden işlem yapılmıştır. Bu durum, TCK’nın 158/1-f bendinde düzenlenen bilişim sistemlerini araç olarak kullanmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturur. Banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suçu (TCK m. 245) yasal unsurları itibarıyla oluşmamıştır.
Sonuç: Yerel mahkemenin beraat ve mahkûmiyet hükümlerinde usul ve kanuna aykırılık görülmemiştir.
🏁 SONUÇ VE HÜKÜM
Katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görülmediğinden, hükmün tebliğnameye uygun olarak oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının mahkemesine gönderilmesine 09/10/2024 tarihinde karar verilmiştir.
⚖️ DAVAPORT YORUMU
Dolandırıcılık ile Kartın İzinsiz Kullanımı Suçlarının Ayrımı: Yargıtay içtihatlarına göre, mağdurun aldatılması (hileli hareketler) suretiyle internet bankacılığı şifresinin veya mobil bankacılık bilgilerinin ele geçirilip hesap üzerinden yapılan haksız transferlerde eylem, TCK 245 kapsamında “banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması” olarak değil, bilişim sistemleri aracılığıyla nitelikli dolandırıcılık (TCK m. 158/1-f) olarak nitelendirilmelidir. Fiziki bir kartın ele geçirilerek ATM’den veya POS’tan kullanılması ile şifrenin hileyle alınıp internetten transfer yapılması hukuki olarak farklı suç tiplerini doğurmaktadır.
(Katılanın Bilgisi Dahilinde Veya Rızasıyla Kartın Kullanıldığı Savunması Karşısında Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Gereğince Araştırma Yapılması ve Sanal Kart İşlemlerinin Hukuki Niteliği – Yargıtay 8. Ceza Dairesi Kararı)
🏛️ KARAR KÜNYESİ
Yüksek Mahkeme: Yargıtay 8. Ceza Dairesi
Esas No: 2021/15501
Karar No: 2024/1240
Karar Tarihi: 13/02/2024
İncelenen Karar: Afşin 1. Asliye Ceza Mahkemesi (2014/141 E., 2016/237 K.)
💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ
Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Katılanın bilgisi ve rızası dışında internet bankacılığı üzerinden adına sanal kart oluşturularak harcama yapıldığı ve borçlandırıldığı iddiasıyla açılan kamu davasında; yerel mahkemece sanık hakkında sahte banka veya kredi kartı üretme ve zincirleme şekilde kullanmak suretiyle yarar sağlama suçlarından mahkûmiyet kararı verilmiştir. Hüküm, cumhuriyet savcısı ve sanık tarafından temyiz edilmiştir.
📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREkÇE
Rıza İddiası ve İspat: Sanığın, katılanın fiziki kredi kartını rızasıyla kullandığını, sonrasında katılanın rızasıyla sanal kart oluşturup kullandığını, borcun ödenememesi üzerine şikâyetçi olunduğunu savunması karşısında; olaydan uzun süre geçtikten sonra şikâyet edilgestiği, tanıkların kart alışverişini doğrulayan beyanları da dikkate alındığında, kartın rıza dışında çıkartıldığına dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmelidir.
Suç Vasfı Yönünden Değerlendirme: Katılanın gerçek kredi kartının bağlı olduğu hesapla ilişkilendirilerek çıkarılan sanal kart numarasının asıl kartı temsil etmesi nazara alınarak, eylemin hukuki niteliğinin ve uygulanması gereken TCK 245 maddesindeki fıkraların doğru tayin edilmesi gerekmektedir. Eksik incelemeyle kurulan hüküm bozmayı gerektirmiştir.
🏁 SONUÇ VE HÜKÜM
Sanık ve Cumhuriyet savcısının temyiz istemleri yerinde görüldüğünden hükmün 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi gereğince tebliğnameye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının mahkemesine gönderilmesine 13/02/2024 tarihinde karar verilmiştir.
⚖️ DAVAPORT YORUMU
Sanal Kart ve Banka Kartı Suçlarında Rıza Savunması: Banka veya kredi kartlarının izinsiz kullanılması / sanal kart oluşturulması suçlarında, taraflar arasında ticari veya şahsi bir rıza ilişkisinin bulunup bulunmadığı (kartın veya şifrelerin rıza dahilinde verilip verilmediği) savunmaları titizlikle incelenmelidir. Rızanın varlığı konusunda makul şüphe oluştuğu durumlarda ceza mahkûmiyetine gidilemeyeceği Yargıtay tarafından vurgulanmaktadır.
🏛️ KARAR KÜNYESİ
Yüksek Mahkeme: Yargıtay 8. Ceza Dairesi Esas No: 2020/18957 Karar No: 2022/18108 Karar Tarihi: 30/11/2022 İncelenen Karar: Asliye Ceza Mahkemesi
💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ
Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Sanık, abisi ile eski eşi arasında Aile Mahkemesinde görülmekte olan boşanma davasının duruşmasında tanık olarak dinlenmiştir. Mahkemece kendisine gösterilen toplu bir resim üzerindeki kişileri sorulması üzerine sanık, “Fotoğraftaki damadın abisi olduğunu, gelin konumundaki şahsı tanımadığını; ancak fotoğrafın fotomontaj olduğunu düşündüğünü” ifade etmiştir. Akabinde alınan bilirkişi raporu ile fotoğrafın gerçek olduğunun belirlenmesi üzerine sanık hakkında yalan tanıklık suçundan dava açılmış; yerel mahkemece beraat kararı verilmiştir. Hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmiştir.
📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
Yalan Tanıklık Suçunun Oluşumu: Oluşa ve dosya içeriğine göre; sanığın, mahkeme huzurunda çekinme hakkı hatırlatılıp usulüne uygun yemişi yaptırıldıktan sonra gerçeğe aykırı ifade vermesi şeklindeki eyleminin yalan tanıklık suçunu oluşturduğu gözetilmelidir. Bilirkişi raporuyla fotoğrafın gerçek olduğu sabit olmasına rağmen, mahkumiyet yerine yazılı şekilde beraat kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
🏁 SONUÇ VE HÜKÜM
Katılan vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, oy birliğiyle karar verilmiştir.
⚖️ DAVAPORT YORUMU
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay bu kararında, mahkeme huzurunda yemin verilerek dinlenen tanıkların gerçeğe aykırı beyanlarda bulunmasının yalan tanıklık suçunu oluşturacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Özellikle aile hukukundan kaynaklı boşanma davalarında taraflar lehine gerçeğe aykırı tanıklık yapılması veya somut deliller (bilirkişi raporuyla doğrulanan fotoğraflar vb.) karşısında gerçeğin gizlenmeye çalışılması durumunda, tanıklar hakkında Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri gereğince cezai sorumluluk doğacağı ve beraat kararının kanuna aykırı teşkil edeceği vurgulanmıştır.
(Sanıklara İsnat Edilen Tehdit Suçları Yönünden Uzlaştırma Hükümlerinin Yeniden Değerlendirilmesi Gerektiği, Telefon Hattı ve Baz Bilgileri Karşılaştırılmadan Eksik İncelemeyle Hüküm Kurulamayacağı, Takdiri İndirim Gerekçesi ile HAGB/Erteleme Kararları Arasında Çelişki Yaratılamayacağı – Yargıtay 4. Ceza Dairesi)
🏛️ KARAR KÜNYESİ
Yüksek Mahkeme: Yargıtay 4. Ceza Dairesi
Esas No: 2016/8682
Karar No: 2020/6996
Karar Tarihi: 16/06/2020
İncelenen Karar: Asliye Ceza Mahkemesi
💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ
Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Yerel mahkemece sanıklar hakkında tehdit, hakaret ve kasten yaralama suçlarından kurulan mahkumiyet hükmü temyiz edilmiştir. Yargıtay incelemesinde, suç tarihlerinin hakaret ve tehdit için 03/01/2011, kasten yaralama için ise 08/01/2011 olduğu, kararda gösterilen suç tarihinin maddi hata niteliğinde olduğu belirlenmiştir. Sanıkların farklı tarihlerdeki mesajlarla gerçekleştirdiği iddia edilen eylemler ve değişen yasal düzenlemeler doğrultusunda dosya esastan incelenmiştir.
📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
Uzlaştırma Hükümleri: 6763 sayılı Kanun ile değişik CMK’nın 253. maddesi kapsamında tehdit suçunun uzlaştırma kapsamına alındığı, hakaret suçunun ise tehdit suçuyla birlikte işlenmesi nedeniyle uzlaşma kapsamında bulunmadığı, ancak yeni düzenleme karşısında hakaret suçu yönünden de uzlaştırma önerisinde bulunulması gerektiği gözetilerek hukuki durumun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu belirtilmiştir.
Eksik İnceleme ve Çelişkili Gerekçe: Müştekiye mesaj gönderilen hattın kime ait olduğu, sanıkların kullanıp kullanmadığı hususları sorulmadan, hat bilgileri, baz istasyonu ve IMEI eşleştirmeleri yapılmadan eksik incelemeyle hüküm kurulması hatalı bulunmuştur. Ayrıca takdiri indirim uygulanırken sanıklar hakkında “tekrar suç işlemeyeceği konusunda kanaat oluşmadığı” gerekçesiyle HAGB ve erteleme hükümlerine yer olmadığına karar verilerek gerekçede çelişki yaratılması bozma nedeni sayılmıştır. Kasten yaralama suçunda ise teşhis işlemi yapılmadan ve sanığın suç tarihinde işyerinde olup olmadığı araştırılmadan hüküm kurulması eleştirilmiştir.
🏁 SONUÇ VE HÜKÜM
Sanıkların temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden hükümlerin 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas mahkemesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.
⚖️ DAVAPORT YORUMU
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 4. Ceza Dairesi bu kararında, uzlaştırma kurumunun kapsamındaki yasal değişikliklerin yargılamaya etkisini detaylıca incelemiştir. Özellikle elektronik haberleşme araçlarıyla (mesajlaşma) işlenen suçlarda HTS, baz ve IMEI incelemelerinin eksiksiz yapılmasının zorunlu olduğuna dikkat çekmiştir. Ayrıca mahkeme kararlarında takdiri indirim gerekçeleri ile HAGB/erteleme kararları arasında çelişki bulunmamasının adil yargılanma hakkı ve gerekçe zorunluluğunun gereği olduğu vurgulanmıştır.
(URL Adreslerindeki İçeriklerin Eksik İnceleme İle Tespit Edilmeden ve İnternet Erişimi Kısıtlılığı Gerekçe Gösterilerek Erişimin Engellenmesi Talebinin Reddedilemeyeceği, Uzman Bilirkişi Vasıtasıyla İnceleme Yapılması Gerektiği – Kanun Yararına Bozma)
🏛️ KARAR KÜNYESİ
Yüksek Mahkeme: Yargıtay 7. Ceza Dairesi
Esas No: 2021/20316
Karar No: 2021/14118
Karar Tarihi: 02/11/2021
İncelenen Karar: İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği (09/12/2020 T., 2020/5416 D. İş)
İlk Derece Kararı: İstanbul 12. Sulh Ceza Hâkimliği (19/11/2020 T., 2020/4913 D. İş)
💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ
Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Göğüs hastalıkları uzmanı olan talep edenin vekili, müvekkilinin çalıştığı hastanede covid-19 şüphesi ile gelen bir şahsın asılsız şikayetleri ve bu olayın sosyal medyada yayılması sonucunda kişilik haklarının ihlal edildiğini belirterek ilgili internet sitelerindeki içeriklere erişimin engellenmesini talep etmiştir. İlk derece hâkimliği, talep dilekçesinde ve ekli belgelerde URL adreslerinin yer almadığı ve kişilik hakkı ihlalinin tespit edilemediği gerekçesiyle talebi reddetmiştir. Bu karara yapılan itirazın merciince reddedilmesi üzerine Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozma isteminde bulunulmuştur.
📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
Uzman Bilirkişi İncelemesi Zorunluluğu: Talep dilekçesinde belirtilen URL adreslerindeki içeriklere erişilip erişilemediği, anılan içeriklerin nelerden ibaret olduğu ile içeriklerin talep edenin kişilik haklarını ihlal edip etmediği ve basın özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı tespit edildikten sonra bir karar verilmesi gerekmektedir.
Eksik İnceleme Gerekçesi: Talep ekindeki ekran görüntülerinde URL adreslerinin yer almadığı veya Adalet Bakanlığı güvenli bilgisayar ağındaki kısıtlı internet erişimi nedeniyle içeriğin denetlenemediği gerekçesiyle talebin reddedilmesi kanuna aykırı bulunmuştur.
🏁 SONUÇ VE HÜKÜM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği kararının 5271 sayılı CMK’nın 309/4-a maddesi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA,
Müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.
⚖️ DAVAPORT YORUMU
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 7. Ceza Dairesi bu kararında, mahkemelerin teknik imkansızlıkları veya kısıtlı internet erişimi gibi gerekçeleri öne sürerek erişimin engellenmesi taleplerini şekli eksikliklerle reddedemeyeceğini belirtmiştir. İnternet ortamındaki yayınların kişilik haklarını ihlal edip etmediğinin tespiti için uzman bilirkişi vasıtasıyla içerik incelemesi yapılmasının zorunlu olduğu net bir şekilde vurgulanmıştır.
(Başvuru Dilekçesi ve Ekinde Yer Alan URL Adresleri ile İçeriklerin Denetime Elverişli Şekilde Uzman Bilirkişi Vasıtasıyla Tespit Edilmeden Eksik İncelemeyle Erişimin Engellenmesi Talebinin Reddedilemeyeceği – Kanun Yararına Bozma)
🏛️ KARAR KÜNYESİ
Yüksek Mahkeme: Yargıtay 7. Ceza Dairesi
Esas No: 2021/18614
Karar No: 2021/13212
Karar Tarihi: 21/10/2021
İncelenen Karar: Samsun 2. Sulh Ceza Hâkimliği (09/07/2020 T., 2020/2436 D. İş)
İlk Derece Kararı: Samsun 1. Sulh Ceza Hâkimliği (18/06/2020 T., 2020/2096 D. İş)
💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ
Dava Konusu ve Yargılama Süreci: İlgili vekili, müvekkilinin profesyonel dönem öncesi ses kayıtlarının, siyasi içeriklerin ve ele geçirilen sosyal medya hesapları üzerinden telefon numarası ile küçük düşürücü paylaşımların yapıldığını belirterek, belirtilen internet sitelerindeki içeriklere erişimin engellenmesini talep etmiştir. İlk derece hâkimliği, talep dilekçesinde URL adreslerinin ve ihlal açıklamalarının yer almadığı, adreslerin denetime elverişli olmadığını gerekçe göstererek talebi reddetmiştir. Bu karara yapılan itirazın merciince reddedilmesi üzerine Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozma isteminde bulunulmuştur.
📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
URL Adresleri ve Uzman Bilirkişi İncelemesi: Dosya kapsamında ve CD içeriğinde başvuruya konu internet hesaplarının URL adreslerinin ve ekran görüntülerinin bulunduğu, başvurucunun unutulma hakkının bulunduğu dikkate alınmalıdır.
Eksik İnceleme Yasağı: Talep ve itiraz dilekçesinde belirtilen URL adreslerindeki içeriklere erişilip erişilemediği ve içeriklerin nelerden ibaret olduğu uzman bilirkişi vasıtasıyla tespit edilip, denetime ve incelemeye esas olacak şekilde dosya arasına alındıktan sonra karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeyle itirazın reddine karar verilmesi isabetsizdir.
🏁 SONUÇ VE HÜKÜM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Samsun 2. Sulh Ceza Hâkimliği kararının 5271 sayılı CMK’nın 309/4-a maddesi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA,
Müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.
⚖️ DAVAPORT YORUMU
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 7. Ceza Dairesi bu kararında, internet ortamındaki kişilik hakkı ihlalleri ve unutulma hakkı kapsamındaki erişimin engellenmesi taleplerinde mahkemelerin şekli gerekçelerle ve eksik incelemeyle karar veremeyeceğini vurgulamıştır. URL adreslerinin ve içeriklerin denetime elverişli hale getirilmesi için uzman bilirkişi incelemesi yaptırılmasının zorunlu olduğu net bir şekilde ortaya konulmuştur.
(Sosyal Ağ Sağlayıcılarına Ait URL Adreslerinin “https” Protokolünü Kullanması Gerekçesiyle Erişimin Engellenmesi Talebinin Reddedilemeyeceği, İnternet Yayın Uzantılarının Protokol Türüne Bakılmaksızın Esastan İnceleme Yapılması Gerektiği – Kanun Yararına Bozma)
🏛️ KARAR KÜNYESİ
Yüksek Mahkeme: Yargıtay (İlgili Ceza Dairesi)
Esas No: (Kanun Yararına Bozma İncelemesi)
Karar Tarihi: 01/02/2021
İncelenen Karar: Bakırköy 6. Sulh Ceza Hâkimliği (18/07/2019 T., 2019/3772 D. İş)
İlk Derece Kararı: Bakırköy 5. Sulh Ceza Hâkimliği (05/07/2019 T., 2019/3842 D. İş)
💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ
Dava Konusu ve Yargılama Süreci: İlgili vekili, 5651 sayılı Kanun uyarınca www.youtube.com, www.instagram.com ve www.twitter.com adreslerinde yayımlanan içeriklerin kişilik haklarını ihlal ettiğini belirterek erişimin engellenmesini talep etmiştir. İlk derece hâkimliği, yerli kaynaklı bir kısım URL adresleri yönünden talebi kabul ederken; yabancı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcılarının URL adreslerinin “https” protokolünü kullanması ve teknik olarak infazın mümkün olmadığını belirtmesi gerekçesiyle diğer URL’ler yönünden talebi reddetmiştir. Bu karara yapılan itirazın merciince reddedilmesi üzerine Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozma isteminde bulunulmuştur.
📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
URL Adreslerinin Uzantısı ve Teknik Gerekçeler: 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi gereğince sulh ceza hâkimliklerince yapılacak inceleme, kişilik hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespitiyle sınırlıdır. URL adresinin “http” veya “https” uzantılı olmasının mahkemenin vereceği karar bakımından herhangi bir hukuki önemi bulunmamaktadır.
İnfaz Kabiliyeti ve İnceleme Sınırları: Erişimin engellenmesi kararının uygulanmasına (infazına) dair teknik gerekçeler hâkimliğin inceleme konusu olamaz. Bu hususlar yalnızca kararın Erişim Sağlayıcıları Birliği tarafından infazı sırasında dikkate alınabilecek teknik detaylardır. Merciince, yayının kişilik haklarını ihlal edip etmediği ve basın özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı esastan araştırılarak bir karar verilmesi gerekirken, teknik yetersizlik gerekçesiyle itirazın reddedilmesi isabetsizdir.
🏁 SONUÇ VE HÜKÜM
Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Bakırköy 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararının 5271 sayılı CMK’nın 309/4-a maddesi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA,
Müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.
⚖️ DAVAPORT YORUMU
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay bu kararında, sosyal ağ platformlarının (YouTube, Twitter, Instagram vb.) “https” protokolü kullanmasının erişimin engellenmesi kararı verilmesine hukuki bir engel teşkil etmediğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Mahkemelerin teknik infaz engellerini gerekçe göstererek talepleri reddedemeyeceği, esas olanın kişilik haklarının ihlal edilip edilmediğinin tespiti olduğu vurgulanmıştır.
(Sanığın Tartışma Nedeniyle Evi Terk Ederken Elektrik ve Suyu Kapattırarak Eşi ve 13 Yaşındaki Çocuğunu Susuz ve Elektriksiz Bırakmasının TMK m. 185/2 ve m. 194/1’e Aykırılık Teşkil Ettiği ve Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçunu Oluşturduğu – Beraat Kararının Bozulması)
Yüksek Mahkeme: Yargıtay 4. Ceza Dairesi
Esas No: 2013/17388
Karar No: 2015/32944
Karar Tarihi: 02/07/2015
İncelenen Karar: Denizli (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesi (12/01/2012 T., 2009/669 E., 2012/11 K.)
Suçlar: Tehdit, hakaret, aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali
Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Sanığın, tartışma sonrasında evi terk ederken elektrik ve suyu ilgili birimlerden kapattırarak katılan eşini ve 13 yaşındaki müşterek çocuklarını elektriksiz ve susuz bıraktığı iddiasıyla tehdit, hakaret ve aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçlarından dava açılmıştır. Yerel mahkemece tehdit ve hakaret suçlarından kurulan hükümlerin yanı sıra aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçundan sanığın beraatine karar verilmiştir. Hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yükümlülüğe Aykırı Davranış ve Suçun Oluşumu: Dosya kapsamındaki deliller, tanık beyanları ve tutanaklardan anlaşıldığı üzere; sanığın evi terk ederken elektrik ve suyu kapattırarak eşini ve 13 yaşındaki çocuğunu susuz ve elektriksiz bırakması, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 185/2. maddesindeki çocukların bakım, eğitim ve gözetimine özen gösterme yükümlülüğüne ve aynı Kanun’un 194/1. maddesindeki buyurucu hükümlere aykırılık teşkil etmektedir.
Mahkumiyet Yerine Beraat Kararı Verilmesinin Hatalı Olması: Sanığın eşinin aile konutu üzerindeki haklarını sınırlayan bu eyleminin, aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçunu oluşturduğu gözetilmeden mahkumiyeti yerine beraatine karar verilmesi isabetsiz bulunmuştur.
Tehdit ve hakaret suçlarından kurulan hükümlerin ONANMASINA,
Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçundan kurulan beraat hükmünün istem gibi BOZULMASINA,
Yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 4. Ceza Dairesi bu kararında, eşlerin ve çocukların barınma, iaşe ve temel yaşam koşullarını (su, elektrik vb.) kasıtlı olarak kısıtlamanın veya ortadan kaldırmanın yalnızca medeni hukuk kapsamında bir ihlal olmadığını, aynı zamanda Türk Ceza Kanunu anlamında “aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali” suçunu oluşturacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesinde, özellikle yaşamı doğrudan etkileyen temel altyapı hizmetlerinin kasten kesilmesinin cezai sorumluluk doğuracağı vurgulanmıştır.
(Sosyal Medyada Gerçekleşen Karşılıklı Yazışmalarda Başlamış ve Devam Eden Haksız Bir Saldırı Bulunmadığı Halde Meşru Müdafaa Hükümlerine Dayanarak Ceza Verilmesine Yer Olmadığına Karar Verilmesinin ve Beraat Yerine Bu Şekilde Hüküm Kurulmasının İsabetsiz Olduğu – Bozma Kararı)
Yüksek Mahkeme: Yargıtay 4. Ceza Dairesi
Esas No: 2020/21645
Karar No: 2022/4097
Karar Tarihi: 09/02/2022
Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi
Davanın Konusu: Tehdit Suçu
Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Sanığın, mağdur ile sosyal paylaşım sitesi üzerinden karşılıklı yazışırken mağduru tehdit ettiği iddiasıyla açılan kamu davasında, yerel mahkemece sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Karar Cumhuriyet savcıları tarafından temyiz edilmiştir.
Yasal Düzenleme ve Meşru Müdafaa Şartları: 5237 sayılı TCK’nın 25/1. maddesinde; “Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez” şeklindeki düzenlemeye göre, meşru müdafaa hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru müdafaanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Somut Olayın Değerlendirilmesi: Sanığın, ablası ile bir dönem arkadaşlık yapan ve hakkında soruşturma yürütülüp kamu davası açıldığı anlaşılan mağdur ile facebook isimli sosyal paylaşım sitesi üzerinden karşılıklı yazışırken, mağduru tehdit ettiği iddiası ile açılan kamu davasında, suçun işlendiği anda mağdurun başlamış ve devam eden sanığa ya da yakınlarına ait bir hakka yönelmiş ciddi tehlike oluşturacak bir saldırısı bulunmadığı ve sanığın iddia olunan eyleminin meşru savunma sınırları içinde olmadığı gözetilmeden, sanığın savunması tespit edilip, tüm deliller toplanıp, olayın çıkış sebebi üzerinde durularak TCY’nın 29. maddesindeki haksız tahrik hükümlerinin sanık lehine uygulanma olanağı tartışıldıktan sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz bulunmuştur.
Kabule Göre Hatalı Uygulama: Sanığın eyleminin, TCK’nın 25/1. maddesi gereğince meşru müdafaa sınırları içinde kaldığı kabul edilmesine karşın, TCK’nın 25/1 ve CMK’nın 223/2-d maddeleri gereğince beraat yerine ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi kanuna aykırıdır.
Yerel mahkeme kararının kanuna aykırı bulunması nedeniyle O Yer ve Üst Cumhuriyet Savcılarının temyiz nedenleri yerinde görülerek hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 4. Ceza Dairesi bu kararında, meşru savunmanın unsurlarını detaylıca ortaya koymuş; sosyal medyada gerçekleşen karşılıklı yazışmalarda fiili ve güncel bir haksız saldırı bulunmadıkça meşru müdafaa hükümlerinin uygulanamayacağını, ayrıca meşru müdafaa kabul edildiği hallerde beraat yerine “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu net bir şekilde tescillemiştir.
(Boşanma Davasında Delil Elde Etmek veya Suç Duyurusunda Bulunmak Amacıyla Katılanla Yapılan Telefon Konuşmasının Gizlice Kayda Alınıp CD İle Mahkemeye Sunulması Eyleminin Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Suçunu Oluşturduğu – Onama Kararı)
Yüksek Mahkeme: Yargıtay 12. Ceza Dairesi
Esas No: 2014/11623
Karar No: 2015/20
Karar Tarihi: 12/01/2015
Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi
Davanın Konusu: Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Suçu (Gizli Ses Kaydı Alınması ve Delil Olarak Sunulması)
Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Sanık, boşanma davasında yalan tanıklık yaptığını iddia ettiği bacanağı olan katılanla yaptığı telefon görüşmesini gizlice kayda almış, ses kayıtlarını CD’ye aktarıp savcılığa ve boşanma dosyasına delil olarak sunmuştur. Yerel mahkemece sanık hakkında TCK’nın 132/3. maddesi gereğince haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan mahkumiyet hükmü kurulmuş, karar sanık tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuka Aykırı Delil Üretme ve Gizli Kayıt: Sanığın, bir daha delil elde etme olanağının bulunmadığı veya kaybolma olasılığı olan mevcut delilin muhafazasını sağladığı bir durum söz konusu değildir. Sanık, önceden planlı şekilde katılan hakkında şikayette bulunmak ve boşanma dosyasına delil oluşturmak amacıyla konuşmaları gizlice kayda almıştır.
Suçun Unsurları: Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların hukuka aykırı olarak bir aletle kaydedilmesi ve adli makamlara delil olarak sunulması eyleminde sanığın hukuka uygun davrandığı kabul edilemeyeceğinden, mahkumiyet kararında isabetsizlik görülmemiştir.
Sanığın temyiz itirazlarının reddiyle hükmün oy birliğiyle ONANMASINA karar verilmiştir.
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 12. Ceza Dairesi bu kararında, boşanma davasında veya savcılık şikayetinde delil elde etmek amacıyla karşı tarafın bilgisi ve rızası olmadan telefon görüşmelerini gizlice kayda alıp sunmanın “haberleşmenin gizliliğini ihlal” suçunu oluşturacağını ve bu kayıtların hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu net bir şekilde tescillemiştir.
(Mağdurun Telefonunu Alıp Mesajları Kontrol Ettikten Sonra “O Zamana Kadar Telefonun Bende Kalacak” Diyerek Ayrılması Şeklindeki Eylemin Yağma Suçunu Oluşturduğu, Suçun Unsuru Olan Tehdit Nedeniyle Eylemin Bölünerek Yazılı Şekilde Tehdit Suçundan Hüküm Kurulmasının İsabetsiz Olduğu – Bozma Kararı)
Yüksek Mahkeme: Yargıtay 6. Ceza Dairesi
Esas No: 2017/123
Karar No: 2019/4574
Karar Tarihi: 08/10/2019
Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi
Davanın Konusu: Yağma (Suç vasfının değişmesi suretiyle tehdit olarak kabul edilip hüküm kurulması)
Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Sanık hakkında yağma suçundan açılan kamu davasında, yerel mahkemece eylemin yağma suçunun unsuru niteliğinde olan tehdit suçunu oluşturduğu kabul edilerek eylem bölünmüş; yağma suçundan beraat, tehdit suçundan ise mahkumiyet ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Hükmün açıklanması sonrasında verilen mahkumiyet kararı sanık savunmanı tarafından temyiz edilmiştir.
Eylemin Bölünmezliği ve Suçun Nitelendirilmesi: Sanığın, mağduru dışarı çağırıp tehdit ettikten sonra tokat atıp cebindeki telefonu alarak mesajları kontrol ettiği ve “Sen mesaj atmadıysan mesaj atanı bul bana getir, o zamana kadar telefonun bende kalacak” diyerek ayrıldığı olayda, eylemin bir bütün olarak yağma suçunu oluşturduğu gözetilmelidir.
Infazda Tereddüt: Eylemin bölünerek yağma suçundan beraat, tehdit suçundan mahkumiyet verilmek suretiyle iki kesin sonuç doğuracak ve infazda tereddütlere yol açacak şekilde hüküm kurulmasının bozmayı gerektirdiği kabul edilmiştir.
Sanık savunmanının temyiz itirazları yerinde görülerek hükmün oy birliğiyle BOZULMASINA, 1412 sayılı CMUK’un 326/son maddesi uyarınca sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına karar verilmiştir.
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 6. Ceza Dairesi bu kararında, malın geçici bir süre için (teminat veya baskı amacıyla) alınması durumunda dahi yağma suçunun unsurlarının oluşabileceğini, suçun unsuru olan tehdit eyleminin ayrı bir suça dönüştürülerek eylemin bölünemeyeceği bu karar ile kabul edilmiştir.
(Sanık Babanın Velayeti Kendisinde Bulunan Çocuğunu Eve Almayıp Sokakta veya Başka Yerde Kalmasına Sebep Olması ve İhtiyaçlarını Karşılamaması Eyleminin Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali Suçunu Oluşturduğu – Beraat Kararının Bozulması)
Yüksek Mahkeme: Yargıtay 18. Ceza Dairesi
Esas No: 2015/24848
Karar No: 2016/10214
Karar Tarihi: 11/05/2016
Mahkemesi: Sulh Ceza Mahkemesi
Davanın Konusu: Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali (TCK m. 233)
Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Sanık babanın, velayeti kendisinde bulunan çocuğunu yeni evlendiği eşinin istememesi gerekçesiyle eve almadığı, kıyafet ve kitaplarını markete bırakarak okuluna devam etmesini söylediği olayda; yerel mahkemece sanık hakkında beraat kararı verilmiştir. Hüküm, katılanlar vekili ve Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmiştir.
Suçun Unsurları ve Maddi Olay: Sanığın eşinden boşandığı, müşterek çocukların velayetinin kendisine verildiği, yeni evlendiği eşinin kabul etmemesi nedeniyle çocukların evde barınamadığı, sanığın kızını eve almayarak mağduriyete sebep olduğu dosya kapsamı, mesaj tespit tutanakları ve sanık savunmasıyla sabittir.
Mahkûmiyet Kararı Verilmesi Gerekliliği: Velayet hakkı kendisine verilen babanın, çocuğun bakım, eğitim ve barınma gibi temel aile hukuku yükümlülüklerini kasıtlı olarak yerine getirmemesi ve çocuğu evden uzaklaştırması eyleminin TCK m. 233 kapsamında aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde beraat kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Yerel mahkeme kararının kanuna aykırı görülerek Tebliğname’ye uygun olarak BOZULMASINA, dosyanın esas ve hüküm mahkemesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 18. Ceza Dairesi bu kararında, velayet hakkını elinde bulunduran ebeveynin, yeni evliliğini veya kişisel huzurunu bahane ederek küçücük çocuğun barınma ve bakım ihtiyacını ortadan kaldırmasının cezai yaptırımsız bırakılamayacağını tescillemiştir. Çocukların bakımı ve korunması yükümlülüğü velayet hakkının en temel unsurudur.
Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı hem ceza hukuku mantığına hem de çocuk haklarına ve sosyal devlet ilkesine son derece uygundur. Ebeveynlerin kendi özel hayatlarındaki değişiklikleri öne sürerek çocuklarını sokağa itercesine bakımsız ve barınaksız bırakması suç teşkil etmeli ve kanunen cezalandırılmalıdır. Karar bu yönüyle son derece isabetlidir.
(Telefonla Oynayıp Okula Geç Kalan 10 Yaşındaki Çocuğunun Baldırına Ayakkabı ile Vuran Babanın Eyleminin Tedip Hakkı Kapsamında Değerlendirilemeyeceği ve Altsoya Karşı Kasten Yaralama Suçunu Oluşturacağı – Direnme Kararının Yerinde Görülmeyerek Dosyanın Ceza Genel Kuruluna Gönderilmesi)
Yüksek Mahkeme: Yargıtay 1. Ceza Dairesi
Esas No: 2022/11750
Karar No: 2023/4281
Karar Tarihi: 15/06/2023
Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi
Davanın Konusu: Kasten Yaralama (Altsoya Karşı Fiziki Şiddet ve Tedip Hakkı Sınırı)
Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Sanık baba, telefonla oynaması nedeniyle okula geç kalan 10 yaşındaki oğlunun baldırına ayakkabı ile vurarak basit tıbbi müdahale ile giderilebilir ölçüde yaralamıştır. İlk derece mahkemesince eylemin tedip ve terbiye hakkı kapsamında kaldığı gerekçesiyle beraat kararı verilmiş; bozma sonrası verilen direnme kararı üzerine dosya Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından incelenmiştir.
Suçun Unsurları ve Sübut: Suç tarihinde 10 yaşını doldurmuş olan katılan çocuğun telefonla vakit geçirip okula geç kalması üzerine sanığın baldırına ayakkabı ile vurarak yaralama eylemi sabit görülmüştür.
Tedip Hakkı Sınırı: Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak alt soyu olan çocuğa karşı işlenen kasten yaralama suçunda, eylemin “tedip ve terbiye hakkı” kapsamında olduğundan bahisle beraat kararı verilmesi hukuka aykırıdır. Eylem tüm unsurlarıyla kasten yaralama suçunu oluşturmaktadır.
İlk derece mahkemesinin direnme kararı yerinde görülmediğinden bozma kararının düzeltilmesine yer olmadığına ve dosyanın direnme kararını incelemek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE oy birliğiyle karar verilmiştir.
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay, ebeveynlerin disiplin hakkının (tedip hakkı) fiziksel şiddeti, darp veya cebiri hiçbir suretle meşrulaştıramayacağını bir kez daha tescillemiştir. Özellikle altsoya karşı gerçekleştirilen ve basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek de olsa darp eylemlerinin cezasız kalmaması gerektiği vurgulanmıştır.
Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın yaklaşımı çocukların korunması ve fiziksel şiddetin meşrulaştırılmasının önüne geçilmesi adına son derece yerindedir. Disiplin ile şiddet arasındaki çizginin korunamadığı durumlarda ceza hukuku devreye girmelidir.
(Sigara İçen Oğlunun Yüzüne Tokat Atan Sanık Babanın Eyleminin “Tedip Hakkı” (Terbiye Etme Hakkı) Kapsamında Değerlendirilemeyeceği ve Kasten Yaralama Suçundan Mahkumiyetine Karar Verilmesi Gerektiği – Bozma Kararı)
Yüksek Mahkeme: Yargıtay 3. Ceza Dairesi
Esas No: 2019/17622
Karar No: 2019/21618
Karar Tarihi: 26/11/2019
Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi
Davanın Konusu: Kasten Yaralama (Sanık Babanın Sigara İçen Çocuğunu Darp Etmesi)
Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Sanık babanın, oğlu olan mağduru sigara içerken görmesi üzerine yüzüne iki tokat atması olayında, yerel mahkemece sanığın eyleminin “tedip hakkı” (terbiye etme hakkı) kapsamında kaldığı ve suç oluşturmadığı gerekçesiyle beraat hükmü kurulmuştur. Hüküm, o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmiştir.
İkrar ve Delil Durumu: Oluşa ve dosya kapsamına göre, sanık babanın sigara içerken gördüğü oğlunun yüzüne iki tokat attığına ilişkin ikrarı ve mağdur beyanları sabittir.
Tedip Hakkı (Terbiye Hakkı) Değerlendirmesi: Çocuğa karşı sigara içtiği gerekçesiyle uygulanan fiziksel şiddetin “tedip hakkı” kapsamında değerlendirilerek suç oluşturmadığının kabulü yasal ve yerinde değildir. Sanığın sabit olan kasten yaralama suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken yasal olmayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Temyiz sebeplerinin kabulü ile hükmün 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 3. Ceza Dairesi bu kararında, modern ceza hukuku ve çocuk koruma ilkeleri çerçevesinde “tedip hakkı” (disiplin/terbiye etme hakkı) kavramının fiziksel şiddeti hiçbir şekilde meşrulaştıramayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Çocuğun sigara içmesi gibi hallerde dahi fiziksel darp fiillerinin disiplin hakkı kisvesi altında cezasız kalamayacağı vurgulanmıştır.
Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı çocuk hakları, üstün yarar ilkesi ve ceza hukuku ilkeleri açısından son derece yerindedir. Fiziksel şiddet içeren eylemlerin hiçbir hukuki dayanakla “terbiye” adı altında aklanamayacağı ve kasten yaralama suçunu oluşturacağı kabulü hukuka tam uygundur.
(Sanığın Kasten Yaralama Eylemini Annesine Karşı Silahtan Sayılan Televizyon Kumandası ile Gerçekleştirmesi ve Birden Fazla Nitelikli Halin Bir Araya Gelmesi Nedeniyle Temel Ceza Belirlenirken Alt Sınırdan Uzaklaşılması Gerekirken Eksik Ceza Tayin Edilmesinin Aleyhe Temyiz Bulunmadığından Bozma Yapılmadığı, TCK’nın 53. Maddesindeki İptal Hususunun İnfaz Aşamasında Dikkate Alınabileceği ve Temyiz Sebeplerinin Reddîyle Hükümlerin Onandığı – Onama Kararı)
Yüksek Mahkeme: Yargıtay (Kapatılan) 3. Ceza Dairesi
Esas No: 2020/13967
Karar No: 2020/18979
Karar Tarihi: 15.12.2020
Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi
Davanın Konusu: Kasten Yaralama ve Tehdit (Mahkumiyet)
Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Mahalli mahkemece kasten yaralama ve tehdit suçlarından kurulan mahkumiyet hüküm ve kararları temyiz edilmekle dosya okunarak incelenmiştir.
Nitelikli Haller ve Temel Cezanın Belirlenmesi: Sanığın yaralama eylemini annesine karşı silahtan sayılan televizyon kumandası ile gerçekleştirdiği kabul edilmesine rağmen, birden fazla nitelikli halin (5237 sayılı TCK’nın 86/3-a ve 86/3-e maddeleri) aynı olayda gerçekleşmesi sebebiyle TCK’nın 61. maddesindeki ölçütler ve TCK’nın 3. maddesindeki cezada orantılılık ilkesi dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle eksik ceza tayini, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
TCK 53. Madde Uygulaması: Kasti suçlardan verilen hapis cezalarının mahkumiyetin kanuni sonucu olarak, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile TCK’nın 53. maddesindeki bazı ibareler iptal edilmiş ise de, bu husus infaz aşamasında dikkate alınabileceğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
Temyiz İncelemesi: Yapılan yargılama, toplanan deliller, mahkemenin inanç, takdir ve gerekçesine göre sanığın temyiz sebeplerinin reddine karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle sanığın temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin isteme uygun olarak ONANMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay (Kapatılan) 3. Ceza Dairesi bu kararında, hem altsoytan olan anneye karşı işlenmesi hem de silahtan sayılan bir nesnenin (televizyon kumandası) kullanılması suretiyle birden fazla nitelikli halin bir arada gerçekleştiği kasten yaralama suçlarında temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğini, ancak aleyhe temyiz olmaması durumunda bu hususun bozma nedeni yapılamayacağını tescil etmiştir.
Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, usul hukukundaki aleyhe değiştirme yasağı (aleyhe temyiz yokluğu) ilkesinin ceza miktarındaki hatalara etkisini ve Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının infaz aşamasındaki yerini göstermesi bakımından isabetlidir.

[elementor-template id=”Dilekçe Kataloğu Popup”]