SAĞLIK HUKUKU / TIBBİ MÜDAHALE HATASI (MALPRAKTİS)

(Estetik Cerrahi Sözleşmesine Aykırı Operasyon Gerçekleştirilmesi Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat İstemi – Eser Sözleşmesi Hükümleri Uyarınca Ücretsiz Onarım ve Tazminat – İstinaf Başvurusunun Kabulü ile Kısmen Kabul Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
  • Esas / Karar No: 2017/1649 Esas – 2017/1368 Karar
  • Karar Tarihi: 19/12/2017

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Davacı, önceden tanıdığı ve arkadaşı olan davalı doktorla göz kapağı, karın estetiği, yağ aldırma ve izsiz göğüs küçültme/toparlama ameliyatı için anlaştığını; ancak davalı doktorun anlaşmaya aykırı olarak göğüsleri küçültmek yerine silikon protez yerleştirerek büyüttüğünü, bu hatalı müdahale ve sonrasında gelişen komplikasyonlar nedeniyle toplam 4 ameliyat geçirdiğini, sol göğsünde deformasyon, seviye farkı, yara izleri ve şekil bozuklukları oluştuğunu belirterek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
  • Savunmalar: Davalı doktor, operasyonun silikon meme protezi yerleştirilerek kısmi dikleştirme görüntüsü elde edilebileceğinin davacı tarafından kabul edilmesi üzerine yapıldığını savunmuştur. Hastane işleteni davalı şirket ise, doktor ile hastane arasında hizmet sözleşmesi bulunmadığını, doktorun hastası olarak teşhis ve tedavisinin yapıldığını belirterek sorumluluklarının olmadığını savunmuştur.
  • İlk Derece Mahkemesi Kararı: İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

📌 GEREKÇE

  • Somut olaya gelince; davacı yan önceden tanıdığı ve arkadaşı olan davalı doktora göz kapağı, karın estetiği, yağ aldırma yanında göğüs küçültme ve izsiz göğüs estetiği için anlaştığını ileri sürerken, davalı doktor cevap dilekçesinde 14/11/2010 tarihli operasyonun “sadece meme başı çevresinde iz kalacak şekilde silikon meme protezi yerleştirerek kısmi dikleştirme görüntüsü elde edilebileceğinin davacı tarafından kabul edilmesi üzerine, göz kapağı, karın estetiği ve yağ çekme meme protez işlemleri” şeklinde yapıldığını savunmuştur.
  • Dinlenen davacı tanıklarından Dilek, davacının iri bir göğsü olmadığını, toparlama amacıyla operasyon yapıldığını, tanık Hatice Zerrin ise, davacının göğüs toparlanması amacıyla görüşme yaptığını söylediğini, ameliyattan sonra göğüslerin şiştiğini, davacının bundan rahatsız olunca davalının beyanına rağmen inmediğini, yeniden küçültme ameliyatı olduğunu, karın ve göğüsten sıvı sızdığını, tanık Sultan ve Nilgün, operasyon sonucu göğüsleri küçültülüp dikleştirilmesi gerekirken “silikon konularak göğüsleri daha da büyük hale geldi, karın germe operasyonu sonucunda çok kötü bir dikiş ve sonrasında karın ve göğüs bölgesinde iltihaplanma, akıntı meydana geldiğini” beyan etmişlerdir. Davalı tanığı Ayşegül, davacının göğsünde sarkma tespit ettiklerini, alınıp düzeltilmesi konusunda anlaştıklarını, operasyonun yapıldığını, protez ile yapılma olayının memenin büyüyeceğini ancak dikleştirmede küçültülebileceğinin ameliyat öncesi davacıya izah edildiğini fakat davacı tarafından kabul edilmediğini beyan etmişlerdir.
  • 14/11/2010 tarihli operasyona ait davalılar tarafından sunulan dosyada mevcut epikriz raporunda şikayet olarak “küçük göğüslerinden şikayetçi mammoplasti planlandı” yazılmış, müdahale olarak iki taraflı büyültme mammoplastisi gösterilmiş ve sağ göğüse 260 cc, sol göğüse 230 cc protez takıldığı not edilmiştir. Meme Protezi Aydınlatılmış Onam Belgesi olarak düzenlenen belgenin içeriğinin; Silikon Meme Büyültme Ve Riskleri hakkında olduğu anlaşılmaktadır.
  • Ceza soruşturmasında alındığı anlaşılan İstanbul ATK 3. İhtisas Kurulunun 05/09/2012 tarih, 9684 Sayılı raporunun sonuç kısmında “14/11/2010 tarihinde göğüs küçültme ameliyatı olan” “14/11/2010 tarihinde kişiye uygulanan meme cerrahisinde yapılan meme toparlama ve dikleştirme operasyonu” şeklinde mütalaada bulunulmuştur.
  • Tüm bu hususlar ile davacının ameliyat öncesi fotoğrafları, dava dilekçesindeki anlatımı, içinde bulunduğu yaşı, özellikle davalı doktorun cevap dilekçesindeki 2. ve 3. paragrafındaki beyanına göre; Davacının 14/11/2010 tarihinde meme toparlama (küçültme ve dikleştirme) için davalı doktorla anlaştığı, buna karşılık davacının epikriz raporuna anlaşmaya aykırı şekilde “küçük göğüslerinden şikayetçi mammoplasti planlandı” şeklinde yazılarak sağ göğüse 260 cc, sol göğüse 230 cc hacimli ultrahigh round protez (urp) yerleştirildiği ve meme protezi aydınlatılmış onam belgesi adı altında silikonlu protez yerleştirme şeklinde meme büyültme cerrahisi ve riskleri hakkında bilgilendirme yapılarak, meme toparlama (küçültme ve dikleştirme) anlaşmasına aykırı biçimde operasyon yapıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim 16/12/2010 tarihli sonraki epikriz formunda hastanın yakınması olarak “memelerde aşırı büyüklük olması” olarak gösterilmiş ve meme dikleştirme (mastopexy) operasyonu gerçekleştirilmiştir. Bu ikinci operasyon; birinci operasyonun ne şekilde yapıldığını göstermektedir. Yine bu operasyonda da meme dikleştirme yerine ilk ameliyatta olduğu gibi meme protezi aydınlatılmış onam belgesi adı altında silikonlu protez yerleştirme şeklinde meme büyültme cerrahisi ve riskleri hakkında bilgilendirme yapılmıştır.
  • Davalı doktorun göğüs toparlama ameliyatı (küçültme ve dikleştirme) yerine meme protezi adı altında silikonlu protezle meme büyütmeye ilişkin aydınlatılmış onam belgesi düzenleyerek davacıyı eser sözleşmesinin ifasından sonra ortaya çıkabilecek komplikasyonlar hakkında yeterince de bilgilendirmediği, dosyada mevcut aydınlatılmış onam belgelerinin operasyonlara uygun şekilde düzenlenmediği, 14/11/2010 tarihli operasyonda göğüslerinin toparlanması (küçültme ve dikleştirme) yerine davacının isteğine aykırı biçimde göğüslerinin büyültüldüğü, ikinci operasyonun küçültme yani ilk operasyondaki hatayı düzeltme amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla 2. 3. ve 4. operasyonlara da davalı doktorun sebep olduğunun kabulü zorunludur.
  • 6100 Sayılı HMK’nun 282. Maddesi gereğince hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendireceğinden dosyada mevcut bilirkişi raporlarında doktor veya hastanenin kusurunun bulunmadığı yada sorumluluğunun doğmadığı gibi mütalaaların bağlayıcılığı yoktur. Öte yandan Kural olarak 6098 Sayılı TBK’nun 74 üncü maddesi gereğince ceza soruşturma ve kovuşturma sırasında verilen kararlar hukuk hakimi bakımından bağlayıcı değildir. Maddi olgunun belirlenmesi bakımından kovuşturmaya yer olmadığı kararı kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimi bakımından da bağlayıcı olmadığının kabulü gerekir. Bu bakımdan İzmir CBS’nın 2011/97431 Sayılı dosyasından verilen takipsizlik kararı mahkemeyi bağlayıcı kabul edilemez.
  • Sonuç olarak, 14/11/2010 tarihinde göğüs toparlama (küçültme ve dikleştirme) ameliyatı yerine göğüs büyültme ameliyatına tabi tutulan davacının göğüslerinin büyük olması ve ağrı nedeniyle şikayeti üzerine 2. kez 16/12/2010 tarihinde ameliyat edildiği, sonrasında nekroz ve akıntı meydana geldiğinden 3. kez 07/02/2011 tarihinde debritman yapılmak zorunda kalındığı, debritman ameliyatı sonrası oluşan deformasyon için 4. kez 08/07/2011 tarihinde ameliyat edilen davacının özellikle sol göğsünde deformasyon oluştuğu, yara izi kaldığı, iki göğüs arasında seviye farkının doğup şekil bozukluğunun oluştuğu, dört ameliyata ve operasyona rağmen davacının istediği sonuca ulaşamadığından davalı doktorun sorumlu olduğu saptanmıştır.
  • Dosyada İDM’ce eserin ayıplı olup olmadığı, zarar ve tutarı dava dilekçesindeki istem gibi mevcut durumun yeniden bir estetik operasyonla düzeltilmesinin mümkün olup olmadığı, mümkün ise estetik operasyonun maliyetinin ne olduğunun tespitine ilişkin açık bir inceleme yaptırılmamıştır. Ancak bilirkişi raporlarında dolaylı da olsa buna ilişkin değerlendirmeler yer almıştır. Şöyle ki;
    • a) Ege ve 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakülteleri Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyelerinden oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetinden alınan 06/11/2013 tarihli raporunun 10. bendinde davacı hakkında “yaraların tamamen iyileştiği”, 12 nolu bendinde “hastanın ameliyat edilen bölgesinde yara izlerinin mevcut olduğunun gözlemlendiği, bunların makul ölçüde olduğu”, 15 nolu bendinde “hastanın göğüs ve karın bölgesindeki yara izlerinin yeni bir estetik operasyonla düzeltilebilecek ölçüde olduğunun ve maliyetinin 1.000,00-TL civarında olduğu” beyan edilmiştir.
    • b) İzmir CBS’ca alındığı anlaşılan İstanbul ATK 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 05/09/2012 tarih, 9684 Sayılı raporun sonuç kısmı ikinci paragrafında; eserin ayıplı olup olmadığına ilişkin olarak “meydana gelen sonucun kabul edilebilir olmadığı, ancak revizyon ameliyatı ile kısmen düzelebileceği” mütalaa edilmiştir.
    • c) İDM’ce aldırılan İstanbul ATK 2. İhtisas Kurulunun 29/09/2014 tarih, 7113 Sayılı raporunun sonuç kısmında 14/11/2010 tarihinde başlayarak yapılan 4 operasyondan bahsedilerek ayıplı eser açısından sadece “sol memede gelişen komplikasyona bağlı olduğu düşünülen seviye farkının ve şekil bozukluğunun ek cerrahi girişim gerektirdiği” şeklinde mütalaada bulunulmuştur. Heyet içerisinde İzmir CBS’ce takipsizlik kararına esas aldığı belirtilen önceki raporda Prof. Dr. Ufuk Emekli’nin olması nedeniyle rapor davacı vekilince kabul edilmemiştir. Buna rağmen aynı bilirkişinin dahil olacağı şekilde aynı ihtisas kurulundan alınan 01/07/2015 tarih, 4098 Sayılı ek raporun sonuç kısmında; meme küçülterek dikleştirme işlemi memenin dikliğini ve diriliğini sağlamak amacıyla meme protezi ile sağlandığının tıbben bilindiği, dosyada mevcut rıza formunun meme protezi için oluşturulmuş olduğu belirtildikten sonra “(meme protezinin) yapılan diğer tıbbi müdahaleleri kapsamadığı, meme protezi için uygun olmakla birlikte diğer müdahaleler yönünden içerik açısından kısmi eksiklik bulunduğu, kişide beklenilen neticelerin elde edilememesinin komplikasyondan kaynaklandığı, söz konusu komplikasyon olarak nitelendirilen şekil bozukluğunun yapılacak tıbbi müdahaleler ile giderilme ihtimalinin bulunduğu” şeklinde eserin ayıplı olduğuna işaret edilmiştir.
    • d) Akdeniz Üniversitesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doçent Doktor Özlenen Özkan’a ait tek kişilik 20/04/2017 tarihli 3. bilirkişi raporunda eser hakkında “hastanın yara izleri revizyonlarla azaltılabilir.” şeklinde beyanda bulunulmuştur.
  • Davalı doktor ile hastane arasında herhangi bir hizmet sözleşmesi olmadığı, hasta kabul sözleşmesi imzalanmadığı, sadece davacının doktorun hastası olarak teşhis tedavilerinin doktor tarafından yapıldığı ve onun tavsiye ettiği, uygun gördüğü ameliyatın müvekkili hastanede yapıldığı gerekçesiyle hastane işleteni davalı şirket vekili müvekkilinin sorumlu olmadığını savunmuş ise de bu husus hakkaniyetle bağdaşmamaktadır. Nitekim Yargıtay 4. HD’nin 07/10/2003 tarih, 2003/1529 E – 2003/11279 K sayılı kararında belirtildiği gibi savunmaya göre davacı ile davalı şirketin sahip olduğu sağlık tesisi arasında doktorun vasıtasıyla vekalet ilişkisi kurulmuştur. Davacı davalı şirketin olanaklarını (bu bağlamda hizmet, sağlık aletleri gibi olguları) gözeterek bu yeri seçmekle davalının davacıyı tesisine kabul etmesiyle aralarında tarafları bağlayıcı bir hukuki ilişki kurulmuş bulunmaktadır. Doktor ile birlikte davacıya karşı verilen zarardan birlikte sorumludur.
  • Sonuç olarak; davalı doktor ve operasyonun gerçekleştirildiği hastanenin işleteni davalı şirketin davacıya karşı sorumlu olduğu ve 6098 Sayılı TBK’nun 475. Maddesi gereğince ayıpların onarımını ücretsiz olarak isteme hakkı nedeniyle maddi ve 6098 Sayılı TBK’nun 56. ve 58. maddeleri gereğince kişilik hakları ve bedensel bütünlüğün zedelenmesi nedeniyle manevi tazminat isteminin hüküm altına alınması gerekirken davanın reddedilmesi doğru değildir. Yeri gelmişken dosyada alınan bilirkişi raporları arasında sonuç olarak (davalıların sorumlu bulunmadığına ilişkin) bir uyumluluk olsa dahi operasyonların şekli, gelişen komplikasyonlar, aydınlatılmış onam belgelerine getirilen yorumlar arasında açık çelişkiler bulunduğu halde birbirini doğruladığı gerekçesi de dosya kapsamına uygun değildir.
  • Yukarıda belirtilen ve özellikle birinci bilirkişi heyet raporunda yer alan davacıda mevcut yara izlerinin yeni bir estetik operasyonla düzeltilebileceğine ilişkin somut olaya uygun mütalaa doğrultusunda 1.000,00-TL maddi tazminat ile olayın gerçekleşme şekli, yeri, zamanı, operasyonların sayısı, davacının konumu ve yaşı, Yargıtay’ın 22/06/1966 Tarih 7/7 Sayılı İBK’nda belirtilen ilkeler doğrultusunda davalıların eylemindeki hukuka aykırılığın tespitinin sağlayacağı manevi tatmin ile birlikte değerlendirerek 10.000,00-TL manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.
  • Tüm bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nun 353/1 fıkra (b-2) bendi gereğince kabulüne, İDM’nin kararının kaldırılarak maddi tazminat talebinin 1.000,00-TL, manevi tazminat talebinin 10.000,00-TL’sinin kabulüne, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

🏁 HÜKÜM Yukarıda açıklanan nedenlerle;

  1. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1 fıkra (b-2) bendi gereğince KABULÜNE,
  2. İlk Derece Mahkemesi olan İzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/651 Esas, 2017/213 Karar sayılı, 13/06/2017 tarihli kararının KALDIRILMASINA,
    • a) Davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin KISMEN KABUL-KISMEN REDDİNE,
    • b) 1.000,00-TL maddi, 10.000,00-TL manevi tazminatın 23/11/2011 dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemlerin REDDİNE,
    • c) Davacı tarafından peşin yatırılan 816,75-TL karar ve ilam harcından 751,41-TL’nin mahsubuyla Hazineye gelir kaydına, fazla kalan 65,34-TL’nin talep halinde davacıya iadesine, mahsubuna karar verilen 751,41-TL’nin davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
    • d) Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilip hüküm altına alınan maddi tazminat tutarı üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince 1.000,00-TL vekalet ücretinin davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
    • Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilip hüküm altına alınan manevi tazminat tutarı üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince 1.980,00-TL maktu vekalet ücretinin davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
    • e) Davalılar kendilerini bir vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilip hüküm altına alınan maddi tazminat tutarı üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince 1.980,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara eşit şekilde verilmesine,
    • Davalılar kendilerini bir vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilip hüküm altına alınan manevi tazminat tutarı üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince 1.980,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara eşit şekilde verilmesine,
    • f) Davacı tarafından yapılan posta ve tebligat gideri 450,60-TL, bilirkişi ücreti 1.500,00-TL, talimat dosya masrafı 283,20-TL, adli tıp posta gideri 113,60-TL ile hükümden sonra yapılan gerekçeli karar tebliğ gideri 37,50-TL ve istinaf gideri 51,40-TL olmak üzere toplam 2.436,30-TL yargılama giderinin davanın kabul oranı olan 1/5’e göre hesaplanan 487,26-TL’sinin davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
    • g) Davalı şirket tarafından yapılan toplam 112,00-TL yargılama giderinin davanın ret oranı olan 4/5’e göre hesaplanan 89,60-TL kısmının davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine, bakiye kısmın davalı şirket üzerinde bırakılmasına,
    • h) Ödenmediği anlaşılan İstanbul Adli Tıp Kurumunun 07/11/2014 tarihli 610,00-TL ve 08/09/2015 tarihli 510,00-TL olmak üzere toplam 1.120,00-TL fatura bedellerinin, dosyada mevcut avanstan mahsup edilerek İDM’ce kurum hesabına gönderilmesine, 1.120,00-TL’nin kabul oranı olan 1/5’e göre hesaplanan 224,00-TL’sının davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, bakiye 896,00-TL’nin davacı üzerinde bırakılmasına,
  3. Davacı tarafından peşin yatırılan 85,70.-TL istinaf yoluna başvurma harcının Hazineye gelir kaydına, 31,40.-TL istinaf karar ve ilam harcının ve talep halinde yatırana iadesine,
  4. Gider avansından arta kalan kısmın yatıranlara iadesine, İlişkin dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 19/12/2017 tarihinde 6100 Sayılı HMK’nun 361/1 ve 362/1-a maddeleri uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta süre içinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi nezdinde davacı yönünden doğrudan, davalılar yönünden katılma yoluyla temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.