⚖️ Önalım (Şufa) Davalarında Güncel Mevzuat (Rayiç Bedel) ve Fiili Taksim 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Daire: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2024/2799 E. – 2026/1420 K.

  • Karar Tarihi: 30.04.2026

  • Yerel Mahkeme: İstanbul 41. Asliye Hukuk Mahkemesi (2022/651 E. – 2024/158 K.)

💡 ÖZET : 25/12/2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile TMK m. 734/2’de yapılan köklü değişiklik, aynı kanunun Geçici 1/2. maddesi uyarınca bu tarihten önce açılmış ve halen devam eden (derdest) davalara da uygulanır. Mahkemece eski yasa dönemindeki harç/satış bedeli yerine, payın 25/12/2025 tarihi itibarıyla “güncel rayiç bedeli” gecikmeksizin belirlenmeli, tapu giderleri eklenerek bakiye bedel için depo kararı verilmelidir. Ayrıca önalım davalarında fiili taksim (eylemli paylaşım) savunması; tanıkların taşınmaz başında dinlenmesi ve fen bilirkişisi krokisinde paydaşların kullandığı yerlerin ayrı ayrı işaretlenmesi suretiyle kapsamlıca araştırılmalıdır.

⚖️ UYUŞMAZLIK VE MADDİ VAKIA Davacı, arsa niteliğindeki taşınmazda paydaş olduğunu, davalının diğer hissedarların payını 07/07/2022 tarihinde satın aldığını ve kendisine ihtarname çekilmediğini belirterek önalım hakkına dayalı tapu iptal ve tescil talep etmiştir. Davalı ise taşınmazda fiili taksim bulunduğunu ve yüksek enflasyon nedeniyle güncel değer üzerinden depo kararı verilmesi gerektiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesi fiili taksimin olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve eski satış bedeli üzerinden depo edilen bedelin ödenmesine karar vermiştir. Uyuşmazlık; fiili taksim araştırmasının yeterliliği ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun’un derdest davadaki depo bedeline etkisidir.

🎯 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ GEREKÇESİ “25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanunun 36. maddesi ile TMK m. 734/2 ‘Dava konusu payın rayiç bedeli hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenir…’ şeklinde değiştirilmiş; 37. maddesi ile eklenen Geçici Madde 1/2 uyarınca bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar hakkında da uygulanacağı açıkça düzenlenmiştir. Bu durumda mahkemece yapılması gereken; dava konusu payın 25/12/2025 tarihi itibariyle rayiç bedelinin gecikmeksizin belirlenmesi, alıcı tarafından ödenen tapu harç ve masraflarının eklenmesi, daha önce depo edilen bedelin mahsup edilerek bakiye bedelin nemalandırılmak üzere depo ettirilmesi ve eksik harcın bu yeni bedel üzerinden ikmal edilmesidir. Öte yandan, fiili taksim savunmasının araştırılması için yerinde keşif yapılarak HMK m. 259/2 gereğince taraf tanıkları taşınmaz başında dinlenmeli, tarafların ihtilafsız kullandıkları ayrı bölümler olup olmadığı belirlenmeli ve tanıklarca gösterilecek yerler fen bilirkişisi krokisinde ayrı ayrı denetime elverişli işaretlenerek eylemli paylaşım olup olmadığı tespit edilmelidir.”

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Eksik incelemeyle fiili taksimin araştırılmaması ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun uyarınca 25/12/2025 tarihi itibarıyla güncel rayiç bedelin belirlenmemiş olması usul ve yasaya aykırı bulunarak, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile yerel mahkeme kararının HMK m. 353/1-a-4-6 uyarınca kesin olarak KALDIRILMASINA ve dosyanın mahkemesine GÖNDERİLMESİNE oy birliğiyle karar verilmiştir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2024/2799 E. - 2026/1420 K. Karar Tarihi: 30.04.2026 Yerel Mahkeme: İstanbul 41. Asliye Hukuk Mahkemesi (2022/651 E. - 2024/158 K.) 💡 ÖZET : 25/12/2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile TMK m. 734/2'de yapılan köklü değişiklik, aynı kanunun Geçici 1/2. maddesi uyarınca bu tarihten önce açılmış ve halen devam eden (derdest) davalara da uygulanır. Mahkemece eski yasa dönemindeki harç/satış bedeli yerine, payın 25/12/2025 tarihi itibarıyla "güncel rayiç bedeli" gecikmeksizin belirlenmeli, tapu giderleri eklenerek bakiye bedel için depo kararı verilmelidir. Ayrıca önalım davalarında fiili taksim (eylemli paylaşım) savunması; tanıkların taşınmaz başında dinlenmesi ve fen bilirkişisi krokisinde paydaşların kullandığı yerlerin ayrı ayrı işaretlenmesi suretiyle kapsamlıca araştırılmalıdır. ⚖️ UYUŞMAZLIK VE MADDİ VAKIA Davacı, arsa niteliğindeki taşınmazda paydaş olduğunu, davalının diğer hissedarların payını 07/07/2022 tarihinde satın aldığını ve kendisine ihtarname çekilmediğini belirterek önalım hakkına dayalı tapu iptal ve tescil talep etmiştir. Davalı ise taşınmazda fiili taksim bulunduğunu ve yüksek enflasyon nedeniyle güncel değer üzerinden depo kararı verilmesi gerektiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesi fiili taksimin olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve eski satış bedeli üzerinden depo edilen bedelin ödenmesine karar vermiştir. Uyuşmazlık; fiili taksim araştırmasının yeterliliği ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun'un derdest davadaki depo bedeline etkisidir. 🎯 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ GEREKÇESİ "25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanunun 36. maddesi ile TMK m. 734/2 'Dava konusu payın rayiç bedeli hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenir...' şeklinde değiştirilmiş; 37. maddesi ile eklenen Geçici Madde 1/2 uyarınca bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar hakkında da uygulanacağı açıkça düzenlenmiştir. Bu durumda mahkemece yapılması gereken; dava konusu payın 25/12/2025 tarihi itibariyle rayiç bedelinin gecikmeksizin belirlenmesi, alıcı tarafından ödenen tapu harç ve masraflarının eklenmesi, daha önce depo edilen bedelin mahsup edilerek bakiye bedelin nemalandırılmak üzere depo ettirilmesi ve eksik harcın bu yeni bedel üzerinden ikmal edilmesidir. Öte yandan, fiili taksim savunmasının araştırılması için yerinde keşif yapılarak HMK m. 259/2 gereğince taraf tanıkları taşınmaz başında dinlenmeli, tarafların ihtilafsız kullandıkları ayrı bölümler olup olmadığı belirlenmeli ve tanıklarca gösterilecek yerler fen bilirkişisi krokisinde ayrı ayrı denetime elverişli işaretlenerek eylemli paylaşım olup olmadığı tespit edilmelidir." 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Eksik incelemeyle fiili taksimin araştırılmaması ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun uyarınca 25/12/2025 tarihi itibarıyla güncel rayiç bedelin belirlenmemiş olması usul ve yasaya aykırı bulunarak, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile yerel mahkeme kararının HMK m. 353/1-a-4-6 uyarınca kesin olarak KALDIRILMASINA ve dosyanın mahkemesine GÖNDERİLMESİNE oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİ – Proje ve İmar Değişikliğiyle Bağımsız Bölüm Sayısının Artırılması – Fazla İmalat ve Sözleşme Dışı Kazancın Tazmini İstemi – Uyuşmazlığın Aşırı Yararlanma (Gabin) Olmadığı – Sözleşmeye Aykırılık Nedeniyle 10 Yıllık Genel Zamanaşımı Süresinin Uygulanması Gerektiği 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2025/81 Esas – 2025/185 Karar

  • İlk Derece Mahkemesi: İzmir *. Asliye Hukuk Mahkemesi (2022/50 E. – 2023/385 K.)

  • Karar Tarihi: 06/02/2025

  • Karar Türü: Davacılar Vekilinin İstinaf Başvurusunun Kabulü ile Kararın Kaldırılması (HMK m. 353/1-a-6 – Kesin Karar)

💡 DAVA VE İSTİNAF ÖZETİ Davacılar (Arsa Sahipleri) vekili, müvekkillerinin murisi ile davalı yüklenici şirket arasında düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca bağımsız bölümlerin %37’sinin arsa sahiplerine, %63’ünün yükleniciye bırakılmasının kararlaştırıldığını; sözleşme esnasında davalıya kalacak parseldeki daire sayısı 59 olarak belirlenmişken, davalının imar durumu ve proje değişikliğinden yararlanarak bu sayıyı tek taraflı olarak 125 adede çıkardığını ileri sürmüştür. Davacı vekili, yüklenicinin sözleşmeyi ihlal ederek fazladan kazanç sağladığını ve bu ilave bağımsız bölümlerin sözleşmedeki paylaşım oranına göre paylaştırılması ya da bedelinin tazmini talebiyle alacak davası açmıştır.

İlk Derece Mahkemesi, uyuşmazlığın TBK m. 28 kapsamında bir “aşırı yararlanma (gabin)” davası olduğunu kabul ederek, sözleşme tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermiştir. Davacılar vekili, davanın gabin değil sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan tazminat davası olduğunu, teslim borcunun henüz ifa edilmediğini ve TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımının uygulanması gerektiğini belirterek kararı istinaf etmiştir.

📌 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN TESPİTLERİ VE GEREKÇESİ İstinaf incelemesini yapan İzmir BAM 14. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin hukuki nitelendirmesini hatalı bularak şu temel saptamaları yapmıştır:

  1. Davanın Hukuki Niteliği (Gabin Değildir): Aynı sözleşmeye ilişkin olarak daha önce başka arsa sahiplerince “aşırı yararlanma” (gabin) iddiasıyla açılan bir davanın süre yönünden reddedilip kesinleştiği doğrudur. Ancak eldeki dava, edimler arasındaki ilk nispetsizliğe dayanan bir gabin davası değildir. Dava, yüklenicinin sözleşme kurulduktan sonra projenin dışına çıkarak inşaat alanını ve bağımsız bölüm sayısını (59’dan 125’e) artırması sonucu oluşan ilave hakların paylaşılmasına ilişkin bir alacak davasıdır.

  2. Uygulanacak Süre (10 Yıllık Zamanaşımı): Dava, gabin iddiasına dayalı olmadığından TBK m. 28’deki 1 yıllık hak düşürücü süreye tabi tutulamaz. Sözleşmeye aykırılıktan doğan bu tür alacak istemlerinde, TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanmalıdır. Bu nedenle davanın süresinde açıldığı kabul edilmelidir.

  3. Esastan İnceleme Zorunluluğu: İlk derece mahkemesince; uyuşmazlığın esasına girilerek taşınmazların bulunduğu yerde imar ve proje değişikliği yapılıp yapılmadığı araştırılmalı, sözleşme hükümleri çerçevesinde bağımsız bölümlerin artması sonucu arsa sahipleri lehine ilave bir hak doğup doğmadığı yönünde tarafların delilleri toplanarak esastan bir karar verilmelidir. Deliller toplanmadan davanın usulden reddedilmesi hatalıdır.

⚖️ MAHKEME GEREKÇESİ “Eldeki dava, aşırı yararlanma (gabin) iddiasına dayalı olarak açılan bir dava değildir… Davalı yüklenicinin, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin ve projenin dışına çıktığı, davalının kendisine kalacak bağımsız bölüm sayısını ve inşaat alanını arttırdığı, kat sayısı ve bağımsız bölüm sayısı artmasına rağmen, davalının; davacılara düşen paylaşım oranına tekabül eden miktarı teslim etmediği gibi, bedelini de ödemediği iddia edilerek alacak talebinde bulunulmaktadır. Dolayısıyla, bu dava, aşırı yararlanma (gabin) iddiasıyla açılmış bir dava olmadığından, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 28. maddesinde yazılı bir yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğundan söz etmek hukuken mümkün görülmemiştir.”

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

  1. Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,

  2. İzmir *. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin usulden ret kararının HMK m. 353/1-a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,

  3. Dosyanın, daire kararına uygun şekilde deliller toplanıp yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

  4. İstinaf maktu karar harcının talebi halinde davacılara iadesine, HMK m. 362/1-g maddesi uyarınca kesin olmak üzere 06/02/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Gayrimenkul hukukunda “gabin” (aşırı yararlanma) ile “sözleşme dışı fazla imalatın paylaşımı” kavramları uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır. Gabin, sözleşmenin kurulduğu an mevcut olan tecrübesizlik veya zor durumun istismarı ile edimler arasındaki açık nispetsizliği vurur ve 1 yıllık sıkı bir hak düşürücü süreye tabidir. Oysa bu kararda netleştiği üzere; yüklenicinin sözleşme sonrasında imar avantajı sağlayarak bağımsız bölüm sayısını neredeyse iki katına çıkarması, sözleşmenin yürütülmesi sürecindeki bir “paylaşım ve sözleşmeye aykırılık” uyuşmazlığıdır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da kabul edildiği üzere, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde imar artışından doğan fazla daireler taraflar arasında başta kararlaştırılan oranlar (somut olayda %37 – %63) dahilinde paylaşılmalıdır. Bu haktan kaynaklanan davalar 10 yıllık genel zamanaşımına tabi olup, yerel mahkemenin davayı erkenden süre yönünden reddetmesi bölge adliye mahkemesince haklı olarak engellenmiştir.

⚖️ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİ – Proje ve İmar Değişikliğiyle Bağımsız Bölüm Sayısının Artırılması – Fazla İmalat ve Sözleşme Dışı Kazancın Tazmini İstemi – Uyuşmazlığın Aşırı Yararlanma (Gabin) Olmadığı – Sözleşmeye Aykırılık Nedeniyle 10 Yıllık Genel Zamanaşımı Süresinin Uygulanması Gerektiği – İlk Derece Mahkemesinin Usulden Ret Kararının Kaldırılması 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2025/81 Esas - 2025/185 Karar İlk Derece Mahkemesi: İzmir *. Asliye Hukuk Mahkemesi (2022/50 E. - 2023/385 K.) Karar Tarihi: 06/02/2025 Karar Türü: Davacılar Vekilinin İstinaf Başvurusunun Kabulü ile Kararın Kaldırılması (HMK m. 353/1-a-6 - Kesin Karar) 💡 DAVA VE İSTİNAF ÖZETİ Davacılar (Arsa Sahipleri) vekili, müvekkillerinin murisi ile davalı yüklenici şirket arasında düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca bağımsız bölümlerin %37’sinin arsa sahiplerine, %63’ünün yükleniciye bırakılmasının kararlaştırıldığını; sözleşme esnasında davalıya kalacak parseldeki daire sayısı 59 olarak belirlenmişken, davalının imar durumu ve proje değişikliğinden yararlanarak bu sayıyı tek taraflı olarak 125 adede çıkardığını ileri sürmüştür. Davacı vekili, yüklenicinin sözleşmeyi ihlal ederek fazladan kazanç sağladığını ve bu ilave bağımsız bölümlerin sözleşmedeki paylaşım oranına göre paylaştırılması ya da bedelinin tazmini talebiyle alacak davası açmıştır. İlk Derece Mahkemesi, uyuşmazlığın TBK m. 28 kapsamında bir "aşırı yararlanma (gabin)" davası olduğunu kabul ederek, sözleşme tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermiştir. Davacılar vekili, davanın gabin değil sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan tazminat davası olduğunu, teslim borcunun henüz ifa edilmediğini ve TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımının uygulanması gerektiğini belirterek kararı istinaf etmiştir. 📌 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN TESPİTLERİ VE GEREKÇESİ İstinaf incelemesini yapan İzmir BAM 14. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin hukuki nitelendirmesini hatalı bularak şu temel saptamaları yapmıştır: Davanın Hukuki Niteliği (Gabin Değildir): Aynı sözleşmeye ilişkin olarak daha önce başka arsa sahiplerince "aşırı yararlanma" (gabin) iddiasıyla açılan bir davanın süre yönünden reddedilip kesinleştiği doğrudur. Ancak eldeki dava, edimler arasındaki ilk nispetsizliğe dayanan bir gabin davası değildir. Dava, yüklenicinin sözleşme kurulduktan sonra projenin dışına çıkarak inşaat alanını ve bağımsız bölüm sayısını (59'dan 125'e) artırması sonucu oluşan ilave hakların paylaşılmasına ilişkin bir alacak davasıdır. Uygulanacak Süre (10 Yıllık Zamanaşımı): Dava, gabin iddiasına dayalı olmadığından TBK m. 28'deki 1 yıllık hak düşürücü süreye tabi tutulamaz. Sözleşmeye aykırılıktan doğan bu tür alacak istemlerinde, TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanmalıdır. Bu nedenle davanın süresinde açıldığı kabul edilmelidir. Esastan İnceleme Zorunluluğu: İlk derece mahkemesince; uyuşmazlığın esasına girilerek taşınmazların bulunduğu yerde imar ve proje değişikliği yapılıp yapılmadığı araştırılmalı, sözleşme hükümleri çerçevesinde bağımsız bölümlerin artması sonucu arsa sahipleri lehine ilave bir hak doğup doğmadığı yönünde tarafların delilleri toplanarak esastan bir karar verilmelidir. Deliller toplanmadan davanın usulden reddedilmesi hatalıdır. ⚖️ MAHKEME GEREKÇESİ "Eldeki dava, aşırı yararlanma (gabin) iddiasına dayalı olarak açılan bir dava değildir... Davalı yüklenicinin, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin ve projenin dışına çıktığı, davalının kendisine kalacak bağımsız bölüm sayısını ve inşaat alanını arttırdığı, kat sayısı ve bağımsız bölüm sayısı artmasına rağmen, davalının; davacılara düşen paylaşım oranına tekabül eden miktarı teslim etmediği gibi, bedelini de ödemediği iddia edilerek alacak talebinde bulunulmaktadır. Dolayısıyla, bu dava, aşırı yararlanma (gabin) iddiasıyla açılmış bir dava olmadığından, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 28. maddesinde yazılı bir yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğundan söz etmek hukuken mümkün görülmemiştir." 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, İzmir *. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin usulden ret kararının HMK m. 353/1-a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dosyanın, daire kararına uygun şekilde deliller toplanıp yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, İstinaf maktu karar harcının talebi halinde davacılara iadesine, HMK m. 362/1-g maddesi uyarınca kesin olmak üzere 06/02/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ (İZALE-İ ŞUYU) – Taşınmaz Üzerindeki İntifa Hakkının Satışa Etkisi – TMK m. 700 Uyarınca Pay Dağılımı – İntifa Hakkının Terkin Edilmesinin Değerlemeye Etkisi 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2017/2217 Esas – 2017/1981 Karar

  • İlk Derece Mahkemesi: Çeşme Sulh Hukuk Mahkemesi (2012/482 E. – 2017/268 K.)

  • Karar Tarihi: 24/10/2017

💡 DAVA VE ŞİKAYET ÖZETİ

Davacı vekili, İzmir İli Çeşme İlçesi Ilıca Mahallesi Kumluk Mevkiinde yer alan 513 ada 148 ve 149 parsel sayılı taşınmazlarda müvekkili ile davalı [A. B.]’ın hissedar olduklarını, diğer davalı [H. S.]’ın ise taşınmaz üzerinde intifa hakkı sahibi olduğunu belirtmiştir. Davacı, bu taşınmazlar üzerindeki ortaklığın aynen taksim yoluyla, bunun mümkün olmaması halinde ise satış suretiyle giderilmesini talep etmiştir. Davalı [A. B.] ise intifa hakkının muvazaalı olarak tesis edildiğini, intifanın kaldırılması için açtığı davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, aynen taksim durumu araştırılarak mümkün olmadığı takdirde taşınmazların intifa hakkı olmaksızın satılması gerektiğini savunmuştur. İntifa hakkı sahibi davalı [H. S.] ise taşınmazların intifalı olarak satılmasına muvafakat ettiğini beyan etmiştir. İlk derece mahkemesince davanın kabulü ile taşınmazlardaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine, satış bedelinin tapu kaydındaki hisseleri oranında davacı ile davalıya ödenmesine ve intifa hakkı sahibine yönelik davanın husumetten reddine karar verilmiştir. Davalı [A. B.], bilirkişi raporunun kendisine tebliğ edilmediğini ve karar öncesinde intifa hakkı terkini gerçekleştiği için yeniden rapor alınması gerektiğini ileri sürerek karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur.

📌 YARGILAMA SÜRECİ 

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını usul ve esas yönünden hukuka uygun bularak davalının istinaf itirazlarını reddetmiştir. Daire, taşınmaz üzerindeki intifa hakkının 01.01.2002 tarihinden sonra (25.5.2012) kurulmuş olması sebebiyle uyuşmazlıkta 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 700. maddesinin uygulanması gerektiğini tespit etmiştir. Bu hükme göre, bir paydaşın kendi payı üzerinde intifa hakkı kurması halinde, satış yoluyla paylaşmada intifa hakkı, buna ilişkin paya düşecek bedel üzerinde devam eder. Somut olayda, davacı ve diğer davalılar tarafından Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava sonucunda intifa payının terkinine karar verildiği anlaşılmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda intifa değeri hesaplanmış olsa dahi, mahkemenin satış bedelini tapu kaydındaki güncel hisseler oranında paylaştırmış olması hukuka uygun bulunmuştur. Tarafların tapu kaydındaki paylarının açık olduğu, taşınmazların intifa hakkından ari güncel değerlerinin ise zaten satış aşamasında icra/satış memurluğunca yeniden tespit edileceği anlaşıldığından, davalının bilirkişi raporuna ve eksik incelemeye yönelik istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

Davalı [A. B.]’ın istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE karar verilmiştir. Taşınmaz malın satış bedelinden payına düşecek paradan ‰ 11,38 oranındaki istinaf karar harcının, peşin alınan 31,40 TL’den mahsubu ile kalan kısmının davalıdan tahsil edilerek hazineye irat kaydına, varsa istinaf gider fazlalığının yatırana iadesine hükmedilmiştir. Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK’nın 362/1-b maddesi uyarınca temyiz kanun yolu kapalı (kesin) olmak üzere 24.10.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Bu karar, ortaklığın giderilmesi davalarında taşınmaz üzerinde bulunan intifa hakkının zaman bakımından hangi mevzuata tabi olduğunu ve satış sürecine etkisini net bir biçimde ortaya koymaktadır. 01.01.2002 tarihinden önce tesis edilen intifa haklarında taşınmazın yükümlü olarak satılması kuralı geçerliyken, bu tarihten sonra kurulan intifa haklarında TMK m. 700 uyarınca hakkın, o paya düşecek satış bedeli üzerinde devam etmesi esastır. Kararda, yargılama sırasında intifa hakkının mahkeme kararıyla terkin edilmiş olması uyuşmazlığın seyrini değiştirmiştir. İstinaf dairesi, ilk derece mahkemesinin payları doğrudan tapu kayıtlarına göre paylaştırmasını ve taşınmazın intifasız güncel değerinin zaten satış dosyası aşamasında yeniden belirlenecek olmasını gerekçe göstererek usul ekonomisine uygun, isabetli bir yaklaşım sergilemiştir.

⚖️ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ (İZALE-İ ŞUYU) – Taşınmaz Üzerindeki İntifa Hakkının Satışa Etkisi – TMK m. 700 Uyarınca Pay Dağılımı – İntifa Hakkının Terkin Edilmesinin Değerlemeye Etkisi  🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2017/2217 Esas - 2017/1981 Karar İlk Derece Mahkemesi: Çeşme Sulh Hukuk Mahkemesi (2012/482 E. - 2017/268 K.) Karar Tarihi: 24/10/2017 💡 DAVA VE ŞİKAYET ÖZETİ Davacı vekili, İzmir İli Çeşme İlçesi Ilıca Mahallesi Kumluk Mevkiinde yer alan 513 ada 148 ve 149 parsel sayılı taşınmazlarda müvekkili ile davalı [A. B.]'ın hissedar olduklarını, diğer davalı [H. S.]'ın ise taşınmaz üzerinde intifa hakkı sahibi olduğunu belirtmiştir. Davacı, bu taşınmazlar üzerindeki ortaklığın aynen taksim yoluyla, bunun mümkün olmaması halinde ise satış suretiyle giderilmesini talep etmiştir. Davalı [A. B.] ise intifa hakkının muvazaalı olarak tesis edildiğini, intifanın kaldırılması için açtığı davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, aynen taksim durumu araştırılarak mümkün olmadığı takdirde taşınmazların intifa hakkı olmaksızın satılması gerektiğini savunmuştur. İntifa hakkı sahibi davalı [H. S.] ise taşınmazların intifalı olarak satılmasına muvafakat ettiğini beyan etmiştir. İlk derece mahkemesince davanın kabulü ile taşınmazlardaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine, satış bedelinin tapu kaydındaki hisseleri oranında davacı ile davalıya ödenmesine ve intifa hakkı sahibine yönelik davanın husumetten reddine karar verilmiştir. Davalı [A. B.], bilirkişi raporunun kendisine tebliğ edilmediğini ve karar öncesinde intifa hakkı terkini gerçekleştiği için yeniden rapor alınması gerektiğini ileri sürerek karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur. 📌 YARGILAMA SÜRECİ İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını usul ve esas yönünden hukuka uygun bularak davalının istinaf itirazlarını reddetmiştir. Daire, taşınmaz üzerindeki intifa hakkının 01.01.2002 tarihinden sonra (25.5.2012) kurulmuş olması sebebiyle uyuşmazlıkta 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 700. maddesinin uygulanması gerektiğini tespit etmiştir. Bu hükme göre, bir paydaşın kendi payı üzerinde intifa hakkı kurması halinde, satış yoluyla paylaşmada intifa hakkı, buna ilişkin paya düşecek bedel üzerinde devam eder. Somut olayda, davacı ve diğer davalılar tarafından Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava sonucunda intifa payının terkinine karar verildiği anlaşılmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda intifa değeri hesaplanmış olsa dahi, mahkemenin satış bedelini tapu kaydındaki güncel hisseler oranında paylaştırmış olması hukuka uygun bulunmuştur. Tarafların tapu kaydındaki paylarının açık olduğu, taşınmazların intifa hakkından ari güncel değerlerinin ise zaten satış aşamasında icra/satış memurluğunca yeniden tespit edileceği anlaşıldığından, davalının bilirkişi raporuna ve eksik incelemeye yönelik istinaf itirazları yerinde görülmemiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davalı [A. B.]'ın istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE karar verilmiştir. Taşınmaz malın satış bedelinden payına düşecek paradan ‰ 11,38 oranındaki istinaf karar harcının, peşin alınan 31,40 TL'den mahsubu ile kalan kısmının davalıdan tahsil edilerek hazineye irat kaydına, varsa istinaf gider fazlalığının yatırana iadesine hükmedilmiştir. Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362/1-b maddesi uyarınca temyiz kanun yolu kapalı (kesin) olmak üzere 24.10.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİNİN PAYLI MÜLKİYETE ÇEVRİLMESİ – Süre İçinde Ortaklığın Giderilmesi Davası Açılması – TMK m.644/2 Gereğince Hukuki Yarar Yokluğu – Davanın Reddi ve İstinafın Esastan Reddi

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • İlk Derece Mahkemesi: İzmir 6. Sulh Hukuk Mahkemesi (2018/285 Esas – 2018/742 Karar)

  • Hâkim / Katip: Şaziye KİTAPÇI (22939) / Müzeyyen KARADUMAN (93515)

  • İlk Derece Karar Tarihi: 05/06/2018

  • İstinaf Mahkemesi: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi (2018/2250 Esas – 2018/1500 Karar)

  • BAM Karar Tarihi: 20/09/2018

💡 DAVA VE SAFHA ÖZETİ Davacı vekili, İzmir ili Narlıdere ilçesi Narlıdere Mah. 74 ada 123 parsel sayılı taşınmazda iştirak halindeki (elbirliği) payların müşterek (paylı) mülkiyete çevrilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili, taşınmaza ilişkin olarak İzmir 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2018/247 Esas sayılı dosyasında ortaklığın giderilmesi (izaleyi şüyu) davası açıldığını beyan ederek davanın reddini savunmuştur. Davacı vekili karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur.

📌 İLK DERECE MAHKEMESİNİN RET GEREKÇESİ İzmir 6. Sulh Hukuk Mahkemesi gerekçesinde; MK.644.maddeye göre bir mirasçı terekeye dahil malların tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi isteminde bulunduğu takdirde sulh hakiminin diğer mirasçılara çağrıda bulunarak belirleyeceği süre içinde varsa itirazlarını bildirmeye davet edeceğini, elbirliği mülkiyetinin devamını haklı kılacak bir itiraz ileri sürülmediği veya mirasçılardan biri belirlenen süre içinde paylaşma davası açmadığı takdirde elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesine karar verileceğini anımsatmıştır. Somut uyuşmazlıkta, davanın 05/02/2018 tarihinde açıldığı, davalıya TMK.644/2 maddesi gereğince uyarılı tebligat yapılarak tebliğden itibaren 7 gün süre verildiği, tebliğ tarihinin 20/03/2018 olduğu, davalı tarafından bu tarihten de önce 20/02/2018 tarihinde İzmir 12. Sulh Hukuk Mahkemesinde ortaklığın giderilmesi davası açıldığından elbirliği mülkiyetin müşterek mülkiyete dönüştürülmesinde hukuki yarar bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir.

 

👉 İSTİNAF SÜRECİ VE BAM KARARI Davacı vekili istinaf dilekçesinde; izaleyi şüyu davasının iş bu dava açıldıktan yaklaşık 1 ay sonra açıldığını, davanın taraflarınca 29.01.2018 tarihinde harçları ödenip muhabere yolu ile açıldığını, davanın açılmasına davalının sebep olduğu için yargılama gideri ve vekalet ücretinden davalı yanın sorumlu tutulması gerektiğini, mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini belirtmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, tarafların iddia ve savunmaları ile delillerinin dosya kapsamına ve yasalara uygun olarak değerlendirilerek verilen kararın, usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre davacının istinaf kanun yolu başvurusunun HMK m.353/1-b-1 uyarınca esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Bu karar, TMK’nın 644. maddesinin emredici kurgusu ile Hukuk Muhameleri Kanunu’nun (HMK) “hukuki yarar” dava şartı arasındaki doğrudan ilişkiyi göstermesi açısından muazzam bir usul hukuku dersidir.

Uygulamada sıklıkla göz ardı edilen husus, TMK m.644/2’deki “mirasçılardan biri belirlenen süre içinde paylaşma davası açmadığı takdirde…” ifadesidir. Kanun koyucu, elbirliği mülkiyetinin paylıya çevrilmesini, mirasçılar arasında daha kapsamlı ve kökten bir çözüm olan “paylaşma (ortaklığın giderilmesi) davası” açılmaması şartına bağlamıştır. Eğer mirasçılardan biri, mahkemenin verdiği süre içinde (somut olayda tebliğ bile beklenmeksizin daha önce) ortaklığın giderilmesi davası açarsa, mülkiyeti çevirme davası otomatik olarak “hukuki yarar yokluğu” engeline takılır. Çünkü ortaklığın giderilmesi davası, zaten doğası gereği elbirliği mülkiyetini sonlandıracak ve taşınmaz üzerindeki ortaklığı tamamen tasfiye edecektir. Tasfiyeye girmiş bir mülkiyetin önce paylıya çevrilmesinde davacının korunmaya değer bir hukuki menfaati kalmamaktadır.

⚖️ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİNİN PAYLI MÜLKİYETE ÇEVRİLMESİ – Süre İçinde Ortaklığın Giderilmesi Davası Açılması – TMK m.644/2 Gereğince Hukuki Yarar Yokluğu – Davanın Reddi ve İstinafın Esastan Reddi 🏛️ KARAR KÜNYESİ İlk Derece Mahkemesi: İzmir 6. Sulh Hukuk Mahkemesi (2018/285 Esas - 2018/742 Karar) Hâkim / Katip: Şaziye KİTAPÇI (22939) / Müzeyyen KARADUMAN (93515) İlk Derece Karar Tarihi: 05/06/2018 İstinaf Mahkemesi: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi (2018/2250 Esas - 2018/1500 Karar) BAM Karar Tarihi: 20/09/2018 💡 DAVA VE SAFHA ÖZETİ Davacı vekili, İzmir ili Narlıdere ilçesi Narlıdere Mah. 74 ada 123 parsel sayılı taşınmazda iştirak halindeki (elbirliği) payların müşterek (paylı) mülkiyete çevrilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili, taşınmaza ilişkin olarak İzmir 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2018/247 Esas sayılı dosyasında ortaklığın giderilmesi (izaleyi şüyu) davası açıldığını beyan ederek davanın reddini savunmuştur. Davacı vekili karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur. 📌 İLK DERECE MAHKEMESİNİN RET GEREKÇESİ İzmir 6. Sulh Hukuk Mahkemesi gerekçesinde; MK.644.maddeye göre bir mirasçı terekeye dahil malların tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi isteminde bulunduğu takdirde sulh hakiminin diğer mirasçılara çağrıda bulunarak belirleyeceği süre içinde varsa itirazlarını bildirmeye davet edeceğini, elbirliği mülkiyetinin devamını haklı kılacak bir itiraz ileri sürülmediği veya mirasçılardan biri belirlenen süre içinde paylaşma davası açmadığı takdirde elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesine karar verileceğini anımsatmıştır. Somut uyuşmazlıkta, davanın 05/02/2018 tarihinde açıldığı, davalıya TMK.644/2 maddesi gereğince uyarılı tebligat yapılarak tebliğden itibaren 7 gün süre verildiği, tebliğ tarihinin 20/03/2018 olduğu, davalı tarafından bu tarihten de önce 20/02/2018 tarihinde İzmir 12. Sulh Hukuk Mahkemesinde ortaklığın giderilmesi davası açıldığından elbirliği mülkiyetin müşterek mülkiyete dönüştürülmesinde hukuki yarar bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir. 👉 İSTİNAF SÜRECİ VE BAM KARARI Davacı vekili istinaf dilekçesinde; izaleyi şüyu davasının iş bu dava açıldıktan yaklaşık 1 ay sonra açıldığını, davanın taraflarınca 29.01.2018 tarihinde harçları ödenip muhabere yolu ile açıldığını, davanın açılmasına davalının sebep olduğu için yargılama gideri ve vekalet ücretinden davalı yanın sorumlu tutulması gerektiğini, mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini belirtmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, tarafların iddia ve savunmaları ile delillerinin dosya kapsamına ve yasalara uygun olarak değerlendirilerek verilen kararın, usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre davacının istinaf kanun yolu başvurusunun HMK m.353/1-b-1 uyarınca esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.

⚖️TAM ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA SÖZLEŞME – Mahkeme İçi Sulh Protokolünden Doğan Edimin İfası – Üçüncü Kişinin Hakkını Kullanacağını Bildirmesinden Sonra Davadan Feragatin Hüküm İfade Etmeyeceği – Tapu İptal ve Tescil

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • İlk Derece Mahkemesi: Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla Başlayıp Asliye Hukuk Sıfatıyla Karara Bağlanmıştır)

  • Esas – Karar No: 2017/577 Esas – 2022/21 Karar

  • İlk Derece Karar Tarihi: 12/01/2022

  • Hâkim / Katip: 216234 / 243422

💡 DAVA VE SAFHA ÖZETİ Davacı S.T., arsa sahibi G.Y. ile müteahhit V.M. Ltd. Şti. arasında daha önce görülen Çeşme AHM’nin 2014/669 E. sayılı dosyasındaki mahkeme içi sulh protokolü uyarınca, lehine devredilmesi kararlaştırılan Çeşme Dalyan Mahallesi 889 ada 11 parsel 2 nolu bağımsız bölümün tapuda adına tescil edilmediğini ileri sürerek tapu iptal ve tescil davası açmıştır. Davalı arsa sahibi ve şirket yetkilileri, sözleşmelerin geçersiz olduğunu, şirketi tek başına temsil yetkisi bulunmayan ortağın imza attığını ve önceki davadan feragat edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

📌 İLK DERECE MAHKEMESİNİN ÖZETLENMİŞ GEREKÇESİ

  • Görevli Mahkemenin Belirlenmesi Yönünden: Dava, tüketici mahkemesi sıfatıyla açılmışsa da uyuşmazlığın temelinin taraflar arasında doğrudan bir tüketici işleminden değil, daha önce imza altına alınan bir “mahkeme içi sulh sözleşmesinden” kaynaklandığı saptanmıştır. Söz konusu sulh sözleşmesiyle üçüncü kişi lehine kararlaştırılan bir edimin ifası talep edildiğinden, davaya genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

  • Sözleşmenin Niteliği ve Mahkeme İçi Sulh Yönünden: Arsa sahibi ile müteahhit firma arasında Çeşme AHM’nin 2014/669 E. sayılı dosyasında 09/02/2015 tarihinde bir sulh protokolü yapılmış ve vekillerin beyanıyla bu protokol mahkemece hükme geçirilmiştir. Yargıtay içtihatları doğrultusunda mahkeme dışı yapılan bu anlaşma, duruşma tutanağına geçirilip imzalanarak “mahkeme içi sulhe” dönüşmüştür. Bu protokolün 4. maddesi ve ek protokolün 6. maddesinde yer alan “889 ada 11 parsel zemin kat 2 nolu bağımsız bölümün Sevtap Tosun’a devredileceği” yönündeki düzenleme, niteliği itibariyle TBK m. 129 kapsamında “üçüncü kişi yararına sözleşme” teşkil etmektedir.

  • Davadan Feragatin Davacıya Etkisi Yönünden: Her ne kadar söz konusu protokolün yapıldığı ana dava (2014/669 E.), kesinleşmeden önce müteahhit firma vekili tarafından 09/12/2019 tarihinde feragat edilerek reddedilmiş ve bu karar kesinleşmişse de; davacı üçüncü kişi lehine kurulan bu haktan doğan tescil talebini eldeki dava ile 06/10/2017 tarihinde (yani feragatten önce) yargıya taşımıştır. TBK m. 129/2 uyarınca; üçüncü kişi hakkı kullanmak istediğini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez. Davacı, eldeki davayı açarak bu hakkı kullanma iradesini borçluya yönelttiği için, bu tarihten sonra ana davada yapılan vaki feragat davacı üçüncü kişiye karşı ileri sürülemez ve onun yönünden hukuki sonuç doğurmaz.

  • Husumet ve Esas Yönünden: Bilirkişi raporuna göre dava konusu taşınmazın inşai olarak bitirildiği ve konut olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu doğrultuda, sulh sözleşmesindeki tescil ediminin yerine getirilmesi gerektiğinden davanın tapu maliki arsa sahibi  ve müteahhit şirket yönünden kabulüne; şirketi tek başına temsil yetkisi bulunmayan ve şahsen sözleşmenin tarafı olmayan F.M.G. yönünden ise pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Bu karar, Borçlar Hukuku’nun en karakteristik kurumlarından biri olan “Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme” (TBK m.129) ile Medeni Usul Hukuku’ndaki “Mahkeme İçi Sulh” ve “Feragat” konularını açıklayıcı bir karardır. .

Hukuki açıdan Mahkeme,  asıl edim alacaklısı olan şirketin, dava kesinleşmeden önce yaptığı “davadan feragat” işleminin yapılma zamanı bakımından üçüncü kişi yararına açılan yeni dava bakımından  etkisini sınırlandırılacak gerekçe sunmuştur.  Normal şartlarda feragat, kesin hükmün sonuçlarını doğuran ve davayı tamamen bitiren tek taraflı bir usul işlemidir. Ancak somut olayda, taraflar mahkeme içi sulh ile üçüncü bir kişiye  doğrudan talep hakkı içeren tam üçüncü kişi yararına bir hak bahşetmişlerdir. Davacı üçüncü kişi, 2017 yılında tescil davasını açarak bu hakkı kullanma iradesini borçluya resmen yönelttiği an, artık sözleşmenin asıl taraflarının bu borcu ortadan kaldırma veya değiştirme tasarruf yetkisi kanunen (TBK m.129/2 uyarınca) kısıtlanmıştır.

Şirket vekilinin davacının açtığı bu tescil davasından sonra, 2019 yılında eski dosyada yaptığı feragat, davacının kazanılmış hakkına zarar veremez. Mahkeme, usul hukukunun arkasına gizlenerek maddi hukuktan doğan tescil hakkının hakkın kötüye kullanılması yoluyla (veya muvazaalı feragatlerle) engellenmesinin önüne set çekmiştir. Karar, üçüncü kişi lehine kurulan mahkeme içi sulh protokollerinin, tarafların tek taraflı irade beyanlarıyla sonradan sonuçsuz bırakılamayacağını teyit etmesi bakımından çok güçlü bir mülkiyet hakkı koruması sergilemektedir.

⚖️TAM ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA SÖZLEŞME – Mahkeme İçi Sulh Protokolünden Doğan Edimin İfası – Üçüncü Kişinin Hakkını Kullanacağını Bildirmesinden Sonra Davadan Feragatin Hüküm İfade Etmeyeceği – Tapu İptal ve Tescil 🏛️ KARAR KÜNYESİ İlk Derece Mahkemesi: Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla Başlayıp Asliye Hukuk Sıfatıyla Karara Bağlanmıştır) Esas - Karar No: 2017/577 Esas - 2022/21 Karar İlk Derece Karar Tarihi: 12/01/2022 Hâkim / Katip: 216234 / 243422 💡 DAVA VE SAFHA ÖZETİ Davacı S.T., arsa sahibi G.Y. ile müteahhit V.M. Ltd. Şti. arasında daha önce görülen Çeşme AHM'nin 2014/669 E. sayılı dosyasındaki mahkeme içi sulh protokolü uyarınca, lehine devredilmesi kararlaştırılan Çeşme Dalyan Mahallesi 889 ada 11 parsel 2 nolu bağımsız bölümün tapuda adına tescil edilmediğini ileri sürerek tapu iptal ve tescil davası açmıştır. Davalı arsa sahibi ve şirket yetkilileri, sözleşmelerin geçersiz olduğunu, şirketi tek başına temsil yetkisi bulunmayan ortağın imza attığını ve önceki davadan feragat edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 📌 İLK DERECE MAHKEMESİNİN ÖZETLENMİŞ GEREKÇESİ Görevli Mahkemenin Belirlenmesi Yönünden: Dava, tüketici mahkemesi sıfatıyla açılmışsa da uyuşmazlığın temelinin taraflar arasında doğrudan bir tüketici işleminden değil, daha önce imza altına alınan bir "mahkeme içi sulh sözleşmesinden" kaynaklandığı saptanmıştır. Söz konusu sulh sözleşmesiyle üçüncü kişi lehine kararlaştırılan bir edimin ifası talep edildiğinden, davaya genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Sözleşmenin Niteliği ve Mahkeme İçi Sulh Yönünden: Arsa sahibi ile müteahhit firma arasında Çeşme AHM'nin 2014/669 E. sayılı dosyasında 09/02/2015 tarihinde bir sulh protokolü yapılmış ve vekillerin beyanıyla bu protokol mahkemece hükme geçirilmiştir. Yargıtay içtihatları doğrultusunda mahkeme dışı yapılan bu anlaşma, duruşma tutanağına geçirilip imzalanarak "mahkeme içi sulhe" dönüşmüştür. Bu protokolün 4. maddesi ve ek protokolün 6. maddesinde yer alan "889 ada 11 parsel zemin kat 2 nolu bağımsız bölümün Sevtap Tosun'a devredileceği" yönündeki düzenleme, niteliği itibariyle TBK m. 129 kapsamında "üçüncü kişi yararına sözleşme" teşkil etmektedir. Davadan Feragatin Davacıya Etkisi Yönünden: Her ne kadar söz konusu protokolün yapıldığı ana dava (2014/669 E.), kesinleşmeden önce müteahhit firma vekili tarafından 09/12/2019 tarihinde feragat edilerek reddedilmiş ve bu karar kesinleşmişse de; davacı üçüncü kişi lehine kurulan bu haktan doğan tescil talebini eldeki dava ile 06/10/2017 tarihinde (yani feragatten önce) yargıya taşımıştır. TBK m. 129/2 uyarınca; üçüncü kişi hakkı kullanmak istediğini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez. Davacı, eldeki davayı açarak bu hakkı kullanma iradesini borçluya yönelttiği için, bu tarihten sonra ana davada yapılan vaki feragat davacı üçüncü kişiye karşı ileri sürülemez ve onun yönünden hukuki sonuç doğurmaz. Husumet ve Esas Yönünden: Bilirkişi raporuna göre dava konusu taşınmazın inşai olarak bitirildiği ve konut olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu doğrultuda, sulh sözleşmesindeki tescil ediminin yerine getirilmesi gerektiğinden davanın tapu maliki arsa sahibi  ve müteahhit şirket yönünden kabulüne; şirketi tek başına temsil yetkisi bulunmayan ve şahsen sözleşmenin tarafı olmayan F.M.G. yönünden ise pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

⚖️TAM ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA SÖZLEŞME – Mahkeme İçi Sulh Protokolünden Doğan Edimin İfası – Üçüncü Kişinin İfayı İstemesinden Sonra Davadan Feragatin/Yeni Anlaşmanın Hüküm İfade Etmeyeceği – İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • İlk Derece Mahkemesi: Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesi (2017/577 Esas – 2022/21 Karar)

  • İlk Derece Karar Tarihi: 12/01/2022

  • İstinaf Mahkemesi: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2022/637 Esas – 2024/1880 Karar)

  • BAM Karar Tarihi: 24/12/2024

💡 DAVA VE SAFHA ÖZETİ Davacı vekili, davalı arsa sahibi ile davalı yüklenici şirket arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayanarak yükleniciden satın aldığı bağımsız bölüm yerine; daha sonra arsa sahibi ile yüklenici arasında başka bir dava dosyasında akdedilen mahkeme içi sulh protokolü uyarınca, kendisine zemin kat 2 nolu bağımsız bölümün devredilmesinin kararlaştırıldığını ancak taşınmazın tapuda adına tescil edilmediğini ileri sürerek tapu iptal ve tescil davası açmıştır. İlk derece mahkemesince davanın kabulü ile taşınmazın davacı adına tesciline, sözleşmenin tarafı olmayan diğer davalı hakkındaki davanın ise pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili ve davalı arsa sahibi vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

📌 İLK DERECE MAHKEMESİNİN KABUL GEREKÇESİ İlk derece mahkemesi; uyuşmazlığın tüketici işlemi olmayıp sulh sözleşmesiyle üçüncü kişi lehine kararlaştırılan edimin ifası niteliğinde olduğunu belirterek davaya genel mahkeme sıfatıyla bakmıştır. Mahkeme, önceki davada tarafların mahkeme içi sulhe dönüşen protokolü uyarınca 2 nolu bağımsız bölümün davacı üçüncü kişiye devredileceğinin kararlaştırıldığını, bu taahhüdün TBK m.129 kapsamında “üçüncü kişi yararına sözleşme” olduğunu tespit etmiştir. Yüklenici şirket vekili ana dava kesinleşmeden önce o davadan feragat etmişse de; davacı üçüncü kişinin bu hakkı kullanmak istediğini eldeki dava ile (feragatten önce) borçluya bildirdiği, bu aşamadan sonra TBK m.129/2 gereğince vaki feragatin davacıya etkisinin olmayacağı gerekçesiyle davanın arsa sahibi ve yüklenici şirket yönünden kabulüne karar vermiştir.

👉 İSTİNAF SÜRECİ VE BAM KARARI İstinaf mahkemesi, tarafların istinaf dilekçelerindeki iddiaları HMK m.355 çerçevesinde kamu düzeni ve istinaf nedenleriyle sınırlı olarak incelemiştir.

Davalı arsa sahibi vekilinin “Eldeki davadan önce arabuluculuk aşamasında haklardan feragat edildiği, bu nedenle sulhe dayanılamayacağı” iddiasına karşılık Bölge Adliye Mahkemesi; bahsi geçen tarihteki arabuluculuk anlaşmasında herhangi bir feragat iradesine rastlanmadığını, yüklenici şirketin feragat bildirimini mahkemeye resmi olarak daha sonraki bir tarihte yaptığını saptamıştır.

Üst mahkeme gerekçesinde; önceki davanın hüküm bölümünde yer alan “2 nolu bağımsız bölümün tescili” yönündeki kararın TBK m.129/1 uyarınca üçüncü kişi yararına konulmuş bir edim yükümlülüğü olduğunu teyit etmiştir. TBK m.129/2 gereğince, üçüncü kişi edimin ifasını istedikten (resmen talep ettikten) sonra alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi edimin nitelik ve kapsamını da değiştiremez. Yüklenici şirket, davacı üçüncü kişi ifayı eldeki dava ile resmen istedikten sonra, edimin kapsamını değiştirecek şekilde ana davadan feragat ederek arsa sahibi ile yeni bir anlaşma zemini yaratmaya çalışmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi, TBK m.129/2 uyarınca edimin ifasını isteyen davacıyı, yüklenici ile arsa sahibinin bu sonradan gelişen feragat ve yeni anlaşmalarının bağlamayacağına hükmetmiştir. İlk derece mahkemesinin kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının HMK m.353/1-b-1 gereğince ESASTAN REDDİNE kesin olarak karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Bu karar; sözleşmeler hukukunun en koruyucu müesseselerinden biri olan “Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme” (TBK m.129) ilkesinin usul hukukundaki hamlelere karşı nasıl güçlü bir koruma sağladığını gösteren çok değerli bir yüksek mahkeme ilamıdır.

Davanın düğüm noktası; bir davanın taraflarının, mahkeme içi sulhle üçüncü bir kişiye bahşettikleri tescil hakkını, daha sonra o davadan “feragat” ederek geriye dönük olarak iptal edip edemeyecekleri sorusudur. Normal şartlarda usul hukukunda feragat davayı tamamen bitiren ve kesin hüküm sonuçları doğuran tek taraflı bir tasarruftur. Ancak maddi hukuk boyutunda, üçüncü kişi kendisine tanınan bu hakkı benimseyip tescil davası açarak “ifayı talep etme” iradesini borçluya yönelttiği an, asıl tarafların mülkiyet üzerinde tasarruf etme ve borcu ortadan kaldırma özgürlüğü kanunen kilitlenmektedir.

Bölge Adliye Mahkemesi, TBK m.129/2’nin emredici yapısını çok net işletmiştir: Üçüncü kişi “Hakkımı istiyorum” dedikten sonra, alacaklı (yüklenici) ile borçlu (arsa sahibi) arka kapıdan dolanarak davadan feragat edemez, borcun kapsamını değiştiremez veya muvazaalı yeni bir anlaşma yapamaz. Yapılsa bile bu tasarruflar ifayı isteyen üçüncü kişiye karşı ileri sürülemez. Karar, usul hukukunun tanıdığı “feragat” hakkının, maddi hukukun emredici koruma kurallarını ve kazanılmış mülkiyet beklentilerini hakkın kötüye kullanılması yoluyla sakatlayamayacağını ispatlaması bakımından güçlü bir hukuki istikrar örneğidir. Üçüncü kişi lehine kurulan sulh protokollerinin tarafların tek taraflı rüculardan muaf olduğunu göstermesi yönüyle tam bir kılavuz karardır.

⚖️TAM ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA SÖZLEŞME – Mahkeme İçi Sulh Protokolünden Doğan Edimin İfası – Üçüncü Kişinin İfayı İstemesinden Sonra Davadan Feragatin/Yeni Anlaşmanın Hüküm İfade Etmeyeceği – İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi 🏛️ KARAR KÜNYESİ İlk Derece Mahkemesi: Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesi (2017/577 Esas - 2022/21 Karar) İlk Derece Karar Tarihi: 12/01/2022 İstinaf Mahkemesi: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2022/637 Esas - 2024/1880 Karar) BAM Karar Tarihi: 24/12/2024 💡 DAVA VE SAFHA ÖZETİ Davacı vekili, davalı arsa sahibi ile davalı yüklenici şirket arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayanarak yükleniciden satın aldığı bağımsız bölüm yerine; daha sonra arsa sahibi ile yüklenici arasında başka bir dava dosyasında akdedilen mahkeme içi sulh protokolü uyarınca, kendisine zemin kat 2 nolu bağımsız bölümün devredilmesinin kararlaştırıldığını ancak taşınmazın tapuda adına tescil edilmediğini ileri sürerek tapu iptal ve tescil davası açmıştır. İlk derece mahkemesince davanın kabulü ile taşınmazın davacı adına tesciline, sözleşmenin tarafı olmayan diğer davalı hakkındaki davanın ise pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili ve davalı arsa sahibi vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 📌 İLK DERECE MAHKEMESİNİN KABUL GEREKÇESİ İlk derece mahkemesi; uyuşmazlığın tüketici işlemi olmayıp sulh sözleşmesiyle üçüncü kişi lehine kararlaştırılan edimin ifası niteliğinde olduğunu belirterek davaya genel mahkeme sıfatıyla bakmıştır. Mahkeme, önceki davada tarafların mahkeme içi sulhe dönüşen protokolü uyarınca 2 nolu bağımsız bölümün davacı üçüncü kişiye devredileceğinin kararlaştırıldığını, bu taahhüdün TBK m.129 kapsamında "üçüncü kişi yararına sözleşme" olduğunu tespit etmiştir. Yüklenici şirket vekili ana dava kesinleşmeden önce o davadan feragat etmişse de; davacı üçüncü kişinin bu hakkı kullanmak istediğini eldeki dava ile (feragatten önce) borçluya bildirdiği, bu aşamadan sonra TBK m.129/2 gereğince vaki feragatin davacıya etkisinin olmayacağı gerekçesiyle davanın arsa sahibi ve yüklenici şirket yönünden kabulüne karar vermiştir. 👉 İSTİNAF SÜRECİ VE BAM KARARI İstinaf mahkemesi, tarafların istinaf dilekçelerindeki iddiaları HMK m.355 çerçevesinde kamu düzeni ve istinaf nedenleriyle sınırlı olarak incelemiştir. Davalı arsa sahibi vekilinin "Eldeki davadan önce arabuluculuk aşamasında haklardan feragat edildiği, bu nedenle sulhe dayanılamayacağı" iddiasına karşılık Bölge Adliye Mahkemesi; bahsi geçen tarihteki arabuluculuk anlaşmasında herhangi bir feragat iradesine rastlanmadığını, yüklenici şirketin feragat bildirimini mahkemeye resmi olarak daha sonraki bir tarihte yaptığını saptamıştır. Üst mahkeme gerekçesinde; önceki davanın hüküm bölümünde yer alan "2 nolu bağımsız bölümün tescili" yönündeki kararın TBK m.129/1 uyarınca üçüncü kişi yararına konulmuş bir edim yükümlülüğü olduğunu teyit etmiştir. TBK m.129/2 gereğince, üçüncü kişi edimin ifasını istedikten (resmen talep ettikten) sonra alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi edimin nitelik ve kapsamını da değiştiremez. Yüklenici şirket, davacı üçüncü kişi ifayı eldeki dava ile resmen istedikten sonra, edimin kapsamını değiştirecek şekilde ana davadan feragat ederek arsa sahibi ile yeni bir anlaşma zemini yaratmaya çalışmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi, TBK m.129/2 uyarınca edimin ifasını isteyen davacıyı, yüklenici ile arsa sahibinin bu sonradan gelişen feragat ve yeni anlaşmalarının bağlamayacağına hükmetmiştir. İlk derece mahkemesinin kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının HMK m.353/1-b-1 gereğince ESASTAN REDDİNE kesin olarak karar verilmiştir.

⚖️KAT MÜLKİYETİ KANUNU – Mesken Nitelikli Bağımsız Bölümün İşyeri Olarak Kullanılamayacağı – Şirket Merkezinin veya Ofisinin Meskende Açılması – Kat Malikleri Kurulunun Oybirliği Şartı – Eski Hale Getirme İstemli Müdahalenin Men’i

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Aparılan Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

  • Esas – Karar No: 2019/313 Esas – 2021/1119 Karar

  • Karar Tarihi: 28/05/2021

💡 DAVA ÖZETİ Davacı, tapu kaydında “mesken” olarak kayıtlı bağımsız bölümün, davalı şirket tarafından Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) hükümlerine aykırı biçimde bölge müdürlüğü/işyeri olarak kullanıldığını, kat maliklerinin bu duruma muvafakati olmadığını ileri sürerek müdahalenin men’i ve taşınmazın eski hale (meskene) dönüştürülmesini talep etmiştir. Davalı ise söz konusu yerin yoğun müşteri trafiği barındırmayan, sadece mimari projelerin değerlendirildiği bir danışmanlık ofisi olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince davanın kabulü ile taşınmazın tapu kaydına uygun şekilde meskene dönüştürülmesine ve davalıya 60 gün süre verilmesine karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesi davalının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.

📌 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN GEREKÇESİ

Bölge Adliye Mahkemesinin kararında yer alan hukuki gerekçeler, orijinal metne bağlı kalınarak ve talimatınız uyarınca kişi isimleri yerine [...] kullanılarak aynen şu şekildedir:

“Somut olayda; Davacı, tapuda mesken olarak kayıtlı taşınmazın işyeri olarak kullanılması nedeniyle KMK’ya aykırı müdahalenin meni ile taşınmazın kayıtlarda belirtilen şekilde kullanılmasına karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karar davalı tarafça istinaf edilmiştir.

Taşınmaz, tapu kaydında İzmir ili Konak ilçesi Alsancak mahallesi 1220 ada 5 parselde kain zemin katında iki dükkan olan 8 katlı 16 daireli kargir apartman olarak kayıtlıdır. Davacı bağımsız bölüm no:A/4/8 maliki, davalı ise A/1/1 nolu mesken olarak kayıtlı bağımsız bölüm malikidir. Taşınmazın kat mülkiyeti tesisi 8.7.1977 tarihli olup, tek parsel üzerinde kurulu olmakla KMK’ya tabidir. Taşınmaz yönetim planı sunulmuştur. Davacının keşide ettiği İzmir 4.Noterliği’nin 11.10.2017 tarih ve 5770 yevmiye sayılı ihtarla taşınmazın işyeri değil mesken olarak kullanılması ihtar edilmiştir.

Mahkemece taşınmazda bilirkişi ile keşif icra edilmiş, rapor aldırılmıştır. İzmir Ticaret Odası’ndan getirtilen 30.7.2018 tarih 23078 sayılı yazılarında davalı şirketin ticaret sicilindeki kayıtlı adresinin davaya konu taşınmaz adresi (Alsancak mahallesi Atatürk caddesi No:334/1 Konak İzmir) olduğu bildirilmiştir. SGK’dan getirtilen işyeri çalışan bilgilerinde davalının bu adreste kurulu işverenlikten iki çalışanının çalışma sürelerini bildirmekte olduğu görülmüştür. İzmir Ticaret Sicil Memurluğu’ndan getirtilen şirket adres bilgilerinin de bu adresteki taşınmaz olduğu bellidir.

Davalı istinafında şirketin faal adresinin bu taşınmaz olmayıp, sadece danışmanlık hizmetinin verildiğini ileri sürmüş ise de, dosyaya getirtilen bilgi ve belgeler, yapılan keşif, aldırılan bilirkişi raporu ile tapu kayıtlarında ‘mesken’ olarak kayıtlı taşınmazın KMK 24.maddesine aykırı olarak işyeri olarak kullanıldığı sabittir. Mahkemenin kabul kararı yerindedir. Davalı istinafında ileri sürdüğü hususları destekler delil ortaya koymamıştır.

Açıklanan nedenlerle, davalının istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.”

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Bu karar, gayrimenkul hukuku ve Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) katı koruyucu yapısını ortaya koyan net bir emsal teşkil etmektedir:

  1. “Yoğun Olmayan İnsan Trafiği” veya “Sadece Ofis” Savunmasının Geçersizliği: Uygulamada sıkça karşılaşılan “Burayı aktif dükkan gibi kullanmıyoruz, sadece tabela adresi / sakin bir danışmanlık ofisi” savunması hukuken karşılık bulmamaktadır. KMK m. 24 uyarınca, tapuda mesken olarak gösterilen bir yerin niteliğinin değiştirilerek ticari bir amaçla (ofis, büro, bölge müdürlüğü vb.) kullanılması, içerideki insan sirkülasyonundan bağımsız olarak salt bu kullanım şekliyle doğrudan hukuka aykırılık teşkil eder.

  2. Kat Malikleri Kurulunun Oybirliği Şartı: Mesken olan bir bağımsız bölümün işyerine dönüştürülebilmesi ancak tüm kat maliklerinin oybirliği ile alacağı bir kararla mümkündür. Tek bir kat malikinin dahi muvafakatinin olmaması ve ihtarla bu durumu bildirmesi, eski hale getirme davası açılması için yeterlidir.

  3. Resmi Kayıtların İspat Gücü: Bölge Adliye Mahkemesi, fiili durumun ötesinde, İzmir Ticaret Odası kayıtları, Ticaret Sicil Müdürlüğü verileri ve SGK çalışan bildirimleri gibi resmi kurum belgelerini esas almıştır. Şirketin yasal adresinin ve istihdam edilen personelin o bağımsız bölümde görünmesi, mesken amacının dışına çıkıldığının kesin delili sayılmıştır.

  4. Yasal İstisnaların Sınırlılığı: KMK m. 24/2’de avukatlık büroları ile mali müşavirlik büroları gibi belirli meslek grupları için yapılan yasal düzenlemeler saklı tutulmuş olup, genel nitelikteki ticari şirketler veya danışmanlık firmaları bu istisnaların dışındadır.

⚖️KAT MÜLKİYETİ KANUNU – Mesken Nitelikli Bağımsız Bölümün İşyeri Olarak Kullanılamayacağı – Şirket Merkezinin veya Ofisinin Meskende Açılması – Kat Malikleri Kurulunun Oybirliği Şartı – Eski Hale Getirme İstemli Müdahalenin Men'i 🏛️ KARAR KÜNYESİ Aparılan Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi Esas - Karar No: 2019/313 Esas - 2021/1119 Karar Karar Tarihi: 28/05/2021 💡 DAVA ÖZETİ Davacı, tapu kaydında "mesken" olarak kayıtlı bağımsız bölümün, davalı şirket tarafından Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) hükümlerine aykırı biçimde bölge müdürlüğü/işyeri olarak kullanıldığını, kat maliklerinin bu duruma muvafakati olmadığını ileri sürerek müdahalenin men'i ve taşınmazın eski hale (meskene) dönüştürülmesini talep etmiştir. Davalı ise söz konusu yerin yoğun müşteri trafiği barındırmayan, sadece mimari projelerin değerlendirildiği bir danışmanlık ofisi olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince davanın kabulü ile taşınmazın tapu kaydına uygun şekilde meskene dönüştürülmesine ve davalıya 60 gün süre verilmesine karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesi davalının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. 📌 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN GEREKÇESİ Bölge Adliye Mahkemesinin kararında yer alan hukuki gerekçeler, orijinal metne bağlı kalınarak ve talimatınız uyarınca kişi isimleri yerine [...] kullanılarak aynen şu şekildedir: "Somut olayda; Davacı, tapuda mesken olarak kayıtlı taşınmazın işyeri olarak kullanılması nedeniyle KMK'ya aykırı müdahalenin meni ile taşınmazın kayıtlarda belirtilen şekilde kullanılmasına karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karar davalı tarafça istinaf edilmiştir. Taşınmaz, tapu kaydında İzmir ili Konak ilçesi Alsancak mahallesi 1220 ada 5 parselde kain zemin katında iki dükkan olan 8 katlı 16 daireli kargir apartman olarak kayıtlıdır. Davacı bağımsız bölüm no:A/4/8 maliki, davalı ise A/1/1 nolu mesken olarak kayıtlı bağımsız bölüm malikidir. Taşınmazın kat mülkiyeti tesisi 8.7.1977 tarihli olup, tek parsel üzerinde kurulu olmakla KMK'ya tabidir. Taşınmaz yönetim planı sunulmuştur. Davacının keşide ettiği İzmir 4.Noterliği'nin 11.10.2017 tarih ve 5770 yevmiye sayılı ihtarla taşınmazın işyeri değil mesken olarak kullanılması ihtar edilmiştir. Mahkemece taşınmazda bilirkişi ile keşif icra edilmiş, rapor aldırılmıştır. İzmir Ticaret Odası'ndan getirtilen 30.7.2018 tarih 23078 sayılı yazılarında davalı şirketin ticaret sicilindeki kayıtlı adresinin davaya konu taşınmaz adresi (Alsancak mahallesi Atatürk caddesi No:334/1 Konak İzmir) olduğu bildirilmiştir. SGK'dan getirtilen işyeri çalışan bilgilerinde davalının bu adreste kurulu işverenlikten iki çalışanının çalışma sürelerini bildirmekte olduğu görülmüştür. İzmir Ticaret Sicil Memurluğu'ndan getirtilen şirket adres bilgilerinin de bu adresteki taşınmaz olduğu bellidir. Davalı istinafında şirketin faal adresinin bu taşınmaz olmayıp, sadece danışmanlık hizmetinin verildiğini ileri sürmüş ise de, dosyaya getirtilen bilgi ve belgeler, yapılan keşif, aldırılan bilirkişi raporu ile tapu kayıtlarında 'mesken' olarak kayıtlı taşınmazın KMK 24.maddesine aykırı olarak işyeri olarak kullanıldığı sabittir. Mahkemenin kabul kararı yerindedir. Davalı istinafında ileri sürdüğü hususları destekler delil ortaya koymamıştır. Açıklanan nedenlerle, davalının istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir."

⚖️ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ (PAYLI MÜLKİYETTE) – Aynen Taksimin Mümkün Olmaması – Bilirkişi Raporunun Duruşmayı Takip Etmeyen Tarafa Tebliğ Edilmemesinin Hukuki Dinlenilme Hakkını İhlal Etmeyeceği 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2019/736 Esas – 2019/1661 Karar

  • İlk Derece Mahkemesi: Kütahya 2. Sulh Hukuk Mahkemesi (2014/573 Esas – 2018/522 Karar)

  • Karar Tarihi: 05/12/2019

  • Gerekçeli Karar Yazım Tarihi: 03/01/2020

💡 TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

  • Davacı İstemi: Davacı vekili, Kütahya Merkez Yıldırım Beyazıt Mahallesi 1219 ada 1 parselde kayıtlı taşınmazda müvekkilinin büyük oranda hissedar olduğunu, diğer paydaşın vefat ettiğini ve gayrimenkulün hisseli olması nedeniyle tasarrufta bulunulamadığını belirterek taşınmaz üzerindeki ortaklığın satış yoluyla giderilmesini talep etmiştir.

  • İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece yapılan yargılama sonucunda iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre davanın kabulü ile ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmiştir.

  • İleri Sürülen İstinaf Sebepleri: Davalı vekili, ortaklığın aynen taksim yoluyla paylaştırılması ihtimalinin değerlendirilmediğini, bilirkişi raporunun tebliğ edilmediğini ve taşınmazın satış aşamasında üçüncü kişilere geçme ihtimali bulunduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davacı vekili ise istinaf talebinin reddini istemiştir.

📌 DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf incelemesi HMK’nın 355. maddesi uyarınca dilekçede belirtilen sebepler ve kamu düzenine aykırılık yönünden resen yapılmıştır:

  1. Usul Yönünden (Bilirkişi Raporunun Tebliği): HMK’nın 280/1. maddesi gereğince bilirkişi raporunun duruşma gününden önce taraflara tebliğ edilmesindeki amaç, duruşmada yeni süre taleplerini ve yargılamanın uzamasını önlemektir. Bilirkişi raporu diğer deliller gibi bir delil olup, duruşmayı takip etmeyen taraflara tebliği söz konusu değildir. Dolayısıyla, duruşmayı takip etmeyen davalılara raporun tebliğ edilmemiş olması hukuki dinlenilme hakkının ihlali anlamına gelmez.

  2. Esas Yönünden (Aynen Taksim): TMK’nın 698 ve 699. maddelerine göre paydaşlığın giderilmesi davaları çift taraflı olup davalı da aynen paylaşma isteyebilir. Ancak mahkemece mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda, taşınmazın aynen veya ivaz (para) ilavesi ile aynen taksiminin mümkün olmadığı, durum ve koşulların buna uygun olmadığı net olarak saptanmıştır. Taşınmazın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak bulunmadığından, kanun gereği açık artırmayla satışa hükmedilmesinde ve aynen taksim isteminin reddinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ İlk Derece Mahkemesi kararında esası etkileyen bir usul hatası bulunmadığı, maddi hukuk normlarının doğru uygulandığı ve delillerin doğru değerlendirildiği anlaşıldığından; HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE, Harçlar Yasası uyarınca satış bedelinden istinaf edene düşecek pay üzerinden binde 11,38 oranında nispi istinaf harcı alınmasına, yapılan istinaf yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, HMK’nun 362/1 maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Karar, ortaklığın giderilmesi davalarında sıklıkla öne sürülen iki temel savunmayı net bir şekilde hukuki süzgeçten geçirmektedir. Birincisi usule ilişkindir: Üst mahkeme, yargılamayı aktif olarak takip etmeyen taraf yönünden bilirkişi raporu tebliğ edilmemesini mutlak bir bozma ve ihlal sebebi saymayarak usul ekonomisini gözetmiştir. İkincisi ve esas olanı ise, mülkiyetin aynen korunması (aynen taksim) prensibinin ancak nesnel/teknik şartlar elverdiği sürece öncelikli olduğudur. Bilirkişi marifetiyle taşınmazın bölünemezliği ve değer kaybına uğrayacağı teknik olarak ispatlandığı an, mahkemenin tek yasal seçeneği satıştır. Davalının “taşınmazın yabancıya gitmesi” kaygısı, paydaşlar arasında tam bir rıza birliği (satışın sadece ortaklar arasında yapılması ortak kararı) olmadığı müddetçe kanunen açık artırma kuralını esnetmeye yetmemektedir. Bursa BAM, mülkiyetin tasfiyesindeki bu katı ve objektif yasal sınırları başarıyla teyit etmiştir.

ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ (PAYLI MÜLKİYETTE) – Aynen Taksimin Mümkün Olmaması – Bilirkişi Raporunun Duruşmayı Takip Etmeyen Tarafa Tebliğ Edilmemesinin Hukuki Dinlenilme Hakkını İhlal Etmeyeceği  KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2019/736 Esas - 2019/1661 Karar İlk Derece Mahkemesi: Kütahya 2. Sulh Hukuk Mahkemesi (2014/573 Esas - 2018/522 Karar) Karar Tarihi: 05/12/2019 Gerekçeli Karar Yazım Tarihi: 03/01/2020 TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı İstemi: Davacı vekili, Kütahya Merkez Yıldırım Beyazıt Mahallesi 1219 ada 1 parselde kayıtlı taşınmazda müvekkilinin büyük oranda hissedar olduğunu, diğer paydaşın vefat ettiğini ve gayrimenkulün hisseli olması nedeniyle tasarrufta bulunulamadığını belirterek taşınmaz üzerindeki ortaklığın satış yoluyla giderilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece yapılan yargılama sonucunda iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre davanın kabulü ile ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmiştir. İleri Sürülen İstinaf Sebepleri: Davalı vekili, ortaklığın aynen taksim yoluyla paylaştırılması ihtimalinin değerlendirilmediğini, bilirkişi raporunun tebliğ edilmediğini ve taşınmazın satış aşamasında üçüncü kişilere geçme ihtimali bulunduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davacı vekili ise istinaf talebinin reddini istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf incelemesi HMK’nın 355. maddesi uyarınca dilekçede belirtilen sebepler ve kamu düzenine aykırılık yönünden resen yapılmıştır: Usul Yönünden (Bilirkişi Raporunun Tebliği): HMK'nın 280/1. maddesi gereğince bilirkişi raporunun duruşma gününden önce taraflara tebliğ edilmesindeki amaç, duruşmada yeni süre taleplerini ve yargılamanın uzamasını önlemektir. Bilirkişi raporu diğer deliller gibi bir delil olup, duruşmayı takip etmeyen taraflara tebliği söz konusu değildir. Dolayısıyla, duruşmayı takip etmeyen davalılara raporun tebliğ edilmemiş olması hukuki dinlenilme hakkının ihlali anlamına gelmez. Esas Yönünden (Aynen Taksim): TMK'nın 698 ve 699. maddelerine göre paydaşlığın giderilmesi davaları çift taraflı olup davalı da aynen paylaşma isteyebilir. Ancak mahkemece mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda, taşınmazın aynen veya ivaz (para) ilavesi ile aynen taksiminin mümkün olmadığı, durum ve koşulların buna uygun olmadığı net olarak saptanmıştır. Taşınmazın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak bulunmadığından, kanun gereği açık artırmayla satışa hükmedilmesinde ve aynen taksim isteminin reddinde bir isabetsizlik görülmemiştir. HÜKÜM / SONUÇ İlk Derece Mahkemesi kararında esası etkileyen bir usul hatası bulunmadığı, maddi hukuk normlarının doğru uygulandığı ve delillerin doğru değerlendirildiği anlaşıldığından; HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE, Harçlar Yasası uyarınca satış bedelinden istinaf edene düşecek pay üzerinden binde 11,38 oranında nispi istinaf harcı alınmasına, yapılan istinaf yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, HMK'nun 362/1 maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️KAMULAŞTIRMA BEDEL TESPİTİ VE TESCİLİ – Kamulaştırma Bedelinin Depo Edilmesi İçin Yasaya Aykırı Kesin Süre Verilmesi – Hâkimin Kanuni Süreleri Değiştirememesi – İlk Derece Mahkemesi Kararının Kaldırılması ve Dosyanın Geri Gönderilmesi

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2019/1714 Esas – 2019/1174 Karar

  • İlk Derece Mahkemesi: Salihli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (2018/195 E. – 2019/214 K.)

  • Karar Tarihi: 20/09/2019 (Kesin Karar)

💡 TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

  • Davacı İstemi: Davacı TCDD vekili; Ankara-İzmir hızlı demiryolu inşaatı projesi kapsamında kalan taşınmazın kamulaştırılması için kamu yararı kararı alındığını, davalı mülk sahibiyle uzlaşma sağlanamaması üzerine acele kamulaştırma (Kamulaştırma Kanunu m. 27) uyarınca Salihli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde değer tespiti yaptırılıp bankaya bloke edildiğini belirterek, taşınmazın kesin kamulaştırma bedelinin tespiti ve kurum adına tescili istemiyle dava açmıştır.

  • Davalı Savunması: Davalı taraf davaya cevap dilekçesi sunmamış, HMK’nın 128. maddesi uyarınca dava konusu maddi vakıaları zımnen inkâr etmiş sayılmıştır.

  • İlk Derece Mahkemesi Kararı: Yerel mahkemece, tespit edilen kamulaştırma bedelinin (28.500,93-TL) davacı idareye verilen kesin süreye rağmen bankaya depo edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davacı idare vekili; mahkemenin yasal hak olan 15 günlük süre yerine hukuka aykırı şekilde 7 günlük kesin süre verdiğini, celseye katılamadıkları için mazeret bildirmelerine rağmen mazeretlerinin değerlendirilmediğini ve esasa ilişkin bilirkişi raporundaki kapitalizasyon faizi ile objektif değer artışı oranlarının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.

📌 DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf incelemesi HMK’nın 355. maddesi uyarınca dilekçede belirtilen sebeplerle sınırlı ve kamu düzeni yönünden resen yapılmıştır:

  1. Kamulaştırma Kanunu’ndaki Sürelerin Niteliği (m. 10/8): Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesinin 8. fıkrası uyarınca, mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedelinin ilgili banka hesabına yatırılması ve makbuzunun sunulması için idareye açıkça 15 gün süre verilmesi zorunludur. Bu süre, yasa koyucu tarafından maktu olarak belirlenmiş olup, gereken hallerde hakim tarafından ancak “bir defaya mahsus olmak üzere” uzatılabilir.

  2. Hâkimin Sürelere Müdahale Yasağı (HMK m. 90 ve 94): Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, kanunun kendisinin belirlediği süreler kesin olup, kanunda açıkça yetki verilmedikçe hâkim tarafından bu sürelerin artırılması veya eksiltilmesi hukuken imkânsızdır. Yerel mahkemenin 13/06/2019 tarihli duruşmada davacı idareye yasal 15 günlük süre yerine 7 günlük kesin süre vermesi yasanın emredici hükümlerine açıkça aykırıdır. (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin emsal 2017/10953 E. – 2018/25429 K. sayılı ilamı da bu doğrultudadir).

  3. Usuli Eksiklikler ve Mazeret Değerlendirmesi: Mahkemece usule aykırı şekilde 7 günlük kesin süre verilmiş olmasına rağmen, bu sürenin dahi dolup dolmadığı denetlenmeden bir sonraki duruşma günü 20/06/2019 olarak belirlenmiştir. Dahası, davacı vekilinin son celse için sunduğu geçerli mazeret dilekçesi hakkında olumlu veya olumsuz hiçbir ara karar kurulmadan, mazeret yok sayılarak doğrudan davanın reddine gidilmesi adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal etmiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacı idare vekilinin istinaf başvurusunun usuli yönden esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜ ile Salihli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararının HMK’nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, davanın yasal usullere göre yeniden görülmesi amacıyla dosyanın mahkemesine GERİ GÖNDERİLMESİNE, yatırılan istinaf harcının davacıya iadesine, HMK m. 353/1-a uyarınca duruşmasız yapılan inceleme neticesinde KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, usul hukukunun en temel ve katı kurallarından biri olan “Kanuni sürelerin dokunulmazlığı” ilkesini çok net bir şekilde hatırlatmaktadır.

Hukuk uygulamasında bazen ilk derece mahkemeleri, dosya yoğunluğu veya duruşma takvimlerinin sıkışıklığı nedeniyle taraflara kanunun öngördüğü sürelerden daha kısa (örneğin 7 gün, 10 gün) “kesin süreler” verebilmektedir. Ancak İzmir BAM 5. Hukuk Dairesi, Kamulaştırma Kanunu m. 10’da yazan 15 günlük sürenin bir “hâkim süresi” değil, “kanun süresi” olduğunu net olarak çizmiştir. Hâkim, takdir yetkisini kullanarak kanuni bir süreyi daraltamaz.

Kararın altını çizdiği ikinci önemli hata ise “kesin sürenin matematiksel takibi ve mazeret hakkı”dır. Mahkeme 7 günlük kesin süre verip duruşmayı tam 7 gün sonraya bırakmıştır. Posta, tebliğ ve banka entegrasyonu süreçleri dikkate alındığında bu süre fiilen işlemeyeceği gibi, davacının duruşmaya katılamayarak mazeret bildirmesi karşısında bu mazeretin duruşma zaptına dahi geçirilmeden davanın doğrudan reddedilmesi tipik bir “gerekçesiz acelecilik” örneğidir. Kamulaştırma davalarında idare vekili olan meslektaşların, mahkemelerce dayatılan usulsüz kısa sürelere karşı bu kararı doğrudan emsal göstermesi faydalı olacaktır.

⚖️KAMULAŞTIRMA BEDEL TESPİTİ VE TESCİLİ – Kamulaştırma Bedelinin Depo Edilmesi İçin Yasaya Aykırı Kesin Süre Verilmesi – Hâkimin Kanuni Süreleri Değiştirememesi – İlk Derece Mahkemesi Kararının Kaldırılması ve Dosyanın Geri Gönderilmesi 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2019/1714 Esas - 2019/1174 Karar İlk Derece Mahkemesi: Salihli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (2018/195 E. - 2019/214 K.) Karar Tarihi: 20/09/2019 (Kesin Karar) 💡 TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı İstemi: Davacı TCDD vekili; Ankara-İzmir hızlı demiryolu inşaatı projesi kapsamında kalan taşınmazın kamulaştırılması için kamu yararı kararı alındığını, davalı mülk sahibiyle uzlaşma sağlanamaması üzerine acele kamulaştırma (Kamulaştırma Kanunu m. 27) uyarınca Salihli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde değer tespiti yaptırılıp bankaya bloke edildiğini belirterek, taşınmazın kesin kamulaştırma bedelinin tespiti ve kurum adına tescili istemiyle dava açmıştır. Davalı Savunması: Davalı taraf davaya cevap dilekçesi sunmamış, HMK'nın 128. maddesi uyarınca dava konusu maddi vakıaları zımnen inkâr etmiş sayılmıştır. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Yerel mahkemece, tespit edilen kamulaştırma bedelinin (28.500,93-TL) davacı idareye verilen kesin süreye rağmen bankaya depo edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı idare vekili; mahkemenin yasal hak olan 15 günlük süre yerine hukuka aykırı şekilde 7 günlük kesin süre verdiğini, celseye katılamadıkları için mazeret bildirmelerine rağmen mazeretlerinin değerlendirilmediğini ve esasa ilişkin bilirkişi raporundaki kapitalizasyon faizi ile objektif değer artışı oranlarının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. 📌 DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf incelemesi HMK’nın 355. maddesi uyarınca dilekçede belirtilen sebeplerle sınırlı ve kamu düzeni yönünden resen yapılmıştır: Kamulaştırma Kanunu'ndaki Sürelerin Niteliği (m. 10/8): Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesinin 8. fıkrası uyarınca, mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedelinin ilgili banka hesabına yatırılması ve makbuzunun sunulması için idareye açıkça 15 gün süre verilmesi zorunludur. Bu süre, yasa koyucu tarafından maktu olarak belirlenmiş olup, gereken hallerde hakim tarafından ancak "bir defaya mahsus olmak üzere" uzatılabilir. Hâkimin Sürelere Müdahale Yasağı (HMK m. 90 ve 94): Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, kanunun kendisinin belirlediği süreler kesin olup, kanunda açıkça yetki verilmedikçe hâkim tarafından bu sürelerin artırılması veya eksiltilmesi hukuken imkânsızdır. Yerel mahkemenin 13/06/2019 tarihli duruşmada davacı idareye yasal 15 günlük süre yerine 7 günlük kesin süre vermesi yasanın emredici hükümlerine açıkça aykırıdır. (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin emsal 2017/10953 E. - 2018/25429 K. sayılı ilamı da bu doğrultudadir). Usuli Eksiklikler ve Mazeret Değerlendirmesi: Mahkemece usule aykırı şekilde 7 günlük kesin süre verilmiş olmasına rağmen, bu sürenin dahi dolup dolmadığı denetlenmeden bir sonraki duruşma günü 20/06/2019 olarak belirlenmiştir. Dahası, davacı vekilinin son celse için sunduğu geçerli mazeret dilekçesi hakkında olumlu veya olumsuz hiçbir ara karar kurulmadan, mazeret yok sayılarak doğrudan davanın reddine gidilmesi adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal etmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacı idare vekilinin istinaf başvurusunun usuli yönden esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜ ile Salihli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, davanın yasal usullere göre yeniden görülmesi amacıyla dosyanın mahkemesine GERİ GÖNDERİLMESİNE, yatırılan istinaf harcının davacıya iadesine, HMK m. 353/1-a uyarınca duruşmasız yapılan inceleme neticesinde KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️KAMULAŞTIRMA BEDEL TESPİTİ VE TESCİLİ – Kamulaştırma Bedelinin Depo Edilmesi İçin Yasaya Aykırı Kesin Süre Verilmesi – Hâkimin Kanuni Süreleri Değiştirememesi – İlk Derece Mahkemesi Kararının Kaldırılması ve Dosyanın Geri Gönderilmesi

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2019/1714 Esas – 2019/1174 Karar

  • İlk Derece Mahkemesi: Salihli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (2018/195 E. – 2019/214 K.)

  • Karar Tarihi: 20/09/2019 (Kesin Karar)

💡 TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

  • Davacı İstemi: Davacı TCDD vekili; Ankara-İzmir hızlı demiryolu inşaatı projesi kapsamında kalan taşınmazın kamulaştırılması için kamu yararı kararı alındığını, davalı mülk sahibiyle uzlaşma sağlanamaması üzerine acele kamulaştırma (Kamulaştırma Kanunu m. 27) uyarınca Salihli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde değer tespiti yaptırılıp bankaya bloke edildiğini belirterek, taşınmazın kesin kamulaştırma bedelinin tespiti ve kurum adına tescili istemiyle dava açmıştır.

  • Davalı Savunması: Davalı taraf davaya cevap dilekçesi sunmamış, HMK’nın 128. maddesi uyarınca dava konusu maddi vakıaları zımnen inkâr etmiş sayılmıştır.

  • İlk Derece Mahkemesi Kararı: Yerel mahkemece, tespit edilen kamulaştırma bedelinin (28.500,93-TL) davacı idareye verilen kesin süreye rağmen bankaya depo edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davacı idare vekili; mahkemenin yasal hak olan 15 günlük süre yerine hukuka aykırı şekilde 7 günlük kesin süre verdiğini, celseye katılamadıkları için mazeret bildirmelerine rağmen mazeretlerinin değerlendirilmediğini ve esasa ilişkin bilirkişi raporundaki kapitalizasyon faizi ile objektif değer artışı oranlarının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.

📌 DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf incelemesi HMK’nın 355. maddesi uyarınca dilekçede belirtilen sebeplerle sınırlı ve kamu düzeni yönünden resen yapılmıştır:

  1. Kamulaştırma Kanunu’ndaki Sürelerin Niteliği (m. 10/8): Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesinin 8. fıkrası uyarınca, mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedelinin ilgili banka hesabına yatırılması ve makbuzunun sunulması için idareye açıkça 15 gün süre verilmesi zorunludur. Bu süre, yasa koyucu tarafından maktu olarak belirlenmiş olup, gereken hallerde hakim tarafından ancak “bir defaya mahsus olmak üzere” uzatılabilir.

  2. Hâkimin Sürelere Müdahale Yasağı (HMK m. 90 ve 94): Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, kanunun kendisinin belirlediği süreler kesin olup, kanunda açıkça yetki verilmedikçe hâkim tarafından bu sürelerin artırılması veya eksiltilmesi hukuken imkânsızdır. Yerel mahkemenin 13/06/2019 tarihli duruşmada davacı idareye yasal 15 günlük süre yerine 7 günlük kesin süre vermesi yasanın emredici hükümlerine açıkça aykırıdır. (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin emsal 2017/10953 E. – 2018/25429 K. sayılı ilamı da bu doğrultudadir).

  3. Usuli Eksiklikler ve Mazeret Değerlendirmesi: Mahkemece usule aykırı şekilde 7 günlük kesin süre verilmiş olmasına rağmen, bu sürenin dahi dolup dolmadığı denetlenmeden bir sonraki duruşma günü 20/06/2019 olarak belirlenmiştir. Dahası, davacı vekilinin son celse için sunduğu geçerli mazeret dilekçesi hakkında olumlu veya olumsuz hiçbir ara karar kurulmadan, mazeret yok sayılarak doğrudan davanın reddine gidilmesi adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal etmiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacı idare vekilinin istinaf başvurusunun usuli yönden esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜ ile Salihli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararının HMK’nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, davanın yasal usullere göre yeniden görülmesi amacıyla dosyanın mahkemesine GERİ GÖNDERİLMESİNE, yatırılan istinaf harcının davacıya iadesine, HMK m. 353/1-a uyarınca duruşmasız yapılan inceleme neticesinde KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, usul hukukunun en temel ve katı kurallarından biri olan “Kanuni sürelerin dokunulmazlığı” ilkesini çok net bir şekilde hatırlatmaktadır.

Hukuk uygulamasında bazen ilk derece mahkemeleri, dosya yoğunluğu veya duruşma takvimlerinin sıkışıklığı nedeniyle taraflara kanunun öngördüğü sürelerden daha kısa (örneğin 7 gün, 10 gün) “kesin süreler” verebilmektedir. Ancak İzmir BAM 5. Hukuk Dairesi, Kamulaştırma Kanunu m. 10’da yazan 15 günlük sürenin bir “hâkim süresi” değil, “kanun süresi” olduğunu net olarak çizmiştir. Hâkim, takdir yetkisini kullanarak kanuni bir süreyi daraltamaz.

Kararın altını çizdiği ikinci önemli hata ise “kesin sürenin matematiksel takibi ve mazeret hakkı”dır. Mahkeme 7 günlük kesin süre verip duruşmayı tam 7 gün sonraya bırakmıştır. Posta, tebliğ ve banka entegrasyonu süreçleri dikkate alındığında bu süre fiilen işlemeyeceği gibi, davacının duruşmaya katılamayarak mazeret bildirmesi karşısında bu mazeretin duruşma zaptına dahi geçirilmeden davanın doğrudan reddedilmesi tipik bir “gerekçesiz acelecilik” örneğidir. Kamulaştırma davalarında idare vekili olan meslektaşların, mahkemelerce dayatılan usulsüz kısa sürelere karşı bu kararı doğrudan emsal göstermesi faydalı olacaktır.

⚖️KAMULAŞTIRMA BEDEL TESPİTİ VE TESCİLİ – Kamulaştırma Bedelinin Depo Edilmesi İçin Kanuna Aykırı Kısa Süre Verilmesi – Hâkimin Kanuni Süreleri Daraltma Yetkisinin Bulunmaması - Mazeret Hakkında Karar Verilmemesi  - Adil Yargılanma Hakkı 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2019/1714 Esas - 2019/1174 Karar İlk Derece Mahkemesi: Salihli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (2018/195 E. - 2019/214 K.) Karar Tarihi: 20/09/2019 (Kesin Karar) 💡 TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARINON ÖZETİ Davacı (İdare) İstemi: Davacı TCDD vekili, Ankara-İzmir hızlı demiryolu projesi güzergahındaki taşınmaz için kamu yararı ve acele kamulaştırma kararları alındığını, davalı mülk sahibiyle uzlaşma sağlanamadığını belirterek, kamulaştırma bedelinin tespiti ile taşınmazın kurum adına tescilini talep etmiştir. Davalı Savunması: Davalı taraf davaya cevap vermemiş, HMK m. 128 uyarınca tüm vakıaları inkâr etmiş sayılmıştır. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece, belirlenen kamulaştırma bedelinin (28.500,93-TL) verilen kesin süreye rağmen bankaya depo edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı İdare vekili; kanunen 15 gün süre verilmesi gerekirken mahkemenin hukuka aykırı şekilde 7 günlük kesin süre verdiğini, mazeret bildirmelerine rağmen duruşmada mazeretlerinin değerlendirilmediğini ve bilirkişi raporundaki hesaplamaların (kapitalizasyon faizi, objektif değer artışı) hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. 📌 DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf incelemesi HMK’nın 355. maddesi uyarınca dilekçede belirtilen sebeplerle sınırlı ve kamu düzeni yönünden resen yapılmıştır: Kanuni Sürenin Dokunulmazlığı İlkesi (Kamulaştırma Kanunu m. 10/8): Kamulaştırma Kanunu'nun ilgili maddesi uyarınca, tespit edilen bedelin bankaya yatırılması için idareye onbeş gün süre verilmesi emredici bir kuraldır. HMK m. 90 ve 94 gereğince kanunun açıkça belirlediği süreler kesin olup, hâkimin bu süreleri kendi takdiriyle artırma veya eksiltme yetkisi yoktur. Yerel mahkemenin yasal hak olan süreyi daraltarak 7 günlük kesin süre vermesi kanuna açıkça aykırıdır. Süre Takibi ve Süreç Usulsüzlüğü: Mahkemece 13/06/2019 tarihli celsede 7 günlük kesin süre verilmiş, ancak bir sonraki duruşma günü tam 7 gün sonrasına (20/06/2019) bırakılmıştır. Posta, tebliğ ve banka entegrasyonu gibi fiili süreler hesaba katılmadan bu şekilde sıkışık bir takvim işletilmesi ve sürenin dolup dolmadığının sağlıklı denetlenmemesi usule aykırıdır. Hukuki Dinlenilme Hakkının İhlali (Mazeret Değerlendirmesi): Davacı vekilinin son celse için sunduğu mesleki mazeret dilekçesi hakkında mahkemece olumlu veya olumsuz hiçbir ara karar kurulmamıştır. Mazeret karara bağlanmadan, doğrudan davanın reddine gidilmesi adil yargılanma hakkını sakatlamıştır. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacı idare vekilinin istinaf başvurusunun usuli yönden (esasa ilişkin bilirkişi itirazları incelenmeksizin) KABULÜ ile Salihli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, davanın yasal usullere göre yeniden görülmesi amacıyla dosyanın mahkemesine GERİ GÖNDERİLMESİNE, HMK m. 353/1-a uyarınca duruşmasız yapılan inceleme neticesinde KESİN olarak oy birliğiyle karar verildi. 💡 TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı İstemi: Davacı TCDD vekili; Ankara-İzmir hızlı demiryolu inşaatı projesi kapsamında kalan taşınmazın kamulaştırılması için kamu yararı kararı alındığını, davalı mülk sahibiyle uzlaşma sağlanamaması üzerine acele kamulaştırma (Kamulaştırma Kanunu m. 27) uyarınca Salihli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde değer tespiti yaptırılıp bankaya bloke edildiğini belirterek, taşınmazın kesin kamulaştırma bedelinin tespiti ve kurum adına tescili istemiyle dava açmıştır. Davalı Savunması: Davalı taraf davaya cevap dilekçesi sunmamış, HMK'nın 128. maddesi uyarınca dava konusu maddi vakıaları zımnen inkâr etmiş sayılmıştır. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Yerel mahkemece, tespit edilen kamulaştırma bedelinin (28.500,93-TL) davacı idareye verilen kesin süreye rağmen bankaya depo edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı idare vekili; mahkemenin yasal hak olan 15 günlük süre yerine hukuka aykırı şekilde 7 günlük kesin süre verdiğini, celseye katılamadıkları için mazeret bildirmelerine rağmen mazeretlerinin değerlendirilmediğini ve esasa ilişkin bilirkişi raporundaki kapitalizasyon faizi ile objektif değer artışı oranlarının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. 📌 DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf incelemesi HMK’nın 355. maddesi uyarınca dilekçede belirtilen sebeplerle sınırlı ve kamu düzeni yönünden resen yapılmıştır: Kamulaştırma Kanunu'ndaki Sürelerin Niteliği (m. 10/8): Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesinin 8. fıkrası uyarınca, mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedelinin ilgili banka hesabına yatırılması ve makbuzunun sunulması için idareye açıkça 15 gün süre verilmesi zorunludur. Bu süre, yasa koyucu tarafından maktu olarak belirlenmiş olup, gereken hallerde hakim tarafından ancak "bir defaya mahsus olmak üzere" uzatılabilir. Hâkimin Sürelere Müdahale Yasağı (HMK m. 90 ve 94): Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, kanunun kendisinin belirlediği süreler kesin olup, kanunda açıkça yetki verilmedikçe hâkim tarafından bu sürelerin artırılması veya eksiltilmesi hukuken imkânsızdır. Yerel mahkemenin 13/06/2019 tarihli duruşmada davacı idareye yasal 15 günlük süre yerine 7 günlük kesin süre vermesi yasanın emredici hükümlerine açıkça aykırıdır. (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin emsal 2017/10953 E. - 2018/25429 K. sayılı ilamı da bu doğrultudadir). Usuli Eksiklikler ve Mazeret Değerlendirmesi: Mahkemece usule aykırı şekilde 7 günlük kesin süre verilmiş olmasına rağmen, bu sürenin dahi dolup dolmadığı denetlenmeden bir sonraki duruşma günü 20/06/2019 olarak belirlenmiştir. Dahası, davacı vekilinin son celse için sunduğu geçerli mazeret dilekçesi hakkında olumlu veya olumsuz hiçbir ara karar kurulmadan, mazeret yok sayılarak doğrudan davanın reddine gidilmesi adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal etmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacı idare vekilinin istinaf başvurusunun usuli yönden esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜ ile Salihli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, davanın yasal usullere göre yeniden görülmesi amacıyla dosyanın mahkemesine GERİ GÖNDERİLMESİNE, yatırılan istinaf harcının davacıya iadesine, HMK m. 353/1-a uyarınca duruşmasız yapılan inceleme neticesinde KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ÇEKİŞMESİZ YARGI KARARININ ORTADAN KALDIRILMASI VE TAPU KAYITLARININ ESKİ HALE GETİRİLMESİ – Çekişmesiz Yargı Kararlarının Maddi Anlamda Kesin Hüküm Teşkil Etmemesi – Yargılamanın Yenilenmesi Yoluna Gidilemeyeceği – Taraf Teşkili Zorunluluğu 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2019/1589 Esas – 2021/1139 Karar

  • İlk Derece Mahkemesi: Çınar Asliye Hukuk Mahkemesi (2018/336 E. – 2019/196 K.)

  • Karar Tarihi: 22/10/2021 (Kesin Karar)

💡 TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

  • Davanın Konusu ve Arka Plan: Davacılar vekili, Çınar Sulh Hukuk Mahkemesinin daha önceki bir tespiti içeren kararı (İbrahim kızı Saadet Alpaslan ile İbrahim kızı Sabriye Kadıoğlu’nun aynı kişi olduğuna dair karar) doğrultusunda tapuda müvekkillerine intikal eden hisselerin terkin edilmesini, tapu kayıtlarının eski hale getirilerek bu hisselerin Sabriye Kadıoğlu adına tescilini talep etmiştir.

  • Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, açılan davanın haksız ve yersiz olduğunu ileri sürerek reddine karar verilmesini talep etmiştir.

  • İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: Çınar Asliye Hukuk Mahkemesi, davacıların bu talebinin esasen bir “yargılamanın yenilenmesi” (iade-i muhakeme) istemi niteliğinde olduğunu, bu uyuşmazlığın ise ancak kararı veren Çınar Sulh Hukuk Mahkemesinde çözümlenebileceğini gerekçe göstererek davayı usulden reddetmiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davacılar vekili, davanın niteliğinin yanlış değerlendirildiğini, taleplerinin yargılamanın yenilenmesi olmadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir.

📌 DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava, çekişmesiz yargı kararının ortadan kaldırılması ile tapu kayıtlarının eski hale getirilmesi istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesi, HMK’nun 355. maddesi uyarınca kamu düzeni ve istinaf dilekçesindeki sebeplerle sınırlı olarak yaptığı incelemede şu hukuki saptamalarda bulunmuştur:

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 382. maddesi uyarınca tapu kayıt düzeltim davaları çekişmesiz yargı işlerindendir. Aynı kanunun 388. maddesi hükmüne göre, çekişmesiz yargı kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmezler; bu kararlar sadece aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir.

Bu hukuki nitelik gereği, çekişmesiz yargı kararlarına karşı “yargılamanın yenilenmesi” yoluna gidilmesi hukuken mümkün değildir. Hak iddia eden kişilerin, tıpkı veraset belgesinin iptali davalarında olduğu gibi, önceki davadaki kişileri veya mirasçılarını taraf göstererek Asliye Hukuk Mahkemesi’nde çekişmeli bir dava açmaları ve haklarını burada ispat etmeleri gerekir. Yerel mahkemenin uyuşmazlığı “yargılamanın yenilenmesi” olarak görüp usulden reddetmesi bu yönüyle hatalı bulunmuştur.

Daire, davanın esasına girilebilmesi için şu eksikliklerin giderilmesi gerektiğini belirtmiştir:

  1. Taraf Teşkili Eksikliği: HMK 114 kapsamında açıkça sayılmasa da taraf teşkilinin sağlanması bir dava şartıdır. Davanın kabulü halinde hukuku etkilenecek olan İbrahim kızı Saadet Alpaslan’ın veraset ilamı ile belirlenecek tüm mirasçılarının davaya “dahili davalı” sıfatıyla eklenmesi zorunludur.

  2. Hukuki Yarar Kontrolü: İptali istenen Sulh Hukuk Mahkemesi dosyası getirtilmeli, bu karara dayanılarak tapuda fiili bir düzeltme yapılıp yapılmadığı belirlenmelidir. Eğer tapuda bir düzeltme yapılmadıysa, eski hale getirme davası açmakta hukuki yarar bulunmayacağı gözetilmelidir.

  3. Taleplerin Ayrışması: Davada “çekişmesiz yargı kararının iptali” ve “tapu kayıtlarının eski hale getirilmesi” şeklinde iki ayrı talep olduğu gözetilerek, her biri hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmalıdır.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ 1- Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-a/3-6 maddeleri uyarınca KABULÜNE, 2- Çınar Asliye Hukuk Mahkemesi’nin usulden red KARARININ KALDIRILMASINA, 3- Davanın eksiklikler giderilerek yeniden görülmesi için dosyanın KARARI VEREN İLK DERECE MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 22/10/2021

⚖️ DAVAPORT YORUMU Bu ilam, çekişmesiz yargı kararlarının (özellikle tapu kayıt düzeltme ve isim tespiti kararlarının) hukuki mahiyeti bakımından ders niteliğindedir. Uygulamada en sık düşülen hatalardan biri, Sulh Hukuk Mahkemelerinden alınan çekişmesiz yargı kararlarının (veraset ilamı, isim tashihi vb.) maddi anlamda kesin hüküm oluşturduğunun sanılmasıdır. Gaziantep BAM 1. Hukuk Dairesi, HMK m. 388’e atıf yaparak bu kararların “maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğini” ve sadece “aksi sabit oluncaya kadar geçerli kararlar” olduğunu vurgulamaktadır.

⚖️KAMULAŞTIRMA BEDEL TESPİTİ VE TESCİLİ – Kamulaştırma Bedelinin Depo Edilmesi İçin Kanuna Aykırı Kısa Süre Verilmesi – Hâkimin Kanuni Süreleri Daraltma Yetkisinin Bulunmaması - Mazeret Hakkında Karar Verilmemesi  - Adil Yargılanma Hakkı 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2019/1714 Esas - 2019/1174 Karar İlk Derece Mahkemesi: Salihli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (2018/195 E. - 2019/214 K.) Karar Tarihi: 20/09/2019 (Kesin Karar) 💡 TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARINON ÖZETİ Davacı (İdare) İstemi: Davacı TCDD vekili, Ankara-İzmir hızlı demiryolu projesi güzergahındaki taşınmaz için kamu yararı ve acele kamulaştırma kararları alındığını, davalı mülk sahibiyle uzlaşma sağlanamadığını belirterek, kamulaştırma bedelinin tespiti ile taşınmazın kurum adına tescilini talep etmiştir. Davalı Savunması: Davalı taraf davaya cevap vermemiş, HMK m. 128 uyarınca tüm vakıaları inkâr etmiş sayılmıştır. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece, belirlenen kamulaştırma bedelinin (28.500,93-TL) verilen kesin süreye rağmen bankaya depo edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı İdare vekili; kanunen 15 gün süre verilmesi gerekirken mahkemenin hukuka aykırı şekilde 7 günlük kesin süre verdiğini, mazeret bildirmelerine rağmen duruşmada mazeretlerinin değerlendirilmediğini ve bilirkişi raporundaki hesaplamaların (kapitalizasyon faizi, objektif değer artışı) hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. 📌 DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf incelemesi HMK’nın 355. maddesi uyarınca dilekçede belirtilen sebeplerle sınırlı ve kamu düzeni yönünden resen yapılmıştır: Kanuni Sürenin Dokunulmazlığı İlkesi (Kamulaştırma Kanunu m. 10/8): Kamulaştırma Kanunu'nun ilgili maddesi uyarınca, tespit edilen bedelin bankaya yatırılması için idareye onbeş gün süre verilmesi emredici bir kuraldır. HMK m. 90 ve 94 gereğince kanunun açıkça belirlediği süreler kesin olup, hâkimin bu süreleri kendi takdiriyle artırma veya eksiltme yetkisi yoktur. Yerel mahkemenin yasal hak olan süreyi daraltarak 7 günlük kesin süre vermesi kanuna açıkça aykırıdır. Süre Takibi ve Süreç Usulsüzlüğü: Mahkemece 13/06/2019 tarihli celsede 7 günlük kesin süre verilmiş, ancak bir sonraki duruşma günü tam 7 gün sonrasına (20/06/2019) bırakılmıştır. Posta, tebliğ ve banka entegrasyonu gibi fiili süreler hesaba katılmadan bu şekilde sıkışık bir takvim işletilmesi ve sürenin dolup dolmadığının sağlıklı denetlenmemesi usule aykırıdır. Hukuki Dinlenilme Hakkının İhlali (Mazeret Değerlendirmesi): Davacı vekilinin son celse için sunduğu mesleki mazeret dilekçesi hakkında mahkemece olumlu veya olumsuz hiçbir ara karar kurulmamıştır. Mazeret karara bağlanmadan, doğrudan davanın reddine gidilmesi adil yargılanma hakkını sakatlamıştır. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacı idare vekilinin istinaf başvurusunun usuli yönden (esasa ilişkin bilirkişi itirazları incelenmeksizin) KABULÜ ile Salihli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, davanın yasal usullere göre yeniden görülmesi amacıyla dosyanın mahkemesine GERİ GÖNDERİLMESİNE, HMK m. 353/1-a uyarınca duruşmasız yapılan inceleme neticesinde KESİN olarak oy birliğiyle karar verildi. 💡 TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı İstemi: Davacı TCDD vekili; Ankara-İzmir hızlı demiryolu inşaatı projesi kapsamında kalan taşınmazın kamulaştırılması için kamu yararı kararı alındığını, davalı mülk sahibiyle uzlaşma sağlanamaması üzerine acele kamulaştırma (Kamulaştırma Kanunu m. 27) uyarınca Salihli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde değer tespiti yaptırılıp bankaya bloke edildiğini belirterek, taşınmazın kesin kamulaştırma bedelinin tespiti ve kurum adına tescili istemiyle dava açmıştır. Davalı Savunması: Davalı taraf davaya cevap dilekçesi sunmamış, HMK'nın 128. maddesi uyarınca dava konusu maddi vakıaları zımnen inkâr etmiş sayılmıştır. İlk Derece Mahkemesi Kararı: Yerel mahkemece, tespit edilen kamulaştırma bedelinin (28.500,93-TL) davacı idareye verilen kesin süreye rağmen bankaya depo edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı idare vekili; mahkemenin yasal hak olan 15 günlük süre yerine hukuka aykırı şekilde 7 günlük kesin süre verdiğini, celseye katılamadıkları için mazeret bildirmelerine rağmen mazeretlerinin değerlendirilmediğini ve esasa ilişkin bilirkişi raporundaki kapitalizasyon faizi ile objektif değer artışı oranlarının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. 📌 DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf incelemesi HMK’nın 355. maddesi uyarınca dilekçede belirtilen sebeplerle sınırlı ve kamu düzeni yönünden resen yapılmıştır: Kamulaştırma Kanunu'ndaki Sürelerin Niteliği (m. 10/8): Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesinin 8. fıkrası uyarınca, mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedelinin ilgili banka hesabına yatırılması ve makbuzunun sunulması için idareye açıkça 15 gün süre verilmesi zorunludur. Bu süre, yasa koyucu tarafından maktu olarak belirlenmiş olup, gereken hallerde hakim tarafından ancak "bir defaya mahsus olmak üzere" uzatılabilir. Hâkimin Sürelere Müdahale Yasağı (HMK m. 90 ve 94): Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, kanunun kendisinin belirlediği süreler kesin olup, kanunda açıkça yetki verilmedikçe hâkim tarafından bu sürelerin artırılması veya eksiltilmesi hukuken imkânsızdır. Yerel mahkemenin 13/06/2019 tarihli duruşmada davacı idareye yasal 15 günlük süre yerine 7 günlük kesin süre vermesi yasanın emredici hükümlerine açıkça aykırıdır. (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin emsal 2017/10953 E. - 2018/25429 K. sayılı ilamı da bu doğrultudadir). Usuli Eksiklikler ve Mazeret Değerlendirmesi: Mahkemece usule aykırı şekilde 7 günlük kesin süre verilmiş olmasına rağmen, bu sürenin dahi dolup dolmadığı denetlenmeden bir sonraki duruşma günü 20/06/2019 olarak belirlenmiştir. Dahası, davacı vekilinin son celse için sunduğu geçerli mazeret dilekçesi hakkında olumlu veya olumsuz hiçbir ara karar kurulmadan, mazeret yok sayılarak doğrudan davanın reddine gidilmesi adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal etmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacı idare vekilinin istinaf başvurusunun usuli yönden esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜ ile Salihli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, davanın yasal usullere göre yeniden görülmesi amacıyla dosyanın mahkemesine GERİ GÖNDERİLMESİNE, yatırılan istinaf harcının davacıya iadesine, HMK m. 353/1-a uyarınca duruşmasız yapılan inceleme neticesinde KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️MİRASCILIKTAN FERAGAT EDEN MİRASÇININ ORTAKLIĞIN GIDERİLMESİ DAVASINDA PASİF HUSUMET EHLİYETİNİN BULUNMAMASI – İrtifak Hakkı Sahibi Kurumun Dahili Davalı Sıfatının Bulunmaması – Ortaklığın Giderilmesi Davalarında Taşınmazın Satış Değerinin Satış Memurluğunca Belirlenecek Olması 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Mahkeme / Daire: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. HUKUK DAİRESİ

Esas / Karar No: 2021/1978 Esas – 2022/1842 Karar

Karar Tarihi: 06/10/2022

💡 UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davanın Özeti: Davacılar vekili, taraflar adına kayıtlı taşınmaz üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile taşınmazın genel açık artırma yoluyla satılarak ortaklığın giderilmesine karar verilmiştir. Bir kısım davalılar vekili, taşınmazın değerinin bilirkişi raporunda düşük hesaplandığını ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan incelemede; ortaklığın giderilmesi davalarında davanın açıldığı esnadaki değer tespitinin sonuca etkili olmadığı, asıl değerin satış aşamasında satış memurluğunca belirleneceği ve tarafların buna itiraz hakkının bulunduğu saptanmıştır. Ancak, taşınmaz üzerinde irtifak hakkı bulunan elektrik dağıtım şirketinin karar başlığında dahili davalı olarak gösterilmesinin hatalı olduğu ve davalılardan birinin murisin mirasından feragat etmesi nedeniyle pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı tespit edilerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve bu eksiklikler düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir.

📌 GEREKÇE Dava, ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir. TMK’nun 699. maddesi uyarınca paydaşlığın giderilmesi davaları iki taraflı, taraflar için benzer sonuçlar doğuran davalardır. Taşınmaz üzerindeki ortaklığın satılarak giderilmesine karar verilmesi ve bu karar kesinleşerek satışın talep edilmesi durumunda, taşınmazın satışa esas değeri satış sırasında satış memuru tarafından belirlenecek ve paydaşlara tebliğ edilecektir. Paydaşlar bu değerin doğru bir şekilde belirlenmediğini öne sürerek İİK 128/a maddesi uyarınca kıymet takdirine itiraz davası açabilirler. Bu durumda ortaklığın giderilmesine karar veren mahkemece taşınmaz üzerinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak taşınmazın satış tarihine en yakın tarihteki değeri tespit ettirilecektir. Buna göre ortaklığın giderilmesi davası içerisinde değerin doğru bir şekilde belirlenmesi sonuca etkili olmadığından istinaf sebepleri bu yönüyle yerinde görülmemiştir.

 

Ancak irtifak hakkı bulunan elektrik dağıtım kurumunun dahili davalı sıfatının olmayacağı, bu yüzden karar başlığında dahili davalı olarak yer almaması gerektiği, ayrıca davalılardan birinin murisin mirasını reddettiği, ilgili Sulh Hukuk Mahkemesi kararında davalının mirastan feragat ettiğinin ve alt soyunun bulunmadığının belirtildiği, dolayısıyla davalının bu davada pasif husumetinin bulunmadığı ve onun yönünden açılan davanın reddi gerektiği anlaşılmıştır. Bu sebeple istinaf isteminin kabulü ile kararın kaldırılmasına, taşınmazda ortaklığın satış yoluyla giderilmesine, ilgili davalı yönünden açılan davanın husumet sebebiyle reddine karar vermek gerekmiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ İlk Derece Mahkemesi kararının HMK 353/1-b-2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, davanın pasif husumet yokluğu bulunan davalı yönünden reddine, dava konusu taşınmaz üzerindeki ortaklığın TMK’nun 699/3 maddesi uyarınca açık artırma ile satılarak giderilmesine, satış bedelinden elde edilecek gelirin tapu kaydı ve veraset ilamındaki hisseleri oranında paydaşlara paylaştırılmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin taraflara hisseleri oranında yükletilmesine karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davaları, doğası gereği tüm paydaşlar arasında taraf teşkilinin eksiksiz sağlanmasını gerektiren çift etkili davalardır. Kanaatimizce Bölge Adliye Mahkemesi bu kararında, mülkiyet uyuşmazlıklarında sıklıkla karıştırılan “pasif husumet” ve “taraf sıfatı” olgularını çok net bir çizgide ayırmıştır. Murisin mirasından resmi olarak feragat eden ve alt soyu bulunmayan bir kişinin taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkı kalmayacağından, davada davalı olarak yer alması usulen imkansızdır. Öte yandan taşınmaz üzerindeki irtifak hakkı sahiplerinin konumu ile mülkiyet sahiplerinin konumunun ayrıştırılması ve değer tespiti itirazlarının ancak satış aşamasında icra/satış memurluğu marifetiyle yapılacak kıymet takdirine itiraz (İİK m. 128/a) ile çözülebileceğinin hatırlatılması, dava aşamasındaki gereksiz zaman kayıplarını önleyen, usul ekonomisine tamamen hizmet eden son derece isabetli bir yaklaşımdır. Kararın, alacaklı ve borçlu dengesi ile usul kurallarının doğru işletilmesi açısından tam bir rehber niteliğinde olduğu düşüncesindeyiz.

⚖️MİRASCILIKTAN FERAGAT EDEN MİRASÇININ ORTAKLIĞIN GIDERİLMESİ DAVASINDA PASİF HUSUMET EHLİYETİNİN BULUNMAMASI – İrtifak Hakkı Sahibi Kurumun Dahili Davalı Sıfatının Bulunmaması – Ortaklığın Giderilmesi Davalarında Taşınmazın Satış Değerinin Satış Memurluğunca Belirlenecek Olması  🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. HUKUK DAİRESİ Esas / Karar No: 2021/1978 Esas - 2022/1842 Karar Karar Tarihi: 06/10/2022 💡 UYUŞMAZLIĞIN KONUSU Davanın Özeti: Davacılar vekili, taraflar adına kayıtlı taşınmaz üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile taşınmazın genel açık artırma yoluyla satılarak ortaklığın giderilmesine karar verilmiştir. Bir kısım davalılar vekili, taşınmazın değerinin bilirkişi raporunda düşük hesaplandığını ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan incelemede; ortaklığın giderilmesi davalarında davanın açıldığı esnadaki değer tespitinin sonuca etkili olmadığı, asıl değerin satış aşamasında satış memurluğunca belirleneceği ve tarafların buna itiraz hakkının bulunduğu saptanmıştır. Ancak, taşınmaz üzerinde irtifak hakkı bulunan elektrik dağıtım şirketinin karar başlığında dahili davalı olarak gösterilmesinin hatalı olduğu ve davalılardan birinin murisin mirasından feragat etmesi nedeniyle pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı tespit edilerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve bu eksiklikler düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir. 📌 GEREKÇE Dava, ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir. TMK'nun 699. maddesi uyarınca paydaşlığın giderilmesi davaları iki taraflı, taraflar için benzer sonuçlar doğuran davalardır. Taşınmaz üzerindeki ortaklığın satılarak giderilmesine karar verilmesi ve bu karar kesinleşerek satışın talep edilmesi durumunda, taşınmazın satışa esas değeri satış sırasında satış memuru tarafından belirlenecek ve paydaşlara tebliğ edilecektir. Paydaşlar bu değerin doğru bir şekilde belirlenmediğini öne sürerek İİK 128/a maddesi uyarınca kıymet takdirine itiraz davası açabilirler. Bu durumda ortaklığın giderilmesine karar veren mahkemece taşınmaz üzerinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak taşınmazın satış tarihine en yakın tarihteki değeri tespit ettirilecektir. Buna göre ortaklığın giderilmesi davası içerisinde değerin doğru bir şekilde belirlenmesi sonuca etkili olmadığından istinaf sebepleri bu yönüyle yerinde görülmemiştir. Ancak irtifak hakkı bulunan elektrik dağıtım kurumunun dahili davalı sıfatının olmayacağı, bu yüzden karar başlığında dahili davalı olarak yer almaması gerektiği, ayrıca davalılardan birinin murisin mirasını reddettiği, ilgili Sulh Hukuk Mahkemesi kararında davalının mirastan feragat ettiğinin ve alt soyunun bulunmadığının belirtildiği, dolayısıyla davalının bu davada pasif husumetinin bulunmadığı ve onun yönünden açılan davanın reddi gerektiği anlaşılmıştır. Bu sebeple istinaf isteminin kabulü ile kararın kaldırılmasına, taşınmazda ortaklığın satış yoluyla giderilmesine, ilgili davalı yönünden açılan davanın husumet sebebiyle reddine karar vermek gerekmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ İlk Derece Mahkemesi kararının HMK 353/1-b-2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, davanın pasif husumet yokluğu bulunan davalı yönünden reddine, dava konusu taşınmaz üzerindeki ortaklığın TMK'nun 699/3 maddesi uyarınca açık artırma ile satılarak giderilmesine, satış bedelinden elde edilecek gelirin tapu kaydı ve veraset ilamındaki hisseleri oranında paydaşlara paylaştırılmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin taraflara hisseleri oranında yükletilmesine karar verildi

⚖️SALT ZİLYETLİĞE DAYALI ECRİMISİL İSTEMİNDE GÖREVLİ MAHKEME – Asliye Hukuk Mahkemesi ile Sulh Hukuk Mahkemesi Arasındaki Görev Uyuşmazlığı – Herhangi Bir Ayni veya Şahsi Hakka Dayanmayan Salt Zilyetliğin Korunması Kapsamındaki Uyuşmazlıklarda Sulh Hukuk Mahkemesinin Görevli Olması – Yargı Yerinin Belirlenmesi

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. HUKUK DAİRESİ

Esas / Karar No: 2021/4487 Esas – 2022/1457 Karar

Karar Tarihi: 22/03/2022

💡 UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davanın Özeti: Davacı şirket tarafından, davalı şirket aleyhine haksız işgal tazminatı (ecrimisil) istemiyle dava açılmıştır. Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesince, uyuşmazlığın salt zilyetliğin korunmasından kaynaklandığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Dosyanın gönderildiği Çeşme Sulh Hukuk Mahkemesi ise talebin ecrimisil istemine ilişkin olduğu gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı vermiş ve oluşan görev uyuşmazlığının giderilmesi amacıyla merci tayini (yargı yeri belirlenmesi) talebinde bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan incelemede; davacının talebinin tapu kaydına veya ayni/şahsi bir hakka dayanmayıp yalnızca salt zilyetlik iddiasına dayandığı, bu tür taleplerin Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 981 ve devamı maddelerinde düzenlenen zilyetliğin korunması hükümleri kapsamında kaldığı ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 4/1-c maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinin görev alanına girdiği saptanarak, Çeşme Sulh Hukuk Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine karar verilmiştir.

📌 GEREKÇE Dava, ecrimisil istemine ilişkindir. Taşınmaza zilyet olanlar tapu kaydı veya bir hakka dayandığı takdirde TMK’nin 683. maddesindeki mülkiyet hakkının korunmasından yararlanarak istihkak davası veya elatmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, salt zilyetliğe dayanan kişiler ise TMK’nin 981 ve devamı maddeleri uyarınca zilyetliğin korunması hükümlerinden yararlanarak zilyetliğin korunması davası açabilirler. Kişilerin, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki üstün zilyetlik iddiasına veya taraflar dışında başkası adına tapuda kayıtlı bir taşınmazdaki tapu kaydına ya da gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayanmayan, kişisel hakka dayalı üstün zilyetlik iddiası durumunda, davanın 4721 sayılı TMK’nin 981 ve devamı maddelerine dayalı zilyetliğin korunması davası olacağı kuşkusuzdur. TMK’nın zilyetliğin korunmasına dair müteakip maddeleri, mal üzerinde zilyetlikten başka hiçbir hakkı bulunmayan kimsenin zilyetliğini korumak üzere konulmuş hükümleri ihtiva etmektedir. Davacı sadece zilyetliğini ileri sürdüğüne ve zilyetliğin arkasında ayni veya şahsi bir hak ileri sürmediğine göre davanın, zilyetliğin korunması kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Buna göre uyuşmazlığın, 6100 sayılı HMK’nın 4/1-c maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, Çeşme Sulh Hukuk Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine karar vermek gerekmiştir.

 

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince Çeşme Sulh Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, dosyanın yargı yeri belirlenmesini talep eden mahkemesine iadesine, HMK’nın 362/1-c maddesi uyarınca temyiz kanun yolu kapalı olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Medeni hukuk sistemimizde zilyetlik ve mülkiyet kavramları, korunma mekanizmaları ve tabi oldukları görev kuralları bakımından keskin hatlarla birbirinden ayrılmıştır. Ecrimisil davaları genel kural olarak ayni hakka (mülkiyete) dayalı açıldığında Asliye Hukuk Mahkemelerinin görev alanına girse de, davanın temelinde herhangi bir ayni veya şahsi hakkın bulunmadığı, yalnızca fiili hakimiyete (salt zilyetliğe) dayanıldığı durumlarda hukuki nitelendirme tamamen değişmektedir. Kanaatimizce Bölge Adliye Mahkemesi, davanın hukuki sebebini doğru analiz ederek, uyuşmazlığın TMK m. 981 ve devamı anlamında bir “zilyetliğin korunması” ihtilafı olduğunu saptamış ve HMK m. 4/1-c’deki açık amir hüküm uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesini görevli kılmıştır. Hak arama hürriyetinin önündeki en büyük engellerden biri olan mahkemeler arası yetki ve görev kördüğümlerini usul ekonomisine uygun şekilde çözen bu kararın, yargı yeri belirlenmesi kurumunun işlevselliğini ve kanunun lafzını tam olarak yansıtması bakımından son derece isabetli olduğu düşüncesindeyiz.

⚖️ZİLYETLİĞE DAYALI ECRİMISİL İSTEMİNDE GÖREVLİ MAHKEME – Asliye Hukuk Mahkemesi ile Sulh Hukuk Mahkemesi Arasındaki Görev Uyuşmazlığı – Herhangi Bir Ayni veya Şahsi Hakka Dayanmayan Salt Zilyetliğin Korunması Kapsamındaki Uyuşmazlıklarda Sulh Hukuk Mahkemesinin Görevli Olması – Yargı Yerinin Belirlenmesi 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. HUKUK DAİRESİ Esas / Karar No: 2021/4487 Esas - 2022/1457 Karar Karar Tarihi: 22/03/2022 💡 UYUŞMAZLIĞIN KONUSU Davanın Özeti: Davacı şirket tarafından, davalı şirket aleyhine haksız işgal tazminatı (ecrimisil) istemiyle dava açılmıştır. Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesince, uyuşmazlığın salt zilyetliğin korunmasından kaynaklandığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Dosyanın gönderildiği Çeşme Sulh Hukuk Mahkemesi ise talebin ecrimisil istemine ilişkin olduğu gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı vermiş ve oluşan görev uyuşmazlığının giderilmesi amacıyla merci tayini (yargı yeri belirlenmesi) talebinde bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan incelemede; davacının talebinin tapu kaydına veya ayni/şahsi bir hakka dayanmayıp yalnızca salt zilyetlik iddiasına dayandığı, bu tür taleplerin Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 981 ve devamı maddelerinde düzenlenen zilyetliğin korunması hükümleri kapsamında kaldığı ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 4/1-c maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinin görev alanına girdiği saptanarak, Çeşme Sulh Hukuk Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine karar verilmiştir. 📌 GEREKÇE Dava, ecrimisil istemine ilişkindir. Taşınmaza zilyet olanlar tapu kaydı veya bir hakka dayandığı takdirde TMK'nin 683. maddesindeki mülkiyet hakkının korunmasından yararlanarak istihkak davası veya elatmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, salt zilyetliğe dayanan kişiler ise TMK'nin 981 ve devamı maddeleri uyarınca zilyetliğin korunması hükümlerinden yararlanarak zilyetliğin korunması davası açabilirler. Kişilerin, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki üstün zilyetlik iddiasına veya taraflar dışında başkası adına tapuda kayıtlı bir taşınmazdaki tapu kaydına ya da gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayanmayan, kişisel hakka dayalı üstün zilyetlik iddiası durumunda, davanın 4721 sayılı TMK'nin 981 ve devamı maddelerine dayalı zilyetliğin korunması davası olacağı kuşkusuzdur. TMK'nın zilyetliğin korunmasına dair müteakip maddeleri, mal üzerinde zilyetlikten başka hiçbir hakkı bulunmayan kimsenin zilyetliğini korumak üzere konulmuş hükümleri ihtiva etmektedir. Davacı sadece zilyetliğini ileri sürdüğüne ve zilyetliğin arkasında ayni veya şahsi bir hak ileri sürmediğine göre davanın, zilyetliğin korunması kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Buna göre uyuşmazlığın, 6100 sayılı HMK'nın 4/1-c maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, Çeşme Sulh Hukuk Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine karar vermek gerekmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince Çeşme Sulh Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, dosyanın yargı yeri belirlenmesini talep eden mahkemesine iadesine, HMK'nın 362/1-c maddesi uyarınca temyiz kanun yolu kapalı olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİ – Yüklenicinin Fazla Alan Kazanarak Sözleşmedeki Paylaşım Oranını İhlal Ettiği İddiası – Avans Niteliğindeki Bağımsız Bölümler Üzerine Konulan İhtiyati Tedbirin Ölçülülük ve Orantılılık İlkesine Aykırı Olması – İlk Derece Mahkemesi Ara Kararının Kaldırılması

🏛️ KARAR KÜNYESİ

Mahkeme / Daire: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. HUKUK DAİRESİ

Esas / Karar No: 2022/311 Esas – 2022/262 Karar

Karar Tarihi: 09/02/2022

💡 UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davanın Özeti: Davacı arsa sahibi ile davalı yükleniciler arasında akdedilen kat karşılığı inşaat sözleşmesinde %70 arsa sahibi, %30 yüklenici paylaşım oranı belirlenmiştir. Davacı, yüklenicilerin sözleşmeye aykırı ve hileli projelerle 1. bodrum kattaki depoları kendi zemin kat dükkanlarına entegre ettiğini ve bir başka sulh hukuk mahkemesi tespit dosyasındaki (2019/73 D.İş) rapora göre toplam 468,22 m² fazladan alan kazandığını ileri sürmüştür. Davacı, bu fazla alan üzerinden sözleşmesel payına denk düşen hisselerin tapu iptal ve tescili ile dava konusu yapılan 10 adet bağımsız bölümün tamamı üzerine ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince ihtiyati tedbir talebi kabul edilmiş, davalılarca yapılan itirazlar da reddedilmiştir. Davalı yüklenici ve üçüncü kişi konumundaki şirket vekilleri; sözleşmede alanın net/brüt ayrımının muğlak olduğunu, dairenin yerinde yapılan ölçümde net alan kriterini tam karşıladığını, arsa payı denkliğinin emlak rayiç değerlerine göre kurulduğunu ve en önemlisi ana davada (İstanbul Anadolu 24. AHM 2019/298 E.) alınan heyet raporunun davacının iddialarını çürüttüğünü belirterek, milyonlarca lira değerindeki taşınmazların tüm hissesine 30.000 TL gibi sembolik bir teminatla tedbir konulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmişlerdir. Bölge Adliye Mahkemesi, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde yükleniciye devredilen bağımsız bölümlerin avans niteliğinde olduğunu ve uyuşmazlık konusu sayılabileceğini kabul etmekle birlikte, konulan ihtiyati tedbirin davadaki talep ve müddeabih (dava konusu miktar) ile orantılı olmadığını, tüm hisseyi kapsamasının ölçülülük ilkesini ihlal ettiğini saptayarak yerel mahkemenin ara kararını esastan kaldırmış ve dosyayı iade etmiştir.

📌 GEREKÇE Taraflar arasındaki uyuşmazlık, TBK’nın 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde yükleniciye devredilen bağımsız bölümler avans niteliğinde olduğundan, yüklenici ancak sözleşmeyle üstlendiği edimlerini yerine getirdiği oranda (somut olayda henüz iskan şartı yerine getirilmemiştir) bu bağımsız bölümler üzerinde hak sahibi olacaktır. Dolayısıyla yüklenicilere devredilmiş olsa bile avans olarak verilen bağımsız bölümler halen sözleşmenin bir parçası ve tabii olarak “davanın konusu” olmaya devam edecektir. Ancak geçici hukuki koruma niteliğindeki ihtiyati tedbir kararlarının HMK’nın 389/1 ve 390/3 maddeleri uyarınca “yaklaşık ispat” kuralına tabi olması, tarafların çıkar dengesini gözetmesi ve en önemlisi davada talep edilen müddeabih ile orantılı olması zorunludur. Davacı taraf, yüklenicilerin fazladan aldığı iddia edilen 468,22 m² üzerinden sözleşmedeki %70-%30 paylaşıma göre sadece kendi hissesine isabet eden (yaklaşık 20-25 m²’ye denk gelen) pay miktarınca tapu iptali ve tescil talep etmektedir. Mahkemece dava konusu taşınmazların tüm hissesi üzerine tedbir konulmuş olup, davacının sadece kendi sözleşmesel payı oranında hak iddia ettiği gözetildiğinde, taşınmazların tamamını kilitleyecek şekilde geniş bir tedbir kararı verilmesi ve davalıların bu yöndeki itirazlarının tümden reddedilmesi yerinde olmamıştır. Mahkemece davadaki talep ve orantı gözetilmek suretiyle, davalıların itirazları yeniden değerlendirilerek orantılılık ilkesine uygun bir ihtiyati tedbire hükmedilmesi gerekmektedir. Bu husus gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından, yerel mahkeme ara kararının HMK’nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, İstanbul Anadolu 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 23/11/2021 tarih, 2021/131 Esas sayılı ara kararının KALDIRILMASINA, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, yatırılan istinaf harçlarının iadesine, HMK’nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 09/02/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

DAVAPORT YORUMU Kat karşılığı inşaat uyuşmazlıklarında müteahhitlerin finansal ve ticari hareket kabiliyetini tamamen felç eden ölçüsüz ihtiyati tedbirler, kanaatimizce mülkiyet hakkı ile ticari hayatın sürekliliği arasındaki hassas dengeyi bozmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesi, yükleniciye yapılan tapu devirlerinin “avans” niteliğinde olduğunu vurgulayarak arsa sahibinin haklarını güvenceye alırken, diğer yandan HMK’nın temel prensibi olan “ölçülülük ve orantılılık” ilkesini çok yerinde işletmiştir.

Davacının sadece kendi küçük payı oranında hak iddia ettiği bir uyuşmazlıkta, dava konusu taşınmazların  tamamını cüzi bir teminatla kilitlemenin haksızlık yaratacağı düşüncesindeyiz.

⚖️ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİ – Yüklenicinin Fazla Alan Kazanarak Sözleşmedeki Paylaşım Oranını İhlal Ettiği İddiası – Avans Niteliğindeki Bağımsız Bölümler Üzerine Konulan İhtiyati Tedbirin Ölçülülük ve Orantılılık İlkesine Aykırı Olması – İlk Derece Mahkemesi Ara Kararının Kaldırılması 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. HUKUK DAİRESİ Esas / Karar No: 2022/311 Esas - 2022/262 Karar Karar Tarihi: 09/02/2022 💡 UYUŞMAZLIĞIN KONUSU Davanın Özeti: Davacı arsa sahibi ile davalı yükleniciler arasında akdedilen kat karşılığı inşaat sözleşmesinde %70 arsa sahibi, %30 yüklenici paylaşım oranı belirlenmiştir. Davacı, yüklenicilerin sözleşmeye aykırı ve hileli projelerle 1. bodrum kattaki depoları kendi zemin kat dükkanlarına entegre ettiğini ve bir başka sulh hukuk mahkemesi tespit dosyasındaki (2019/73 D.İş) rapora göre toplam 468,22 m² fazladan alan kazandığını ileri sürmüştür. Davacı, bu fazla alan üzerinden sözleşmesel payına denk düşen hisselerin tapu iptal ve tescili ile dava konusu yapılan 10 adet bağımsız bölümün tamamı üzerine ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince ihtiyati tedbir talebi kabul edilmiş, davalılarca yapılan itirazlar da reddedilmiştir. Davalı yüklenici ve üçüncü kişi konumundaki şirket vekilleri; sözleşmede alanın net/brüt ayrımının muğlak olduğunu, dairenin yerinde yapılan ölçümde net alan kriterini tam karşıladığını, arsa payı denkliğinin emlak rayiç değerlerine göre kurulduğunu ve en önemlisi ana davada (İstanbul Anadolu 24. AHM 2019/298 E.) alınan heyet raporunun davacının iddialarını çürüttüğünü belirterek, milyonlarca lira değerindeki taşınmazların tüm hissesine 30.000 TL gibi sembolik bir teminatla tedbir konulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmişlerdir. Bölge Adliye Mahkemesi, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde yükleniciye devredilen bağımsız bölümlerin avans niteliğinde olduğunu ve uyuşmazlık konusu sayılabileceğini kabul etmekle birlikte, konulan ihtiyati tedbirin davadaki talep ve müddeabih (dava konusu miktar) ile orantılı olmadığını, tüm hisseyi kapsamasının ölçülülük ilkesini ihlal ettiğini saptayarak yerel mahkemenin ara kararını esastan kaldırmış ve dosyayı iade etmiştir. 📌 GEREKÇE Taraflar arasındaki uyuşmazlık, TBK'nın 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde yükleniciye devredilen bağımsız bölümler avans niteliğinde olduğundan, yüklenici ancak sözleşmeyle üstlendiği edimlerini yerine getirdiği oranda (somut olayda henüz iskan şartı yerine getirilmemiştir) bu bağımsız bölümler üzerinde hak sahibi olacaktır. Dolayısıyla yüklenicilere devredilmiş olsa bile avans olarak verilen bağımsız bölümler halen sözleşmenin bir parçası ve tabii olarak "davanın konusu" olmaya devam edecektir. Ancak geçici hukuki koruma niteliğindeki ihtiyati tedbir kararlarının HMK'nın 389/1 ve 390/3 maddeleri uyarınca "yaklaşık ispat" kuralına tabi olması, tarafların çıkar dengesini gözetmesi ve en önemlisi davada talep edilen müddeabih ile orantılı olması zorunludur. Davacı taraf, yüklenicilerin fazladan aldığı iddia edilen 468,22 m² üzerinden sözleşmedeki %70-%30 paylaşıma göre sadece kendi hissesine isabet eden (yaklaşık 20-25 m²'ye denk gelen) pay miktarınca tapu iptali ve tescil talep etmektedir. Mahkemece dava konusu taşınmazların tüm hissesi üzerine tedbir konulmuş olup, davacının sadece kendi sözleşmesel payı oranında hak iddia ettiği gözetildiğinde, taşınmazların tamamını kilitleyecek şekilde geniş bir tedbir kararı verilmesi ve davalıların bu yöndeki itirazlarının tümden reddedilmesi yerinde olmamıştır. Mahkemece davadaki talep ve orantı gözetilmek suretiyle, davalıların itirazları yeniden değerlendirilerek orantılılık ilkesine uygun bir ihtiyati tedbire hükmedilmesi gerekmektedir. Bu husus gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından, yerel mahkeme ara kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, İstanbul Anadolu 11. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 23/11/2021 tarih, 2021/131 Esas sayılı ara kararının KALDIRILMASINA, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, yatırılan istinaf harçlarının iadesine, HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 09/02/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASI – Taşınmazlar Üzerinde Hem Paylı Hem Elbirliği Mülkiyetin Bulunması – Satış Bedelinin İnfazda Tereddüt Oluşturacak Şekilde Paylaştırılması – Hükmün Düzelterek Yeniden Esas Hakkında Karara Bağlanması

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. HUKUK DAİRESİ

  • Esas / Karar No: 2022/308 Esas – 2023/193 Karar

  • Karar Tarihi: 26/01/2023

  • Gerekçeli Karar Tarihi: 02/02/2023

💡 UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davanın Özeti: Davacılar vekili; Çanakkale İli, Eceabat İlçesi, Seddülbahir Köyü’nde bulunan 7 adet parsel üzerindeki ortaklığın, aynen taksim mümkün olmadığı takdirde satış yoluyla giderilmesini, ayrıca 393 parsel üzerindeki muhtesatın (yapıların/ağaçların) değerinin ayrı hesaplanmasını talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile taşınmazların üzerindeki şerh ve beyanlar ile birlikte satış yoluyla ortaklığın giderilmesine karar verilmiştir. Bir kısım davalılar vekili; müvekkillerinin tapuda doğrudan pay sahibi ve aynı zamanda kök muris mirasçısı olduklarını, mahkemenin satış bedelini hatalı veraset ilamlarına atıf yaparak dağıttığını ve müvekkillerini hak etmedikleri başka bir murisin mirasçısı gibi değerlendirerek doğrudan pay almalarını engellediğini ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi; taşınmazlar üzerinde hem paylı mülkiyet hem de elbirliği mülkiyet esaslarının bir arada bulunduğunu saptamış, yerel mahkemenin satış bedelini infazda kargaşa yaratacak şekilde paylaştırmasını hatalı bularak hükmün ilgili bentlerini düzeltip karara bağlamıştır.

📌 GEREKÇE

Dava, birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirip ferdi mülkiyete geçmeyi sağlayan iki taraflı ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davasıdır. Taşınmazların niteliği, yüzölçümü ve paydaş sayısı dikkate alındığında aynen taksimin mümkün olmadığı bilirkişi raporuyla sabit olup satış kararı verilmesi yasaya uygundur. Ancak, paydaşlığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi halinde; satışın nasıl yapılacağının, harç, yargılama giderleri ve en önemlisi satış bedelinin ne şekilde dağıtılacağının hüküm fıkrasında açık, net ve infaza elverişli şekilde gösterilmesi zorunludur.

Dava konusu taşınmazların tapu kayıtları incelendiğinde, tarafların bu taşınmazlarda hem elbirliğiyle mülkiyet hem de paylı mülkiyet hükümlerine göre karma bir yapıda malik oldukları görülmektedir. İlk Derece Mahkemesinin, satış bedelinin dağıtımını yaparken infaz aşamasında (Satış Memurluğunda) tereddüt ve kargaşa oluşturacak şekilde spesifik veraset ilamlarına karmaşık atıflar yapması usul ve yasaya aykırıdır. Hukuka aykırılığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca hükmün satış bedelinin paylaştırılmasına ilişkin bentleri çıkarılarak, paylaştırmanın “tapu kaydı ve veraset ilamındaki paylar oranında” yapılacağı şeklinde netleştirilerek düzeltilmesi gerekmiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE Çanakkale 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 02/06/2021 tarih, 2015/622 Esas – 2021/842 Karar sayılı hükmünün satış bedelinin paylaştırılmasına ilişkin 5, 6, 7, 8 ve 9 nolu bentlerinin hükümden çıkartılmasına, yerine “Satış bedelinin tapu kaydındaki ve veraset ilamındaki payları oranında paydaşlara ödenmesine” yazılmak suretiyle HÜKMÜN DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE, istinaf harç ve giderlerinin mahsubuna, HMK’nın 362/1 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 26/01/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Ortaklığın giderilmesi davalarında mahkemelerin en sık düştüğü hatalardan biri, infaz aşamasını göz ardı ederek hüküm fıkrasını karmaşıklaştırmaktır. Özellikle somut olaydaki gibi aynı taşınmaz grubunda hem elbirliği hem de paylı mülkiyetin iç içe geçtiği çok mirasçılı dosyalarda, yerel mahkemelerin satış bedeli dağıtımını detaylandırmaya çalışması, kanaatimizce Satış Memurluklarının önüne çözülmesi imkansız birer kördüğüm bırakmaktadır.

Bölge Adliye Mahkemesi, yerel mahkemenin bu karmaşık dağıtım modelini iptal edip yerine “tapu kaydı ve veraset ilamındaki paylar oranında” formülünü koyarak hem infaz kabiliyetini sağlamış hem de mülkiyet yapısının doğasına uygun bir çözüm üretmiştir. Hüküm fıkrasının net, anlaşılır ve yoruma yer bırakmayacak şekilde kurulmasının kamu düzeninden olduğu düşüncesindeyiz. Bu yönüyle karar, gereksiz formülasyonların hakkın teslimini geciktirmesini engelleyen isabetli bir uygulamadır.

⚖️ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASI – Taşınmazlar Üzerinde Hem Paylı Hem Elbirliği Mülkiyetin Bulunması – Satış Bedelinin İnfazda Tereddüt Oluşturacak Şekilde Paylaştırılması – Hükmün Düzelterek Yeniden Esas Hakkında Karara Bağlanması 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. HUKUK DAİRESİ Esas / Karar No: 2022/308 Esas - 2023/193 Karar Karar Tarihi: 26/01/2023 Gerekçeli Karar Tarihi: 02/02/2023 💡 UYUŞMAZLIĞIN KONUSU Davanın Özeti: Davacılar vekili; Çanakkale İli, Eceabat İlçesi, Seddülbahir Köyü'nde bulunan 7 adet parsel üzerindeki ortaklığın, aynen taksim mümkün olmadığı takdirde satış yoluyla giderilmesini, ayrıca 393 parsel üzerindeki muhtesatın (yapıların/ağaçların) değerinin ayrı hesaplanmasını talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile taşınmazların üzerindeki şerh ve beyanlar ile birlikte satış yoluyla ortaklığın giderilmesine karar verilmiştir. Bir kısım davalılar vekili; müvekkillerinin tapuda doğrudan pay sahibi ve aynı zamanda kök muris mirasçısı olduklarını, mahkemenin satış bedelini hatalı veraset ilamlarına atıf yaparak dağıttığını ve müvekkillerini hak etmedikleri başka bir murisin mirasçısı gibi değerlendirerek doğrudan pay almalarını engellediğini ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi; taşınmazlar üzerinde hem paylı mülkiyet hem de elbirliği mülkiyet esaslarının bir arada bulunduğunu saptamış, yerel mahkemenin satış bedelini infazda kargaşa yaratacak şekilde paylaştırmasını hatalı bularak hükmün ilgili bentlerini düzeltip karara bağlamıştır. 📌 GEREKÇE Dava, birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirip ferdi mülkiyete geçmeyi sağlayan iki taraflı ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davasıdır. Taşınmazların niteliği, yüzölçümü ve paydaş sayısı dikkate alındığında aynen taksimin mümkün olmadığı bilirkişi raporuyla sabit olup satış kararı verilmesi yasaya uygundur. Ancak, paydaşlığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi halinde; satışın nasıl yapılacağının, harç, yargılama giderleri ve en önemlisi satış bedelinin ne şekilde dağıtılacağının hüküm fıkrasında açık, net ve infaza elverişli şekilde gösterilmesi zorunludur. Dava konusu taşınmazların tapu kayıtları incelendiğinde, tarafların bu taşınmazlarda hem elbirliğiyle mülkiyet hem de paylı mülkiyet hükümlerine göre karma bir yapıda malik oldukları görülmektedir. İlk Derece Mahkemesinin, satış bedelinin dağıtımını yaparken infaz aşamasında (Satış Memurluğunda) tereddüt ve kargaşa oluşturacak şekilde spesifik veraset ilamlarına karmaşık atıflar yapması usul ve yasaya aykırıdır. Hukuka aykırılığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca hükmün satış bedelinin paylaştırılmasına ilişkin bentleri çıkarılarak, paylaştırmanın "tapu kaydı ve veraset ilamındaki paylar oranında" yapılacağı şeklinde netleştirilerek düzeltilmesi gerekmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE Çanakkale 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 02/06/2021 tarih, 2015/622 Esas - 2021/842 Karar sayılı hükmünün satış bedelinin paylaştırılmasına ilişkin 5, 6, 7, 8 ve 9 nolu bentlerinin hükümden çıkartılmasına, yerine "Satış bedelinin tapu kaydındaki ve veraset ilamındaki payları oranında paydaşlara ödenmesine" yazılmak suretiyle HÜKMÜN DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE, istinaf harç ve giderlerinin mahsubuna, HMK'nın 362/1 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 26/01/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

️ ⚖️DAVANIN İŞLEMDEN KALDIRILMASI VE SÜRESİNDE YENİLEME TALEBİ – Kat Malikleri Kurulu Kararının İptali – Yenileme Dilekçelerinin Fiziki Dosyaya Konulmaması Hatası – Davanın Açılmamış Sayılması Kararının Kaldırılması

🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

Esas / Karar No: 2019/864 Esas – 2019/705 Karar

İlk Derece Mahkemesi: İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi (2013/136 Esas – 2017/196 Karar)

Karar Tarihi: 12/04/2019

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Asıl davanın davacısı, kat malikleri kurulu toplantısında alınan kararların iptali ile apartman hesap ve kayıtlarının denetlenmesini talep etmiştir. Bu dava ile birleştirilen menfi tespit davasında ise, apartman yöneticiliği adına hareket eden davacılar tarafından asıl davanın davacısına karşı dava açılmıştır. İlk derece mahkemesi, tarafların duruşmaya katılmaması üzerine işlemden kaldırılan davanın yasal üç aylık sürede yenilenmediği gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir. Bu karara karşı hem asıl davanın davacısı hem de birleşen davanın davacıları, süresi içinde yenileme dilekçesi sunduklarını belirterek istinaf yoluna başvurmuşlardır. Asıl davanın davacısı, süresi içinde yenileme dilekçesi vermesine ve bu dilekçenin UYAP sisteminde yer almasına rağmen mahkemenin bunu incelemeksizin davanın açılmamış sayılmasına karar verdiğini ileri sürmüştür. Birleşen davanın davacıları da kendilerinin de süresinde yenileme dilekçesi sunduklarını, bu dilekçenin işleme konulmadığını ve gerekçeli kararda birleşen dava hakkında hiçbir hüküm kurulmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemişlerdir.

📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, dosya kapsamını ve mevcut delil durumunu HMK’nın 355. maddesi uyarınca incelemiştir. Yapılan incelemede, asıl ve birleşen dava vekillerinin duruşmaya katılmaması üzerine dosyanın işlemden kaldırıldığı görülmüştür. Ancak hem asıl davanın davacısı vekilinin davanın işlemden kaldırıldığı gün, hem de birleşen davanın davacıları vekilinin bir sonraki gün yasal üç aylık hak düşürücü süreye riayet ederek yenileme dilekçelerini sundukları saptanmıştır. İlk derece mahkemesinin ek kararında da bu yenileme dilekçelerinin verildiği ancak fiziki dosya arasına konulmadığı için hataen davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği açıkça kabul edilmiştir. İstinaf dairesi, yasal süresi içinde yenileme dilekçeleri verilmiş olmasına rağmen, mahkeme personelinin veya sistemin hatasından kaynaklı olarak dilekçelerin dosyaya alınmaması sebebiyle davanın açılmamış sayılması yönünde hüküm kurulmasını usul ve yasaya aykırı bulmuştur.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ Asıl davanın davacısı ile birleşen dava davacılarının istinaf kanun yolu başvurularının HMK’nın 353/a-6 maddesi uyarınca KABULÜNE, İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin davanın açılmamış sayılmasına dair kararının KALDIRILMASINA, davanın yenilenip yargılamaya devam edilmesi amacıyla dosyanın mahkemesine iadesine, yatırılan istinaf karar harçlarının talepleri halinde taraflara iadesine, HMK m. 353/a uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU Bu karar, yargı sisteminin veya mahkeme yazı işlerinin kendi iç işleyişinden kaynaklanan sistemsel ve fiziki evrak tasnif hatalarının, hak arama hürriyeti kapsamında taraflara yüklenemeyeceğini net bir şekilde ortaya koyması bakımından son derece önemlidir. Yasal süreleri içinde üzerlerine düşen usuli yükümlülükleri eksiksiz yerine getiren tarafların, evrakların fiziki dosyaya girmemesi gibi idari aksaklıklar sebebiyle hak kaybına uğramasının engellenmesi adil yargılanma hakkının bir gereğidir. İstinaf dairesinin bu usuli hatayı yerinde bir tespit ile düzelterek işin esasına girilmesini sağlamasının, hukuki dinlenilme hakkı ve usul ekonomisi ilkelerine tam bir uyum sağladığı kanaatindeyiz.

️ ⚖️DAVANIN İŞLEMDEN KALDIRILMASI VE SÜRESİNDE YENİLEME TALEBİ – Kat Malikleri Kurulu Kararının İptali – Yenileme Dilekçelerinin Fiziki Dosyaya Konulmaması Hatası – Davanın Açılmamış Sayılması Kararının Kaldırılması 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2019/864 Esas - 2019/705 Karar İlk Derece Mahkemesi: İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi (2013/136 Esas - 2017/196 Karar) Karar Tarihi: 12/04/2019 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Asıl davanın davacısı, kat malikleri kurulu toplantısında alınan kararların iptali ile apartman hesap ve kayıtlarının denetlenmesini talep etmiştir. Bu dava ile birleştirilen menfi tespit davasında ise, apartman yöneticiliği adına hareket eden davacılar tarafından asıl davanın davacısına karşı dava açılmıştır. İlk derece mahkemesi, tarafların duruşmaya katılmaması üzerine işlemden kaldırılan davanın yasal üç aylık sürede yenilenmediği gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir. Bu karara karşı hem asıl davanın davacısı hem de birleşen davanın davacıları, süresi içinde yenileme dilekçesi sunduklarını belirterek istinaf yoluna başvurmuşlardır. Asıl davanın davacısı, süresi içinde yenileme dilekçesi vermesine ve bu dilekçenin UYAP sisteminde yer almasına rağmen mahkemenin bunu incelemeksizin davanın açılmamış sayılmasına karar verdiğini ileri sürmüştür. Birleşen davanın davacıları da kendilerinin de süresinde yenileme dilekçesi sunduklarını, bu dilekçenin işleme konulmadığını ve gerekçeli kararda birleşen dava hakkında hiçbir hüküm kurulmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemişlerdir. 📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf istemini inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, dosya kapsamını ve mevcut delil durumunu HMK’nın 355. maddesi uyarınca incelemiştir. Yapılan incelemede, asıl ve birleşen dava vekillerinin duruşmaya katılmaması üzerine dosyanın işlemden kaldırıldığı görülmüştür. Ancak hem asıl davanın davacısı vekilinin davanın işlemden kaldırıldığı gün, hem de birleşen davanın davacıları vekilinin bir sonraki gün yasal üç aylık hak düşürücü süreye riayet ederek yenileme dilekçelerini sundukları saptanmıştır. İlk derece mahkemesinin ek kararında da bu yenileme dilekçelerinin verildiği ancak fiziki dosya arasına konulmadığı için hataen davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği açıkça kabul edilmiştir. İstinaf dairesi, yasal süresi içinde yenileme dilekçeleri verilmiş olmasına rağmen, mahkeme personelinin veya sistemin hatasından kaynaklı olarak dilekçelerin dosyaya alınmaması sebebiyle davanın açılmamış sayılması yönünde hüküm kurulmasını usul ve yasaya aykırı bulmuştur. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Asıl davanın davacısı ile birleşen dava davacılarının istinaf kanun yolu başvurularının HMK'nın 353/a-6 maddesi uyarınca KABULÜNE, İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin davanın açılmamış sayılmasına dair kararının KALDIRILMASINA, davanın yenilenip yargılamaya devam edilmesi amacıyla dosyanın mahkemesine iadesine, yatırılan istinaf karar harçlarının talepleri halinde taraflara iadesine, HMK m. 353/a uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

️ ⚖️ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİ – Geriye Etkili Fesih, Menfi Zarar ve Harç Hatası

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2023/1083 Esas – 2025/1475 Karar

  • Karar Tarihi: 18/11/2025

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Yüklenicinin işe zamanında başlamaması veya sözleşme hükümlerine aykırı olarak işi geciktirmesi suretiyle temerrüde düştüğü iddiasına dayalı; sözleşmenin geriye etkili olarak feshi ile menfi zararın ve haksız ihtiyati tedbir kaynaklı zararın tespit ve tazmini isteklerine ilişkindir.

  • Sözleşme ve Olgular: Taraflar arasında Karşıyaka 2. Noterliği’nce düzenlenen 07/03/2014 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi bulunduğu, sözleşmeye göre 12 ay içinde ruhsat alınacağı ve toplam 36 ay içinde inşaatın teslim edileceği kararlaştırılmıştır. İnşaatla ilgili yapı ruhsatının alınmadığı, inşai faaliyete başlanmadığı ve arsa sahibi tarafından 16/10/2015 tarihli azilname ile vekaletnamedeki yetkilerin kaldırıldığı anlaşılmıştır.

  • İlk Derece Mahkemesi Süreci: İlk derece mahkemesince davanın kabulü ile sözleşmenin geriye etkili olarak feshine ve menfi zarar kapsamındaki 1.000 TL tazminatın tahsiline karar verilmiş; ancak harç ve vekalet ücreti hesaplanırken taşınmazın tüm değeri esas alınmıştır.

  • İstinaf Sebepleri: Davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

📌 YARGILAMA SÜRECİ

  • Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği ve Feshi: Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri karşılıklı edimleri içeren, TMK 706, BK 213, Noterlik Kanunu 60 ve Tapu Kanunu 26. maddeleri gereğince resmi şekle (noterde düzenleme şeklinde) bağlı olan sözleşmelerdir. Tarafların iradeleri fesihte birleşmediği sürece, sözleşmeden dönmek isteyen tarafın mahkemede açacağı fesih davası sonunda alacağı karara ihtiyacı vardır. Mahkeme, fesih isteyenin haklı olup olmadığını tartışırak karar verir.

  • Fesih Türleri ve %90 Tamamlanma Oranı: Yerleşik yargı uygulamalarında, binanın süresinde tamamlanmaması halinde tamamlanma oranı %90’ın altında kalırsa arsa sahibince geriye etkili fesih istenebilmektedir. Geriye etkili fesihte sözleşme baştan itibaren hükümsüz kalır; taraflar sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre verdiklerini geri isteyebilir ve sözleşmenin yerine getirilememesinde kusurlu olmamak koşuluyla menfi zararlarını talep edebilirler. İnşaat oranının %90’ın üzerinde olması halinde ise ileriye etkili fesih söz konusu olur; bu durumda cezai şart ve müspet zararlar istenebilirken, geriye etkili fesihte cezai şart ve müspet zarar istenemez.

  • Yüklenici Temerrüdü ve Haklı Azil (TBK m. 473/1): TBK’nın 473/1. maddesi gereğince, süresi henüz dolmamış olsa bile durum ve koşullara göre yüklenicinin işi kararlaştırılan zamanda bitiremeyeceği açıkça anlaşılıyorsa, iş sahibi teslim gününü beklemek zorunda olmaksızın sözleşmeden dönebilir. Somut olayda, sözleşme tarihinden itibaren 12 ay içinde ruhsat alınması gerekirken azil tarihine kadar geçen yaklaşık 7 aylık sürede de ruhsat alınmadığı, ayrıca yapı ruhsatının alınmadığı ve inşaata başlanmadığı dikkate alındığında arsa sahibinin azlinde haksız söylenemez. Yüklenicinin basiretli bir tacir olarak yapı ruhsatını süresinde almaması ve nama ifaya izin davası açmaması hususlarına göre, yüklenici temerrüdünün ve geriye etkili fesih koşullarının oluştuğu kabul edilmelidir.

  • Menfi Zarar ve Kusur Karinesi: Haklı fesih halinde TBK m. 125/3 gereğince menfi zarar talep edilebilir. Olumsuz zarar, geçerli olmayan bir borç ilişkisinin geçerli olduğuna inanmaktan doğan, sözleşme yapılmamış olsa idi uğranılmayacak olan masraflardır. Borçlu, alacaklının talep ettiği olumsuz zararı ödemek istemiyorsa temerrüde düşmekte kusurlu olmadığını kanıtlamak zorundadır; yasa borçlunun kusurlu olduğunu karine olarak kabul etmiştir. Her iki tarafın haksız olması durumunda ise tazminat istenemez, sadece sebepsiz zenginleşme kurallarına göre iade istenebilir.

  • Kamu Düzeni Yönünden Harç ve Vekalet Ücreti: Eldeki davada sözleşmenin geriye etkili olarak feshi ile 1.000 TL menfi zararın tazmini istenmiş olup, fesih davasında sözleşme bedeli olan 10.000 TL ve tazminat ile birlikte toplam dava değeri 11.000 TL olmasına rağmen; mahkemece taşınmazın 2.480.000 TL olan değeri üzerinden nispi ilam harcı ve vekalet ücreti hesaplanması kanuna aykırı olup bu husus dairece re’sen gözetilmiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzeni gereği KABULÜNE, ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın 353/(1)-b/2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA;

  1. Taraflar arasındaki Karşıyaka 2. Noterliği’nce düzenlenen 07/03/2014 tarihli sözleşmenin GERİYE ETKİLİ OLARAK FESHİNE,

  2. Sözleşme nedeniyle uğranan menfi zarar karşılığı 1.000 TL tazminat alacağının dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

  3. Davacının haksız ihtiyati tedbire dayalı tazminat isteğinin REDDİNE,

  4. Kabul edilen kısım üzerinden alınması gereken 751,41 TL ilam harcının peşin harçtan mahsubu ile bakiye kısmın iadesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin 11.000 TL dava değeri üzerinden davanın kabul/ret oranına göre yeniden düzeltilmesine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK 362/(1)-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 18.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU : Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde Geriye Etkili Fesih ve Menfi Zarar

  • %90 Tamamlanma Kriteri: İnşaat seviyesinin %90 oranına ulaşmadığı hallerde, arsa sahibinin haklı fesih talebi kural olarak sözleşmenin “geriye etkili” feshini sonuç doğurur. Bu durumda taraflar sözleşme hiç yapılmamış gibi tasfiye sürecine girer ve taraflar birbirlerinin malvarlığına kattıkları değerlerin iadesini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre isteyebilir.

  • Menfi Zarar ve Müspet Zarar Ayrımı: Geriye etkili fesihte sözleşme baştan itibaren hükümsüz kalacağından cezai şart ve müspet zarar (kâr kaybı, kira geliri kaybı vb.) istenemez. Ancak kusurlu taraftan, sözleşmenin yapılmasından doğan güvence giderleri ve cepten çıkan paraları kapsayan “menfi (olumsuz) zarar” talep edilebilir.

  • İspat Yükü ve Kusur Karinesi: TBK m. 125/3 gereğince borçlu, temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu ispat etmek zorundadır; yasa borçlunun kusurlu olduğunu karine olarak kabul etmiştir. Alacaklı yalnızca kendi zararını ve miktarını kanıtlamakla yükümlüdür.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

️ ⚖️ ️ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİ – Geriye Etkili Fesih, Menfi Zarar ve Harç Hatası 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2023/1083 Esas – 2025/1475 Karar Karar Tarihi: 18/11/2025 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Yüklenicinin işe zamanında başlamaması veya sözleşme hükümlerine aykırı olarak işi geciktirmesi suretiyle temerrüde düştüğü iddiasına dayalı; sözleşmenin geriye etkili olarak feshi ile menfi zararın ve haksız ihtiyati tedbir kaynaklı zararın tespit ve tazmini isteklerine ilişkindir. Sözleşme ve Olgular: Taraflar arasında Karşıyaka 2. Noterliği'nce düzenlenen 07/03/2014 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi bulunduğu, sözleşmeye göre 12 ay içinde ruhsat alınacağı ve toplam 36 ay içinde inşaatın teslim edileceği kararlaştırılmıştır. İnşaatla ilgili yapı ruhsatının alınmadığı, inşai faaliyete başlanmadığı ve arsa sahibi tarafından 16/10/2015 tarihli azilname ile vekaletnamedeki yetkilerin kaldırıldığı anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesi Süreci: İlk derece mahkemesince davanın kabulü ile sözleşmenin geriye etkili olarak feshine ve menfi zarar kapsamındaki 1.000 TL tazminatın tahsiline karar verilmiş; ancak harç ve vekalet ücreti hesaplanırken taşınmazın tüm değeri esas alınmıştır. İstinaf Sebepleri: Davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 📌 YARGILAMA SÜRECİ Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği ve Feshi: Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri karşılıklı edimleri içeren, TMK 706, BK 213, Noterlik Kanunu 60 ve Tapu Kanunu 26. maddeleri gereğince resmi şekle (noterde düzenleme şeklinde) bağlı olan sözleşmelerdir. Tarafların iradeleri fesihte birleşmediği sürece, sözleşmeden dönmek isteyen tarafın mahkemede açacağı fesih davası sonunda alacağı karara ihtiyacı vardır. Mahkeme, fesih isteyenin haklı olup olmadığını tartışırak karar verir. Fesih Türleri ve %90 Tamamlanma Oranı: Yerleşik yargı uygulamalarında, binanın süresinde tamamlanmaması halinde tamamlanma oranı %90'ın altında kalırsa arsa sahibince geriye etkili fesih istenebilmektedir. Geriye etkili fesihte sözleşme baştan itibaren hükümsüz kalır; taraflar sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre verdiklerini geri isteyebilir ve sözleşmenin yerine getirilememesinde kusurlu olmamak koşuluyla menfi zararlarını talep edebilirler. İnşaat oranının %90'ın üzerinde olması halinde ise ileriye etkili fesih söz konusu olur; bu durumda cezai şart ve müspet zararlar istenebilirken, geriye etkili fesihte cezai şart ve müspet zarar istenemez. Yüklenici Temerrüdü ve Haklı Azil (TBK m. 473/1): TBK'nın 473/1. maddesi gereğince, süresi henüz dolmamış olsa bile durum ve koşullara göre yüklenicinin işi kararlaştırılan zamanda bitiremeyeceği açıkça anlaşılıyorsa, iş sahibi teslim gününü beklemek zorunda olmaksızın sözleşmeden dönebilir. Somut olayda, sözleşme tarihinden itibaren 12 ay içinde ruhsat alınması gerekirken azil tarihine kadar geçen yaklaşık 7 aylık sürede de ruhsat alınmadığı, ayrıca yapı ruhsatının alınmadığı ve inşaata başlanmadığı dikkate alındığında arsa sahibinin azlinde haksız söylenemez. Yüklenicinin basiretli bir tacir olarak yapı ruhsatını süresinde almaması ve nama ifaya izin davası açmaması hususlarına göre, yüklenici temerrüdünün ve geriye etkili fesih koşullarının oluştuğu kabul edilmelidir. Menfi Zarar ve Kusur Karinesi: Haklı fesih halinde TBK m. 125/3 gereğince menfi zarar talep edilebilir. Olumsuz zarar, geçerli olmayan bir borç ilişkisinin geçerli olduğuna inanmaktan doğan, sözleşme yapılmamış olsa idi uğranılmayacak olan masraflardır. Borçlu, alacaklının talep ettiği olumsuz zararı ödemek istemiyorsa temerrüde düşmekte kusurlu olmadığını kanıtlamak zorundadır; yasa borçlunun kusurlu olduğunu karine olarak kabul etmiştir. Her iki tarafın haksız olması durumunda ise tazminat istenemez, sadece sebepsiz zenginleşme kurallarına göre iade istenebilir. Kamu Düzeni Yönünden Harç ve Vekalet Ücreti: Eldeki davada sözleşmenin geriye etkili olarak feshi ile 1.000 TL menfi zararın tazmini istenmiş olup, fesih davasında sözleşme bedeli olan 10.000 TL ve tazminat ile birlikte toplam dava değeri 11.000 TL olmasına rağmen; mahkemece taşınmazın 2.480.000 TL olan değeri üzerinden nispi ilam harcı ve vekalet ücreti hesaplanması kanuna aykırı olup bu husus dairece re'sen gözetilmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzeni gereği KABULÜNE, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/(1)-b/2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA; Taraflar arasındaki Karşıyaka 2. Noterliği'nce düzenlenen 07/03/2014 tarihli sözleşmenin GERİYE ETKİLİ OLARAK FESHİNE, Sözleşme nedeniyle uğranan menfi zarar karşılığı 1.000 TL tazminat alacağının dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacının haksız ihtiyati tedbire dayalı tazminat isteğinin REDDİNE, Kabul edilen kısım üzerinden alınması gereken 751,41 TL ilam harcının peşin harçtan mahsubu ile bakiye kısmın iadesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin 11.000 TL dava değeri üzerinden davanın kabul/ret oranına göre yeniden düzeltilmesine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK 362/(1)-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 18.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

️ ⚖️KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN TESPİTİ VE TESCİLİ – Gelir Metodu, Objektif Değer Artışı ve Yasal Faiz Başlangıcı

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2023/2797 Esas – 2023/4092 Karar

  • Karar Tarihi: 30/11/2023

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın kamulaştırılan kısmının davacı idare adına tescili istemine ilişkindir.

  • İstinaf Sebepleri:

    • Davacı idare vekili; bilirkişilerce belirlenen Objektif Değer Artışının (ODA) %400 olarak tespit edilmesinin ve bu rapora dayanılarak hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.

    • Davalı vekili; kamulaştırma görüşmelerine davet içeriğinin usulsüz olduğunu, davanın reddi gerektiğini, taşınmazın değerli bir konumda bulunduğunu, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını ve aynı taşınmaza yönelik daha önce verilmiş kesinleşmiş ret kararı bulunduğunu ileri sürmüştür.

📌 YARGILAMA SÜRECİ

  • Tarım Arazilerinde Değer Tespiti: Dava konusu taşınmaz tarım arazisi niteliğinde olduğundan, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 11/1-f maddesi gereğince özel ve haklı bir neden bulunmadıkça olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir üzerinden gelir metoduna göre değerlendirme yapılması esastır.

  • Hatalı Bilirkişi İncelemesinin Düzeltilmesi: İlk derece mahkemesince 2021 yılı verileri üzerinden endeks uygulanarak değer belirlenmesi doğru görülmemiş; Dairece İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün 2022 yılı maliyet cetvelleri celp edilerek denetim sağlanmıştır. Arazi niteliğindeki taşınmaz için %5 kapitalizasyon faiz oranı uygulanmış, bölgedeki emsal dosyalara göre Objektif Değer Artışı (ODA) %500 olarak alınmış, münavebeye esas kavun ürününde üretim gideri hesaplanırken brüt gelirin 1/3’ü yerine doğrudan maliyet cetvelindeki üretim giderine itibar edilmiştir.

  • Yasal Faiz Başlangıcı: Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca davanın 4 ay içinde sonuçlandırılmaması halinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesi gerektiğinden; davanın açıldığı tarihten 4 ay sonrası olan 12/05/2022 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması gerektiği belirlenmiştir.

  • Harç ve Vekalet Ücreti: Davacı idarenin harçtan muaf olmadığı gözetilerek maktu harcın tahsiline karar verilmiş; AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda davacı kurum lehine vekalet ücreti takdir edilmemiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

Taraf vekillerinin istinaf talebinin KABULÜ ile Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-b-3 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, esasa ilişkin yeniden hüküm kurularak:

  1. Davanın KABULÜ ile, İzmir İli, Çeşme İlçesi, Musalla Mahallesi, 412 ada, 10 parsel sayılı taşınmazın bilirkişi krokisinde (B) harfi ile gösterilen 673,62 m²’lik kısmının davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı idare adına tesciline,

  2. Kamulaştırma bedelinin 689.072,84-TL olduğunun tespitine, ilk derece kararındaki 263.089,03-TL ve dairece depo ettirilen 425.983,81-TL fark bedelin nemaları ile birlikte davalıya ödenmesine,

  3. Tespit edilen bedellere 12/05/2022 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, tescil hükmü yasa gereği kesin olmak üzere, bedel yönünden 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU : Tarım Arazisi Niteliğindeki Taşınmazlarda Kamulaştırma Bedelinin Tespiti

  • Gelir Metodu ve Münavebe: Tarım arazilerinin kamulaştırma bedelinin tespitinde, taşınmazın olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir esas alınır. Münavebeye (nöbetleşe ekime) esas ürünlerin dekar başına verim miktarları, üretim masrafları ve hasat dönemindeki toptan satış fiyatları İl/İlçe Tarım Müdürlüğü verilerine dayanmalı ve ekonomik tarım yapmayı engelleyecek ölçüde fahiş masraf hesaplanmamalıdır.

  • Objektif Değer Artışı (ODA): Bölgenin gelişim durumu, konumu ve emsal yargı kararları dikkate alınarak taşınmazın değerine eklenen objektif değer artış oranının (ODA) hakkaniyete ve bölge standartlarına uygun (%500 vb.) şekilde uygulanması esastır.

  • Yasal Faiz Süresi: Kamulaştırma Kanunu m. 10 gereği davanın öngörülen 4 aylık yasal sürede sonuçlandırılamaması durumunda, bedel artışlarına bu 4 aylık sürenin bitiminden (dava tarihinden 4 ay sonraki tarihten) itibaren faiz işletilir.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN TESPİTİ VE TESCİLİ – Gelir Metodu, Objektif Değer Artışı ve Yasal Faiz Başlangıcı 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2023/2797 Esas – 2023/4092 Karar Karar Tarihi: 30/11/2023 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın kamulaştırılan kısmının davacı idare adına tescili istemine ilişkindir. İstinaf Sebepleri: Davacı idare vekili; bilirkişilerce belirlenen Objektif Değer Artışının (ODA) %400 olarak tespit edilmesinin ve bu rapora dayanılarak hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Davalı vekili; kamulaştırma görüşmelerine davet içeriğinin usulsüz olduğunu, davanın reddi gerektiğini, taşınmazın değerli bir konumda bulunduğunu, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını ve aynı taşınmaza yönelik daha önce verilmiş kesinleşmiş ret kararı bulunduğunu ileri sürmüştür. 📌 YARGILAMA SÜRECİ Tarım Arazilerinde Değer Tespiti: Dava konusu taşınmaz tarım arazisi niteliğinde olduğundan, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 11/1-f maddesi gereğince özel ve haklı bir neden bulunmadıkça olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir üzerinden gelir metoduna göre değerlendirme yapılması esastır. Hatalı Bilirkişi İncelemesinin Düzeltilmesi: İlk derece mahkemesince 2021 yılı verileri üzerinden endeks uygulanarak değer belirlenmesi doğru görülmemiş; Dairece İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü'nün 2022 yılı maliyet cetvelleri celp edilerek denetim sağlanmıştır. Arazi niteliğindeki taşınmaz için %5 kapitalizasyon faiz oranı uygulanmış, bölgedeki emsal dosyalara göre Objektif Değer Artışı (ODA) %500 olarak alınmış, münavebeye esas kavun ürününde üretim gideri hesaplanırken brüt gelirin 1/3'ü yerine doğrudan maliyet cetvelindeki üretim giderine itibar edilmiştir. Yasal Faiz Başlangıcı: Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca davanın 4 ay içinde sonuçlandırılmaması halinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesi gerektiğinden; davanın açıldığı tarihten 4 ay sonrası olan 12/05/2022 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması gerektiği belirlenmiştir. Harç ve Vekalet Ücreti: Davacı idarenin harçtan muaf olmadığı gözetilerek maktu harcın tahsiline karar verilmiş; AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda davacı kurum lehine vekalet ücreti takdir edilmemiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Taraf vekillerinin istinaf talebinin KABULÜ ile Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-b-3 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, esasa ilişkin yeniden hüküm kurularak: Davanın KABULÜ ile, İzmir İli, Çeşme İlçesi, Musalla Mahallesi, 412 ada, 10 parsel sayılı taşınmazın bilirkişi krokisinde (B) harfi ile gösterilen 673,62 m²'lik kısmının davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı idare adına tesciline, Kamulaştırma bedelinin 689.072,84-TL olduğunun tespitine, ilk derece kararındaki 263.089,03-TL ve dairece depo ettirilen 425.983,81-TL fark bedelin nemaları ile birlikte davalıya ödenmesine, Tespit edilen bedellere 12/05/2022 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, tescil hükmü yasa gereği kesin olmak üzere, bedel yönünden 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

️ ⚖️MURİS MUVAZAASI – Tapu İptali ve Tescil, Olmadığı Takdirde Tenkis – Para Yerine Emek ve Hizmetin Semen Kabul Edilmesi

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2023/263 Esas – 2024/106 Karar

  • Karar Tarihi: 24.01.2024

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Muris Mustafa Karadiken’in 18.12.2010 tarihinde vefat ettiği, geriye mirasçıları olarak davacılar ve davalının kaldığı; İzmir ili, Çeşme ilçesi, Ildır Mahallesi, 328 parsel sayılı taşınmazın 08.04.2003 tarihinde muris tarafından davalıya 1/2 payının satış şeklinde devredildiği, murisin mal kaçırma kastıyla ve kayırma saikiyle hareket ettiği iddiasıyla tapu iptali ve tescili, aksi halde saklı pay oranında tenkisi istenmiştir.

  • İlk Derece Mahkemesi Süreci: Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesi’nce murisin iradesinin tüm mirasçıları kapsar şekilde paylaştırma yapmaya yönelik olduğu, mal kaçırma iradesinin bulunmadığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil davasının reddine; tenkis talebi yönünden ise 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle tenkis talebinin reddine karar verilmiştir.

  • İstinaf Sebepleri:

    • Davacılar vekili; murisin mirasçılara para yardımı yapmadığını, satışa dair para alışverişi olmadığını, asıl işlemin bağış olduğunu ve fahiş fark bulunduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

    • Davalı vekili; davanın reddi kararında lehine nispi vekalet ücreti yerine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu savunarak kararın bu yönüyle düzeltilmesini talep etmiştir.

📌 YARGILAMA SÜRECİ

  • Muris Muvazaasının Koşulları: Muris muvazaası davalarında miras bırakanın gerçek irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılması gerekir. Bölgenin gelenek ve görenekleri, olayların olağan akışı, murisin sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin olup olmadığı, alış gücü, satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fark ve beşeri ilişkiler dikkate alınır.

  • Emek ve Hizmetin Semen Olarak Kabulü: Malın bedelinin mutlaka para olması şart olmayıp, belirli bir hizmet ya da emek de semen (bedel) olarak kabul edilebilir. Normalin üzerinde özel ve külfet arz eden hizmetlerin semen olacağı kabul edilmelidir.

  • Somut Olay Değerlendirmesi: Somut olayda, davacı tarafça murisin mal kaçırmasını gerektirir bir husus ispat edilemediği; murisin iradesinin davacılardan mal kaçırmaya yönelik olmadığı, kendisini ve eşini bakıp gözeten davalıya karşı minnet duygusu ile taşınmazı devrettiği ve davalının taşınmazın bedelini emek ve hizmet sarfederek ödediği anlaşılmakla tapu iptali ve tescil talebinin reddi yerinde bulunmuştur.

  • Tenkis Talebi ve Hak Düşürücü Süre: Murisin 18.12.2010 tarihinde vefat ettiği, davacıların devri 06.11.2011 tarihinde öğrendiklerini belirttikleri ancak davanın 15.11.2017 tarihinde açıldığı dikkate alındığında, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 571. maddesindeki 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği tespit edilmiştir.

  • Nispi Vekalet Ücreti: Davanın niteliği ve dava konusunun değeri gözetildiğinde, davalı lehine maktu değil nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

Davacılar ve davalının istinaf taleplerinin KABULÜ ile Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararının HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonunda HMK 362/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle yeniden kurulan hükümle:

  1. Davacının muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasının REDDİNE,

  2. Davacının tenkis davasının hak düşürücü süre nedeniyle REDDİNE,

  3. Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 33.290,78 TL nispi vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalıya verilmesine karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU : Muris Muvazaasında Hizmet Karşılığı Temlik ve Hak Düşürücü Süre

  • Bakım ve Hizmet Karşılığı Temlik: Miras bırakanın, ömrünün son döneminde kendisine ve eşine bakan, maddi ve manevi olarak ilgilenen çocuğuna duyduğu minnet duygusuyla ve emek/hizmet karşılığında yaptığı devirlerde, mal kaçırma kastının bulunmadığı kabul edilir. Bu tür özel ve külfetli hizmetler satış sözleşmesindeki bedelin (semenin) karşılığı olarak değerlendirilebilir.

  • Tenkiste Hak Düşürücü Süre: Tenkis davalarında, saklı pay sahipleri haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıllık ve her halükarda vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer tasarruflarda ise mirasın açılması tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süreler geçerlidir.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️️ ️MURİS MUVAZAASI – Tapu İptali ve Tescil, Olmadığı Takdirde Tenkis - Para Yerine Emek ve Hizmetin Semen Kabul Edilmesi 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2023/263 Esas – 2024/106 Karar Karar Tarihi: 24.01.2024 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Muris Mustafa Karadiken'in 18.12.2010 tarihinde vefat ettiği, geriye mirasçıları olarak davacılar ve davalının kaldığı; İzmir ili, Çeşme ilçesi, Ildır Mahallesi, 328 parsel sayılı taşınmazın 08.04.2003 tarihinde muris tarafından davalıya 1/2 payının satış şeklinde devredildiği, murisin mal kaçırma kastıyla ve kayırma saikiyle hareket ettiği iddiasıyla tapu iptali ve tescili, aksi halde saklı pay oranında tenkisi istenmiştir. İlk Derece Mahkemesi Süreci: Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesi'nce murisin iradesinin tüm mirasçıları kapsar şekilde paylaştırma yapmaya yönelik olduğu, mal kaçırma iradesinin bulunmadığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil davasının reddine; tenkis talebi yönünden ise 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle tenkis talebinin reddine karar verilmiştir. İstinaf Sebepleri: Davacılar vekili; murisin mirasçılara para yardımı yapmadığını, satışa dair para alışverişi olmadığını, asıl işlemin bağış olduğunu ve fahiş fark bulunduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı vekili; davanın reddi kararında lehine nispi vekalet ücreti yerine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu savunarak kararın bu yönüyle düzeltilmesini talep etmiştir. 📌 YARGILAMA SÜRECİ Muris Muvazaasının Koşulları: Muris muvazaası davalarında miras bırakanın gerçek irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılması gerekir. Bölgenin gelenek ve görenekleri, olayların olağan akışı, murisin sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin olup olmadığı, alış gücü, satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fark ve beşeri ilişkiler dikkate alınır. Emek ve Hizmetin Semen Olarak Kabulü: Malın bedelinin mutlaka para olması şart olmayıp, belirli bir hizmet ya da emek de semen (bedel) olarak kabul edilebilir. Normalin üzerinde özel ve külfet arz eden hizmetlerin semen olacağı kabul edilmelidir. Somut Olay Değerlendirmesi: Somut olayda, davacı tarafça murisin mal kaçırmasını gerektirir bir husus ispat edilemediği; murisin iradesinin davacılardan mal kaçırmaya yönelik olmadığı, kendisini ve eşini bakıp gözeten davalıya karşı minnet duygusu ile taşınmazı devrettiği ve davalının taşınmazın bedelini emek ve hizmet sarfederek ödediği anlaşılmakla tapu iptali ve tescil talebinin reddi yerinde bulunmuştur. Tenkis Talebi ve Hak Düşürücü Süre: Murisin 18.12.2010 tarihinde vefat ettiği, davacıların devri 06.11.2011 tarihinde öğrendiklerini belirttikleri ancak davanın 15.11.2017 tarihinde açıldığı dikkate alındığında, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 571. maddesindeki 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği tespit edilmiştir. Nispi Vekalet Ücreti: Davanın niteliği ve dava konusunun değeri gözetildiğinde, davalı lehine maktu değil nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Davacılar ve davalının istinaf taleplerinin KABULÜ ile Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonunda HMK 362/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle yeniden kurulan hükümle: Davacının muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasının REDDİNE, Davacının tenkis davasının hak düşürücü süre nedeniyle REDDİNE, Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 33.290,78 TL nispi vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalıya verilmesine karar verildi.

️ ⚖️VEKALET GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI – Tapu İptali ve Tescil

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2023/306 Esas – 2024/890 Karar

  • İstinaf Karar Tarihi: 27/05/2024

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Davacı, çıplak mülkiyeti kendisine ait olan taşınmazın, aile bireyleri arasında verilen genel vekaletnamelerle babası tarafından tevkil edilen vekili aracılığıyla yine babası olan müteveffaya devredildiğini, çifte temsil yetkisi olmaksızın yapılan işlemin yok hükmünde olduğunu ve vekalet görevinin kötüye kullanıldığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil talep etmiştir.

  • Cevap Özeti: Davalılar, murisin ticaretle uğraştığını, ekonomik ve vergisel nedenlerle mal varlığının bir kısmını çocukları ve eşi üzerine geçirdiğini, sonradan tekrar kendi üzerine veya eşi üzerine aldığını, dava konusu taşınmazın da inançlı bir işleve dayanılarak ve muris tarafından bedeli ödenerek geçici olarak davacı adına tescil edildiğini savunarak davanın reddini istemişlerdir.

  • İlk Derece Mahkemesi Süreci: Yerel mahkemece; murisin ticaretini bu şekilde yürüttüğü, dava tarihinde 22 yaşında olan davacının taşınmazı edinebilecek gelirinin varlığını ispat edemediği, verilen vekaletnamenin tüm yetkileri kapsadığı ve murisin davranışında güven ilişkisini sarsacak bir husus bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davacı vekili, işlemin gerçek bir satış olmadığını, murisin vekalet görevini kötüye kullanarak taşınmazı kendi üzerine geçirdiğini, çifte temsil yetkisinin bulunmadığını belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü talep etmiştir.

📌 YARGILAMA SÜRECİ

  • İstinaf İncelemesinin Kapsamı: İstinaf kanun yolu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341 ila 361. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, inceleme istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık halleri de re’sen gözetilmiştir.

  • Vekilin Sadakat ve Özen Borcu İlkeleri: Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre vekalet sözleşmesi tarafların karşılıklı güvenine dayanır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 506. maddesi gereğince vekil, üstlendiği iş ve hizmetleri vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle yürütmek, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. Basiretli bir vekilin sorumluluk ölçütleri esas alınır.

  • İyi Niyet ve Üçüncü Kişinin Durumu: Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi TMK’nın 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise vekilin görevi kötüye kullandığını bilmiyorsa sözleşme geçerlidir. Ancak üçüncü kişi ile vekil çıkar ve işbirliği içerisindeyse veya kötü niyetliyse, TMK’nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralı gereği vekil edenin sözleşmeyle bağlı sayılmaması gerekir.

  • Maddi Olgular ve Vekaletname Zinciri: Yapılan incelemede, davacı ile diğer bazı kardeşlerin 14.09.1994 tarihli vekaletname ile taşınmaz satışını ve tevkil yetkisini kapsayacak şekilde muris babaları Vahip Üten’i yetkilendirdikleri; bu tevkil yetkisine istinaden muris vekilin davacıya vekaleten 01.10.2002 tarihli vekaletname ile davalı Hanife Üten’e davacıya ait taşınmazları satma yetkisi verdiği anlaşılmaktadır.

  • Tapu Kayıtlarının Durumu: Dava konusu taşınmazın muris adına kayıtlı iken 30.12.1994 tarihinde intifa hakkı üzerinde bırakılmak suretiyle çıplak mülkiyetinin davacı oğula satış suretiyle temlik edildiği, 01.10.2002 tarihinde ise davalı Hanife Üten tarafından vekaleten hareketle tekrar murise satış suretiyle devredildiği ve murisin vefatı sonrası mirasçılara intikal ettiği görülmüştür.

  • Inançlı İşlem ve İspat Yükü: Somut olayda, davalıların savunmaları, murisin ticari faaliyetleri, taşınmazın edinim tarihindeki davacının yaşı ve gelir durumu ile verilen vekaletnamelerin kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; taşınmazın inançlı bir işleve dayanılarak geçici olarak davacı adına tescil edildiği, gerçek malikin muris olduğu, murisin davranışlarında vekalet ilişkisindeki güveni sarsacak bir yön bulunmadığı ve vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasının ispat edilemediği sonucuna varılmıştır.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

Yerel mahkeme kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU : İnançlı İşlem ve Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması İddiası

  • Geçici Tescil ve Gerçek Malik: Aile içi ticari ilişkilerde veya vergisel/ekonomik gerekçelerle gayrimenkullerin aile bireyleri (çocuklar) üzerine geçici olarak tescil edilmesi ve sonradan murisin tekrar kendi üzerine alması durumlarında, vekalet görevinin kötüye kullanıldığından söz edilebilmesi için somut ve inandırıcı delillerin varlığı aranır.

  • İspat Yükü: Vekalet yetkisinin kötüye kullanıldığını iddia eden taraf, bu iddialarını hukuken geçerli delillerle kanıtlamakla yükümlüdür.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️️VEKALET GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI – Tapu İptali ve Tescil 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme / Daire: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2023/306 Esas – 2024/890 Karar İstinaf Karar Tarihi: 27/05/2024 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Davacı, çıplak mülkiyeti kendisine ait olan taşınmazın, aile bireyleri arasında verilen genel vekaletnamelerle babası tarafından tevkil edilen vekili aracılığıyla yine babası olan müteveffaya devredildiğini, çifte temsil yetkisi olmaksızın yapılan işlemin yok hükmünde olduğunu ve vekalet görevinin kötüye kullanıldığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil talep etmiştir. Cevap Özeti: Davalılar, murisin ticaretle uğraştığını, ekonomik ve vergisel nedenlerle mal varlığının bir kısmını çocukları ve eşi üzerine geçirdiğini, sonradan tekrar kendi üzerine veya eşi üzerine aldığını, dava konusu taşınmazın da inançlı bir işleve dayanılarak ve muris tarafından bedeli ödenerek geçici olarak davacı adına tescil edildiğini savunarak davanın reddini istemişlerdir. İlk Derece Mahkemesi Süreci: Yerel mahkemece; murisin ticaretini bu şekilde yürüttüğü, dava tarihinde 22 yaşında olan davacının taşınmazı edinebilecek gelirinin varlığını ispat edemediği, verilen vekaletnamenin tüm yetkileri kapsadığı ve murisin davranışında güven ilişkisini sarsacak bir husus bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı vekili, işlemin gerçek bir satış olmadığını, murisin vekalet görevini kötüye kullanarak taşınmazı kendi üzerine geçirdiğini, çifte temsil yetkisinin bulunmadığını belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü talep etmiştir. 📌 YARGILAMA SÜRECİ İstinaf İncelemesinin Kapsamı: İstinaf kanun yolu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ila 361. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, inceleme istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık halleri de re'sen gözetilmiştir. Vekilin Sadakat ve Özen Borcu İlkeleri: Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre vekalet sözleşmesi tarafların karşılıklı güvenine dayanır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 506. maddesi gereğince vekil, üstlendiği iş ve hizmetleri vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle yürütmek, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. Basiretli bir vekilin sorumluluk ölçütleri esas alınır. İyi Niyet ve Üçüncü Kişinin Durumu: Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi TMK'nın 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise vekilin görevi kötüye kullandığını bilmiyorsa sözleşme geçerlidir. Ancak üçüncü kişi ile vekil çıkar ve işbirliği içerisindeyse veya kötü niyetliyse, TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralı gereği vekil edenin sözleşmeyle bağlı sayılmaması gerekir. Maddi Olgular ve Vekaletname Zinciri: Yapılan incelemede, davacı ile diğer bazı kardeşlerin 14.09.1994 tarihli vekaletname ile taşınmaz satışını ve tevkil yetkisini kapsayacak şekilde muris babaları Vahip Üten'i yetkilendirdikleri; bu tevkil yetkisine istinaden muris vekilin davacıya vekaleten 01.10.2002 tarihli vekaletname ile davalı Hanife Üten'e davacıya ait taşınmazları satma yetkisi verdiği anlaşılmaktadır. Tapu Kayıtlarının Durumu: Dava konusu taşınmazın muris adına kayıtlı iken 30.12.1994 tarihinde intifa hakkı üzerinde bırakılmak suretiyle çıplak mülkiyetinin davacı oğula satış suretiyle temlik edildiği, 01.10.2002 tarihinde ise davalı Hanife Üten tarafından vekaleten hareketle tekrar murise satış suretiyle devredildiği ve murisin vefatı sonrası mirasçılara intikal ettiği görülmüştür. Inançlı İşlem ve İspat Yükü: Somut olayda, davalıların savunmaları, murisin ticari faaliyetleri, taşınmazın edinim tarihindeki davacının yaşı ve gelir durumu ile verilen vekaletnamelerin kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; taşınmazın inançlı bir işleve dayanılarak geçici olarak davacı adına tescil edildiği, gerçek malikin muris olduğu, murisin davranışlarında vekalet ilişkisindeki güveni sarsacak bir yön bulunmadığı ve vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasının ispat edilemediği sonucuna varılmıştır. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Yerel mahkeme kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

️ ⚖️YÖNETİM PLANININ İPTALİ – Kat İrtifaklı Yapılarda Fiili Kullanım Şartı

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 49. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2024/1625 Esas – 2024/1230 Karar

  • Karar Tarihi: 21/05/2024

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Davacılar, İstanbul ili Kadıköy ilçesi Zühtüpaşa Mahallesi 150 numaralı parsel için 08/02/2019 tarihinde düzenlenen yönetim planının iptalini talep etmişlerdir.

  • İlk Derece Mahkemesi Kararı: İstanbul Anadolu 16. Sulh Hukuk Mahkemesi, taşınmazın inşaat halinde olması, yapının tamamlanmamış bulunması ve fiilen 2/3 kullanımın başlamamış olması nedeniyle davaya Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın dava şartı noksanlığından (görev/hukuki yol yönünden) usulden reddine karar vermiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davacılar vekili, eksik inceleme ile karar verildiğini, dava tarihi itibarıyla fiili kullanım bulunup bulunmadığının araştırılmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

📌 YARGILAMA SÜRECİ

  • Yasal Düzenlemeler: Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 28. maddesi gereğince yönetim planı, bütün kat maliklerini ve bunların külli/cüzi haleflerini bağlayan bir sözleşme niteliğindedir. KMK’nın 17. maddesine göre ise; kat irtifakı kurulmuş gayrimenkullerde yapı fiilen tamamlanmış ve bağımsız bölümlerin üçte ikisi fiilen kullanılmaya başlanmışsa, kat mülkiyetine geçilmemiş olsa dahi anagayrimenkulün yönetiminde kat mülkiyeti hükümleri uygulanır.

     
  • Maddi Olguların Tespiti: Dosya kapsamındaki tapu kayıtları ve ilgili Asliye Hukuk Mahkemesi keşif tutanakları incelenmiştir. Taşınmazda dava tarihi itibarıyla kat mülkiyetinin kurulmadığı, kat irtifakı tesis edildiği ve 08/02/2019 tarihli yönetim planının şerh edildiği anlaşılmıştır.

  • Fiili Durum: Yapılan incelemelerde inşaatın kaba yapısı ve dış cephesinin bittiği, imalat faaliyetlerinin sınırlı ekiple devam ettiği, binada henüz oturumun başlamadığı ve bağımsız bölümlerin 2/3’ünde fiilen kullanımın söz konusu olmadığı tespit edilmiştir.

  • Hukuki Değerlendirme: Yasal şartlar gerçekleşmediğinden (yapının tamamlanmamış olması ve 2/3 fiili kullanımın bulunmaması), ilk derece mahkemesince verilen usulden red kararı yerinde görülmüştür.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

  • Karar: Davacıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b/1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

  • Kesinlik: Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle KESİN olarak karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Yönetim Planı ve Fiili Kullanım Şartı: Kat irtifakı kurulmuş yapılarda, yönetim planının uygulanabilmesi ve kat mülkiyeti hükümlerine geçilebilmesi için yasanın aradığı temel şart, binanın fiilen tamamlanmış olması ve bağımsız bölümlerin en az üçte ikisinde fiili kullanımın (oturumun) başlamış olmasıdır.

  • Dava Şartı: İnşaatın devam ettiği ve fiili kullanım şartının gerçekleşmediği durumlarda, kat mülkiyeti hükümlerine dayanılarak açılan yönetim planının iptali davalarında hukuki yarar / dava şartı yokluğu söz konusu olur. Bu aşamada açılan davaların usulden reddi hukuka uygundur.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

⚖️⚖YÖNETİM PLANININ İPTALİ – Kat İrtifaklı Yapılarda Fiili Kullanım Şartı 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 49. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2024/1625 Esas – 2024/1230 Karar Karar Tarihi: 21/05/2024 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Davacılar, İstanbul ili Kadıköy ilçesi Zühtüpaşa Mahallesi 150 numaralı parsel için 08/02/2019 tarihinde düzenlenen yönetim planının iptalini talep etmişlerdir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: İstanbul Anadolu 16. Sulh Hukuk Mahkemesi, taşınmazın inşaat halinde olması, yapının tamamlanmamış bulunması ve fiilen 2/3 kullanımın başlamamış olması nedeniyle davaya Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın dava şartı noksanlığından (görev/hukuki yol yönünden) usulden reddine karar vermiştir. İstinaf Sebepleri: Davacılar vekili, eksik inceleme ile karar verildiğini, dava tarihi itibarıyla fiili kullanım bulunup bulunmadığının araştırılmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 📌 YARGILAMA SÜRECİ Yasal Düzenlemeler: Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 28. maddesi gereğince yönetim planı, bütün kat maliklerini ve bunların külli/cüzi haleflerini bağlayan bir sözleşme niteliğindedir. KMK'nın 17. maddesine göre ise; kat irtifakı kurulmuş gayrimenkullerde yapı fiilen tamamlanmış ve bağımsız bölümlerin üçte ikisi fiilen kullanılmaya başlanmışsa, kat mülkiyetine geçilmemiş olsa dahi anagayrimenkulün yönetiminde kat mülkiyeti hükümleri uygulanır. Maddi Olguların Tespiti: Dosya kapsamındaki tapu kayıtları ve ilgili Asliye Hukuk Mahkemesi keşif tutanakları incelenmiştir. Taşınmazda dava tarihi itibarıyla kat mülkiyetinin kurulmadığı, kat irtifakı tesis edildiği ve 08/02/2019 tarihli yönetim planının şerh edildiği anlaşılmıştır. Fiili Durum: Yapılan incelemelerde inşaatın kaba yapısı ve dış cephesinin bittiği, imalat faaliyetlerinin sınırlı ekiple devam ettiği, binada henüz oturumun başlamadığı ve bağımsız bölümlerin 2/3'ünde fiilen kullanımın söz konusu olmadığı tespit edilmiştir. Hukuki Değerlendirme: Yasal şartlar gerçekleşmediğinden (yapının tamamlanmamış olması ve 2/3 fiili kullanımın bulunmaması), ilk derece mahkemesince verilen usulden red kararı yerinde görülmüştür. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Karar: Davacıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b/1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, Kesinlik: Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle KESİN olarak karar verilmiştir.

️ ⚖️İTİRAZIN İPTALİ / ALACAK (Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Aşırı Yararlanma – Gabin Hükümleri, Hak Düşürücü Sürenin Hesaplanması ve Sözleşmeye Aykırılık İddiaları)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2025/81 Esas – 2025/185 Karar

  • Karar Tarihi: 06/02/2025

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Arsa sahipleri (davacılar) tarafından, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında yüklenici tarafın muvafakat alınmaksızın proje değişikliğine giderek bağımsız bölüm sayısını artırdığı, sözleşmedeki paylaşım oranına aykırı davranılarak davacıların haklarının gasp edildiği iddia edilerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla uğranılan kazanç kaybı ve tazminatın tahsili talebidir.

  • İlk Derece Mahkemesi Kararı: İlk Derece Mahkemesi; uyuşmazlığın aşırı yararlanma (gabin) niteliğinde olduğu kabul edilerek sözleşmenin imzalandığı tarih ile dava tarihi arasında 6098 sayılı TBK’nın 28. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre aşımı (usulden) nedeniyle reddine karar vermiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davacı vekili; davanın gabin davası olmayıp, yüklenicinin sözleşmeye aykırı davranarak proje değişikliği neticesinde elde ettiği fazladan bağımsız bölümlerden arsa sahiplerine düşen payın verilmemesinden kaynaklanan sözleşmeye aykırılık (tazminat) talebi olduğunu, dolayısıyla uygulanması gereken zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunu ve henüz yapıların teslim edilmediğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

📌 YARGILAMA SÜRECİ VE GEREKÇE

  • Uyuşmazlığın Niteliği: Dava, düzenleme şeklinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan alacak ve tazminat istemine ilişkindir.

  • Hukuki Nitelendirme ve Gabin Değerlendirmesi: İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın aşırı yararlanma (gabin – TBK m. 28) niteliğinde kabul edilerek bir yıllık hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş ise de; davanın dayanağının yüklenicinin proje değişikliğiyle bağımsız bölüm sayısını artırmasına rağmen sözleşmedeki paylaşım oranına aykırı davranarak arsa sahiplerini kazançtan mahrum bırakması olduğu, bu itibarla davanın sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan alacak ve tazminat talebine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.

  • Zamanaşımı ve Esas İncelemesi: Sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan alacak davalarında 6098 sayılı TBK’nın 146. maddesi gereğince on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı, davanın bu süre içerisinde açıldığı gözetilmeksizin hak düşürücü süre gerekçesiyle davanın usulden reddinin usul ve yasaya aykırı olduğu saptanmıştır.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

  • Karar: İlk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a/4 maddesi gereğince KABULÜNE, ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA ve dosyanın mahalline iadesine karar verilmiştir.

  • Kesinlik: HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde Gabin ve Sözleşmeye Aykırılık Ayrımı: Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde yüklenicinin imar durumu veya proje değişikliği yoluyla bağımsız bölüm sayısını artırması ve sözleşmede kararlaştırılan paylaşım oranına uymaması halleri, sözleşmenin kuruluş anındaki irade sakatlığına (aşırı yararlanma/gabin – TBK m. 28) değil, sözleşmenin ifası aşamasındaki sözleşmeye aykırılık teşkil eder. Bu tür uyuşmazlıklarda bir yıllık hak düşürücü süre uygulanmaz; genel hükümler uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresi geçerlidir. Mahkemelerin uyuşmazlığı hatalı olarak gabin kapsamında değerlendirerek hak düşürücü süre yönünden reddetmesi hukuka aykırıdır.

Bu bağlayıcı değildir.

⚖️İTİRAZIN İPTALİ / ALACAK (Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Aşırı Yararlanma - Gabin Hükümleri, Hak Düşürücü Sürenin Hesaplanması ve Sözleşmeye Aykırılık İddiaları) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2025/81 Esas – 2025/185 Karar Karar Tarihi: 06/02/2025 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Arsa sahipleri (davacılar) tarafından, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında yüklenici tarafın muvafakat alınmaksızın proje değişikliğine giderek bağımsız bölüm sayısını artırdığı, sözleşmedeki paylaşım oranına aykırı davranılarak davacıların haklarının gasp edildiği iddia edilerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla uğranılan kazanç kaybı ve tazminatın tahsili talebidir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: İlk Derece Mahkemesi; uyuşmazlığın aşırı yararlanma (gabin) niteliğinde olduğu kabul edilerek sözleşmenin imzalandığı tarih ile dava tarihi arasında 6098 sayılı TBK'nın 28. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre aşımı (usulden) nedeniyle reddine karar vermiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı vekili; davanın gabin davası olmayıp, yüklenicinin sözleşmeye aykırı davranarak proje değişikliği neticesinde elde ettiği fazladan bağımsız bölümlerden arsa sahiplerine düşen payın verilmemesinden kaynaklanan sözleşmeye aykırılık (tazminat) talebi olduğunu, dolayısıyla uygulanması gereken zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunu ve henüz yapıların teslim edilmediğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. 📌 YARGILAMA SÜRECİ VE GEREKÇE Uyuşmazlığın Niteliği: Dava, düzenleme şeklinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan alacak ve tazminat istemine ilişkindir. Hukuki Nitelendirme ve Gabin Değerlendirmesi: İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın aşırı yararlanma (gabin - TBK m. 28) niteliğinde kabul edilerek bir yıllık hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş ise de; davanın dayanağının yüklenicinin proje değişikliğiyle bağımsız bölüm sayısını artırmasına rağmen sözleşmedeki paylaşım oranına aykırı davranarak arsa sahiplerini kazançtan mahrum bırakması olduğu, bu itibarla davanın sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan alacak ve tazminat talebine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Zamanaşımı ve Esas İncelemesi: Sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan alacak davalarında 6098 sayılı TBK'nın 146. maddesi gereğince on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı, davanın bu süre içerisinde açıldığı gözetilmeksizin hak düşürücü süre gerekçesiyle davanın usulden reddinin usul ve yasaya aykırı olduğu saptanmıştır. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Karar: İlk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a/4 maddesi gereğince KABULÜNE, ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA ve dosyanın mahalline iadesine karar verilmiştir. Kesinlik: HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verilmiştir.

️ ⚖️KAT MÜLKİYETİ KANUNU / ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİ (Apartman / Site Yöneticisinin Kat Maliklerini Temsilen Eksik ve Ayıplı İş Bedeli İçin Dava Açma Yetkisinin Bulunmadığı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2025/224 Esas – 2025/253 Karar

  • Karar Tarihi: 18/02/2025

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Apartman yönetimi tarafından, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında yüklenici tarafça binada bırakılan eksik ve ayıplı işlerin bedelinin tespiti ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla tazminatın tahsili talebidir.

  • İlk Derece Mahkemesi Kararı: İzmir 3. Tüketici Mahkemesi; apartman yöneticisinin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafı olmadığını, kat malikleri tarafından yetki verilmiş olsa dahi bu sözleşmeden kaynaklanan davalarda kat maliklerini temsil edemeyeceğini ve davayı takip yetkisinin bulunmadığını gerekçe göstererek HMK’nın 114/1-e ve 115/2. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar vermiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davacı yönetici vekili; kat maliklerinin dava açılması hususunda yöneticiye açıkça yetki verdiklerini ve yöneticinin kat maliklerini temsil etme yetkisinin bulunduğunu ifade ederek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir.

📌 YARGILAMA SÜRECİ VE GEREKÇE

  • Yöneticinin Temsil Yetkisinin Kapsamı: 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 34, 35 ve 38. maddeleri gereğince yöneticinin yetki ve sorumlulukları ana gayrimenkulün yönetimi ile sınırlıdır. Yönetici, ancak kendi yaptığı sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda kat maliklerini temsilen dava açabilir.

  • Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde Aktif Husumet: Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri arsa sahipleri (kat malikleri) ile yüklenici arasında akdedilmektedir. Binadaki ortak alanlardaki eksik ve ayıplı işlerden kaynaklanan tazminat talepleri kat maliklerinin şahsi haklarına müteallik olup, kat maliklerinden alınan yetkiye dayanarak veya site yönetimi / apartman yönetimi sıfatıyla yöneticinin bu davayı ikame etmesi hukuken mümkün değildir.

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

  • Karar: İlk derece mahkemesinin kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE karar verilmiştir.

  • Temyiz Yolu: HMK’nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Apartman Yöneticisinin Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinden Kaynaklanan Davalarda Temsil Yetkisi: 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu hükümleri uyarınca, apartman veya site yöneticisi yalnızca KMK’dan ve yönetim planından kaynaklanan görev ve yetkileri çerçevesinde hareket edebilir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi arsa sahipleri ile yüklenici arasında kurulduğundan, bu sözleşmeden kaynaklanan eksik ve ayıplı işler nedeniyle tazminat davası açma hakkı bizzat kat maliklerine aittir. Kat maliklerinin genel kurul kararıyla veya bireysel yetki belgeleriyle yöneticiye yetki vermiş olması, yöneticiye kat maliklerini temsilen bu davayı açma (aktif husumet ehliyeti) kazandırmaz. Yöneticinin ancak kendi bağımsız bölümü bulunması halinde, sadece kendi arsa payı oranına isabet eden kısım için bireysel olarak dava açabileceği kabul edilmektedir.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

 

⚖️ KAT MÜLKİYETİ KANUNU / ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİ (Apartman / Site Yöneticisinin Kat Maliklerini Temsilen Eksik ve Ayıplı İş Bedeli İçin Dava Açma Yetkisinin Bulunmadığı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2025/224 Esas – 2025/253 Karar Karar Tarihi: 18/02/2025 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Apartman yönetimi tarafından, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında yüklenici tarafça binada bırakılan eksik ve ayıplı işlerin bedelinin tespiti ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla tazminatın tahsili talebidir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: İzmir 3. Tüketici Mahkemesi; apartman yöneticisinin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafı olmadığını, kat malikleri tarafından yetki verilmiş olsa dahi bu sözleşmeden kaynaklanan davalarda kat maliklerini temsil edemeyeceğini ve davayı takip yetkisinin bulunmadığını gerekçe göstererek HMK'nın 114/1-e ve 115/2. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar vermiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı yönetici vekili; kat maliklerinin dava açılması hususunda yöneticiye açıkça yetki verdiklerini ve yöneticinin kat maliklerini temsil etme yetkisinin bulunduğunu ifade ederek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir. 📌 YARGILAMA SÜRECİ VE GEREKÇE Yöneticinin Temsil Yetkisinin Kapsamı: 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun (KMK) 34, 35 ve 38. maddeleri gereğince yöneticinin yetki ve sorumlulukları ana gayrimenkulün yönetimi ile sınırlıdır. Yönetici, ancak kendi yaptığı sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda kat maliklerini temsilen dava açabilir. Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde Aktif Husumet: Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri arsa sahipleri (kat malikleri) ile yüklenici arasında akdedilmektedir. Binadaki ortak alanlardaki eksik ve ayıplı işlerden kaynaklanan tazminat talepleri kat maliklerinin şahsi haklarına müteallik olup, kat maliklerinden alınan yetkiye dayanarak veya site yönetimi / apartman yönetimi sıfatıyla yöneticinin bu davayı ikame etmesi hukuken mümkün değildir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Karar: İlk derece mahkemesinin kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE karar verilmiştir. Temyiz Yolu: HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verilmiştir.

️ ⚖️TAPU İPTALİ VE TESCİL (MURİS MUVAZAASI)

(Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil, Aksi Halde Tazminat/Tenkis İstemi – Eksik İnceleme Nedeniyle Kararın Kaldırılarak Dosyanın İlk Derece Mahkemesine Gönderilmesi – İstinaf Başvurusunun Kabulü)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2019/2472 Esas – 2022/570 Karar

  • Karar Tarihi: 07/03/2022

💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Davacı mirasçılar; murislerinin sağlığında taşınmaz hissesini muvazaalı işlemle, mal kaçırma kastıyla davalıya devrettiğini, işlemin gizli bağış olduğunu, davalının herhangi bir bedel ödemediğini belirterek tapu kaydının iptalini, mümkün değilse tenkisini, sonrasında ise taşınmazın 3. kişiye devredilmesi nedeniyle tazminat talebinde bulunmuşlardır.

  • Savunmalar: Davalı vekili, dava dilekçesinin HMK 119’a aykırı olduğunu, dava değerinin düşük gösterildiğini, davalının murise bakmak zorunda kaldığını, iddiaların iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

  • İstinaf Sebepleri: Davacı vekili; kooperatiften ferdileşme ile oluşan tapu kaydının yolsuz olduğunu, ferdileşme sürecinde muvazaalı işlemler gerçekleştiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir.

📌 GEREKÇE

  • Dava, muris muvazaasına ve tescile dayalı tazminat ve olmadığında tenkis istemine ilişkindir.

  • Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

     
  • Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

     
  • Somut olayda, tarafların murisin mirasçıları olduğu, davaya konu taşınmazda ferdileşme sonucu hisselerin paylaşıldığı, davalının kendi hissesini dava dışı 3. kişilere devrettiği, davaya konu taşınmazın yapı kooperatifinden ferdileşme ile tapu kaydının oluştuğu, murisin tüm mirasçılarının davanın tarafları olduğu, davanın niteliği itibariyle taraf teşkili sorununun bulunmadığı, ilk derece mahkemesince toplanan delillere göre, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş ise de, iddia edilen kooperatif üyeliği ve ferdileşmeye kadar geçen süreçte tüm kooperatif üyelik kayıtları ile tapudaki tapu kaydının oluşmasına ilişkin ferdileşmeye dayanak tüm kayıtlı belgelerin tapu müdürlüğünden getirtilerek, tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekir iken eksik inceleme ile karar verildiği, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf taleplerinin yerinde olduğu anlaşılmıştır.

  • Bu nedenlerle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

🏁 HÜKÜM

  1. Davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun KABULÜNE,

  2. İlk derece mahkemesi kararının HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,

  3. Davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren İlk Derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

  4. Davacılar tarafından yatırılan istinaf karar harcının iadesine,

  5. Davacılar tarafından yatırılan istinaf gider avansından kalan kısmın iadesine,

  6. Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Muris Muvazaasında Eksik İnceleme: Muris muvazaası iddiasıyla açılan tapu iptal ve tescil veya tazminat davalarında, mahkemenin sadece tapu kaydını esas alması yeterli değildir. Özellikle kooperatif üyeliğinden ferdileşme sürecine geçilen taşınmazlarda, murisin iradesinin ve gerçek amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde tespiti için; tüm üyelik kayıtları, ödemelere ilişkin belgeler ve ferdileşmeye dayanak resmi kayıtlar getirtilmelidir. Mahkemenin bu kayıtları toplamadan ve murisin devir sırasındaki haklı ve makul nedenlerini araştırmadan eksik inceleme ile hüküm kurması, istinaf mahkemesince usulden bozma (kaldırma) sebebi oluşturur.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

 

⚖️TAPU İPTALİ VE TESCİL (MURİS MUVAZAASI) (Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil, Aksi Halde Tazminat/Tenkis İstemi - Eksik İnceleme Nedeniyle Kararın Kaldırılarak Dosyanın İlk Derece Mahkemesine Gönderilmesi - İstinaf Başvurusunun Kabulü) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2019/2472 Esas – 2022/570 Karar Karar Tarihi: 07/03/2022 💡 DAVA VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Davacı mirasçılar; murislerinin sağlığında taşınmaz hissesini muvazaalı işlemle, mal kaçırma kastıyla davalıya devrettiğini, işlemin gizli bağış olduğunu, davalının herhangi bir bedel ödemediğini belirterek tapu kaydının iptalini, mümkün değilse tenkisini, sonrasında ise taşınmazın 3. kişiye devredilmesi nedeniyle tazminat talebinde bulunmuşlardır. Savunmalar: Davalı vekili, dava dilekçesinin HMK 119'a aykırı olduğunu, dava değerinin düşük gösterildiğini, davalının murise bakmak zorunda kaldığını, iddiaların iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İstinaf Sebepleri: Davacı vekili; kooperatiften ferdileşme ile oluşan tapu kaydının yolsuz olduğunu, ferdileşme sürecinde muvazaalı işlemler gerçekleştiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir. 📌 GEREKÇE Dava, muris muvazaasına ve tescile dayalı tazminat ve olmadığında tenkis istemine ilişkindir. Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Somut olayda, tarafların murisin mirasçıları olduğu, davaya konu taşınmazda ferdileşme sonucu hisselerin paylaşıldığı, davalının kendi hissesini dava dışı 3. kişilere devrettiği, davaya konu taşınmazın yapı kooperatifinden ferdileşme ile tapu kaydının oluştuğu, murisin tüm mirasçılarının davanın tarafları olduğu, davanın niteliği itibariyle taraf teşkili sorununun bulunmadığı, ilk derece mahkemesince toplanan delillere göre, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş ise de, iddia edilen kooperatif üyeliği ve ferdileşmeye kadar geçen süreçte tüm kooperatif üyelik kayıtları ile tapudaki tapu kaydının oluşmasına ilişkin ferdileşmeye dayanak tüm kayıtlı belgelerin tapu müdürlüğünden getirtilerek, tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekir iken eksik inceleme ile karar verildiği, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf taleplerinin yerinde olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenlerle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir. 🏁 HÜKÜM Davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun KABULÜNE, İlk derece mahkemesi kararının HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren İlk Derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, Davacılar tarafından yatırılan istinaf karar harcının iadesine, Davacılar tarafından yatırılan istinaf gider avansından kalan kısmın iadesine, Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

️ ⚖️EHLİYETSİZLİK HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI TAPU İPTAL VE TESCİL OLMAZSA TAZMİNAT İSTEMİ

(Fiil Ehliyeti ve Ayırt Etme Gücü – Adli Tıp Kurumundan Rapor Alınması Gerekliliği – Eksik İnceleme Nedeniyle Bozma)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Mahkeme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi

  • Esas / Karar No: 2010/8738 Esas – 2011/305 Karar

  • Karar Tarihi: 18/01/2011

💡 DAVA VE TEMYİZ SEBEPLERİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu: Davacı, miras bırakan babasının ehliyetsiz olması nedeniyle vesayet altında bulunduğunu, diğer kardeşlerin miras bırakandan aldıkları vekaletnameleri kullanarak taşınmazdaki bağımsız bölümleri satış suretiyle bir kısım davalılara temlik ettiklerini, yapılan işlemlerin geçersiz olduğunu ve sonradan edinen davalıların iyiniyetli olmadığını ileri sürerek tapu iptal ve tescil, olmazsa tazminat talebinde bulunmuştur.

  • İlk Derece Mahkemesi Kararı: İzmir 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

  • Temyiz Sebepleri: Karar, davacı vekili, bir kısım davalılar vekilleri ve davalı Ayhan’ın tereke temsilcisi tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

📌 GEREKÇE

  • Dava, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil olmazsa tazminat isteğine ilişkindir.

  • Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 9. ve 10. maddeleri fiil ehliyetini ve ayırt etme gücünü düzenlemiştir.

     
  • TMK’nın 15. maddesinde ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.06.1941 tarih ve 4/21 sayılı).

     
  • Bir kimsenin ehliyetinin tespiti büyük önem taşımaktadır. Bu durumda tarafların göstereceği tüm delillerin toplanması, tanıklardan açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları ve film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Temyiz kudretinin yokluğu salt biyolojik nedenlere değil, bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı veya zayıflığı gibi nedenlerin belirlenmesi özel ve teknik bilgi gerektirir.

  • Ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması, kişiye eylem ve işleme göre değişmesi en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını gerekli kılmaktadır. Esasen TMK’nın 409/2. maddesi akıl hastalığı veya zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.

  • Somut olayda, mahkemece miras bırakanın vekaletnamelerin düzenlenme ve temliklerin yapıldığı tarihlerde hukuki ehliyete sahip olup olmadığı hususu, 2659 Sayılı Yasanın 7. ve 16. maddelerinde öngörülen şekilde Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesinden elde edilecek raporla saptanmaksızın neticeye gidildiği anlaşılmaktadır. Eksik tahkikatla yetinilerek hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

     

🏁 HÜKÜM / SONUÇ

  • Tarafların temyiz itirazları yerinde görülerek kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK’nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, duruşma vekil ücretlerinin karşılıklı alınarak verilmesine, 18/01/2011 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Ehliyetsizlik İddiasında Adli Tıp Kurumu Raporunun Zorunluluğu: Hukuki işlemlerin geçerliliği için işlem anında tarafların fiil ehliyetine (ayırt etme gücüne) sahip olması şarttır. Ehliyetsizlik iddiası, şahıs ve mamelek hukukunu doğrudan ilgilendiren mutlak bir itiraz niteliğindedir. Bu nedenle mahkemelerin tanık beyanları veya yetersiz raporlarla yetinmeyerek, işlemin yapıldığı tarihteki akli melekeleri hususunda mutlaka Adli Tıp Kurumu İlgili İhtisas Dairesinden kesin ve kapsamlı bir sağlık kurulu raporu alması zorunludur. Aksi halde eksik inceleme nedeniyle karar bozulur.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

 

⚖️EHLİYETSİZLİK HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI TAPU İPTAL VE TESCİL OLMAZSA TAZMİNAT İSTEMİ (Fiil Ehliyeti ve Ayırt Etme Gücü - Adli Tıp Kurumundan Rapor Alınması Gerekliliği - Eksik İnceleme Nedeniyle Bozma) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Mahkeme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas / Karar No: 2010/8738 Esas – 2011/305 Karar Karar Tarihi: 18/01/2011 💡 DAVA VE TEMYİZ SEBEPLERİNİN ÖZETİ Dava Konusu: Davacı, miras bırakan babasının ehliyetsiz olması nedeniyle vesayet altında bulunduğunu, diğer kardeşlerin miras bırakandan aldıkları vekaletnameleri kullanarak taşınmazdaki bağımsız bölümleri satış suretiyle bir kısım davalılara temlik ettiklerini, yapılan işlemlerin geçersiz olduğunu ve sonradan edinen davalıların iyiniyetli olmadığını ileri sürerek tapu iptal ve tescil, olmazsa tazminat talebinde bulunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: İzmir 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Temyiz Sebepleri: Karar, davacı vekili, bir kısım davalılar vekilleri ve davalı Ayhan'ın tereke temsilcisi tarafından süresinde temyiz edilmiştir. 📌 GEREKÇE Dava, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil olmazsa tazminat isteğine ilişkindir. Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 9. ve 10. maddeleri fiil ehliyetini ve ayırt etme gücünü düzenlemiştir. TMK'nın 15. maddesinde ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.06.1941 tarih ve 4/21 sayılı). Bir kimsenin ehliyetinin tespiti büyük önem taşımaktadır. Bu durumda tarafların göstereceği tüm delillerin toplanması, tanıklardan açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları ve film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Temyiz kudretinin yokluğu salt biyolojik nedenlere değil, bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı veya zayıflığı gibi nedenlerin belirlenmesi özel ve teknik bilgi gerektirir. Ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması, kişiye eylem ve işleme göre değişmesi en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını gerekli kılmaktadır. Esasen TMK'nın 409/2. maddesi akıl hastalığı veya zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür. Somut olayda, mahkemece miras bırakanın vekaletnamelerin düzenlenme ve temliklerin yapıldığı tarihlerde hukuki ehliyete sahip olup olmadığı hususu, 2659 Sayılı Yasanın 7. ve 16. maddelerinde öngörülen şekilde Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesinden elde edilecek raporla saptanmaksızın neticeye gidildiği anlaşılmaktadır. Eksik tahkikatla yetinilerek hüküm kurulması doğru görülmemiştir. 🏁 HÜKÜM / SONUÇ Tarafların temyiz itirazları yerinde görülerek kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK'nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, duruşma vekil ücretlerinin karşılıklı alınarak verilmesine, 18/01/2011 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ VE 10 YILLIK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE

(Kadastro Tespitinin Kesinleştiği Tarihten İtibaren 3402 Sayılı Kanun’un 12/3 Maddesinde Öngörülen 10 Yıllık Hak Düşürücü Süre Geçtikten Sonra Açılan Kadastro Öncesi Hukuki Nedene Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davasının Reddedileceği – Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2026/3137

  • Karar No: 2026/3894

  • Karar Tarihi: 12/05/2026

  • İncelenen Karar: Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2025/770 E., 2025/1247 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacılar, babaları tarafından 1976 yılında satın alınan taşınmaz payının kadastro çalışmaları sırasında (1980 yılında) hatalı olarak eski malikler adına tescil edildiğini ileri sürerek, çifte tapu ve yolsuz tescil nedeniyle tapu iptali ve tescil talebiyle dava açmışlardır. İlk Derece Mahkemesince, kadastro tutanaklarının 29.04.1981 tarihinde kesinleştiği ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nda öngörülen yasal hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  1. Kadastro Tespitinin Kesinleşmesi ve Hak Düşürücü Süre: 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3 maddesi gereğince, kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre içinde kadastro öncesi sebeplere dayanılarak tapu iptali ve tescil davası açılabilir.

  2. Somut Olayın Değerlendirilmesi: Dava konusu taşınmaza ilişkin kadastro tespiti 29.04.1981 tarihinde kesinleşmiş olup, açılan davanın yasal 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı sabittir.

  3. Sonuç: Mahkeme kararı usul ve kanuna uygun bulunduğundan onanmıştır.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA,

  • Kararın kesin olmak üzere 12/05/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Kadastro Sonrası Hak Düşürücü Süre: Kadastro tespitine karşı, tespitin kesinleştiği günden itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastro öncesi hukuki sebeplere (örneğin tapulu mülkiyete, harici satış sözleşmelerine veya vergi kaydına) dayanılarak tapu iptali ve tescil davası açılamaz. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup mahkemece re’sen gözetilir.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

 

⚖️ KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ VE 10 YILLIK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE (Kadastro Tespitinin Kesinleştiği Tarihten İtibaren 3402 Sayılı Kanun'un 12/3 Maddesinde Öngörülen 10 Yıllık Hak Düşürücü Süre Geçtikten Sonra Açılan Kadastro Öncesi Hukuki Nedene Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davasının Reddedileceği - Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas No: 2026/3137 Karar No: 2026/3894 Karar Tarihi: 12/05/2026 İncelenen Karar: Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (2025/770 E., 2025/1247 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacılar, babaları tarafından 1976 yılında satın alınan taşınmaz payının kadastro çalışmaları sırasında (1980 yılında) hatalı olarak eski malikler adına tescil edildiğini ileri sürerek, çifte tapu ve yolsuz tescil nedeniyle tapu iptali ve tescil talebiyle dava açmışlardır. İlk Derece Mahkemesince, kadastro tutanaklarının 29.04.1981 tarihinde kesinleştiği ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nda öngörülen yasal hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Kadastro Tespitinin Kesinleşmesi ve Hak Düşürücü Süre: 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3 maddesi gereğince, kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre içinde kadastro öncesi sebeplere dayanılarak tapu iptali ve tescil davası açılabilir. Somut Olayın Değerlendirilmesi: Dava konusu taşınmaza ilişkin kadastro tespiti 29.04.1981 tarihinde kesinleşmiş olup, açılan davanın yasal 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı sabittir. Sonuç: Mahkeme kararı usul ve kanuna uygun bulunduğundan onanmıştır. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, Kararın kesin olmak üzere 12/05/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ÖN ALIM (ŞUF’A) HAKKINDA FİLLİ TAKSİM SAVUNMASI

(Paylı Mülkiyette Paydaşlar Arasında Eylemli/Fiili Paylaşım Bulunması Durumunda Ön Alım Hakkının Kullanılamayacağı – Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2026/3090

  • Karar No: 2026/3196

  • Karar Tarihi: 15/06/2026

  • İncelenen Karar: Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2025/2460 E., 2026/274 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı paydaş, paylı mülkiyete konu taşınmazda dava dışı paydaşın payını davalıya sattığını, yasal ön alım (şuf’a) hakkının engellenmek istendiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiyle dava açmıştır. Davalı ise taşınmazda fiili ve rızai taksim bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, taşınmazın paydaşlar tarafından yıllardır ayrı ayrı kullanıldığı (bölümlerin belirli olduğu, evler ve bahçelerin ayrı yerlerde bulunduğu) tespit edilerek fiili taksim olgusu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

  • İstinaf Süreci: Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  1. Fiili Taksimin Ön Alım Hakkına Etkisi: Paylı mülkiyette paydaşlar kendi aralarında anlaşarak taşınmazı fiilen bölüşmüşler ve her biri belirli bir bölümü uzun süre müstakil olarak kullanmışsa, bu durumda açılan ön alım davalarında dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereği ön alım hakkı dinlenmez (fiili taksim savunması haklı kabul edilir).

  2. Somut Olayın Değerlendirilmesi: Yargılama aşamasında keşif, bilirkişi raporu ve tanık beyanlarıyla davacı ve davalının (satıcının) taşınmazda ayrı ve belirli bölümleri fiilen kullandıkları, aralarında eylemli bir paylaşımın bulunduğu ispatlanmıştır.

  3. Sonuç: İlk derece ve istinaf kararlarında usul ve kanuna aykırılık görülmediğinden onama kararı verilmiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370/1. maddesi uyarınca oy birliğiyle ve kesin olmak üzere ONANMASINA 15/06/2026 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Fiili (Eylemli) Taksim Savunması: Paylı mülkiyete konu taşınmazlarda paydaşların uzun süre belirli yerleri ayrı ayrı kullanmaları (fiili taksim), hukuken ön alım hakkının kullanılmasını engeller. Paydaşlar kendi kullandıkları yerleri devrettiklerinde veya başkasına sattıklarında, diğer paydaşların şuf’a hakkı ileri sürmesi dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

 

⚖️ ÖN ALIM (ŞUF'A) HAKKINDA FİLLİ TAKSİM SAVUNMASI (Paylı Mülkiyette Paydaşlar Arasında Eylemli/Fiili Paylaşım Bulunması Durumunda Ön Alım Hakkının Kullanılamayacağı - Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Esas No: 2026/3090 Karar No: 2026/3196 Karar Tarihi: 15/06/2026 İncelenen Karar: Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2025/2460 E., 2026/274 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı paydaş, paylı mülkiyete konu taşınmazda dava dışı paydaşın payını davalıya sattığını, yasal ön alım (şuf'a) hakkının engellenmek istendiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiyle dava açmıştır. Davalı ise taşınmazda fiili ve rızai taksim bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, taşınmazın paydaşlar tarafından yıllardır ayrı ayrı kullanıldığı (bölümlerin belirli olduğu, evler ve bahçelerin ayrı yerlerde bulunduğu) tespit edilerek fiili taksim olgusu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. İstinaf Süreci: Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Fiili Taksimin Ön Alım Hakkına Etkisi: Paylı mülkiyette paydaşlar kendi aralarında anlaşarak taşınmazı fiilen bölüşmüşler ve her biri belirli bir bölümü uzun süre müstakil olarak kullanmışsa, bu durumda açılan ön alım davalarında dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereği ön alım hakkı dinlenmez (fiili taksim savunması haklı kabul edilir). Somut Olayın Değerlendirilmesi: Yargılama aşamasında keşif, bilirkişi raporu ve tanık beyanlarıyla davacı ve davalının (satıcının) taşınmazda ayrı ve belirli bölümleri fiilen kullandıkları, aralarında eylemli bir paylaşımın bulunduğu ispatlanmıştır. Sonuç: İlk derece ve istinaf kararlarında usul ve kanuna aykırılık görülmediğinden onama kararı verilmiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca oy birliğiyle ve kesin olmak üzere ONANMASINA 15/06/2026 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️VEKÂLET GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI VE TAPU İPTALİ-TESCİL / BEDEL TALEBİ

(Vekilin Vekâlet Görevini Kötüye Kullanarak Taşınmazı Düşük Bedelle Devretmesi Halinde Vekilin Sorumluluğu, Sonradan İktisap Eden Üçüncü Kişilerin İyiniyetinin Kanıtlanamaması veya Taşınmazın El Değiştirmesi Durumunda Verilen Kararın Onanması – Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2026/2968

  • Karar No: 2026/3621

  • Karar Tarihi: 04/05/2026

  • İncelenen Karar: Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2023/734 E., 2023/1019 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı, maliki olduğu taşınmazın satışı için davalıyı vekil tayin ettiğini, vekilin taşınmazı rayiç bedelin çok altında bir bedelle diğer davalıya sattığını, onun da dava tarihinden hemen sonra birleştirilen davadaki davalıya devrettiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil, aksi takdirde bedel talebiyle dava açmıştır (yargılama sırasında HMK m. 125 kapsamında talep yeni malike yöneltilmiştir).

  • Mahkeme Kararı: İlk Derece Mahkemesince, davalı vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığı, ancak sonraki maliklerin kötüniyetli olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil talebinin reddine, bedel isteğinin ise vekil yönünden kabulüne karar verilmiştir. İstinaf başvurularının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  1. Vekâletin Kötüye Kullanılması: Vekilin hesap verme yükümlülüğüne aykırı hareket ederek taşınmazı rayiç değerin altında satması ve satış bedelini malike vermemesi (ya da üçüncü kişiye verdiğini kanıtlayamaması) vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını gösterir.

  2. Sonuç: Tarafların iddia, savunma ve delillerine, kararda açıklanan gerekçelere göre Bölge Adliye Mahkemesi kararında usul ve kanuna aykırılık görülmediğinden onama kararı verilmiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Tarafların temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370/1. maddesi uyarınca oy birliğiyle ve kesin olmak üzere ONANMASINA,

  • Duruşma vekalet ücreti ile bakiye onama harçlarının taraflara yükletilmesine 04/05/2026 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Vekâletin Kötüye Kullanılmasında Tazminat Sorumluluğu: Vekilin yetkisini kötüye kullanarak malı ucuza satması durumunda, taşınmaz iyiniyetli üçüncü kişilerin elinde kalmış ve tapu iptali imkânsız hale gelmişse, asıl sorumlu olan kötüniyetli vekil (veya bedeli ödemeyen taraf) mülkiyetin karşılığı olan gerçek bedelden (tazminattan) hukuken sorumlu tutulur.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

 

⚖️ VEKÂLET GÖREVİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI VE TAPU İPTALİ-TESCİL / BEDEL TALEBİ (Vekilin Vekâlet Görevini Kötüye Kullanarak Taşınmazı Düşük Bedelle Devretmesi Halinde Vekilin Sorumluluğu, Sonradan İktisap Eden Üçüncü Kişilerin İyiniyetinin Kanıtlanamaması veya Taşınmazın El Değiştirmesi Durumunda Verilen Kararın Onanması - Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas No: 2026/2968 Karar No: 2026/3621 Karar Tarihi: 04/05/2026 İncelenen Karar: Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2023/734 E., 2023/1019 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı, maliki olduğu taşınmazın satışı için davalıyı vekil tayin ettiğini, vekilin taşınmazı rayiç bedelin çok altında bir bedelle diğer davalıya sattığını, onun da dava tarihinden hemen sonra birleştirilen davadaki davalıya devrettiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil, aksi takdirde bedel talebiyle dava açmıştır (yargılama sırasında HMK m. 125 kapsamında talep yeni malike yöneltilmiştir). Mahkeme Kararı: İlk Derece Mahkemesince, davalı vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığı, ancak sonraki maliklerin kötüniyetli olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil talebinin reddine, bedel isteğinin ise vekil yönünden kabulüne karar verilmiştir. İstinaf başvurularının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Vekâletin Kötüye Kullanılması: Vekilin hesap verme yükümlülüğüne aykırı hareket ederek taşınmazı rayiç değerin altında satması ve satış bedelini malike vermemesi (ya da üçüncü kişiye verdiğini kanıtlayamaması) vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını gösterir. Sonuç: Tarafların iddia, savunma ve delillerine, kararda açıklanan gerekçelere göre Bölge Adliye Mahkemesi kararında usul ve kanuna aykırılık görülmediğinden onama kararı verilmiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Tarafların temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca oy birliğiyle ve kesin olmak üzere ONANMASINA, Duruşma vekalet ücreti ile bakiye onama harçlarının taraflara yükletilmesine 04/05/2026 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️PAYLI MÜLKİYETTE FİLLİ TAKSİM VE ÖN ALIM (ŞUF’A) HAKKI

(Paylı Mülkiyete Konu Taşınmazda Katlar İtibarıyla Eylemli/Fiili Paylaşım Bulunması Durumunda Yasal Ön Alım Hakkının Kullanılamayacağı – Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2026/2882

  • Karar No: 2026/2960

  • Karar Tarihi: 04/06/2026

  • İncelenen Karar: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi (2025/113 E., 2026/476 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı paydaş, kardeşlerinin arsa üzerindeki 1/3’er oranındaki paylarını davalıya sattığını, ön alım (şuf’a) hakkının kullanılmasının engellendiğini ileri sürerek payların iptali ile adına tescilini talep etmiştir. Davalı ise taşınmazda fiili taksim bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, tanık beyanlarına göre yapının her katının geçmişte ayrı ayrı paydaşlar tarafından kullanıldığı, dolayısıyla taşınmazda fiili taksim olgusunun bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

  • İstinaf Süreci: Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  1. Fiili Taksimin Şuf’a Hakkına Etkisi: Paylı mülkiyette paydaşlar arasında eylemli (fiili) bir paylaşım mevcutsa ve her bir paydaş belirli bir bölümü müstakil olarak kullanmaktaysa, bu payın üçüncü kişiye satılması durumunda diğer paydaşların ön alım hakkını ileri sürmesi dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ile bağdaşmaz ve dava reddedilir.

  2. Somut Olayın Değerlendirilmesi: Toplanan deliller, tanık beyanları ve dosya kapsamına göre, eski paydaşların binadaki katları ayrı ayrı kullandığı ve taşınmazda fiili taksim koşullarının gerçekleştiği mahkemece dosya kapsamına uygun olarak tespit edilmiştir.

  3. Sonuç: İlk derece ve istinaf kararlarında usul ve kanuna aykırılık görülmediğinden onama kararı verilmiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Davacı vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370/1. maddesi uyarınca oy birliğiyle ve kesin olmak üzere ONANMASINA 04/06/2026 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Fiili Taksimin Kabulü: Paylı mülkiyete konu taşınmazlarda (özellikle binalarda daire/kat bazlı) paydaşların uzun süre belirli bölümleri bağımsız şekilde kullanmış olmaları, aralarında eylemli taksim bulunduğunu gösterir. Bu durumda paydaşlardan birinin kendi kullandığı/payına düşen yeri satması halinde diğer paydaşlar ön alım (şuf’a) hakkını kullanamazlar.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

 

⚖️PAYLI MÜLKİYETTE FİLLİ TAKSİM VE ÖN ALIM (ŞUF'A) HAKKI (Paylı Mülkiyete Konu Taşınmazda Katlar İtibarıyla Eylemli/Fiili Paylaşım Bulunması Durumunda Yasal Ön Alım Hakkının Kullanılamayacağı - Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Esas No: 2026/2882 Karar No: 2026/2960 Karar Tarihi: 04/06/2026 İncelenen Karar: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi (2025/113 E., 2026/476 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı paydaş, kardeşlerinin arsa üzerindeki 1/3'er oranındaki paylarını davalıya sattığını, ön alım (şuf'a) hakkının kullanılmasının engellendiğini ileri sürerek payların iptali ile adına tescilini talep etmiştir. Davalı ise taşınmazda fiili taksim bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, tanık beyanlarına göre yapının her katının geçmişte ayrı ayrı paydaşlar tarafından kullanıldığı, dolayısıyla taşınmazda fiili taksim olgusunun bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İstinaf Süreci: Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Fiili Taksimin Şuf'a Hakkına Etkisi: Paylı mülkiyette paydaşlar arasında eylemli (fiili) bir paylaşım mevcutsa ve her bir paydaş belirli bir bölümü müstakil olarak kullanmaktaysa, bu payın üçüncü kişiye satılması durumunda diğer paydaşların ön alım hakkını ileri sürmesi dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ile bağdaşmaz ve dava reddedilir. Somut Olayın Değerlendirilmesi: Toplanan deliller, tanık beyanları ve dosya kapsamına göre, eski paydaşların binadaki katları ayrı ayrı kullandığı ve taşınmazda fiili taksim koşullarının gerçekleştiği mahkemece dosya kapsamına uygun olarak tespit edilmiştir. Sonuç: İlk derece ve istinaf kararlarında usul ve kanuna aykırılık görülmediğinden onama kararı verilmiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Davacı vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca oy birliğiyle ve kesin olmak üzere ONANMASINA 04/06/2026 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️İNANÇLI İŞLEM NEDENİYLE TAPU İPTALİ VE TESCİL – DAVAYI KABUL VE İRADE FESADI İDDİASI

(İstinaf Aşamasında Davalı Asıl Tarafından Verilen Kabul Beyanının Serbest İradeyle Verildiği Anlaşıldığından Kabul Nedeniyle Davanın Kabulüne Karar Verilmesinin Usul ve Kanuna Uygun Olduğu – Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2026/2794

  • Karar No: 2026/3825

  • Karar Tarihi: 07/05/2026

  • İncelenen Karar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2025/1411 E., 2026/284 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı olarak kardeşine (davalıya) satış suretiyle devrettiği bağımsız bölümlerin tapu iptali ve tescilini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince kimsenin kendi muvazaasına dayanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

  • İstinaf Süreci: Kararın davacı tarafça istinaf edilmesi aşamasında davalı asıl, mahkemeye dilekçe vererek davayı kabul ettiğini ve taşınmazların davacıya ait olduğunu bildirmiştir. Davalı vekili ve davalı asıl sonradan dilekçe vererek kabul beyanının baskı ve tehdit altında, irade fesadı ile verildiğini iddia etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince ön sorun (hadise) şeklinde yapılan duruşmalı incelemede tanık ve taraf beyanlarına göre iradeyi fesada uğratan bir durumun bulunmadığı, kabulün iradi olduğu tespit edilerek ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak kabul nedeniyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  1. Davayı Kabulün Sonuçları: 6100 sayılı HMK’nın 308. ve devamı maddeleri uyarınca kabul, davacının talep sonucunu, mahkemenin bu talep sonucunu haklı bularak vereceği hüküm gibi kabul etmesidir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur.

  2. İrade Fesadı İddiasının İncelenmesi: İstinaf aşamasında ileri sürülen irade fesadı (baskı/tehdit altında imzalama) iddiası usulüne uygun şekilde (ön sorun olarak duruşmalı biçimde) incelenmiş, tanık ve taraf beyanlarıyla bu iddianın kanıtlanamadığı, davalının kabul beyanını serbest iradesiyle verdiği tespit edilmiştir.

  3. Sonuç: Bölge Adliye Mahkemesi kararında usul ve kanuna aykırılık görülmediğinden onama kararı verilmiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Davalı vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370/1. maddesi uyarınca oy birliğiyle ve kesin olmak üzere ONANMASINA,

  • Bakiye onama harcının temyiz edenden alınmasına 07/05/2026 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Davayı Kabul Beyanından Dönme ve İrade Fesadı: Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip bir tarafın yargılama aşamasında (istinafta dahi olsa) mahkemeye sunduğu “davayı kabul” beyanı bağlayıcıdır. Sonradan bu beyanın baskı altında verildiği iddiası ileri sürüldüğünde, mahkemece yapılacak ön sorun incelemesinde irade fesadı kanıtlanamazsa, kabul beyanı geçerli kabul edilerek dava sonuçlandırılır.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

 

⚖️️İNANÇLI İŞLEM NEDENİYLE TAPU İPTALİ VE TESCİL - DAVAYI KABUL VE İRADE FESADI İDDİASI (İstinaf Aşamasında Davalı Asıl Tarafından Verilen Kabul Beyanının Serbest İradeyle Verildiği Anlaşıldığından Kabul Nedeniyle Davanın Kabulüne Karar Verilmesinin Usul ve Kanuna Uygun Olduğu - Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas No: 2026/2794 Karar No: 2026/3825 Karar Tarihi: 07/05/2026 İncelenen Karar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2025/1411 E., 2026/284 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı olarak kardeşine (davalıya) satış suretiyle devrettiği bağımsız bölümlerin tapu iptali ve tescilini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince kimsenin kendi muvazaasına dayanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İstinaf Süreci: Kararın davacı tarafça istinaf edilmesi aşamasında davalı asıl, mahkemeye dilekçe vererek davayı kabul ettiğini ve taşınmazların davacıya ait olduğunu bildirmiştir. Davalı vekili ve davalı asıl sonradan dilekçe vererek kabul beyanının baskı ve tehdit altında, irade fesadı ile verildiğini iddia etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince ön sorun (hadise) şeklinde yapılan duruşmalı incelemede tanık ve taraf beyanlarına göre iradeyi fesada uğratan bir durumun bulunmadığı, kabulün iradi olduğu tespit edilerek ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak kabul nedeniyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Davayı Kabulün Sonuçları: 6100 sayılı HMK'nın 308. ve devamı maddeleri uyarınca kabul, davacının talep sonucunu, mahkemenin bu talep sonucunu haklı bularak vereceği hüküm gibi kabul etmesidir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade Fesadı İddiasının İncelenmesi: İstinaf aşamasında ileri sürülen irade fesadı (baskı/tehdit altında imzalama) iddiası usulüne uygun şekilde (ön sorun olarak duruşmalı biçimde) incelenmiş, tanık ve taraf beyanlarıyla bu iddianın kanıtlanamadığı, davalının kabul beyanını serbest iradesiyle verdiği tespit edilmiştir. Sonuç: Bölge Adliye Mahkemesi kararında usul ve kanuna aykırılık görülmediğinden onama kararı verilmiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Davalı vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca oy birliğiyle ve kesin olmak üzere ONANMASINA, Bakiye onama harcının temyiz edenden alınmasına 07/05/2026 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️MERA VASIFLI TAŞINMAZLARA EL ATMANIN ÖNLENMESİ, YIKIM VE ESKİ HALE GETİRME

(Köy Tüzel Kişiliği Tarafından Kiraya Verilen Meraya Yapılan Müdahalenin Önlenmesi ve Eski Hale Getirme İstemine İlişkin Bozmaya Uyularak Verilen Kararın Onanması – Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2026/2777

  • Karar No: 2026/2717

  • Karar Tarihi: 14/05/2026

  • İncelenen Karar: Asliye Hukuk Mahkemesi (2020/467 E., 2022/153 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı taraf, mera vasfındaki taşınmazların davalı şirket tarafından toprak kazılmak, şantiye ve tesisler kurulmak suretiyle amacı dışında kullanıldığını ileri sürerek el atmanın önlenmesi, yapıların yıkılması (kâl) ve eski hale getirme talebiyle dava açmıştır. İlk derece mahkemesince kira sözleşmesine dayanılarak davanın reddine karar verilmiş, temyiz incelemesinde Yargıtay 8. Hukuk Dairesince “meraların köy tüzel kişiliğince kiraya verilmesinin geçerli olmadığı” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

  • Bozma Sonrası Süreç: Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamada, halihazırda davalı tarafından müdahale bulunmadığından el atmanın önlenmesi yönünden karar verilmesine yer olmadığına; eski hale getirme ve yıkım talebi yönünden ise geçmişteki tespitler ile bozma sonrası alınan raporlar arasındaki malzeme farkının coğrafi nedenlerden kaynaklanabileceği ve eski hale getirme koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  1. Bozmaya Uyma: Mahkemece Yargıtay bozma ilamına uygun olarak araştırma yapılmış, tarafların delilleri değerlendirilmiş ve usule uygun gerekçeyle karar verilmiştir.

  2. Temyiz İncelemesi: Kararda ve gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığından, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan Mahkeme kararının ONANMASINA,

  • Davacı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,

  • Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 14/05/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Meraların Kiraya Verilememesi ve Eski Hale Getirme: Meralar kamu orta malı niteliğinde olup özel olarak kiraya verilemez; ancak el atmanın önlenmesi davalarında, yargılama sürecinde fiili müdahalenin son bulduğu ve eski hale getirme koşullarının (malzeme artışı/değişimi olmaması vb.) kanıtlanamadığı durumlarda yıkım ve eski hale getirme talepleri reddedilebilmektedir. Bozmaya uygun kurulan hükümler Yargıtay denetiminde onama görmektedir.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

 

⚖️MERA VASIFLI TAŞINMAZLARA EL ATMANIN ÖNLENMESİ, YIKIM VE ESKİ HALE GETİRME (Köy Tüzel Kişiliği Tarafından Kiraya Verilen Meraya Yapılan Müdahalenin Önlenmesi ve Eski Hale Getirme İstemine İlişkin Bozmaya Uyularak Verilen Kararın Onanması - Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Esas No: 2026/2777 Karar No: 2026/2717 Karar Tarihi: 14/05/2026 İncelenen Karar: Asliye Hukuk Mahkemesi (2020/467 E., 2022/153 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı taraf, mera vasfındaki taşınmazların davalı şirket tarafından toprak kazılmak, şantiye ve tesisler kurulmak suretiyle amacı dışında kullanıldığını ileri sürerek el atmanın önlenmesi, yapıların yıkılması (kâl) ve eski hale getirme talebiyle dava açmıştır. İlk derece mahkemesince kira sözleşmesine dayanılarak davanın reddine karar verilmiş, temyiz incelemesinde Yargıtay 8. Hukuk Dairesince "meraların köy tüzel kişiliğince kiraya verilmesinin geçerli olmadığı" gerekçesiyle karar bozulmuştur. Bozma Sonrası Süreç: Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamada, halihazırda davalı tarafından müdahale bulunmadığından el atmanın önlenmesi yönünden karar verilmesine yer olmadığına; eski hale getirme ve yıkım talebi yönünden ise geçmişteki tespitler ile bozma sonrası alınan raporlar arasındaki malzeme farkının coğrafi nedenlerden kaynaklanabileceği ve eski hale getirme koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Bozmaya Uyma: Mahkemece Yargıtay bozma ilamına uygun olarak araştırma yapılmış, tarafların delilleri değerlendirilmiş ve usule uygun gerekçeyle karar verilmiştir. Temyiz İncelemesi: Kararda ve gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığından, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan Mahkeme kararının ONANMASINA, Davacı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 14/05/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️PAYLI MÜLKİYETTE FİİLLİ ENGELLEME NEDENİYLE ECRİMİSİL (KİRA KAYBI) TALEBİ

(Paydaşın Taşınmazın Kiraya Verilmesini Fiilen ve Kusuruyla Engellediği Dönemler İçin Tanık Delili ve Bozma Gerekçeleri Doğrultusunda Yapılan Yargılama Sonucunda Verilen Kabul Kararının Onanması – Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2026/2569

  • Karar No: 2026/2443

  • Karar Tarihi: 04/05/2026

  • İncelenen Karar: Asliye Hukuk Mahkemesi (2025/24 E., 2026/15 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Paydaşlar arasında açılan asıl ve birleştirilen ecrimisil (kira kaybı) davalarında davacılar, davalının fiili engellemeleri (taşınmaza kiralık olmadığını belirten yazı asması, yeni kiracılara göstermemesi vb.) nedeniyle ortak taşınmazın 2015 yılından beri kiraya verilemediğini ve zarara uğradıklarını ileri sürerek ecrimisil talep etmişlerdir. Yargılama sürecinde verilen ilk red kararları Yargıtay dairelerince yapılan bozmalar neticesinde yeniden ele alınmış; son bozma kararında, belirli dönemler yönünden davacıların tanık bildirmesine olanak tanınması ve engelleme olgusunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti istenmiştir. Yerel mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  1. Bozma Gerekçelerinin Yerine Getirilmesi: Mahkemece ikinci bozma ilamında belirtilen hususlar (tanıkların usulüne uygun dinlenmesi, engelleme tarihlerinin netleştirilmesi) eksiksiz şekilde yerine getirilmiştir.

  2. Kusurlu Davranış ve Ecrimisil Sorumluluğu: Paylı mülkiyette paydaşlardan birinin diğer paydaşların intifasından men etmesi ya da taşınmazın kiraya verilmesini kendi kusurlu ve fiili engelleriyle (kiracı adaylarına engel olma, yeri bizzat işgal etme vb.) önlemesi hâlinde, bu paydaş oluşan kira kaybından (ecrimisilden) sorumludur.

  3. Sonuç: İlk derece mahkemesinin kararının bozmaya uygun olduğu, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin kararın bozulmasını gerektirmediği anlaşılmıştır.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

  • Kararın kesin olmak üzere 04/05/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Paylı Mülkiyette İntifadan Men ve Ecrimisil: Kural olarak paylı mülkiyette intifadan men koşulu aranır; ancak paydaşın ortak malın kiraya verilmesine açıkça fiziki ve fiili olarak engel olması (örneğin kiralama girişimlerini sabote etmesi, mekanı bizzat kullanıp anahtarı paylaşmaması) durumunda, diğer paydaşlar bu dönem için doğrudan ecrimisil talep edebilirler. Bozma doğrultusunda eksik incelemenin giderilmesiyle kurulan kabul kararları Yargıtay denetiminde onanmaktadır.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

 

⚖️PAYLI MÜLKİYETTE FİİLLİ ENGELLEME NEDENİYLE ECRİMİSİL (KİRA KAYBI) TALEBİ (Paydaşın Taşınmazın Kiraya Verilmesini Fiilen ve Kusuruyla Engellediği Dönemler İçin Tanık Delili ve Bozma Gerekçeleri Doğrultusunda Yapılan Yargılama Sonucunda Verilen Kabul Kararının Onanması - Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Esas No: 2026/2569 Karar No: 2026/2443 Karar Tarihi: 04/05/2026 İncelenen Karar: Asliye Hukuk Mahkemesi (2025/24 E., 2026/15 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Paydaşlar arasında açılan asıl ve birleştirilen ecrimisil (kira kaybı) davalarında davacılar, davalının fiili engellemeleri (taşınmaza kiralık olmadığını belirten yazı asması, yeni kiracılara göstermemesi vb.) nedeniyle ortak taşınmazın 2015 yılından beri kiraya verilemediğini ve zarara uğradıklarını ileri sürerek ecrimisil talep etmişlerdir. Yargılama sürecinde verilen ilk red kararları Yargıtay dairelerince yapılan bozmalar neticesinde yeniden ele alınmış; son bozma kararında, belirli dönemler yönünden davacıların tanık bildirmesine olanak tanınması ve engelleme olgusunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti istenmiştir. Yerel mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Bozma Gerekçelerinin Yerine Getirilmesi: Mahkemece ikinci bozma ilamında belirtilen hususlar (tanıkların usulüne uygun dinlenmesi, engelleme tarihlerinin netleştirilmesi) eksiksiz şekilde yerine getirilmiştir. Kusurlu Davranış ve Ecrimisil Sorumluluğu: Paylı mülkiyette paydaşlardan birinin diğer paydaşların intifasından men etmesi ya da taşınmazın kiraya verilmesini kendi kusurlu ve fiili engelleriyle (kiracı adaylarına engel olma, yeri bizzat işgal etme vb.) önlemesi hâlinde, bu paydaş oluşan kira kaybından (ecrimisilden) sorumludur. Sonuç: İlk derece mahkemesinin kararının bozmaya uygun olduğu, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin kararın bozulmasını gerektirmediği anlaşılmıştır. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Kararın kesin olmak üzere 04/05/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️İNTİFA HAKKI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİ VE TAPUDA TERKİN İŞLEMİ NEDENİYLE TAZMİNAT TALEBİ

(Belediye İhalesi Sonucunda Kurulan İntifa/Üst Hakkının Tapudan Terkin Edilmesi Sonrası İntifa Hakkının Yeniden Tescili veya Tazminat İstemiyle Açılan Davanın Reddi Kararının Onanması – Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2026/2285

  • Karar No: 2026/2420

  • Karar Tarihi: 04/05/2026

  • İncelenen Karar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi (2022/3941 E., 2023/1194 K.)

💡 DAVA VE Yargılama SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı şirket, davalı idareye ait taşınmaz üzerine kreş inşa etmek amacıyla yapılan ihaleyi kazandığını, encümen kararı ve resmî senetle lehine 28 yıllık intifa hakkı tesis edildiğini, ancak açılan dava sonucunda intifa hakkının terkinine karar verildiğini belirterek; intifa hakkının bakiye süre için yeniden tescilini, bu talebin kabul edilmemesi hâlinde ise işletme hakkından doğan zararların (müspet/menfi zarar) tazminini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince, davacının yaptığı yatırımlara ilişkin belge sunmadığı, taşınmazı kullanmaya devam ettiği ve uğradığı zararı kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

  • İstinaf Süreci: Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar davacı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  1. Maddi Olay ve Hukuki Durum: Taraflar arasındaki uyuşmazlık, intifa hakkının tapudan terkini sonrasında bakiye süre için yeniden tescili ve tazminat istemine ilişkindir.

  2. Temyiz İncelemesi: Dosya kapsamına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve kararda belirtilen gerekçelere göre, Bölge Adliye Mahkemesi kararında usul ve kanuna aykırılık görülmemiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Davacı şirket vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370/1. maddesi uyarınca oy birliğiyle ve kesin olmak üzere ONANMASINA,

  • Temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine 04/05/2026 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • İntifa Hakkının Terkini ve Tazminat: İdare tarafından tesis edilen ve sonradan mahkeme kararıyla tapu sicilinden terkin edilen intifa/üst haklarına dayanarak açılan tapu tescil veya tazminat davalarında, davacının geçerli bir hakka dayanıp dayanmadığı, idari işlemin hukuki durumu ve tazminat şartlarının (zarar, illiyet bağı, kusur) kanıtlanması gerekir. Zararın ve masrafların somut delillerle kanıtlanamadığı durumlarda açılan davaların reddi yerindedir.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

 

⚖️İNTİFA HAKKI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİ VE TAPUDA TERKİN İŞLEMİ NEDENİYLE TAZMİNAT TALEBİ (Belediye İhalesi Sonucunda Kurulan İntifa/Üst Hakkının Tapudan Terkin Edilmesi Sonrası İntifa Hakkının Yeniden Tescili veya Tazminat İstemiyle Açılan Davanın Reddi Kararının Onanması - Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Esas No: 2026/2285 Karar No: 2026/2420 Karar Tarihi: 04/05/2026 İncelenen Karar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi (2022/3941 E., 2023/1194 K.) 💡 DAVA VE Yargılama SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı şirket, davalı idareye ait taşınmaz üzerine kreş inşa etmek amacıyla yapılan ihaleyi kazandığını, encümen kararı ve resmî senetle lehine 28 yıllık intifa hakkı tesis edildiğini, ancak açılan dava sonucunda intifa hakkının terkinine karar verildiğini belirterek; intifa hakkının bakiye süre için yeniden tescilini, bu talebin kabul edilmemesi hâlinde ise işletme hakkından doğan zararların (müspet/menfi zarar) tazminini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince, davacının yaptığı yatırımlara ilişkin belge sunmadığı, taşınmazı kullanmaya devam ettiği ve uğradığı zararı kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İstinaf Süreci: Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar davacı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Maddi Olay ve Hukuki Durum: Taraflar arasındaki uyuşmazlık, intifa hakkının tapudan terkini sonrasında bakiye süre için yeniden tescili ve tazminat istemine ilişkindir. Temyiz İncelemesi: Dosya kapsamına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve kararda belirtilen gerekçelere göre, Bölge Adliye Mahkemesi kararında usul ve kanuna aykırılık görülmemiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Davacı şirket vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca oy birliğiyle ve kesin olmak üzere ONANMASINA, Temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine 04/05/2026 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️MERA KİMLİĞİ TAŞIYAN TAŞINMAZLARDA KADASTRO ÖNCESİ NEDENE DAYALI TESCİL TALEBİ VE 10 YILLIK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE

(Mera Vasfıyla Kesinleşen Kadastro Tespitine Karşı 3402 Sayılı Kanun’un 12/3. Maddesinde Öngörülen 10 Yıllık Hak Düşürücü Süre Geçtikten Sonra Kadastro Öncesi Nedene Dayalı Olarak Açılan Tapu İptali ve Tescil / Tescil Davasının Reddedileceği – Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2026/2057

  • Karar No: 2026/2992

  • Karar Tarihi: 15/04/2026

  • İncelenen Karar: Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2025/1811 E., 2026/26 K.)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı şirket, mülkiyetindeki parsellerin önünde yer alan ve tapuda mera vasfıyla kayıtlı olan parselin bir kısmını uzun yıllardır tarımsal amaçlı kullandığını, söz konusu alanın mera parseli içinde bırakılmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek TMK ve Kadastro Kanunu hükümleri uyarınca tapusuz taşınmazın adına tescilini, aksi hâlde yolsuz tescil nedeniyle kısmi tapu iptali ve tescilini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince, taşınmazın mera yapısında olduğu ve zilyetlikle edinme koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

  • İstinaf Süreci: Bölge Adliye Mahkemesince, davanın 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı, bu sürenin hâkim tarafından re’sen gözetileceği ve kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açılamayacağı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  1. 10 Yıllık Hak Düşürücü Süre: 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesi gereğince, kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere (zilyetlik, tapu dışı devir vb.) dayanarak tapu iptali ve tescil davası açılamaz. Bu süre kamu düzenine ilişkin olup hâkim tarafından re’sen gözetilir.

  2. Sonuç: Tarafların iddia ve savunmalarına, kararda belirtilen gerekçelere göre Bölge Adliye Mahkemesi kararında usul ve kanuna aykırılık görülmediğinden onama kararı verilmiştir.

🏁 SONUÇ VE HÜKÜM

  • Davacının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370/1. maddesi uyarınca oy birliğiyle ve kesin olmak üzere ONANMASINA 15/04/2026 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Mera ve Kamu Orta Mallarında Hak Düşürücü Süre: Mera vasfıyla sınırlandırılan ve tespitleri kesinleşen yerlere karşı, 3402 sayılı Kanun m. 12/3’teki 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra zilyetliğe veya kadastro öncesi sebeplere dayanılarak tescil davası açılamaz. Sürenin geçmesi dava şartı (hak düşürücü süre) eksikliği nedeniyle davanın reddini gerektirir.

Bu yorum bağlayıcı değildir.

 

⚖️MERA KİMLİĞİ TAŞIYAN TAŞINMAZLARDA KADASTRO ÖNCESİ NEDENE DAYALI TESCİL TALEBİ VE 10 YILLIK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE (Mera Vasfıyla Kesinleşen Kadastro Tespitine Karşı 3402 Sayılı Kanun'un 12/3. Maddesinde Öngörülen 10 Yıllık Hak Düşürücü Süre Geçtikten Sonra Kadastro Öncesi Nedene Dayalı Olarak Açılan Tapu İptali ve Tescil / Tescil Davasının Reddedileceği - Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas No: 2026/2057 Karar No: 2026/2992 Karar Tarihi: 15/04/2026 İncelenen Karar: Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (2025/1811 E., 2026/26 K.) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve İlk Derece Süreci: Davacı şirket, mülkiyetindeki parsellerin önünde yer alan ve tapuda mera vasfıyla kayıtlı olan parselin bir kısmını uzun yıllardır tarımsal amaçlı kullandığını, söz konusu alanın mera parseli içinde bırakılmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek TMK ve Kadastro Kanunu hükümleri uyarınca tapusuz taşınmazın adına tescilini, aksi hâlde yolsuz tescil nedeniyle kısmi tapu iptali ve tescilini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince, taşınmazın mera yapısında olduğu ve zilyetlikle edinme koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İstinaf Süreci: Bölge Adliye Mahkemesince, davanın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı, bu sürenin hâkim tarafından re'sen gözetileceği ve kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açılamayacağı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE 10 Yıllık Hak Düşürücü Süre: 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi gereğince, kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere (zilyetlik, tapu dışı devir vb.) dayanarak tapu iptali ve tescil davası açılamaz. Bu süre kamu düzenine ilişkin olup hâkim tarafından re'sen gözetilir. Sonuç: Tarafların iddia ve savunmalarına, kararda belirtilen gerekçelere göre Bölge Adliye Mahkemesi kararında usul ve kanuna aykırılık görülmediğinden onama kararı verilmiştir. 🏁 SONUÇ VE HÜKÜM Davacının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca oy birliğiyle ve kesin olmak üzere ONANMASINA 15/04/2026 tarihinde karar verilmiştir.

⚖️KOCASINI HAMİLELİK İDDİASI İLE KANDIRIP ÜZERİNE TAPUNUN DEVRİNİ SAĞLAYAN EŞE KARŞI AÇILAN HİLE (ALDATMA) HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI TAPU İPTAL TESCİL DAVASI (YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Eşini Maddi Menfaat Sağlamak ve Taşınmazı Devralmak Amacıyla Kandıran, Hamilelik İddiasıyla Devir Sağladıktan Sonra Çocuğu Aldırdığını Beyan Eden Davalının Hileli Davranışlarıyla Taşınmazı Edindiği Olayda Tapu İptali ve Tescil Davasının Kabulü Gerektiği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2013/15333

  • Karar No: 2013/17184

  • Karar Tarihi: 03.12.2013

  • Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi

  • Davanın Konusu: Tapu İptali ve Tescil (Hile Hukuksal Nedeniyle)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı, hile hukuksal nedenine dayalı olarak tapu iptali ve tescil istemiyle dava açmıştır. Yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Hile Olgusu ve Kesinleşen Boşanma Kararı: 1941 doğumlu davacı ile 1967 doğumlu davalının 30.07.2009 tarihinde evlendikleri; davacının çekişme konusu 12 sayılı parseldeki payının intifa hakkını üzerinde bırakıp çıplak mülkiyetini 13.08.2009 tarihinde davalıya satış yoluyla devrettiği anlaşılmıştır. 05.10.2009 tarihinde davacı tarafından davalı aleyhine açılan boşanma davasının yargılaması sonucunda, “… davalının evliliği maddi imkanlar sağlamak maksadıyla yaptığı, altın temin ettiği, hamile kaldığını bildirip davacının iyi niyetli evliliği sürdürme çabasını da kötüye kullanarak taşınmazı temellük ettiği, devirden sonra çocuğu aldırdığı beyanı ile hamileliğin gerçekliği konusunda şüphe uyandırdığı, davacıyı kandırdığı, evi de terkettiği…” gerekçelerine de yer verilerek davanın kabul edildiği, tarafların boşanmalarına ve davacı lehine manevi tazminata hükmedildiği, kararın kesinleştiği görülmüştür.

  • Kabul Kararı Gerekliliği: Açıklanan olgular dikkate alındığında, davalının davacıyı kandırarak çekişmeli taşınmazdaki payı edindiği sonuç ve kanaatine varılmaktadır. Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın reddedilmesi isabetsizdir.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi bu kararında, hamilelik iddiası gibi ailevi duyguları ve iyi niyeti istismar ederek hile ile devralınan taşınmazlarda, kesinleşen boşanma kararındaki tespitlerin bağlayıcı delil sayılacağını ve hile sebebiyle tapu iptali davasının kabul edilmesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koymuştur.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı mülkiyet hakkının kötü niyetli ve hileli yollarla el değiştirmesinin önlenmesi, aldatılan eşin korunması bakımından hukuka ve adalete tam uygundur.

⚖️KOCASINI HAMİLELİK İDDİASI İLE KANDIRIP ÜZERİNE TAPUNUN DEVRİNİ SAĞLAYAN EŞE KARŞI AÇILAN HİLE (ALDATMA) HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI TAPU İPTAL TESCİL DAVASI (YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Eşini Maddi Menfaat Sağlamak ve Taşınmazı Devralmak Amacıyla Kandıran, Hamilelik İddiasıyla Devir Sağladıktan Sonra Çocuğu Aldırdığını Beyan Eden Davalının Hileli Davranışlarıyla Taşınmazı Edindiği Olayda Tapu İptali ve Tescil Davasının Kabulü Gerektiği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas No: 2013/15333 Karar No: 2013/17184 Karar Tarihi: 03.12.2013 Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi Davanın Konusu: Tapu İptali ve Tescil (Hile Hukuksal Nedeniyle) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı, hile hukuksal nedenine dayalı olarak tapu iptali ve tescil istemiyle dava açmıştır. Yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Hile Olgusu ve Kesinleşen Boşanma Kararı: 1941 doğumlu davacı ile 1967 doğumlu davalının 30.07.2009 tarihinde evlendikleri; davacının çekişme konusu 12 sayılı parseldeki payının intifa hakkını üzerinde bırakıp çıplak mülkiyetini 13.08.2009 tarihinde davalıya satış yoluyla devrettiği anlaşılmıştır. 05.10.2009 tarihinde davacı tarafından davalı aleyhine açılan boşanma davasının yargılaması sonucunda, "... davalının evliliği maddi imkanlar sağlamak maksadıyla yaptığı, altın temin ettiği, hamile kaldığını bildirip davacının iyi niyetli evliliği sürdürme çabasını da kötüye kullanarak taşınmazı temellük ettiği, devirden sonra çocuğu aldırdığı beyanı ile hamileliğin gerçekliği konusunda şüphe uyandırdığı, davacıyı kandırdığı, evi de terkettiği..." gerekçelerine de yer verilerek davanın kabul edildiği, tarafların boşanmalarına ve davacı lehine manevi tazminata hükmedildiği, kararın kesinleştiği görülmüştür. Kabul Kararı Gerekliliği: Açıklanan olgular dikkate alındığında, davalının davacıyı kandırarak çekişmeli taşınmazdaki payı edindiği sonuç ve kanaatine varılmaktadır. Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın reddedilmesi isabetsizdir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️EVLİLİK VAADİYLE YAPILAN TAŞINMAZ VE ARAÇ DEVRİNDE HİLE (ALDATMA) NEDENİYLE TAPU İPTALİ VE TESCİL İLE ALACAK DAVASI (YARGITAY 1. Hukuk Dairesi)

(Davacının Evleneceği İnancıyla Maliki Olduğu Taşınmazı ve Aracını Davalıya Devretmesinden Kısa Süre Sonra Davalının Ortak Yaşama Son Vererek Ayrıldığı Olayda, Evlilik Vaadiyle İradenin Fesada Uğratıldığı ve Hile İddiasının Kanıtlandığı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2021/10179

  • Karar No: 2022/2110

  • Karar Tarihi: 15.03.2022

  • Bölge Adliye Mahkemesi: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

  • Davanın Konusu: Asıl davada hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, birleştirilen davada ise alacak istemi

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Asıl davada davacı, evlenmeyi sağlamak amacıyla taşınmazını satış suretiyle davalıya temlik ettiğini, devirden sonra davalının evlenmekten vazgeçip kendisini terk ettiğini, taşınmazın hile ile elinden alındığını belirterek tapu iptali ve tescilini istemiştir. Birleştirilen davada ise aracını bedelsiz olarak davalıya devrettiğini, hileye düşürüldüğünü ve davalının aracı 3. kişiye sattığını ileri sürerek araç bedelinin tahsilini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince hile iddiasının kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesince istinaf üzerine hüküm ortadan kaldırılarak davanın reddine hükmedilmiştir. Dairenin bozma kararına karşı Bölge Adliye Mahkemesince direnme kararı verilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Hile (Aldatma) Olgusu: Hile, bir kimseyi irade beyanında bulunmaya veya sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak ya da hatalı kanının devamını sağlamaktır.

  • Somut Olayın Değerlendirilmesi: Dinlenen tanık beyanlarından ve dosya kapsamından, tarafların birlikte yaşadıkları, davacının evleneceği inancıyla maliki olduğu taşınmazı ve aracını davalıya devrettikten yaklaşık 1 ay sonra ortak yaşama son verilerek davalının davacıdan ayrıldığı, evlilik vaadi ile davacının iradesinin fesada uğratıldığı ve hile iddiasının kanıtlandığı anlaşılmaktadır. Asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmesi gerekmektedir.

     

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Dosyanın, 6763 sayılı Kanun’un 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK’nın 373. maddesinin 5. fıkrası uyarınca görevli Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi bu kararında, evlilik vaadi ve evlenme amacıyla gerçekleştirilen mal varlığı devirlerinde, devirden hemen sonra ortak yaşamın sonlandırılmasının iradenin hile ile fesada uğratıldığını gösteren güçlü bir karine oluşturduğunu ve bu durumda hile (aldatma) nedeniyle tapu iptali ile alacak davasının kabulü gerekeceğini ortaya koymuştur.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu yaklaşımı, iyi niyetli kişilerin evlilik vaadiyle mal varlıklarından mahrum bırakılmasının önüne geçilmesi ve hilenin hukuki sonuçlarının hakkaniyetle uygulanması bakımından yerindedir.

⚖️EVLİLİK VAADİYLE YAPILAN TAŞINMAZ VE ARAÇ DEVRİNDE HİLE (ALDATMA) NEDENİYLE TAPU İPTALİ VE TESCİL İLE ALACAK DAVASI (YARGITAY 1. Hukuk Dairesi) (Davacının Evleneceği İnancıyla Maliki Olduğu Taşınmazı ve Aracını Davalıya Devretmesinden Kısa Süre Sonra Davalının Ortak Yaşama Son Vererek Ayrıldığı Olayda, Evlilik Vaadiyle İradenin Fesada Uğratıldığı ve Hile İddiasının Kanıtlandığı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas No: 2021/10179 Karar No: 2022/2110 Karar Tarihi: 15.03.2022 Bölge Adliye Mahkemesi: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi Davanın Konusu: Asıl davada hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, birleştirilen davada ise alacak istemi 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Asıl davada davacı, evlenmeyi sağlamak amacıyla taşınmazını satış suretiyle davalıya temlik ettiğini, devirden sonra davalının evlenmekten vazgeçip kendisini terk ettiğini, taşınmazın hile ile elinden alındığını belirterek tapu iptali ve tescilini istemiştir. Birleştirilen davada ise aracını bedelsiz olarak davalıya devrettiğini, hileye düşürüldüğünü ve davalının aracı 3. kişiye sattığını ileri sürerek araç bedelinin tahsilini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince hile iddiasının kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesince istinaf üzerine hüküm ortadan kaldırılarak davanın reddine hükmedilmiştir. Dairenin bozma kararına karşı Bölge Adliye Mahkemesince direnme kararı verilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Hile (Aldatma) Olgusu: Hile, bir kimseyi irade beyanında bulunmaya veya sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak ya da hatalı kanının devamını sağlamaktır. Somut Olayın Değerlendirilmesi: Dinlenen tanık beyanlarından ve dosya kapsamından, tarafların birlikte yaşadıkları, davacının evleneceği inancıyla maliki olduğu taşınmazı ve aracını davalıya devrettikten yaklaşık 1 ay sonra ortak yaşama son verilerek davalının davacıdan ayrıldığı, evlilik vaadi ile davacının iradesinin fesada uğratıldığı ve hile iddiasının kanıtlandığı anlaşılmaktadır. Asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmesi gerekmektedir. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Dosyanın, 6763 sayılı Kanun'un 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK'nın 373. maddesinin 5. fıkrası uyarınca görevli Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️HARİCİ GAYRİMENKUL SATIM SÖZLEŞMESİNE DAYALI CEZAİ ŞART VE KAPORA İADESİ TALEBİNDE GEÇERLİLİK ŞARTLARININ VE ALACAĞIN TEMLİKİ HÜKÜMLERİNİN UYGULANACAĞI (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ KARARI)

(Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Uyarınca Yüklenicinin Payına Düşen Bağımsız Bölümlerin Adi Yazılı Şekilde Satışının Alacağın Temliki Hükmünde Olup Geçerli Olduğu, Bu Sözleşmedeki Cezai Şartın da Bağlayıcı Olduğu; Buna Karşılık Arsa Sahibine Ait Bağımsız Bölüm Satışının Resmi Şekle Uyulmadığı İçin Geçersiz Olduğu, Geçersiz Sözleşmeye Bağlı Cezai Şartın İstenemeyeceği Yalnızca Kapora Bedelinin Sebepsiz Zenginleşme Kurallarına Göre İstenebileceği – Bozma Kararı)

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • Yüksek Mahkeme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi

  • Esas No: 2020/6633

  • Karar No: 2021/9648

  • Karar Tarihi: 06.10.2021

  • Bölge Adliye Mahkemesi: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

  • İlk Derece Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi

  • Davanın Konusu: Cezai Şart ve Kapora Bedelinin İadesi (Harici Gayrimenkul Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)

💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ

  • Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı; davalılarla aralarında taşınmaz satımı konusunda 25.09.2014 tarihli harici gayrimenkul satım sözleşmeleri imzalandığını, ancak taşınmazların üçüncü kişilere satılarak sözleşmeye aykırı davranıldığını belirterek kapora, cezai şart ve değer farkı zararlarının tahsilini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; harici satış sözleşmelerinin şekil şartına uyulmadığı için geçersiz olduğu, cezai şart hükümlerinin de geçersiz sayılacağı, davacının yalnızca ödediği kapora bedelini isteyebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne (kapora yönünden) karar verilmiştir. Bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE

  • Yüklenici Payına Düşen Bağımsız Bölüm Satışı ve Cezai Şart: Taşınmazların satışının resmi şekle aykırı yapılması durumunda geçersiz sayılacağı kuralının istisnası, kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca yüklenicinin kendi payına düşen dairenin adi yazılı şekilde satışının yapılabilmesidir. Bu işlem alacağın temliki hükmünde olup geçerlidir. Geçerli bir sözleşme söz konusu olduğundan, taraflar arasında kararlaştırılan cezai şart da geçerli ve bağlayıcıdır.

  • Arsa Sahibine Ait Bağımsız Bölüm Satışı ve Cezai Şart: Kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince arsa sahibine ait bağımsız bölümün adi yazılı şekilde satılması durumunda, yasal şekil şartlarına uyulmadığı için sözleşme geçersizdir. Sözleşmenin geçersiz olması sebebiyle, işbu sözleşmeye bağlı olarak düzenlenmiş olan cezai şart hükümleri de geçersizdir. Alıcı, ödediği kaporayı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre talep edebilir ancak cezai şart isteyemez.

🏁 SONUÇ & HÜKÜM

  • Davacının sair temyiz itirazlarının reddi ile, yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nın 371. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

  • Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bu kararında, harici gayrimenkul satım sözleşmelerinde taşınmazın yükleniciye mi yoksa arsa sahibine mi ait olduğuna bakılması gerektiğini vurgulamıştır. Yüklenici payına yönelik satışlar alacağın temliki hükmünde geçerli sayıldığı için cezai şart da geçerli kabul edilirken; arsa sahibi payına yönelik satışlar resmi şekil eksikliği nedeniyle geçersiz olduğundan, buna bağlı cezai şart taleplerinin de dinlenemeyeceği net bir şekilde tescil edilmiştir.

  • Kanaatimiz: Kanaatimizce Yargıtay’ın bu kararı, şekil şartına aykırılığın sözleşmenin fer’isi niteliğindeki cezai şart üzerindeki hukuki etkisini (geçerlilik/geçersizlik dengesini) ortaya koyması bakımından son derece isabetlidir.

 

⚖️HARİCİ GAYRİMENKUL SATIM SÖZLEŞMESİNE DAYALI CEZAİ ŞART VE KAPORA İADESİ TALEBİNDE GEÇERLİLİK ŞARTLARININ VE ALACAĞIN TEMLİKİ HÜKÜMLERİNİN UYGULANACAĞI (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ KARARI) (Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Uyarınca Yüklenicinin Payına Düşen Bağımsız Bölümlerin Adi Yazılı Şekilde Satışının Alacağın Temliki Hükmünde Olup Geçerli Olduğu, Bu Sözleşmedeki Cezai Şartın da Bağlayıcı Olduğu; Buna Karşılık Arsa Sahibine Ait Bağımsız Bölüm Satışının Resmi Şekle Uyulmadığı İçin Geçersiz Olduğu, Geçersiz Sözleşmeye Bağlı Cezai Şartın İstenemeyeceği Yalnızca Kapora Bedelinin Sebepsiz Zenginleşme Kurallarına Göre İstenebileceği - Bozma Kararı) 🏛️ KARAR KÜNYESİ Yüksek Mahkeme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Esas No: 2020/6633 Karar No: 2021/9648 Karar Tarihi: 06.10.2021 Bölge Adliye Mahkemesi: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi İlk Derece Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi Davanın Konusu: Cezai Şart ve Kapora Bedelinin İadesi (Harici Gayrimenkul Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) 💡 DAVA VE YARGILAMA SÜRECİNİN ÖZETİ Dava Konusu ve Yargılama Süreci: Davacı; davalılarla aralarında taşınmaz satımı konusunda 25.09.2014 tarihli harici gayrimenkul satım sözleşmeleri imzalandığını, ancak taşınmazların üçüncü kişilere satılarak sözleşmeye aykırı davranıldığını belirterek kapora, cezai şart ve değer farkı zararlarının tahsilini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; harici satış sözleşmelerinin şekil şartına uyulmadığı için geçersiz olduğu, cezai şart hükümlerinin de geçersiz sayılacağı, davacının yalnızca ödediği kapora bedelini isteyebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne (kapora yönünden) karar verilmiştir. Bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 📌 YARGITAYIN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Yüklenici Payına Düşen Bağımsız Bölüm Satışı ve Cezai Şart: Taşınmazların satışının resmi şekle aykırı yapılması durumunda geçersiz sayılacağı kuralının istisnası, kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca yüklenicinin kendi payına düşen dairenin adi yazılı şekilde satışının yapılabilmesidir. Bu işlem alacağın temliki hükmünde olup geçerlidir. Geçerli bir sözleşme söz konusu olduğundan, taraflar arasında kararlaştırılan cezai şart da geçerli ve bağlayıcıdır. Arsa Sahibine Ait Bağımsız Bölüm Satışı ve Cezai Şart: Kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince arsa sahibine ait bağımsız bölümün adi yazılı şekilde satılması durumunda, yasal şekil şartlarına uyulmadığı için sözleşme geçersizdir. Sözleşmenin geçersiz olması sebebiyle, işbu sözleşmeye bağlı olarak düzenlenmiş olan cezai şart hükümleri de geçersizdir. Alıcı, ödediği kaporayı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre talep edebilir ancak cezai şart isteyemez. 🏁 SONUÇ & HÜKÜM Davacının sair temyiz itirazlarının reddi ile, yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 371. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA oy birliğiyle karar verilmiştir.