ÖNEMLİ ÖLÇÜDE TEHLİKE ARZ EDEN İŞLETMENİN KUSURSUZ SORUMLULUĞU – Çevre Kirliliğinden Kaynaklanan Maddi Tazminat İstemi – Kısmi Davada Islah Edilen Bölüm Yönünden Zamanaşımının Başlangıcı ve Süresi 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
  • Esas / Karar No: 2019/2753 Esas – 2021/726 Karar
  • Karar Tarihi: 29/03/2021 (Oy Birliği ile Kesin Karar)

💡 TARAFLAR VE UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

  • Davacı: Komşu parseldeki ambalaj ve fermuar tesisi işleteni (zarar gören).
  • Davalı: Kumlu döküm faaliyeti yürüten, ruhsatsız ve çevre izni olmadan çalışan fabrika işletmesi (zarar veren).
  • Davanın Özeti: Davacı, yan parselinde döküm faaliyeti gösteren davalı şirketin bacalarından yayılan yoğun toz, partikül ve gaz emisyonlarının kendi fabrika binasında, çatısında ve zemininde temizlenmesi güç demir oksit/pas lekeleri yaratarak zarara yol açtığını ileri sürmüş; fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak maddi tazminat talep etmiştir.

📌 GEREKÇE (ORİJİNAL ÖZET)

1. Tehlike Sorumluluğu ve Kusursuzluk İlkesi (TBK m. 71): TBK’nın 71/2. maddesi gereğince; bir işletmenin mahiyeti, kullanılan malzeme, araçlar veya güçler göz önünde tutulduğunda, uzman bir kişiden beklenen tüm özen gösterilse bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletme olduğu kabul edilir. Kanunun 71/4. maddesi uyarınca, bu tür bir faaliyete hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar görenler zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler.

Zarar ile işletilme arasında uygun nedensellik bağının bulunması sorumluluk için yeterli olup, özel hukuk sorumluluğu bakımından kusur unsurlarının bulunması zorunlu değildir ve bu gibi durumlarda kusur aranmayacaktır. İşletme sahibine kurtuluş kanıtı sunma olanağı tanınmamış olup; işletme sahibi ancak mücbir sebep, zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusuru gibi illiyet bağını kesen sebeplerin varlığı durumunda sorumluluktan kurtulabilir. Somut olayda, konularında uzman bilirkişi heyetinden alınan bilimsel veri ve gözlemlere dayalı rapora göre davalının zarardan sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.

2. Davanın Niteliği (Kısmi Dava): Davacı vekili dava dilekçesinde açık biçimde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak tazminat talebinde bulunmuştur. Dilekçede HMK’nun 107. maddesi gereğince belirsiz alacak davası açıldığı beyan edilmediği gibi, salt “bilirkişi tarafından tam olarak tespit edilmek” ve “şimdilik” ibarelerinin kullanılması davanın belirsiz alacak davası olarak kabulüne elverişli değildir. HMK’nun 109. maddesi uyarınca talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda sadece bir kısmı dava yoluyla ileri sürülebilir; bu doğrultuda eldeki davanın kısmi dava olarak açıldığı anlaşılmaktadır.

3. Zamanaşımı Başlangıcı ve Islahın Süresinde Olmaması (TBK m. 72): Davacı taraf dava tarihinden önce delil tespiti ve şikayet dilekçeleriyle zarar ve zarar vereni öğrenmiştir. Zarar veren eylemin devamlılığı yönünden; davalı vekili cevap dilekçesinde 21/04/2014 tarihi itibariyle filtreleme taahhüdünün yerine getirildiğini beyan etmiş, ilk keşifte dinlenen davacı tanığı ise sistem yenilenmeden önce en geç 5 ay öncesine kadar fabrikaya doğru toz bulutu geldiğini belirtmiştir. Bu doğrultuda, zararlı eylemin en geç 20/05/2015 tarihine kadar devam edip son bulduğu ve zamanaşımının bu tarihte başladığı kanaatine varılmıştır.

TBK’nın 72/1. fıkrası uyarınca haksız fiillerde tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Dava açılması (TBK m. 154/2) zamanaşımını kesen sebeplerden biri ise de, zamanaşımını sadece dava açılan miktar için kesmektedir; fazlaya ilişkin (dava dışı tutulan) haklar yönünden zamanaşımı kesilmez ve işlemeye devam eder. Davacının saklı tuttuğu kesim için en geç 20/05/2017 tarihine kadar ıslah dilekçesi vermesi gerekirken, çok sonra 23/05/2019 tarihinde ıslah dilekçesi vermesi karşısında davalının zamanaşımı defi yerindedir. Islahla artırılan bölümün zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması sonuç itibariyle doğrudur.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Taraf vekillerinin tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden, istinaf istemlerinin 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b-1 bendi gereğince AYRI AYRI ESASTAN REDDİNE, HMK m. 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.