⚖️ 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) Uyarınca Markanın Hükümsüzlüğü Davaları 

📌 1. Maddi Hukuk Bakımından Hükümsüzlük Sebepleri Bir markanın hükümsüz kılınabilmesi için, tescil tarihinde yürürlükte olan yasal mevzuata göre mutlak veya nisbi red sebeplerinden birinin varlığı gerekir. Bugün açılacak davalarda 6769 sayılı SMK m. 25 yasal dayanağımızdır. Bu kapsamda en sık karşılaşılan gerekçeler şunlardır:

  • Önceye Dayalı Hak Sahipliği ve İltibas (SMK m. 6/1): Tescilli veya daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış bir marka ile aynılık ya da benzerlik bulunması, bu durumun halk nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırılma riski (iltibas) yaratması en temel nisbi hükümsüzlük sebebidir.

  • Kötü Niyetli Tescil (SMK m. 6/9): Markanın tescil amacı ticari hayatta fiilen kullanmak değil, gerçek hak sahibinin faaliyetlerini engellemek, şantaj/baskı unsuru oluşturmak veya haksız tekel yaratmak ise bu tescil kötü niyetlidir. Pazardaki aktör sayısının son derece sınırlı, dar veya niş olduğu sektörlerde davalının davacıyı bilmeme lüksü olmadığından, bu durum mahkemelerce özgü bir kötü niyet karinesi olarak kabul edilir.

  • Ticari Unvan ve Sınai Hakların İhlali (SMK m. 6/6): Tescil başvurusundan önce unvan, işletme adı, telif hakkı veya başkaca bir sınai mülkiyet hakkı vasıtasıyla marka üzerinde hak kazanılmışsa, sonraki tescilin hükümsüzlüğü talep edilebilir.

📌 2. Hak Düşürücü Süreler ve “Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı”

  • Genel Kural: SMK m. 25/6 uyarınca, marka sahibi sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiyi veya bilmesi gerektiği halde bu duruma aralıksız olarak 5 (beş) yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli markanın hükümsüzlüğünü isteyemez.

  • Kötü Niyet İstisnası: Kanunun aynı maddesinde açıkça düzenlendiği üzere; eğer sonraki tarihli marka tescili kötü niyetle yapılmışsa, 5 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaz. Kötü niyetli tescillere karşı her zaman hükümsüzlük davası ikame edilebilir.

📌 3. Görev, Yetki ve Arabuluculuk Dava Şartı

  • Görevli Mahkeme: SMK m. 156/1 uyarınca mutlak görevli mahkeme Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi‘dir. Bu mahkemenin bulunmadığı adliyelerde Asliye Hukuk Mahkemesi bu sıfatla davaya bakmakla görevlidir.

  • Yetkili Mahkeme: Üçüncü kişiler tarafından marka hakkı sahibine karşı açılacak hükümsüzlük davalarında yetkili mahkeme, davalının yerleşim yeri mahkemesidir (SMK m. 156/3).

  • Arabuluculuk Şartı: Sadece markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini talep ediliyorsa, bu dava özü itibariyle bir “tespit ve iptal” davası olduğundan doğrudan açılabilir. Ancak dilekçeye maddi/manevi tazminat, yoksun kalınan kazancın tahsili veya haksız rekabet tazminatı gibi parasal bir talep eklenecekse, dava açılmadan önce ticari uyuşmazlıklardaki zorunlu arabuluculuk bürosuna başvurulması dava şartıdır. Bu riskten kaçınmak için şablonumuzda tazminat hakları saklı tutulmuş, dava sadece maktu harca tabi hükümsüzlük ekseninde kurulmuştur.

📌 4. İspat Vasıtaları Davacının markayı tescilden önce fiilen kullandığını ve ibareyi sektörde maruf hale getirdiğini kanıtlaması davanın omurgasıdır. Bu kapsamda; tescil öncesi tarihli ticari unvan tescilleri, Ticaret Sicil Gazeteleri, geriye dönük faturalar, sipariş formları, gümrük beyannameleri, kurumsal yazışmalar, web arşiv kayıtları, SGK işçi bildirgeleri, reklam/katalog harcamaları ve sektörel tanık beyanları en güçlü ispat araçlarıdır. Ayrıca taraflar arasında daha önce verilmiş ve kesinleşmiş benzer iptal kararları mahkeme hakimi üzerinde bağlayıcı ve güçlü bir takdiri delil teşkil eder.

 ⚖️MARKA HÜKÜMSÜZLÜĞÜ VE YİDK KARARININ İPTALİ – İltibas ve Karıştırılma İhtimalinin Bulunmaması – Marka İşaretleri Arasında Görsel, Sesçil ve Anlamsal Benzerlik Görülmemesi 

🏛️ KARAR KÜNYESİ

  • İlk Derece Mahkemesi: Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi (2017/315 E. – 2018/291 K.)

  • İlk Derece Karar Tarihi: 04/07/2018

  • İstinaf Mahkemesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi (2018/1846 Esas – 2020/7 Karar)

  • BAM Karar Tarihi: 16/01/2020

💡 DAVA VE SAFHA ÖZETİ Davacı vekili; müvekkilinin sahibi olduğu çok sayıda tescilli ve tanınmış markaya dayanarak, davalı yanın marka tescil başvurusuna yaptıkları itirazın nihai olarak davalı kurum tarafından reddedildiğini ileri sürerek; YİDK kararının iptali ile diğer davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı kurum vekili, kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunmuştur. Diğer davalı vekili ise müvekkilinin farklı sektördeki firmalara yazılım ve donanım çözümleri sunduğunu, markanın öne çıkan unsurunun davacı markası olmadığını, ibarenin aynı zamanda ticaret unvanı ve bilgi işlem merkezinin kısaltması olduğunu, markaların benzer olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi üzerine davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

📌 İLK DERECE MAHKEMESİNİN RED GEREKÇESİ İlk derece mahkemesi gerekçesi aynen şu şekildedir:

“Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davalının ‘sisbim’ ibareli başvurusu ile davacının ‘BİM’ ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerliğin bulunmadığı, 556 sayılı KHK’nın 8/4 maddesindeki tanınmışlık iddiası açısından ise taraf marka işaretleri benzemediği gibi davalının marka başvurusunda davacı tarafın tanınmışlığından haksız yarar sağlanabileceği, itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği hususlarının kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.”

 

👉 İSTİNAF SÜRECİ VE BAM KARARI Davacı vekili istinaf başvurusunda; kelime markalarında görsel ve işitsel benzerliğin genellikle aynı anda ortaya çıkacağını, vurgunun dava konusu markada belirli bir hece üzerinde toplandığını, harflerin karakterize edilme biçiminin bütüncül algıya engel olduğunu ve ortalama tüketicide bıraktığı genel intiba yönünden ayırt edilemeyecek kadar benzer bulunduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, HMK m.355 uyarınca incelemeyi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı ve kamu düzenini gözeterek yapmıştır. Üst mahkemenin gerekçesi aynen şu şekildedir:

“Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve davalının ‘sisbim’ ibareli marka tescil başvurusu ile davacının ‘BİM’ esas unsurlu tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak, 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi uyarınca, ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerliğin bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.”

 

Bu doğrultuda davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK m.353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verilmiştir.

⚖️ DAVAPORT YORUMU

Bu karar; fikri mülkiyet hukukunda markalar arasında benzerlik ve iltibas (karıştırılma) tehlikesi analiz edilirken “bütünsel algı” ilkesinin nasıl uygulanması gerektiğini gösteren net bir örnektir.

Davacı taraf, tescilli markasının içinde yer alan kök hecenin, davalı markasının da sonunda yer almasını ve bu hecenin grafiksel olarak öne çıkarılmasını iltibas nedeni olarak ileri sürmüştür. Marka hukukunda, bir markanın başka bir markadaki kök kelimeyi veya eki barındırması tek başına karıştırılma ihtimali doğurmaz. Esas alınmesi gereken kriter, ortalama tüketicinin markayı gördüğünde bıraktığı genel işitsel, görsel ve anlamsal “bütüncül intibadır.”

Hem ilk derece mahkemesi hem de Bölge Adliye Mahkemesi, davalının markasındaki harf dizilimi, tertip tarzı ve kelime yapısının bir bütün olarak ele alındığında davacının markasından bağımsız, yeni ve ayırt edici bir algı yarattığına hükmetmiştir. Kelime markalarındaki kısmi hece benzerliklerinin, markanın bütününe yayılan görsel ve sesçil farklılıkları ortadan kaldırmayacağı tescil edilmiştir. Karar, tanınmış kök ibarelerin tekelci bir yaklaşımla, içinde geçtiği her türlü özgün ve bütüncül kombinasyonu engellemesinin önüne geçilmesi ve piyasadaki haklı ticari kullandırımların korunması bakımından dengeli bir hukuki yaklaşım sergilemektedir.