
🏛️ KARAR KÜNYESİ
Daire: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
Esas / Karar No: 2024/1086 E. – 2025/500 K.
Karar Tarihi: 16.04.2025
Yerel Mahkeme: Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi (2023/238 E. – 2024/90 K. – 09/05/2024)
💡 ÖZET SMK m. 79/1 uyarınca tasarımın hükümsüzlüğü kararı geçmişe etkili olup, tasarım hakkının hiç doğmamış sayılması sonucunu doğurur; bu nedenle hükümsüz kılınan tasarıma dayalı tecavüz iddiaları dinlenemez. Tescille korunmayan ve uzun süre önce piyasaya sürülmüş olan ürün tasarımları herkes tarafından serbestçe kullanılabileceğinden, bu nitelikteki kullanımlar haksız rekabet teşkil etmez. Ayrıca şişe tasarımlarında, tasarımcının seçenek özgürlüğü ile ambalaj sektörünün zorunlu geometrik formları dikkate alınarak; genel formlardaki esinlenmeler serbestisi korunduğu müddetçe, gövde, boyun, kabartma ve detay süslemeler yönünden bilgilenmiş kullanıcı nezdinde ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunmadıkça tasarıma tecavüzden söz edilemez.
⚖️ UYUŞMAZLIK VE MADDİ VAKIA Asıl dava, davacıya ait tescilli tasarımlara tecavüzün tespiti ve önlenmesi ile haksız rekabetin men’i istemine; birleşen dava ise bu tasarımların yenilik vasfı taşımaması nedeniyle hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi, davacının iki tasarımının başvuru tarihinden önce kamuya sunulduğu gerekçesiyle birleşen davanın kabulü ile tasarımların hükümsüzlüğüne; diğer tasarım yönünden ise davalının ürettiği şişe ile benzerlik bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine karar vermiştir. Uyuşmazlık; hükümsüzlük kararının geçmişe etkisi karşısında tecavüz ve haksız rekabet iddialarının durumu ile tescili devam eden şişe tasarımı yönünden davalı eyleminin tasarıma tecavüz ve haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı noktalarındadır.
🎯 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ GEREKÇESİ “Davacı adına tescilli tasarımların başvuru tarihlerinden önce kamuya sunuldukları bilirkişi raporuyla sabit olup, SMK m. 77/1, 56 ve 57 uyarınca hükümsüzlük koşulları mevcuttur. SMK’nun 79/1. maddesi uyarınca hükümsüzlük kararı geçmişe etkili olduğundan ve tasarım hakkı hiç doğmamış sayılacağından, davacının ileri sürebileceği tescilli bir hakkı kalmamıştır; tescille korunmayan ve uzun süre önce piyasaya sürülmüş olan ürün tasarımları herkes tarafından kullanılabileceğinden davalının eylemi haksız rekabet de oluşturmaz. Davacının tescili süren şişe tasarımı ile davalı ürünü incelendiğinde; tasarımcının seçenek özgürlüğü ve zorunlu unsurlar dikkate alındığında, iki ürün arasındaki tek benzerliğin dikdörtgen formları olduğu, davacı tasarımında gövdenin daha büyük/uzun, boynun kısa ve düz olduğu, dört köşeden ikisinin oval, ikisinin keskin hatlı olduğu ve üzerinde özgün kabartma/zigzag çizgiler ile daire şeklinde kabartma barındırdığı; davalı ürününde ise gövdenin kısa, boynun uzun ve bombeli olduğu, bu detay unsurların bulunmadığı görülmüştür. Dolayısıyla, ürünlerin bilgilenmiş kullanıcı tarafından benzer olarak algılanması söz konusu olmayıp ayırt edilemeyecek derecede benzer olmadıklarından tasarıma tecavüz ve haksız rekabet vakıası gerçekleşmemiştir.”
🏁 HÜKÜM / SONUÇ İlk derece mahkemesinin tasarımların hükümsüz kılınması ile benzerlik bulunmaması nedeniyle asıl davanın reddine ilişkin kararı denetime ve hukuka uygun bulunarak, davacı-birleşen davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK m. 353/1-b-1 uyarınca ESASTAN REDDİNE, bakiye eksik harçların mahsubuna, Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.
✍️ DAVAPORT YORUMU (TASARIMDA ESİNLENME SERBESTİSİ) Fikri mülkiyet hukukunda “tasarımda esinlenme serbestisi”, endüstriyel tasarımların gelişimini engellememek adına hayati bir role sahiptir. Özellikle şişe, kutu veya ambalaj gibi temel bir geometrik forma (örneğin dikdörtgen, silindir vb.) bağımlı olan sektörlerde, sadece bu ana formun benzer olması tecavüzün varlığı için yeterli kabul edilemez. Yüksek mahkeme bu kararıyla; kamuya mal olmuş genel formlardan esinlenmenin serbest olduğunu, tecavüz incelemesinin ise bu formun üzerine eklenen özgün detaylar (boyun kıvrımları, kabartmalar, zigzag hatlar) üzerinden yapılması gerektiğini netleştirmiştir. Ana formda esinlenilse dahi, detaylarda ayırt edici farklılıklar yaratılmışsa bilgilenmiş kullanıcı nezdinde tecavüz oluşmayacaktır. *Not Bu yorumu bağlayıcı değildir.
🏛️ KARAR KÜNYESİ
Daire: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
Esas / Karar No: 2025/1091 Esas – 2026/922 Karar
Karar Tarihi: 08.06.2026
Yerel Mahkeme: İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi (17/12/2024 günlü, E:2024/134, K:2024/310)
💡 ÖZET Davacı adına 42. sınıfta “Kosher (Koşer) belgelendirme hizmeti” vermek üzere tescilli bulunan güvence/garanti markasının, davalı şirket tarafından izin veya hizmet sözleşmesi olmaksızın internet ortamındaki ürün tanıtım ve satış görsellerinde kullanılması markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil eder. Davalıya ait web sitesinin iletişim ve sertifikalar bölümünde firmanın unvan ve adres bilgilerinin yer alması karşısında, söz konusu sitelerin veya yer sağlayıcının yurt dışı (ABD) menşeli olduğu yönündeki savunmalar sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Bu kapsamda ilk derece mahkemesince lisans bedeli esas alınarak hesaplanan maddi tazminat, itibar tazminatı ve manevi tazminat hükümlerinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
⚖️ UYUŞMAZLIK VE MADDİ VAKIA Davacı D.G. A.Ş., Türkiye’de …… dini vecibelerine uygun gıdalara “Kosher sertifikası” verme yetkisine sahip olduğunu ve 42. sınıfta tescilli “….” ibareli+şekilli garanti markasının sahibi olduğunu belirtmiştir. Davalı K.G.A.Ş.’nin; …….com, ……..com, ……..com ve …………com gibi e-ticaret sitelerinde satışa sunduğu ürün görsellerinde, bu güvence markasını izinsiz ve taklit biçimde kullandığını ileri sürerek tecavüzün tespiti, durdurulması ile maddi, manevi ve itibar tazminatı talepli dava açmıştır.
Davalı şirket ise, söz konusu internet sitelerinin ABD merkezli başka bir firmaya ait olduğunu, dijital görsellerle bağının bulunmadığını, yalnızca yurt dışına ihracat yaptığını ve iç piyasada faaliyeti olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince davanın tümden kabulüne karar verilmesi üzerine davalı taraf istinaf yoluna başvurmuştur.
🎯 GEREKÇE Davacının markası, 42. sınıfta tescilli bir garanti markası olup, üçüncü kişilerce kullanımı ancak bir “hizmet sözleşmesi” çerçevesinde mümkündür. Yapılan delil tespitleri ve bilirkişi incelemelerinde; bahse konu internet sitelerinde satışa sunulan davalı ürünlerinin görsellerinde davacının şerit/şekil markasının yer aldığı sabittir. Davalının ana web sitesi olan “…….com” adresinin iletişim kısmında davalı şirketin merkez ofis adresinin ve unvanının yazılı olması, ayrıca “sertifikalar” bölümündeki belgelerde doğrudan davalı şirket adının geçmesi sebebiyle, sitelerin kendisiyle ilgili olmadığı yönündeki savunmaları basiretli tacir ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Ceza soruşturma dosyasında (M.CBS) alınan ve ihlal olmadığını belirten rapor ise 29. sınıf (ürün) yönünden yapılmış olup; eldeki dava 42. sınıf (belgelendirme/hizmet) yönünden açılan bir garanti markası tecavüzü davasıdır. Davacının yıllık 2.500 USD üzerinden lisanslama yaptığı ve ihlalin 4 yıllık bir sürece yayıldığı dikkate alındığında 10.000 USD (dava tarihi karşılığı 59.565,-TL) maddi tazminat, güvence markasının itibarının zedelenmesi nedeniyle 3.000,-TL itibar tazminatı ve tüketici nezdindeki güven algısının sarsılması sebebiyle hükmedilen 7.000,-TL manevi tazminat miktarları usul ve esasa uygundur.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, bakiye 2.948,59 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, istinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, iki haftalık süre içinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 08/06/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.
✍️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, özellikle gıda sektöründe kritik öneme sahip olan “Kosher”, “Helal” veya “Organik” gibi belirli dinsel/sektörel standartları temsil eden garanti (güvence) markalarının korunması yönünden emsal niteliktedir. Garanti markaları, mal veya hizmetlerin kalitesini ve ortak özelliklerini garanti altına aldığı için izinsiz kullanımları doğrudan tüketici güvenini sarsar. Kararın en önemli pratik sonucu ise e-ticaret siteleriyle ilgilidir: Şirketler, üçüncü taraf küresel pazar yerlerinde (Amazon vb.) veya yurt dışı alan adlı sitelerde yer alan taklit markalı görsellerin kendilerine ait olmadığını iddia ederek sorumluluktan kaçamazlar; eğer o sitelerde kurumsal iletişim ve sertifika bilgileri şirketi işaret ediyorsa, dijital tecavüz eylemlerinden hukuken doğrudan sorumlu tutulurlar. *Buradaki yorum bağlayıcı değildir.
🏛️ KARAR KÜNYESİ
Mahkeme: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
Esas / Karar No: 2018/229 Esas – 2018/930 Karar
Karar Tarihi: 21/09/2018
Gerekçeli Kararın Yazıldığı Tarih: 21/09/2018
Yerel Mahkeme: Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Yerel Mahkeme Tarih ve Numarası: 28/12/2016 – 2015/334 E. – 2016/517 K.
Davanın Konusu: TPMK YİDK Marka Kararı İptali ve Hükümsüzlük
💡 DAVA VE İSTİNAF SÜRECİNİN ÖZETİ Davacılar vekili; müvekkili şirketin uzun yıllardır kardan şaftı üretimi yaptığını ve “Manisa Kardan” dahil birçok markanın sahibi olduğunu, davalı şirketin ise kötü niyetli ve planlı haksız rekabet eylemleriyle kurulduğunu, davalının “CMMR Manisa Kardan Cemmer” markasının müvekkilinin meşhur hale getirdiği ibareyi barındırdığını ileri sürerek YİDK kararının iptalini ve markanın hükümsüzlüğünü talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince; davacı markalarının tescil tarihinin davalı başvurusundan sonraki tarihli olduğu, davacıların ilgili ibare üzerinde üstün ve öncelikli bir haklarının (556 sayılı KHK m. 8/3) bulunmadığı ve kötü niyet iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacılar vekili, taraflar arasındaki geçmiş husumetleri ve haksız rekabet vakıalarını ileri sürerek karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
⚖️ DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE Dairece yapılan incelemede; dava konusu marka başvurusunun 7. ve 12. sınıflarda yapıldığı, bu sınıflar bakımından “Kardan” ibaresinin teknik bir kavram olarak vasıf (ürün niteliği) bildirdiği vurgulanmıştır. Davacıların “Manisa Kardan” ibaresini geçmişte markasal olarak kullandıklarını kanıtlayamadıkları, mevcut kullanımlarının ise markasal değil yalnızca ticaret unvanının kullanımı niteliğinde (“TIRSAN KARDAN… A.Ş.”) olduğu tespit edilmiştir.
Ayrıca taraflar arasında görülen ve kesinleşen bir başka dava dosyasında, davacı şirketin öncelik hakkını ispat edemediği gerekçesiyle “Manisa Kardan” ibareli kendi markasının hükümsüzlüğüne karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 02/10/2017 tarihli ilamıyla onandığı anlaşılmıştır. Bu doğrultuda yerel mahkemenin davanın reddi yönündeki vakıa ve hukuki değerlendirmesi usul ve esasa uygun bulunarak davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
1- Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 21/09/2018 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
💡 DAVAPORT YORUMU
Ankara BAM 20. Hukuk Dairesi’nin bu kararı, marka hukukunda “ticaret unvanının kullanımı” ile “markasal kullanım” arasındaki keskin sınırı net bir şekilde ortaya koymaktadır. Davacı tarafın uzun yıllara dayanan sektörel faaliyetine ve unvanındaki kullanımlara rağmen, “Manisa Kardan” ibaresini bağımsız bir marka gibi ayırt edici şekilde kullanıp tescilsiz marka korumasından yararlanacak düzeyde sınaî hak sahipliği yaratamadığı vurgulanmıştır. Kararın ikinci önemli yönü ise, “Kardan” gibi sektörel ve teknik bir terimin ilgili mal gruplarında (7. ve 12. sınıf motorlu taşıt parçaları) vasıf bildiren (tanımlayıcı) bir unsur olarak kabul edilmesidir. Bu durum, coğrafi işaret niteliğindeki şehir isimleriyle birleşen teknik kelimelerin, ek ayırt edici unsurlar (CMMR, CEMMER gibi şekil ve logolar) eklenmediği müddetçe tek bir firmanın tekeline bırakılamayacağını ve öncelik hakkına tek başına dayanak oluşturamayacağını hatırlatması bakımından emsal niteliktedir.
🏛️ KARAR KÜNYESİ
Mahkeme: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
Esas / Karar No: 2018/2062 Esas – 2020/259 Karar
Karar Tarihi: 21/02/2020
Gerekçeli Kararın Yazıldığı Tarih: 25/02/2020
Yerel Mahkeme: Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Yerel Mahkeme Tarih ve Numarası: 12/09/2018 – 2017/300 E. – 2018/327 K.
Davanın Konusu: TPMK YİDK Kararı İptali
💡 DAVA ÖZETİ Davacı vekili; “Casa Di Oliva” markasının ABD’de 2009 yılından bu yana davacı adına tescilli olduğunu, Ankara 4. FSHHM’nin E.2011/306 K.2012/109 sayılı kesinleşen kararıyla 2011-M-2215 sayılı YİDK kararının “zeytin, zeytin ezmeleri, yenilebilir bitkisel yağlar, zeytinyağı ve ayçiçek yağı” emtiası açısından iptali üzerine dava konusu 2009/23876 sayılı “şekil+CASA DI OLIVA” ibareli marka başvurusunun bu emtialar bakımından tekrar yayınlandığını, davalı şirketin itirazı üzerine başvurunun reddedildiğini, YİDK’ya yaptıkları itirazın da haksız reddedildiğini, oysa davalının markasının tek kelimeden, davacınınkinin ise 3 kelimeden oluştuğunu, markaların benzer olmadığını, “CASA” ibaresinin ev anlamına geldiğini ve tüketicilerin mobilya sektörü ile zeytin ibaresini barındıran bu markayı karıştırmayacağını ileri sürerek; 2017-M-4316 sayılı YİDK kararının iptalini talep ve dava etmiştir.
📌 CEVAP ÖZETİ Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili; kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı şirket vekili; davacının başvurusunun daha önce kesinleşen mahkeme kararı doğrultusunda ilgili emtialar yönünden tekrar yayına çıkması üzerine yaptıkları itiraza ilişkin verilen YİDK’nın 2017-M-4316 sayılı kararının davanın konusunu oluşturdonu, davacı başvurusundaki “OLIVA” ibaresinin zeytin anlamına geldiğini ve dava konusu emtia için tanımlayıcı olduğunu, başvurudaki vurgu ve tonlamanın “CASA” ibaresi üzerinde odaklandığını, davacı markasının tanınmış “CASA” ibareli seri markaların ayırt edici karakterine zarar vereceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
📌 İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk derece mahkemesince; davacının “CASA DI OLIVA” ibareli marka başvurusuyla davalı firmanın “casa” ibareli tescilli markası arasında başvuru kapsamında olup da reddedilen 29. sınıftaki “zeytin, zeytin ezmeleri, yenilebilir bitkisel yağlar; zeytin yağ, ayçiçeği yağı.” malları yönünden görsel ve sescil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, alıcı kitlesinin davacının markasını gördüğünde derhâl bunun davalının markasından farklı bir marka olduğunu algılamayacağı, davalı firmanın markası arasında işletmesel bağ olduğu algılaması oluşabileceği ve 556 sayılı KHK’nın 8/1b maddesindeki iltibas koşulunun oluştuğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
📌 İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; başvuruya konu ibarenin davacının Amerika’da tescilli markası olduğunu, “CASA” ibaresine eklenen “DI OLİVA” ibaresiyle başvurunun ayırt edicilik vasfını kazandığını ileri sürerek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın kabulünü talep etmiştir.
⚖️ DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılan incelemede; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacının “CASA DI OLIVA” ibareli marka başvurusuyla davalı firmanın “casa” ibareli tescilli markası arasında başvuru kapsamında olup da reddedilen 29. Sınıftaki “zeytin, zeytin ezmeleri, yenilebilir bitkisel yağlar; zeytin yağ, ayçiçeği yağı.” malları yönünden görsel ve sescil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, başvurudaki esas unsuru “casa” ibaresinin oluşturduğu, taraf markaları arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1b maddesinde düzenlenen iltibas tehlikesinin bulunduğu anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ
1- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2- Alınması gereken 54,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafça istinaf başvurusunda yatırılan 35,90 TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 18,50 TL’nin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3- İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4- İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 21/02/2020 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
🏛️ KARAR KÜNYESİ
İlk Derece Mahkemesi: Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi (2017/315 E. – 2018/291 K.)
İlk Derece Karar Tarihi: 04/07/2018
İstinaf Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi (2018/1846 Esas – 2020/7 Karar)
BAM Karar Tarihi: 16/01/2020
💡 DAVA ÖZETİ Davacı vekili; müvekkilinin sahibi olduğu çok sayıda tescilli ve tanınmış markaya dayanarak, davalı yanın marka tescil başvurusuna yaptıkları itirazın nihai olarak davalı kurum tarafından reddedildiğini ileri sürerek; YİDK kararının iptali ile diğer davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı kurum vekili, kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunmuştur. Diğer davalı vekili ise müvekkilinin farklı sektördeki firmalara yazılım ve donanım çözümleri sunduğunu, markanın öne çıkan unsurunun davacı markası olmadığını, ibarenin aynı zamanda ticaret unvanı ve bilgi işlem merkezinin kısaltması olduğunu, markaların benzer olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi üzerine davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
📌 İLK DERECE MAHKEMESİNİN RED GEREKÇESİ İlk derece mahkemesi gerekçesi aynen şu şekildedir:
“Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davalının ‘sisbim’ ibareli başvurusu ile davacının ‘BİM’ ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerliğin bulunmadığı, 556 sayılı KHK’nın 8/4 maddesindeki tanınmışlık iddiası açısından ise taraf marka işaretleri benzemediği gibi davalının marka başvurusunda davacı tarafın tanınmışlığından haksız yarar sağlanabileceği, itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği hususlarının kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.”
👉 İSTİNAF SÜRECİ VE BAM KARARI Davacı vekili istinaf başvurusunda; kelime markalarında görsel ve işitsel benzerliğin genellikle aynı anda ortaya çıkacağını, vurgunun dava konusu markada belirli bir hece üzerinde toplandığını, harflerin karakterize edilme biçiminin bütüncül algıya engel olduğunu ve ortalama tüketicide bıraktığı genel intiba yönünden ayırt edilemeyecek kadar benzer bulunduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, HMK m.355 uyarınca incelemeyi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı ve kamu düzenini gözeterek yapmıştır. Üst mahkemenin gerekçesi aynen şu şekildedir:
“Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve davalının ‘sisbim’ ibareli marka tescil başvurusu ile davacının ‘BİM’ esas unsurlu tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak, 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi uyarınca, ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerliğin bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.”
Bu doğrultuda davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK m.353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verilmiştir.
⚖️ DAVAPORT YORUMU
Bu karar; fikri mülkiyet hukukunda markalar arasında benzerlik ve iltibas (karıştırılma) tehlikesi analiz edilirken “bütünsel algı” ilkesinin nasıl uygulanması gerektiğini gösteren net bir örnektir.
Davacı taraf, tescilli markasının içinde yer alan kök hecenin, davalı markasının da sonunda yer almasını ve bu hecenin grafiksel olarak öne çıkarılmasını iltibas nedeni olarak ileri sürmüştür. Marka hukukunda, bir markanın başka bir markadaki kök kelimeyi veya eki barındırması tek başına karıştırılma ihtimali doğurmaz. Esas alınmesi gereken kriter, ortalama tüketicinin markayı gördüğünde bıraktığı genel işitsel, görsel ve anlamsal “bütüncül intibadır.”
Hem ilk derece mahkemesi hem de Bölge Adliye Mahkemesi, davalının markasındaki harf dizilimi, tertip tarzı ve kelime yapısının bir bütün olarak ele alındığında davacının markasından bağımsız, yeni ve ayırt edici bir algı yarattığına hükmetmiştir. Kelime markalarındaki kısmi hece benzerliklerinin, markanın bütününe yayılan görsel ve sesçil farklılıkları ortadan kaldırmayacağı tescil edilmiştir. Karar, tanınmış kök ibarelerin tekelci bir yaklaşımla, içinde geçtiği her türlü özgün ve bütüncül kombinasyonu engellemesinin önüne geçilmesi ve piyasadaki haklı ticari kullandırımların korunması bakımından dengeli bir hukuki yaklaşım sergilemektedir.
🏛️ KARAR KÜNYESİ
İlk Derece Mahkemesi: Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
Bölge Adliye Mahkemesi: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
Esas – Karar No: 2019/1070 E. – 2022/784 K.
Karar Tarihi: 20/05/2022
💡 UYUŞMAZLIK VE DAVA SÜRECİ Davacı lisans alan şirket, “Dönerci Orhan Rahmanoğlu” markasının franchise sözleşmesiyle davalıya kullandırıldığını, davalının cari borçlarını ödememesi üzerine sözleşmeyi tek taraflı feshettiklerini (05.09.2016 tebliğ) ileri sürmüştür. Davacı, fesihten sonra davalının aynı yerde “Dalya Döner & Köfte” adıyla dönercilik faaliyetine devam ettiğini, bunun franchise sözleşmesinin 6. maddesindeki “sona ermeden itibaren 1 yıl süreyle aynı gıda ürünleriyle işyeri açamaz” şeklindeki rekabet yasağına aykırı olduğunu, yazar kasa ve yemek fişlerinde hâlâ eski markanın göründüğünü belirterek markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesini talep etmiştir.
Davalı ise fesihten sonra tabelayı değiştirdiğini, eski markaya ait materyalleri istifleyip kullanmadığını, fişlerdeki eski unvanın idari formaliteler ve entegrasyon süreçleri nedeniyle makul bir süre kalıp sonradan güncellendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi: Davanın reddine karar vermiştir. Davacı vekili, karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur.
📌 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN ESAS GEREKÇESİ
İzmir BAM 11. Hukuk Dairesi, dosyadaki delil durumunu ve delil tespiti raporlarını inceleyerek ilk derece mahkemesinin ret kararını şu orijinal hukuki gerekçelerle uygun bulmuştur:
Adi Lisans Sahibinin Dava Hakkı:
“Lisans veren marka sahibi Kaan Rahmanoğlu’nun aynı zamanda davacı şirketin yetkilisi olması ve lisans alan davacı şirketin yetkilisi olarak bu davayı açması için vekaletname vermesi nedeni ile taraflar arasında düzenlenen franchise sözleşmesine konu bu markasına tecavüz nedeni ile marka sahibinin bu davadan haberdar olduğu ve davacı şirketin lisans alan olarak sözleşmeye konu markaya tecavüz ile ilgili bu davayı açmaya hak ve yetkisinin bulunduğu kabul edilmiştir.”
Markasal Kullanım ve İltibas Riskinin Bulunmaması:
“Davalının işyerindeki yazar kasa fişlerinde Dönerci Orhan ibaresi kullanılmış ve multinet ve benzeri firmalarla ilgili anlaşmaları gereği yemek fişlerinde işletme adı ‘Dönerci Orhan’ olarak geçmiş ise de; taraflar arasındaki sözleşmenin davacı tarafça feshedilmesinden sonra ancak makul sürede değişiklik işlenebilecektir… Davalının işlettiği restoranın tabelasında ‘Dalya Döner Köfte’ işletme adı bulunduğundan müşterilerin bu tabela sayesinde işletmeyi seçtikleri, bir kısım müşterilerin yemek fişi kullanmaları nedeniyle sonuç itibariyle ödeme sırasında işletmenin verdiği hizmetin kökeni konusunda yanılmayacakları, idari formalitelerin belirli başvuru ve kayıt süreçlerini gerektirdiği, dolayısıyla bir süre için bu türden fişlerin üzerinde markasal olmayan ibarenin kalmış olduğu, bu durumun bir iltibas riski yaratmadığı değerlendirilmiştir.”
Rekabet Yasağının Yok Hükmünde Olması:
“Taraflar arasında düzenlenen franchise sözleşmesinin 6.maddesinde ‘franchise alan, bu sözleşme süresince ve sözleşmenin sona ermesinden itibaren 1 yıl süre ile aynı gıda ürünleri ile üretim ve satım konulu işyeri açamaz’ şeklinde düzenleme aşırı sınırlayıcı şekilde davalının ticari hayatının mahvına yol açacağından yok hükmündedir.”
Hukuki Sonuç: Davalının fesihten sonra markayı kullanmadığı, yazar kasa fişlerindeki geçici durumun markasal kullanım ve haksız rekabet teşkil etmediği anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine (Yargıtay yolu açık olmak üzere) karar verilmiştir.
⚖️ DAVAPORT YORUMU
Karar, franchise sözleşmelerinin feshinden sonraki tasfiye sürecine, dijital altyapı güncellemelerine ve sözleşmelerdeki rekabet yasaklarının sınırlarına dair çok önemli iki temel ilkeyi netleştirmektedir:
Sözleşme Serbestisi Ekonomik Özgürlüğü Yok Edemez (Rekabet Yasağı Sınırı): Franchise sözleşmelerine sıklıkla konulan “sözleşme bittikten sonra şu kadar süre aynı işi yapamaz” maddeleri, Türk Borçlar Kanunu ve dürüstlük kuralı çerçevesinde dar yorumlanır. Mahkeme, alt bayinin sözleşme bittikten sonra tamamen aynı gıda sektöründe iş yapmasını yasaklayan hükmü, “davalının ticari hayatının mahvına yol açacak derecede aşırı sınırlayıcı” bularak doğrudan yok hükmünde saymıştır. Rekabet yasaklarının geçerli olabilmesi için coğrafi bölge, süre ve konu bakımından makul, orantılı ve kişinin ekonomik varlığını tamamen bitirmeyecek nitelikte kurgulanması şarttır.
Yazar Kasa ve Yemek Fişlerindeki Gecikmeler “Makul Süre” İçinde İltibas Sayılmaz: Franchise feshinden sonra tabela, ambalaj ve menülerin derhal değiştirilmesi zorunludur (ki somut olayda davalı bunu yapmıştır). Ancak Multinet, Sodexo gibi üçüncü taraf yemek kartı firmalarıyla olan sistem entegrasyonları ile yazar kasa unvan değişiklikleri, idari ve teknik bürokrasi gerektirir. Mahkeme, bu sistemlerde eski unvanın bir süre daha görünmesini “markasal bir kullanım” veya “tüketiciyi yanıltmaya yönelik kasıtlı bir eylem” olarak görmemiş; tabelanın değişmiş olması karşılığında tüketicinin hizmet kökeninde yanılmayacağını kabul ederek makul süre içindeki idari formalite gecikmelerini hak ihlali saymamıştır.
🏛️ KARAR KÜNYESİ
Mahkeme / Daire: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
Esas / Karar No: 2019/1090 Esas – 2021/349 Karar
İlk Derece Mahkemesi: Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi (2018/75 E. – 2019/77 K.)
Karar Tarihi: 11/03/2021
💡 TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı İstemi: Davacı vekili; 7. ve 12. sınıflarda tescilli “CMMR Manisa Kardan Cemmer” ibareli markalarının bulunduğunu, bu markanın devamı niteliğindeki “CMMR MANİSA KARDAN CEMMER” ibareli yeni marka başvurularının (35. ve 37. sınıflarda) davalı şirketin “Kardan Manisa” markası mesnet gösterilerek TPMK YİDK tarafından haksız yere reddedildiğini ileri sürmüştür. Markanın asli unsurunun “CMMR” olduğunu, “Kardan” kelimesinin teknik bir malzeme adı olup ayırt edici olmadığını ve davalının dayanak markasının hükümsüzlüğü için dava açtıklarını belirterek YİDK kararının iptalini istemiştir.
Davalı TPMK Savunması: Davalı Kurum vekili; başvuru konusu işaret ile redde mesnet markanın “Manisa” ve “Kardan” ibarelerini ortak olarak içerdiklerini, emtia ve hizmet listelerinin de aynı/benzer olduğunu, markalar arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında iltibas (karıştırılma) tehlikesinin bulunduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Davalı Şirket Savunması: Davalı şirket vekili; “Manisa Kardan” ibaresi üzerinde 40 yıldır üretim yapıyor olmaları sebebiyle öncelikli ve üstün hak sahibi olduklarını, davacının kötü niyetli olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece; davacının müktesep (kazanılmış) hak iddiası yerinde görülmemiş ancak taraf markaları bir bütün olarak incelendiğinde görsel ve işitsel olarak birbirinin devamı olduğu intibaını uyandırmadığı, iltibas tehlikesinin doğmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve YİDK kararının iptaline karar verilmiştir.
📌 DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf incelemesi HMK’nın 355. maddesi uyarınca, davalı TPMK vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği nedenlerle sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır:
Emtia ve Hizmet Sınıflarının Aynılığı: Dava konusu başvuru ile redde mesnet 2013/93598 sayılı “Kardan Manisa” markasının kapsamlarında yer alan 35. sınıf (mağazacılık) ve 37. sınıf hizmetlerin aynı tür ve benzer olduğu sabittir.
İşaretlerin Benzerliği ve İltibas Değerlendirmesi (556 s. KHK m. 8/1-b): Davacının başvurusu “CMMR MANİSA KARDAN CEMMER”, davalı markası ise “KARDAN MÂNİSA” ibarelerinden oluşmaktadır. Her iki markada da “MANİSA” ve “KARDAN” kelimelerinin ortak olarak yer alması, bütünü itibarıyla görsel ve sescil (fonetik) olarak güçlü bir benzerlik yaratmaktadır. Bu benzerlik, hizmet sınıflarının aynılığı ile birleştiğinde tüketici nezdinde ilişkilendirme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesine (iltibasa) yol açar. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin aynı taraflar arasındaki emsal ilamında da (2016/2377 E. – 2017/4909 K.) bu ibareler arasında iltibasın varlığı onanmıştır. Ayrıca, iltibas değerlendirmesi hakimin hukuki bilgisi ile çözümlenebilecek bir husus olduğundan bilirkişi raporundaki aksi yöndeki görüşe itibar edilmemiştir.
Dayanak Markanın Hükümsüzlüğü İddiası: Davacı tarafça, davalı şirkete ait redde mesnet markanın hükümsüz kılındığına dair yerel mahkeme kararı sunulmuşsa da; iptali istenen YİDK karar tarihi itibarıyla (29/12/2017) davalı markası halen hukuken ayakta ve geçerlidir. Bu nedenle Kurumun bu markayı redde mesnet almasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır.
🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davalı TPMK vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nin kararının HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulması suretiyle DAVANIN REDDİNE, yargılama ve vekalet ücreti giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
⚖️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, marka hukukunun iki temel sütunu olan “İltibas (Karıştırılma İhtimali)” ve “YİDK Karar Tarihindeki Hukuki Durum” ilkelerini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Uygulamada sıklıkla yapılan hata, markanın başına veya sonuna “CMMR” veya “CEMMER” gibi ek ayırt edici ibareler konularak iltibastan kaçınılabileceği düşüncesidir. Ancak Ankara BAM 20. Hukuk Dairesi, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına atıf yaparak, markanın gövdesini oluşturan ana unsurların (“Manisa Kardan” – “Kardan Manisa”) aynen korunması halinde, eklenen diğer kelimelerin karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırmaya yetmediğini vurgulamıştır.
Kararın felsefi ve usuli açıdan en can alıcı noktası ise şudur: Bir markanın sonradan (mesela yerel mahkeme aşamasında) hükümsüz kılınmış olması, geçmişteki YİDK kararını kendiliğinden sakatlamaz. Marka davalarında “Kurum karar tarihindeki mülkiyet durumu” esas alınır. Eğer YİDK karar verirken o marka sicilde canlıysa, karar usulüne uygundur. Fikri mülkiyet stratejisi yürüten avukatların, hükümsüzlük davaları ile tescil itiraz davalarındaki zamanlamayı ve “bekletici mesele” taleplerini ne kadar hassas yönetmesi gerektiğini gösteren rehber niteliğinde bir karardır.
Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
Esas / Karar No: 2022/775 Esas – 2022/939 Karar
İlk Derece Mahkemesi: İzmir Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi (2022/3 D.İş Esas – 2022/3 D.İş Karar)
Karar Tarihi: 08/06/2022
İhtiyati tedbir talep eden vekili talep dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2017/82323 nolu “DÖNERCİ ORHAN” ibareli markanın sahibi olduğunu, karşı tarafın ise müvekkiline ait marka hakkına tecavüz ederek izinsiz olarak bu markayı işyerlerinde, reklam panolarında, tabela ve reklam vasıtalarında kullandığını, Bostanlı, Göztepe, Alsancak’ta üç adet şube açtığını, tescilli marka ile neredeyse aynı ibareyi müvekkilinin izni olmaksızın kendi mal ve hizmetlerinde kullanarak haksız rekabet oluşturduğunu belirterek tecavüzün tespitini ve tecavüz eden ürünlerin toplatılmasını ihtiyati tedbiren talep etmiştir. Karşı taraf vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin lisans hakkının 01.07.2019 tarihinde sicile tescil edildiğini, talep edenin ise markayı icra ihalesinden 25.01.2021 tarihinde satın aldığını, müvekkilinin yasal lisans hakkına dayalı kullanımı sürdürdüğünü, ihalenin usulsüzlüğü nedeniyle ayrıca dava açıldığını ve sicilde tescilli diğer “DÖNERCİ ORHAN” ibareli markalar üzerinde de lisans sahibi olduğunu belirterek tedbirin kaldırılmasını talep etmiştir. İlk derece mahkemesince; TPMK kayıtlarına göre karşı tarafın geçerli lisans sözleşmesinin mevcut olduğu, kullanımların bu sözleşmeye dayandığı, talep edenin haciz işleminden sonra yapılan lisansın geçerli olmadığı iddialarının yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle daha önce verilen tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Karara karşı ihtiyati tedbir talep eden vekili; tedbir şartlarının ve yaklaşık ispat ölçüsünün oluştuğunu, karşı tarafın hacizden evvel resmi belgeye dayalı geçerli bir sözleşmesinin bulunmadığını ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.
İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesince verilmiş olan ihtiyati tedbirin kaldırılmasına yönelik ek karara karşı talep eden vekilinin istinaf başvurusunu incelemiştir. Dairece, dosya kapsamı ve mevcut delil durumu HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı ve kamu düzeni yönünden incelenmiştir. İnceleme sonucunda, ihtiyati tedbir talep edenin başvuruya konu markayı icra dosyasından ihale yoluyla satın aldığı, ancak karşı tarafın söz konusu markayı ihale tarihinden daha önceki bir tarihte tescilli lisans hakkına dayalı olarak kullanmaya başladığı ve bu hakkın Türk Patent ve Marka Kurumu kayıtlarında tescilli olduğu açıkça saptanmıştır. Mahkeme, lisans hakkının önceliği ve geçerliliği konusundaki iddiaların ancak esasa ilişkin bir yargılama ile çözülebileceğini, mevcut delil durumuna göre yaklaşık ispat şartının karşı taraf lehine değiştiğini belirterek yerel mahkemenin kararını usul ve yasaya uygun bulmuştur.
İhtiyati tedbir talep eden vekilinin İzmir Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nin ek kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, başlangıçta peşin alınan istinaf karar harcının yeniden alınmasına yer olmadığına, yapılan yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.
Bu karar, sınai mülkiyet hukukunda tescilli lisans haklarının, markayı sonradan cebri icra veya ihale yoluyla iktisap eden yeni maliklere karşı sağladığı hukuki korumanın sınırlarını çizmesi bakımından son derece önemlidir. İhtiyati tedbir müessesesinin geçici niteliği göz önüne alındığında, sicile güvenerek ve yasal lisans hakkına dayanarak yatırım yapmış bir işletmenin faaliyetlerinin, yargılamayı gerektiren iddialarla durdurulmasının hakkaniyete aykırı olacağı kanaatindeyiz.
Kararda da işaret edildiği üzere, tescilli bir lisansın varlığı karşısında tecavüz iddiasının yaklaşık ispat düzeyinde kabul görmeyeceği ve haciz sonrası yapılan işlemlerin geçersizliği iddialarının ancak kapsamlı bir esas duruşmasında tartışılabileceği görüşündeyiz. Marka devralacak ya da ihale yoluyla iktisap edecek kişilerin, TPMK nezdindeki sicil kayıtlarında yer alan mevcut lisans şerhlerini önceden titizlikle incelemesinin, sonradan yaşanacak hak kayıplarını ve ticari uyuşmazlıkları engellemek adına pratik bir zorunluluk olduğu düşüncesindeyiz. Üst mahkemenin, ticari işletmenin devamlılığı ve kazanılmış hakların korunması ilkelerini gözeterek tedbirin kaldırılması yönündeki kararı onamasının usul ekonomisiyle tam bir uyum içerisinde olduğu kanaatindeyiz.
[elementor-template id=”Dilekçe Kataloğu Popup”]